PSİKOLOJİYE GİRİŞ DERS ÖZETİ

Yayınlandı: Ekim 28, 2012 / Uncategorized

PSİKOLOJİYE GİRİŞ : ÜNİTE 01 –

psikoloji davranışın ve zihinsel süreçlerin bilimsel olarak çalışılmasıdır

İlk psikoloji Laboratuarı : 1879 da Almanya’da Leipzing Üniversitesinde Wilhelm WUNT
psikolojinin tarihi : İlk psikoloji Laboratuarı : 1879 da Almanya’da Leipzing Üniversitesinde Wilhelm WUNT tarafından açılmıştır. bununla psikoloji başlar.daha öncede psikolojik araştırmalar yapılıyordu ama modern anlamda bir labaratuvar açtı wunt. ve psikolojiyi bilimsel bir disiplin olarak tanımladığı o zamana kadarki yapılan araştırmalarıda kapsayan ilk ders kitabı yazdı .

psikolojik yaklaşımlar : yapısalcı yaklaşım-işlevselci yaklaşım-gestaltçı yaklaşım-davranışcı yaklaşım-psikodinamik yaklaşım-bilişsel yaklaşım-insancıl yaklaşım

Psikolojik Yaklaşımlar:
Yapısalcı Yaklaşım: Wunt – içe bakış yöntemi –
insan zihnini en küçük parçaya bölerek onu oluşturan temel elementleri saptama
Psikoloji tarihinde yapısalcılığın asıl temsilcisi Wunt’un öğrencisi: Edward Tichener dır.

İşlevselci Yaklaşım: Amerikalı William James – zihnin ne işe yaradığı

Gestalt Yaklaşım : (bütün-biçim) : Max Wertheimer, Kurt Kofa, Wolfgang Köhler ve Kurt Lewin : Gestalt Psikolojisi : zihnin organize olmuş bir bütün olarak anlaşılması.
Gestalt psikologları en çok ALGI alanında çalışmalar yapmıştır. Algının örgütlenme ilkelerini ortaya koymuşlardır
fi fonemi çalışmaları : iki ışık kaynağının arka arkaya yakılıp söndürülmesi sonucunda , iki ayrı ışık kaynağı değil hareket eden bir ışık algılanması.
Max Wertheimer in hareket algısına ilişkin fi fonomeni çalışmaları vardı. bu algısal süreçlerde bütünselliğin önemini ortaya koymuştur.

Davranışçı Yaklaşım: John B.Watson : odaklanılması gereken gözlemlenebilir eylemlerdir.
Watson’ın davranışcılığına : U-T (Uyarıcı Tepki) psikolojisi de denir.
Diğer davranışçı : B.F.Skinner : edimsel psikoloji yaklaşımını ortaya koymuştur
EDİMSEL PSİKOLOJİ : Skinner ın davranışları uyaran uyarıcılar üzerinde değil, davranışın sonuçları üzerine odaklanan davranışçılık türüdür.

Psikodinamik Yaklaşım : Nöroloji alanında uzman Sigmund Freud : psikanaliz : bilinçdışı süreçler

Bilişsel Yaklaşım : (düşünce-bilgi) : davranışın ardındaki zihinsel süreçlere bakar.
insan zihninin işleyişi bilgisayara benzetilir.
Zihinsel süreçler davranışlardan çıkarsayarak kontrollü laboratuar çalışmalarında sınanır
Kuzey amerika psikolojisinde ortaya çıktı.

İnsancıl Yaklaşım: Carl Rogers ve Abraham Maslow
İnsanlar davranışlarını özgür iradeleri ile gerçekleştirir ve seçimlerinden sorumludur.
*insanlar davranış tarzlarını kendileri seçerler
*insanlar davranışlarının sonuçlarından kendileri sorumludur
*Eğer koşullar sağlanırsa bireyler doğuştan getirdikleri potansiyelleri, yetenekleri ortaya çıkarabilirler
*Diğer insanlar bireyi yıkıcı bir şekilde eleştirirse onun kendini geliştirme eğilimine ket vurabilirler

İnsancıl yaklaşım kişilik ve psikoterapi alanlarında etkili olmuştur.

Psikolojinin Alanları

Gelişim Psikolojisi : döllenmeden ölüme kadar.çocukluk,ergenlik gibi gelişme dönemleri vardır.

Klinik Psikoloji : Ruhsal bozukluklar alanı

Sosyal Psikoloji : Bireylerin sosyal çevrelerini , gruplararası bireyler arası etkileşimi inceler

Endüstri ve Örgüt Psikolojisi : İş hayatındaki bireylerin duygu,düşünce,davranışlarını

Okul ve Eğitim Psikolojisi : Öğrencilerin eğitimsel duygusal sorunları..öğretmenler aileler ile işbirliği

Deneysel Psikoloji : çeşitli güdümsel durumlarda nasıl davrandıklarını deneysel yöntemlerle inceler : öğrenme ,hatırlama,algılama..gibi durumlarda

Psikolojide Araştırma Yöntemleri :

Doğal Gözlem : bir davranışı doğal ortamda gözlemlemek. Gözlemci etkisi sebebi ile ; öznel yorumlar işin içine gireceğinden güvenilirliğini yitirir.

Vaka İncelemesi : bireyin hem şimdiki hemde geçmişteki deneyim,düşünce,duyguları analiz edilir. Öznel yorumlar işin içine gireceğinden güvenilirliğini yitirir.

Survey : Niceliksel veri elde edilir. Fazla sayıda kişiden fazla sayıda yüzeysel bilgi elde edilir.En fazla kullanılan yöntemdir. Anket ve görüşme yapılır. Anket : açık uçlu ve kapalı uçlu sorular vardır.
Görüşmede :
yapılandırılmış görüşme : dorudan önceden belirlenmiştir
Yarı yapılandırılılmış görüşme : ana sorular bellidir ama cevaplara görede soru üretilebilir
Yapılandırılmamış görüşme : konu belli ama soru hazırlanmamıştır.

Kolerasyon : r ile gösterilir. İki yada daha fazla değişken arasındaki ilişkidir.
Olumlu : her iki değişke aynı yöndedir. (okunan kitap sayısı arttıkça bilgi çoğalır)
Olumsuz : her iki değişken zıt yöndedir (eşya fiyatları yükseldikçe satışlar azalır)

Deney : neden sonuç ilişkisi deneyle analiz edilir.
Bağımsız değişken : bir deneyde bağımlı değişken üzerindeki etkisini görebilmek için değişime uğratılan değişken
Bağımlı değişken : bir deneyde bağımsız değişkende yapılan değişmelerin izlendiği değişken
Deney grubu : bağımsız değişkende yapılan değişimlere maruz kalan grup
Kontrol grubu : bağımsız değişkende yapılan değişimin uygulanmadığı grup.
Denek: bir deneyde tepkileri yada cevapları gözlenen yada ölçülen bireylerdir.
• Klasik koşullanmada önce uyaran vardır ve organizma ona tepki gösterir. (U-T)
• Edimsel davranışta önce tepki yapılır sonra tepkinin doğurduğu uyarıcı gelir. (T-U)

PSİKOLOJİYE GİRİŞ : ÜNİTE 02 – ALGI

Algı duyumlarla elde edilen verilerin örgütlenmesi ve anlamlandırılmasıdır.
Duyum : içsel ve dışsal çevredeki bilginin yakalanması ve bu bilginin beyne iletilmesidir.
Duyum : içsel ve dışsal çevredeki bilginin yakalanması ve bu bilginin beyne iletilmesidir.
algının gerçekleşmesi için duyum gereklidir.
yani duyum olmaksızın algıdan bahsedilemez
algı tanımı gereği ; daima duyumsal yaşantılardan gelen hammaddeyi örgütlendirme ve anlamlandırmayı kapsar.
ALgı : duyusal girdileri yorumlama süreci
algı özneldir.
Gestalt psikoloji yapısalcı görüşe tepki olarak çıkmıştır.
dış dünyadaki nesne, olan ve kişilerin algısal temsilini inşa ederken başvurduğumuz ilkeleri Gestalt psikolojisinin yaptıkları çalışmalarla biliyoruz
algıyı bütün olarak ele alır gestaltcılar
bütün onu oluşturan parçaların toplamından fazladır sözü gestalt yaklaşımı çok iyi ifade eder.
gestaltçılar gruplama ilkelerini iddia eder. yani uyarıcılara sinir sistemimizin doğuştan gelen bir eğilimle belirli kurallar yani gruplama ilkeleri doğrultusunda tepki verdiğimizi iddia eder.
Gruplama ilkeleri : Yakınlık, benzerlik, tamamlama, süreklilik ve ortak hareket dir.
ALgıda yukarda öğrendiğimiz gruplama ilkelerinden başka 2.çok önemli bir ilke varki buda : şekil-zemin ilişkisi
biz daima nesneleri bir alan içinde algılarız. bu alanda bi arka fon vardır birde ana şekil..
görsel alanda dikkatimizi çeken kısım : şekil, geri kalan zemin dir.
şekil -zemin kişiye göre değişir. ben şekili zemin olarak algılayabilirim, sen tam tersi algılarsın..

önemli bir nokta: sadece görsel olarak değil işitsel olarakta şekil zemin ilişkisi vardır
örneğin : derste öğretmen bişey anlatırken dışardada top oynayan arkadaşlarınız var.
derse dikkatimizi vermişsek şekil derstir hocanın sesidir, dışardan gelen ses ise zemindir.
dersten sıkılmışsak dışardan gelen ses şekil olur.. hocanın sesi zemin olur

ALGISAL DEĞİŞMEZLİKLER :
nesneyi hep aynı algılarız .
Algısal değişmezlikler vardır : Büyüklük değişmezliği, şekil değişmezliği, renk değişmezliği ve parlaklık değişmezliği

UZAKLIK DERİNLİK VE HAREKET ALGISI
derinlik ve uzaklık algısı nesneleri 3 boyutlu ve değişken uzaklıklarda konumlanmış olarak tanıma yeteneğidir
görsel alanda derinliği tek göze bağlı algılsa ipuçları ve iki göze bağlı algısal ipuçları sayesinde algılarız
TEK GÖZE BAĞLI İPUÇLARI sayesinde iki boyutlu kağıt üzerindeki resimde derinlik ve uzaklığı hissederiz

tek göze bağlı ipuçları : insanların görsel alanda derinliği algılalamarına yardım edecek bilgi parçalarını tek gözün başına sağlamasıdır.

Göreli Büyüklük-Görsel Alanda Yükseklik-Doğrusal Perspekif, Örtüşme ve Dokum Gradyanı olarak kendi içinde ayrılır. Ressamlarda psikologlar kadar bu yöntemleri iyi bilir ve çalışmalarında kullanır..

göreli büyüklük : küçük nesneler uzakta, büyük nesneler yakında algılarız.
görsel alanda yükseklik : yüksekte olan uzakta algılanır
doğrusal perspektif : paralel çizgilerin birbirine yaklaşması ve en son birleşmesi uzaklık hissi yaratır
örtüşme : bir nesne diğer bir nesnenin bir kısmını kapatırsa arkada kalan nesne uzakta algılanır
Dokum Gradyanı : nesneler silikleşir yada doku o şekilde algılanırsa , ayrıntı artık gözükmez olursa uzakta algılanır

AT , geyik gibi avcı olmayan hayvanlar tek göze bağlı algısal ipuçlarını kullanır

bu hayvanların 2 gözü olmasına rağmen gözleri yanda olduğu için her iki gözün gördüğü görsel alan örtüşmez

İki Göze bağlı ipuçları :
Stereoskopik görmeyi kullanırlar… görsel alanın tamamı daha büyüktür. İki göz birden görür alan büyüktür.

iki göze bağlı ipuçlarından : derinlik ve uzaklık hakkında bize güvenilir bilgiyi veren retinal ayrıklık ve yada bnoküler ( iki göze ilişkin ) ayrıklıktır. iki göz arası 6 cm mesafe var.. her iki göze gelen görüntü aynı değildir fakat iki görüntü birleşir stereoskopik görme olur ve görüntü tek algılanır.

her göz görüntüyü farklı görür ama onlar birleşir ve tek görüntü olarak algılanır en son ve öyle görülür. işte bu stereoskopik görmedir

uzaklık ve derinlik hakkında bilgi veren diğer iki göze bağlı ipucu ise : gözlerin görüş çizgisinin kavuşma derecesidir.

uzaktaki nesnelere bakarken gözler paraleldir. ama yakındaki bir nesneye bakarsan şaşı olur gözler birbirine yaklaşır. şuan burnuna bak mesela

sestede bu şekilde olur.. ses nerden geliyor anlarız duyarız algılarız .. sesin beyne gidiş hızı sesin nerden geldiğini anlamımız sağlar..

HAREKET : fi fenomeni örneğini verebiliriz. tüm ışıklar arka arkaya yanar ama tek bir ışık olarak algılarız

ALGIDA HİPOTEZ TESTİ :
Algının nasıl yorumlanacağına karar verme işlemi hipotez test etme sürecidir.
gerçekliğin ne olduğuna dair her karar verdiğimizde aynı zamanda gerçekliğe ait kurduğumuz hipotezlerden birini doğrulamış oluruz
hipotezi test etme sürecimiz ise analiz- sentez sürecidir
analiz – sentez kuramı diye geçer literatürde

Müller Lyer Yanılsaması : Okların yönünden dolayı iki çizgi uzunluğu eşit olduğu halde, kapalı okun bulunduğu çizgiyi diğer çizgiden daha kısa algılama eğilimidir

DİKKAT : Dikkatimizi yönlendiren uyarana bağlı özellikler, şiddet, büyüklük ,kontrast ve hareket

kişisel faktörlere bağlı dikkat : beklentilerimiz, ilgilerimiz, değerlerimiz, kişiliğimiz, geçmiş deneyimimiz

ALGISAL GELİŞİM VE ÖĞRENMEDE : Algı doğuştanmı gelir yoksa sonradanmı öğrenildiği tartışıldı. Ve bu soruya üç araştırma modeli ile cevap bulunmaya çalışıldı : 1- Sonradan Kazanılan görme 2- Seçici Yetiştirme 3- bebeklerde derinlik algısı

Sonradan kazanılan görmede doğuştan görenlerin düzeyine hiçbirzaman ulaşılamaz

Seçici Yetiştirme : bir hayvan yavrusu seçilir ve o belli bir ortamda yetiştirilir ve o ortamdan farklı bir ortama konulduğundaki algısı test edilir..

Bebeklerde derinlik algısı : bebeklere görsel bir uçurum hazırlanmış. bebekler uçurumun kenarında kalmışlar. ama 6 aydan küçük bebeklere uygulanamadığı için bebeklerde derinlik algının doğuştanmı geldiği anlaşılamamıştır
bebeklerde derinlik algisi : görsel uçurum deneyleri

Gerçek Hareket Algısı : Trene bindiğimizde sabit olan dışarısı değil trendeki kişilerdir.
Görünürde hareket algısı ise : arka manzaranın hızlı geçmesi ama arabanın sabit kalması

ÜNİTE 3 ÖĞRENME
Öğrenme: Deneyimlerin organizmanın davranış ve zihinsel aktivitelerinde görece kalıcı değişiklik yaratmaya yol açan süreçtir. Öğrenme, tüm yaşamı kapsayan bir süreçtir.
– Öğrenme, davranışlarda bir değişikliğin meydana gelmesidir.
– Öğrenme, geçici değil kalıcı bir davranıştır.
– Bir başka nedenlerle (alkol kullanımı ya da uyuşturucu kullanımı) davranışta ya da zihinde geçici bir takım değişiklikler deneyimlenebilir, ancak bu deneyimler maddenin zihindeki ve fiziken etkisi ortadan kalkınca eskiye döner. Bu süreç “öğrenme” olarak adlandırılmaz.
Bağsal Öğrenme: İki olay ya da uyarıcının birbiriyle bağını öğrenmeye dayalı süreçtir.
KLASİK KOŞULLAMA: Herhangi bir otomatik tepkiye yol açmayan nötr bir uyarıcının, otomatik bir tepkiye yol açan başka bir uyarıcı ile ilişkilendirildiği bir öğrenme türüdür. Tarihsel olarak ilk ortaya atılan öğrenme mekanizması Klasik koşullama’dır.
– 1900’lü yılların başında Rus fizyolog İvan PAVLOV tarafından bulunmuştur. (Köpeklerde sindirim sistemi ve salgılama üzerinde çalışırken.)
Klasik Koşullamanın Gerçekleştirilmesi: Klasik koşullamanın nasıl gerçekleştiğini anlayabilmek için öncelikle bu koşullamaya ilişkin bir takım teknik terimleri açıklamaya ihtiyaç vardır. Klasik koşullama öncesi doğal bir uyarıcı-tepki bağına ihtiyacımız vardır.
Koşulsuz uyarıcı: Öncesinde bir öğrenme olmaksızın, doğal ve otomatik olarak belirli bir tepkiyi tetikleyen bir uyarıcıdır.
Koşulsuz Tepki: Koşulsuz uyarıcıya verilen otomatik ve öğrenilmemiş bir tepkidir.
Soğanın göz yaşarmasına yol açması, göze hava üflendiğinde ya da bir nesnenin çok yaklaştırılması durumunda gözün kırpıştırılması, burna biber kaçınca hapşırma, soğukta titreme v.b eylemlerin hepsi uyarıcı-tepki bağlarıdır.
Koşullu uyarıcı: Önceleri otomatik bir tepki uyandırmayan nötr bir uyarıcı iken klasik koşullama sürecinde koşulsuz uyarıcıyla ilişkilendirilen bir uyarıcıdır.
Koşullu tepki: Koşullu bir uyarıcıya verilen tepkidir.
Klasik koşullama esnasında, deneme sayısı kadar denemelerin zaman aralıkları da önemlidir. Eğer denemeler arasında çok kısa ya da çok uzun bir zaman dilimi varsa, klasik koşullamayı gerçekleştirmek için dağa çok uğraş vermek gereklidir. Yani daha fazla sayıda deneme yapmak gerekir; oysa denemeler arasında ne çok uzun zaman ne de çok kısa zaman dilimi olursa daha az sayıda denemeyle öğrenme gerçekleşir.
Klasik Koşullamaya Ait Çeşitli Öğrenme Olguları:
Klasik Koşullamada Sönme ve Kendiliğinden Geri Gelme: Yeteri kadar uzun süre koşullu uyarıcı verilip, koşulsuz uyarıcı verilmezse organizma artık koşullu tepki vermeyi bırakacaktır.
Sönme: Klasik koşullamada koşulsuz uyarıcı ile koşullu uyarıcı arasındaki bağı yok ederek, koşullu uyarıcının koşullu tepkiyi üretmediği süreçtir. Ancak sönme, koşullama yoluyla öğrenilmiş davranışın tamamen ortadan kalkmadığı gösterilmiştir. Kısacası, sönme kavramı, davranışın kesildiğine ama tamamen ortadan kalkmadığına işaret eder.
Kendiliğinden Geri Gelme: Sönen bir davranışın zaman zaman ortaya çıkmasıdır.
Klasik Koşullama Genelleme ve Ayırt etme:
Genelleme: Orijinal koşullu uyarıcıya benzer uyarıcının aynı koşullu tepkiyi ortaya çıkarmasıyla sonuçlanan bir süreçtir.
Örn: Daha önceleri beyaz farelerden korkmayan bir çocuk, daha sonraları fareyle birlikte ani ve şiddetli bir gürültü verilmesi üzerine sadece beyaz fareden değil, beyaz tüylü olan bütün nesnelerden korkmaya başlamıştır. (Genelleme)
Ayırt etme: Genelleştirilmiş bir koşullu uyarıcı ile koşulsuz uyarıcı arasındaki bağın zayıflatılması suretiyle genellemeyi sınırlandıran bir süreçtir.
Yüksek Dereceden Koşullama: Nötr bir uyarıcının, başka bir koşullu uyarıcı ile eşlenerek, koşullu tepkiyi ortaya çıkarma sürecidir.
Örn:
– Pavlov’un deneyinde zil sesine salya salgılama tepkisinin verildiğini, yani klasik koşullamanın gerçekleştiğini farzedelim.
– Bu koşullamada kullanılan zil sesine birinci koşullu uyarıcı diyelim.
– Daha sonra birinci koşullu uyarıcıyla ilişkilendireceğimiz nötr bir uyarıcı seçelim; bu, örneğin bir ışık olabilir.
– Klasik koşullama işleminde önce ışık yakıp arkasından zil sesini sunalım ve bu eşleşmeyi defalarca tekrarlayalım. Gerçekte burada yapılan, birinci koşullu uyarıcı olan zil sesinin “yiyecek geliyor.” anlamını ikinci koşullu uyarıcı olarak ışığa yüklemektir. Yani bu süreçte zil sesi bir koşulsuz uyarıcı görevini görmektedir. Bu süreç sonucunda köpek, sadece ışık yakıldığında salya salgılıyorsa, yüksek dereceden koşullama gerçekleşmiş olur.
EDİMSEL KOŞULLAMA
B.F. Skinner bir etki üretmek için yaşadığımız dünya üzerinde birtakım edimler gerçekleştirdiğimiz bu tür davranışlara edimsel davranış adını vermiştir. Bu tür davranışların öğrenilme mekanizmasını ifade etmek için de edimsel koşullama terimini kullanmıştır.
– Tarihsel olarak, Skinner’in edimsel koşullama olarak adlandırılmasından önce, bu tür öğrenmeyi ilk olarak ortaya çıkaran kişi, Eward Lee Thorndike’dir.
– Pavlov’un Rusya’da klasik koşullama deneylerine başladığı sırada, Thorndike kedilerle yaptığı deneylerde Pavlov’unkinden farklı olan bir öğrenme sürecini anlatan bir yazı yayımlamıştı.
– Thorndike bu deneylerde, öğrenmenin temel mekanizması olarak etki yasasını formüle etmiştir.
– Etki yasasını geliştiren ve daha popüler hale getiren Skinner’dir.
Edimsel Koşullamanın Gerçekleştirilmesi:
Pekiştirme: Bir davranışın tekrar olma olasılığını arttırma işlemidir.
Pekiştireç: Bir davranışın tekrar olma olasılığını arttıran durum ya da nesnedir.
Ceza: Davranışın olumsuz bir sonucudur ve davranışın tekrar olma olasılığını azaltır.
Edimsel Koşullamaya Ait Çeşitli Öğrenme Olguları:
Pekiştirme ve Ceza Türleri:
Olumlu pekiştirme: Davranışı takiben verilen ödüldür ve davranışın tekrar olma olasılığını arttırır.

Olumsuz pekiştirme: Hoşa gitmeyen uyarıcın ortamdan çekilmesiyle, o davranışın (uyarıcıyı ortamdan çeken davranışın) tekrar olma olasılığını arttırma işlemidir.
Edimsel Koşullamada Sönme ve Kendiliğinden Geri Gelme:
Edimsel koşullamada organizmanın edimsel davranışını pekiştirmeyi bırakırsanız davranışı söndürmüş olursunuz. Edimsel koşullamada davranış hemen sönmeyebilir. Tam aksine önce artıp daha sonra sönebilir.
Edimsel koşullamada da klasik koşullamada olduğu gibi sönen davranış bir süre sonra kendiliğinden gelebilir.
Edimsel Koşullamada Genelleme ve Ayırt etme:
Edimsel koşullamada, örneğin bir bebek “anne” sesine benzer bir ses çıkardığı için annesi tarafından kucağa alındı ve sevildiyse sadece annesine değil, başka kadınları da gördüğünde “anne” sesini çıkaracaktır. (Genelleme)
Her kadına pekiştirme almak için kendi annesine “anne” diyen bir çocuk, annesi tarafından kucağa alınırsa, başka kadınlara “anne” deyip kucağa alınmazsa annesini ayırt etmiş olacaktır. (Ayırt etme)
Davranışı Şekillendirme:

Şekillendirme: İstendik davranışa gittikçe yakınlaşan davranışların pekiştirilerek sonunda istendik davranışın üretilmesini sağlayan bir edimsel koşullama prosedürüdür. Şekillendirmede esas olarak yapılan işlem, organizmayı hedef davranışa yönelten her bir davranışı kademeli olarak pekiştirmektir.

Pekiştirme Tarifleri: Bir davranışın ne kadar hızlı öğrenildiğini ve pekiştirilmiş bir davranışın ne kadar sıklıkla ortaya çıkacağını belirleyen ödül zamanlamasıdır.
Sabit zaman aralıklı pekiştirme tarifesinde: Pekiştirmeler önceden belirlenmiş, tahmin edilebilir zaman aralıklarıyla gerçekleştirilir.
Değişken zaman aralıklı pekiştirme tarifesinde: İstendik davranış, her defasında değişen zaman aralıklarıyla pekiştirilir.
Sabit oranlı pekiştirme tarifesinde: Pekiştireç, belli bir davranış sayısından sonra verilir.
Değişken oranlı pekiştirme tarifesinde: Pekiştireç her defasında farklılaşan sayıdaki davranıştan sonra verilebilir.

BİLİŞSEL ÖĞRENME
Bilişsel süreçler algılama – hatırlama ve düşünme gibi süreçlerdir.

Kavrama: Deneme-yanılmaya değil, içgörüye dayanan bir öğrenme türüdür.

Gözlem Yoluyla Deneme: Diğer kişinin davranışlarını gözleyerek ve taklit ederek gerçekleşen öğrenmedir.

CEZA TÜRLERİ

çocuğa itici gelen şey direk ortama verilirse : azarlamak gibi : olumlu ceza olur.
çocuğun sevdiği şeyin mesela çikolatanın yaramazlık yaptığı için elinden alınması : olumsuz ceza olur.
olumlu cezada belirtilen cezanın kendisi değil. yani azarlamak diil aslında. organizmaya itici gelen uyarıcının direk ortama verilmesidir. azar itici ya organizmaya ordan yani..

olumsuzda organizmanın hoşuna gidenin ortamdan çekilmesi…
yaramazlık yapan çocuğun elinden çikolatasını almak gibi..

olumluda veriyorsun
olumsuzda alıyorsun

PEKİŞTİRME
Olumlu Pekiştirme : davranışı takiben verilen ödüldür ve davranışın tekrar olma olasılığını arttırır
Çocuğa çikolata vermek, aferin demek gibi…

Olumsuz pekiştireç : hoşa gitmeyen uyarıcının ortamdan çekilmesinden dolayı olumsuzdur.
Başın ağrıyınca ağrı kesici alırsın. Başının ağrısı geçer.
Hoşa gitmeyen davranış baş ağrısıdır.

Olumlu : ortama olumlu hoşa giden bir şey sokar
Olumsuz : ortamdan hoşa gitmeyen birşeyi çeker

Pekiştirme : her durumda davranışın tekrar olma olasılığını arttırır.
(çocuk yine çikolata ister, baş yine ağrır)

Ceza: bir davranışın tekrar olma olasığılını azaltır yada davranışı tamamen durdurur.
(azar işitmek istemeyiz yada çikolatamız elimizden alınsın istemeyiz)

ÜNİTE 4 BİLİŞ VE ZİHİNSEL YETENEKLER

DÜŞÜNCE VE DİL
Başta düşünce olmak üzere zihne ait olan tüm olgular ve zihinsel işlemlerin hepsi biliş terimiyle ifade edilir.
-kavramlar
-imgeler
-dil

Kavramlar ve İmgeler
kavram: aralarında belirli özellikleri paylaşan nesleri, insanları ve yaşantıları sınıflama kategorisidir. sınıflandırmada, nesneleri tekil değil kategoriler halinde ele alma imkanı buluyoruz.
kavramlar dünyayı basitleştirmekle kalma, yeni yaşantılara anlam kazandırırlar. her yeni yaşantı için yeni bir kavram yaratmayız. tersibe, varolan kavramalrla hareket ederiz.

nesne ya da kişilerle ilgili kavramlarımız olduğu gibi;
-faaliyetler ilgili (bisiklete binme, yürüme)
-soyut durumlarla ilgili (adalet, demokrasi) kavramlarımızda vardır.

olasılık içeren kavramlar: kuş kavramı uçan, yumurtlayan kanatları olan ve cıvıldayan özellikleri taşıyan hayvanları temsil eder. oysa kuş olduğu halde uçamayan ya da ötemeyen örneklerde vardır. insanlarla ilgili olan kavramlar genelliklşe bu türdendir.

klasik kavramlar: ortak özelliklerin hepsini taşıyan

hiyerarşik bağlantılar: örneğin; tavuk kuş kavramının bir üyesidir ve kuş da daha geniş bir olan hayvan kavramının bir unsurudur. hayvanı da daha temel olarak canlılar kavramı içine yerleştirebiliriz.

Kritik özellikler modeli: bir nesne, olay, kişi ya da fikrin kavram tarafından kapsanabilmesi için belirli özelliklere sahip olması gerektiğini ileri sürer.

Prototip model: alternatif bir yaklaşımdır ve kategoriyi iyi temsil eden bir örnektir; yani kategorinin en tipik üyesidir.

Örneğe benzerlik modeli: yeni bir uyarıcıyı bir kavramın çeşitli örnekleriyle karşılaştırabiliriz. eğer yeni uyarıcı, kavramın bir örneği ile yeterince benzerlik gösteriyorsa, o uyarıcıyı o kavram temelinde yorumlayabiliriz.

Düşüncenin diğer önemli yapıtaşı imgelerdir. bir limonu imgesel olarak “tadabiliriz” ya da dalgaların sesini imgesel olarak “işitebiliriz”. sözel olmayan düşünme yolları açık hale gelmiş olmalıdır. en çok araştırma yapılan imgeler “görsel” olanlardır. imge: duyusal bir girdinin zihinsel temsilidir.

DİL

Fonem adı verilen seslerden oluşur.
Fonem: 8 sesli 23 sessiz olmak üzere toplam 31 fonem vardır. Kendi başlarına anlamlı değildirler. Birleşerek morfemleri oluştururlar.
Morfem: en ufak anlamlı birimlerdir. En sık biraraya geliş biçimi; kül, tek, kuş gibi örneklerdir. İkinci en çok kullanılan sistem; et, is, ip…
Chomsky dilin derin ve yüzeysel yapısı olduğunu ifade eder. Derin yapı bireyin ne demek istediğidir. Yüzeysel yapı ise dinleyen kişinin duyduğu sözcüklerdir.
Cümle üretirken dilin düzeyleri; -önce düşünce ya da önerme
-sonra cümlenin sözcüklerine dönüştürülür
-sonra konuşma seslerine dönüştürürüz.
Konuşmayı duyan için bu tam tersidir. Kişi önce sesi duyar, sonra sözcükleri oluşturur son olarak da cümleden anlam çıkarır(önerme).

PROBLEM ÇÖZME

Problemi anlamak, çözüme giden işlemleri saptamak, bu işlemleri gerçekleştirmek, sonuçları kontrol etmek ve hedefe ulaşamamışsak bu zincirde tekrar geri dönmek.
Deneme- yanılma: doğru çözümü bulana dek yanlış seçimleri ele yöntemiyle problem çözme.
Zihinde imgeleme: problemi şekillere gözünde canlandırmak ve problemin özünü yakalamak. Gereksiz ayrıntılarla uğraşmaktan uzaklaştırır.
Algoritma: doğru çözümün bulunmasını kesinleştiren adım adım problem çözme işlemidir.
Kestirmeler: problem Pratik yollarla çözmek. Yani problem çözmeyi kısalaştırmak, kesinleştirmek, kolaylaştırmak.
Anoloji: durum karşılaştırması.

Zekanın Doğası

Snyderman ve rothman zekâyı akıl yürütme, bilme, çevrelerine uyum sağlama gibi özellikler olarak görmektedir. Sıradan insanlar ise pratik problem çözme, sözel yetenek, sosyal yeterliliğin bileşimi olarak görürüler.

ZEKA KURAMLARI

Alfred Binet: zekayı yargılama yeteneği olarak görür. problemle yüzleşmek ve doğru çözümü saptamak, çözüm uygulamaya konduğu andan itibaren nasıl yol alındığını takip etmek ve gerektiğinde çzöümü değiştirip geliştirmek.

Charles Spearman: ona göre zeka genel bir yapıdır ve varlığını her alanda ortaya koyduğunu düşünür. Genel zekayı g-faktörü olarak adlandırır. Zekanın genel zekadan kaynaklanarak özel yetenek alanlarına dağıldığını düşünmektedir.

Thurstone: zekayı oluşturan yedi bileşen, yedi alt yetenek belirlemiştir. Bu yeteneklerin birbirinden bağımsız olduğunu ileri sürer. Algısal hızı vasat olan biri, kelime bilgisi açısından çok iyi düzeyde olabilir.

Cattell;
Kristalleşmiş zeka: yeteneklerin deneyim ve eğitimden etkilendiğini belirtir. Sözel ve sayısal beceriler.
Akışkan zeka: deneyim ve eğitimden çok az etkilenen yeteneklerdir. Ezber belleği.

Çoklu zeka kuramı

Gardner’ın bir değil birçok zeka olduğunu ve her birinin göreceli olduğunu ve farklı olduğunu ileri sürer. Çoklu zeka kuramında her zeka türü kendi başına zeka olarak tanımlanır. Gardner yedi farklı zeka ayırt etmiştir; dille ilgili zeka, müzik zekası, mantıksal-matematiksel zeka, uzamsal zeka, kişilerarası zeka, bedeb-kinestetikle ilgili zeka ve içsel zeka.

Üçlü zeka kuramı

Akademik zeka, deneyimsel zeka, pratik ya da sağduyu zeka

Akademik zeka: yeni bilgiyi kazanma nasıl yapılacağını öğrenme yeteneği.
Deneyimsel zeka: yeni işlere uyum sağlama, yeni kavramları kullanma, yaratıcı biçimde kullanma yeteneği.
Pratik ya da sağduyu zeka: insanların gerçek yaşam olaylarıyla başa çıkmada kullandıkları bilişsel süreçler.
Not: akademik zeka büyük ölçüde akıl yürütme ve hızlı düşünmeyi içeren akışkan zekayı gerektirirken, pratik zeka sonradan edinilmiş bilgi ve becerilere dayalı olan kristalleşmiş zekayı gerektirir.

Zekanın belirleyicileri

Zeka katılıma mı yoksa zekaya mı bağlıdır? Genlerimiz zekanın olası sınırlarını belirler, çevre ise zeka potansiyelimizin üst sınırı ne ise oraya ne kadar yaklaştığımızı belirler.

ZİHİNSEL TESTLER

İlk zihinsel test, Binet’in, Theodore Simon ilk birlikte geliştirdiği testtir. Yargı, kavrama ve muhakeme üzerinde odaklanan bu ilk modem zeka testi kolaydan zora doğru sıralanan otuz problemden oluşmaktaydı. Daha sonra iki kez gözden geçirilip değişiklikler yapıldı. Bu testlerle yaptığı ölçümler sonucu her yaş grubundaki ortalama test puanını saptamış ve böylece zeka yaşı kavramını geliştirmiştir.
Binet-Simon zeka ölçeği adını almış ve defalarca revizyona uğramıştır. En çok bilineni; Termanın yaptığı revizyondan sonra standart hale gelen test Stanford-Binet zeka ölçeği adını almıştır.
Stanford-Binet Zeka Ölçeği; hem çocuklara hem de yetişkinlere uygulanabilir. Son yapılan revizyonda sözel ve sayısal testlerin yanısıra soyut görsel yeteneği ve kısa belleğin ölçümünü içeren sorular eklenmiştir.
Wechsler Zeka Ölçeği; hem sözel hem de performans yeteneklerini ölçen, yetişkiler ve çocuklar için hazırlanan özgül formları olan bireysel zeka testidir.

YARATICILIK

Orjinallik, akıcılık ve esneklik. Alternatif ya da alışılmadık kullanımlar. Yaratıcı problem çözme süreci yeni fikir üretme ve üretilen bu fikrin değerini araştırma keşfetmeyi içerir.
Iraksak düşünme; özgünlük, yaratıcılık ve esneklik ölçütlerini karşılayan düşünmedir.
Yakınsak düşünme; bir problem karşısında doğru çözüme yönlendirmedir.

ÜNİTE 5 BELLEK

Belleğin Evleri ve Türleri
Bellek: bireyin bilgisini saklayan, gerektiği durumlarda bilgiyi geri çağıran ve kullanmasını sağlayan zihinsel süreç.
Bilişsel psikologlar, belleğin, birbirleriyle bağlantılı üç süreçle inşa edilir;
Kodlama: bilgiyi beynin işleyebileceği zihinsel temsillere dönüştürmedir.
Saklama: söz konusu kodlanmış bilginin o andaki ve daha sonraki kullanımı için bellekte tutulmasıdır.
Geri getirme: bellekte saklanan bilginin yerini tespit etme ve o bilgiyi kullanmadır.
Dış dünyadan gelen tüm uyarıcılar duyusal kayıtlardan bellek sistemine girer. Üzerinde en fazla araştırma yapılanlar işitsel ve görsel kayıtlardır.

KISA SÜRELİ BELLEK
Sınırlı miktardaki bilgiyi geçici süre saklayan bellek sistemidir. Çeşitli işlerin yapıldığı aktif bir yerdir. Hem duyusal kayıttan gelen yeni bilgi hem de uzun süreli bellekte depolanmış bilgi kısa süreli bellekten akar. Kısa süreli belleği daha ayrıntılı incelemek için, bu sistemin kodlama, saklama, geri getirme aşamalarına yakından bakmak gerekir.

a) Kodlama: bilginin bellek sistemlerinde saklanması, belli formlarda kodlanması sayesinde gerçekleşir. İşitsel-görsel kodlama yapabileceğimiz gibi anlama dayalı olarak da kodlama yapabiliriz. İşitsel kodu daha fazla kullanırız. İşitsel kodlama kadar görsel kodlama da yapılmaktadır.
b) Saklama: kısa süreli bellekte saklama kapasitesi sınırlıdır. Kapasitesini arttırmanın en iyi yolu kümeleme adı verilen işlemdir.
c) Geri getirme (hatırlama): öğrendiğimiz her bilgi 30 saniye sonra unutulacaktır. Tekrar etme stratejisi ile bilgiyi daha uzun süreli hatırlarız.
Kısa süreli bellekten bilginin nasıl kaybedildiğine ya da unutulduğuna dair iki yaklaşım mevcuttur.
Silinme kuramına göre; zaman geçtikçe bilginin gücü azalır ve hatırlaması zorlaşır.
Bozucu etki (yer değiştirme) kuramına göre; kapasite sınırlılığı yüzünden kısa süreli bellekte doldur-boşalt yapılmak zorunda kalınır.

UZUN SÜRELİ BELLEK
Beceriler, sözcükler, deneyimler ve bilginin saklandığı sınırsız bir depo olan bellek sistemidir. Uzun süreli bellek hayatta bildiğimiz her şeyin depolandığı bellektir. Dolayısıyla, kapasitesi sınırsız olan bir bellek sisteminden söz etmekteyiz.

Uyarı: uzun süreli bellek; pasif bir depodur, sınırsız kapasitesi vardır ve bilgiler çok uzun zaman, bir ömür boyu saklanabilmektedir. Kısa süreli bellek; düşüncelerin aktif olarak işlemde olduğu bir sistemdir. Kapasitesi ve süresi sınırlıdır.

UZUN SÜRELİ BELLEK TÜRLERİ
Açık bellek; isteyerek hatırlarız.
a) semantik bellek; bilgileri niyetli olarak isteyerek hatırlarız. bir sözcük ya da ansiklopedi gibi genel olgu ve bilgileri içerir. Kişisel olmayan bellektir.
b) episodik bellek; kendimiz için anlamlı olan, kişisel olaylara ait bellektir.

Otobiyografik bellek; episodik belleğe benzer. Kendimiz hakkındaki kişisel olarak anlamlı olan bilgiyi içerir.

Örtük bellek; bilgi niyetsiz öğrenilir ve hiç istemeksizin hatırlanır.

Prosedürel bellek; sözel olarak betimlemekten çok göstermenin daha kolay olduğu performansa dayalı olan aktivitelerdir. (yıllarca masa tenisi oynamayıp raketi elinize aldığınızda bedeninizin kendi kendine yapılması gereken davranışın hatırlaması)

Amnezi; beyin sarsıntısı ya da psikolojik travmanın neden olduğunu ciddi düzeydeki bellek kaybıdır.

Uzun Süreli Bellekte Kodlama, Saklama ve Geri Getirme
a) Kodlama; duyusal kayıttan geçip kısa süreli belleğe ulaşan bilginin bir kısmı uzun süreli belleğe geçer. Uzun süreli bellekte bilgi olduğu gibi temsil edilmez. Genellikle orijinal bilgiye birtakım eklemeler yapılır. Sözel materyalin anlamını korumaktır amaç.
Ders çalışırken de sözcüklerin dizilimine değil, anlama odaklanırsanız çok daha iyi hatırladığınız göreceksiniz. Materyali uzun süreli belleğimizde daha önce varolan başka bir bilgi ile ilişkilendiririz.

Özümseme; yeni bilgiyi varolan bilgiyle ilişkilendirmek için bilinçli olarak analiz etmelidir.
Kısa süreli bellekte bilgiyi tekrar etme mekanik bir tekrardır ve bilgiyi daha uzun süre tutmak amacıyla yapılır. Amaç kısa süreli bellekteki bilgiyi uzun süreli belleğe kodlamaktır.

Çifte kodlama; Paivio geliştirmiştir. Birbiriyle etkileşen iki ayrı uzun süreli bellek formu mevcuttur. Biri sözel bilgiyi saklamak için özelleşmiş bir dilsel form, diğeri de gördüğümüz nesne ve manzaradaki uzamsal organizasyonu kodlamada özelleşmiş görsel form.

b) Saklama ve Geri Getirme; Bir bilgi bir kez uzun süreli belleğe kodlanınca, ona ihtiyacımız olduğunda kullanımımız için oradadır ya da orada olmayabilir. Bazen çok iyi bildiğimiz bir ismi hatırlayamayabiliriz. Bilgi oradadır ama bir türlü ona ulaşamayız. Psikologlar buna dilimin ucunda olgusu adını verirler.
Zaman içinde unutmaya neden olan nedir? Yani bilginin çıkıp gittiğini, tamamen kaybolduğunu ileri sürüyorlardı. Ama artık böyle bir yaklaşım kabul görmemektedir. Alternatif olarak bozucu etki yaklaşımları ve geri getirme ipuçları yaklaşımları mevcuttur.
Bozucu etki unutmanın ile zaman ile değil diğer öğrenme ya da zihinsel faaliyetlerin bellek üzerindeki bozucu etkisinin daha önemli olduğunu ileri sürmektedirler. İki tür bozucu etkiden söz edilebilir;

İleriye doğru bozucu etki: daha önce öğrenilmiş bilginin yeni olan bilgiyi olumsuz bir biçimde etkilemesidir.
Geriye doğru bozucu etki: yeni öğrenilen bilginin daha önce öğrenilen bilgiyi geri getirmeyi engellemesidir.

BELLEĞİ GELİŞTİRME
Kodlama, Özümleme ve İmgeleme
Bilgiyi özümleyerek kodlamanın belirgin bir üstünlüğü söz konusudur. Özümleme, bilgiyi olabildiğince genişleterek uzun süreli belleğe yerleştirmeye olanak tanır.
Diğer bir bellek geliştirme yöntemi; görsel imge yaratmaktır.

Lokus yöntemi; birbiriyle ilişkisiz sözcüklerde olduğu gibi, rastgele verilmiş bir materyali bir sıraya, düzene koyarak belleği etkin hale getirebilirsiniz.
Anahtar sözcük yöntemi; yabancı dilde sözcük öğrenilmesine yardımcı olması için geliştirilmiş bir tekniktir.

Bilginin Örgütlenmesi
Uzun süreli bellekte örgütleme ilkesi olarak kategorilere dayanmaktayız, ilk önce geri getirmek istediğimiz bilginin ait olduğu kategoriye ulaşmak ve sonra o bilgiyi geri getirmek çok daha kolaydır.

Bağlamsal bellek
Kütüphanede oturmuş ders çalıştığınız farz edin. Siz bilinçli olarak önünüzdeki materyali öğreniyor olsanız bile, büyük olasılıkla bilinçsiz bir biçimde çevrenizle ilgili rastgele bilgiyi de belleğinize depolamaktasınız. Bunlar dışsal ipuçlarıdır. Daha sonra oraya gittiğiniz de fiziksel çevreye ilişkin rastgele minik ipuçları orada öğrendiğiniz bilgiyi hatırlamanızı kolaylaştıracak. Bağlamsal belleğin çalışma ilkesi bilginin öğrenilmesinde ve geri getirilmesinde aynı mekânsal ipuçlarını kullanmasıdır. Daha önce bulunduğunuz fiziksel ortam önemlidir.

Duygusal ve Biyolojik Durum
Bellek performansını etkileyen içsel ipuçlarıdır. Bu ipuçları bilgiyi uzun süreli bellekten geri getirmede tetikleyici bir işleve sahiptir. Örneğin; bir alkolik sarhoşken içkisini sakladığı yeri ayıkken bulamayabilir. Ama tekrar alkol aldığında içkisinin sakladığı yeri kolaylıkla bulur.

Duygusal bellek performansını en az 4 şekilde etkileyebileceğini belirtmektedir;
1) ister olumlu ister olumsuz olsun belirgin bir duygu durum içinde olmamız duygusal olarak nötr olduğumuz zamanlara göre bilgiyi geri getirmede daha etkilidir. Örneğin; üzülmek, heyecanlanmak, sevinmek vb…
2) olumsuz duygu durumlarının bellekten geri getirmeyi engellediği ifade edilmektedir. Sınav kaygısı. Aşırı kaygı geri getirmemiz gereken bilgi üzerinde bozucu bir etki yapar.
3) duyguların bağlamsal özelliklerinden yararlanma. Yani bir materyali öğrenirken içinde bulunduğumuz aynı duygusal duruma girmeye çalışarak bilgiyi geri getirmeye çalışabiliriz.
4) bastırma kavramı. Çocuklukta yaşanılan travmatik duygular yüzünden, yaşanılan anının bellekten uzaklaştırılması, bilince çıkmasının engellenmesi. Aktif olarak bilgiyi geri çağırmaya yönelik bir direnç mevcuttur.

ÜNİTE 6 YAŞAM BOYU GELİŞİM ÖZET

Yaşam boyu gelişim anlayışı : doğumöncesi döllenme ile başlayan, yaşlılık ve ölüme yaklaşma ile ilgili süreçlerin yaşandığı dönemlerinde içinde yer aldığı anlyıştır.

Yaşamboyu gelişimin ana çalışma konusu : bireylerin doğum öncesi dönemden başlayarak geçirdiği değişimleri betimlemek ve açıklamak, yine bu değişime yönelik benzerlik ve farklılıkları ortaya koymaktır.

Yaşamboyu gelişimi : gelişim psikolojisi inceler

Yaşam boyu gelişimle ilgili en önemli tartışma konusu bireyin gelişiminde kalıtımla gelen özelliklerinmi yoksa çevresel faktörlerinmi etkin olduğudur.

Çevre faktörleri : 1- fiziksel çevre 2 – toplumsal çevre olarak sınıflandırılır.

GELİŞİMDE KRİTİK DÖNEMLER

Gelişim sürecinde kriz dönemleri ve kritik anlar gelişimin seyri açısından etkilidir.

Kriz dönemleri : ülkemizi sarsan marmara depreminin, bu olayı yaşayan bireylerin gelişim sürecinde izler bıraktığını söylemek mümkündür
Kritik anlar : hamilelik döneminde alkol tüketimi bebeğin anne karnındaki gelişim sürecini etkileyebileceğinden ileriye dönük olarak bebekte fiziksel ve bilişsel değişimlere yol açmaktadır.

YAŞAM BOYU GELİŞİMDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ

Gelişim psikolojisinde : doğal gözlem, örnek olay yöntemi, deneysel gözlem ve ilişkisel gözlem olmak üzere 4 farklı araştırma yöntemi kullanılmaktadır.
Doğal gözlem : gelişim sürecini kendi ortamında izlemeye dayalıdır.
Örnek olay yöntemi : tek bir deneğin ayrıntılı olarak incelenmesi.
Deneysel yöntem : gelişim sürecindeki değişim ve süreçleri neden-sonuç ilişkisi içerisinde açıklamaya çalışan yöntem
İlişkisel yöntem : iki farklı değişkenin arasındaki ilişkiyi gösteren yöntem

Bunun yanında yaşam boyu gelişimde gelişim sürecine ilişkin bilgileri elde etmede 3 farklı araştırma deseni kullanılmaktadır. : enlemsel(kesitsel) desen, boylamsal desen ve sırasal desen
Enlemsel desende : aynı anda farklı yaşlardaki bireylerden veriler toplanır ve toplanan veriler kıyaslanarak gelişim süreci hakkında bilgi edinilmeye çalışılır. (2-4-9.. belli yaş gruplarına uygulanır)
Boylamsal desende : aynı bireyden farklı zamanlarda veriler toplanır ve bu verilere bakılarak gelişim takip edilir( 2 yaşında bir bakılır 4 yaşında sonra 6 yaşında tekrar aynı kişiye bakılır)
Sırasal desende : enlemsel ve boylamsal desenin birlikte kullanıldığı desendir.

Enlemsel ve boylamsal desenin kendilerine göre olumlu ve olumsuz yönleri mevcuttur. Enlemsel desen aynı zaman dilimi içinde gerçekleştirildiğinden dolayı para ve zaman açısından daha ekonomiktir.
Boylamsal desende zamanla deneklerin araştırmadan ayrılmaları, başka yerlere taşınmaları gibi sebeplerle deney kaybı fazladır. Zamanla birlikte yeni teknolojik gelişmeler boylamsal desende önce kullanılan yöntemleri geçersiz kılar.
Bireysel olarak yaşa göre farklılıkları ortaya koyması açısından boylamsal desen avantajlıdır.
Enlemsel desende yaş ve doğum yılı farklılıkları birbirine karışmaktadır.

Bu araştırma desenlerinin yanı sıra biyografik ve geriye dönük çalışma larda mevcuttur. : bu tarz çalışmalarda kişilerin kendi bilgilerine dayalı olarak geçmiş yaşamları hakkında bilgi sahibi olup, belli dönemler hakkında o kişilerin kendi ağızlarından bilgi toplamak esastır.

Örneğin : 60 yaşındaki bir yazarın geçmiş yaşantısı, hayatındaki belli dönüm noktaları gelişim esasına dayalı olarak incelenebilir.

Yaşamboyu gelişimde önemli aşamalar : evre dir.
Birbirini takip eden bir aşamada gerekli yeterlilikleri kazanmadan bir diğerinin başlamadığı durumlar evre kavramını açıklamaktadır. : çocukta dil gelişimine bakıldığında önce basit sözcüklerden başlar, sonra kısa cümlecikler sonrada uzun cümlelere ulaşan bir yapıdadır.

Evre kuramlarına göre her bir evrede olması gerekenler :
*yetenek,beceri yada güdülerin biraraya gelerek oluşturduğu tutarlı bir örüntüyü oluşturan yapılar olmaları
*bir önceki evreye göre kazanılan nitelikler arasındaki farkı ortaya koyan niteliksel değişimler
*evredeki belli başlı değişikliklerde ortaya çıkan eşzamanlı değişimi işaret eden ani oluş
*Bütün değişimlerde aynı hızda gelişmeyi sağlayan birliktelik kavramı

Gelişim dönemleri oluşturulup,gelişim dönemlerine ilişkin saptamalar ortaya konulurken en önemli ölçütler:
*Yaş kavramı : özellikle evrelerin oluşturulmasında yaş kavramı önemli bir unsurdur. Dikkat edilmesi gereken nokta, yaşın sadece biyolojik yada kronolojik bir olgu olmadığı aynı zamanda psikolojik ve toplumsal bir gerçeklik olduğudur. 70 yaşında biri kendini çocuk gibi hissederken bir başka 70 yaşındaki kişi kendini çok yorgun hissedebilir. Yaş ve yaşa ilişkin hissedilenler kişiye göre değişir.
*Doğum Yılı: doğum yılı aynı olan ve aynı yıllarda benzer gelişim sürecini yaşayan bireyleri kuşak kavramı altında açıklayabiliriz. Aynı yaşta dahi olsalar farklı kuşaklara ait bireylerin gelişimleride farklı olabilmektedir.
Doğum yılı 1990 olan 20 yaşında bir bireyle doğum yılı 1950 olan 20 yaşındaki bir bireyin 20 yaşa ait gelişim özellikleri farklı olabilmektedir.

KUŞAK : tarihsel açıdan doğum yılları aynı döneme denk gelen insanlar gurubuna denir.

***Yaşam boyu gelişimi incelerken en çok karıştırılan konular : büyüme,gelişim ve olgunlaşma kavramlarıdır.
Büyüme : herhangi bir özellikteki kadameli artış. Daha çok fiziksel artıştır bu. Boy uzaması gibi…
Gelişim: olgunlaşma ve büyüme kavramlarını kapsayacak şekilde açıklamak mümkündür. Gözle görülen fiziksel bir artışın yanında bir şekilde yaş,deneyim ve çevresel etkilerin sistemli etkişelimi sonucu oluşan değişimlerdir.
Gelişimde her bir aşama bir öncekinin üzerine yenilerini ekleyerek organizmayı sistemli bir değişime götürür.
Örneğin : çocuk yürümeden önce emekler,ilk adımını atar,yavaş yavaş tutunarak yürümeye çalışır ve en sonunda destek almadan yürür. Tüm aşamalar aynı sıra şeklinde bir sonraki aşamanın hazırlayıcısıdır.
Olgunlaşma : daha çok doğuştan gelen ve genetik etkilere bağlı olarak ortaya çıkan unsurları ele alır. Doğuştan gelen unsurlar bireyde belli evrelerde belli değişimleri meydana getirmektedir.

DOĞUMÖNCESİ GELİŞİM

Döllenmeyi takip eden 2 haftalık süreçte döllenmeden itibaren bölünerek çoğalan hücreler çeşitli doku ve organları oluşturacak şekilde farklılaşırlar.
İnce uzun yapıdaki bu farklılşamış hücre yapısına EMBRİYO adı verilir.
Embriyo dahada gelişerek 3.ay itibarıyla FETÜS halini alır. İnsan şeklini almaya başlayan bu yapının kolları ve ayakları seçilebilir. Yaklaşık boyu 2,5 cm kadardır. Kalbi atmakta ve hareket etmektedir.
Fetüs anne karnında PLASENTA adı verilen bir organ tarafından beslenir.
Annenn yedikleri içtikleri soludukları hava plasenta dan bebeğe aktarılmaktadır. Bebek için faydalı besinlerin yanında alkol ve kafeinde bu duvarı rahatlıkla geçer bu yüzden erken doğum yada doğum sonrası çocukta gelişebilecek birçok soruna neden olabilmektedir.

YENİ DOĞAN BEBEK

Tüm bebekler arama refleksi, meme refleksi, yutma refleksi, yakalama refleksi,adım atma refleksi gibi doğuştan gelen reflekslere sahiptir.
Arama refleksi : bebeğin yanağına dokunulduğunda o tarafa çevirmesi memeyi bulmak için önemli bir reflesktir.bu arama refleksidir.
Emme refleksi : ağzına aldığı herşeyi emmesidir
Yutma refleksi : ağzındakileri boğulmadan yutması
Yakalama refleksi: avucunun içine yerleştirilen bir nesneye yada parmağa sıkıca sarılması
Adım atma refleksi : bebek koltuk altlarından tutulup ayakları yere konulduğunda yürüyecek şekilde adımlar sıralar. Bu adım atma refleksidir. Fakat 3.aya kadar yok olur.

BEDEN VE HAREKET GELİŞİMİ :

Bebeğin fiziksel gelişimle birlikte hareket gelişimi artar.
Yeni doğan bebekler ilk 4 ayda büyük gelişme gösterirler.bu süre içinde ağırlıkları 2 katına çıkar. Vücutta en önemli değişme beynin hızla gelişmesiyle birlikte başta görülür. 4 aylık bebekler elleri ve parmakları ile çevreyi keşfederken, reflekslerin yerini istemli hareketler almaya başlar. 2 aylık süreçte yavaş yavaş yüzüstü yattığı yerden başını kaldırabilen bebek, 4 aylıkken küçük bir küpü yada oyuncağı kavrayabilir. 5 ay sonunda destek olmadan oturabilen bebek 6 aylıkken artık tutanarak ayağa kalkabilir. 9 aylık dönemde mobilya kenarlarına tutunarak yürümeye başlayabilir. Bazı bebekler bu süreçte emeklerken bazıları ise emeklemeden yaklaşık 12 aylık döenmden sonra yürümeye başlamaktadır.
2 yaşından itibaren çocuğun beyni ağırlık olarak yetişkin bir insan beyninin %75i kadardır.
Çocuğun ilk 2 yıldaki büyümeye oranla fiziksel gelişimi yavaşlar. Çocuk 5 yaşından sonra daha karmaşık hareketleri yapabilecek düzeylere ulaşır. Örneğin bu dönemde çocuk 2 tekerlekli bisiklete binmeyi öğrenir.

BİŞİLSEL GELİŞİM
Bilişsel gelişim aşamasında tüm çocukların ortaya koyduğu belli yaş davranışları bulunmaktadır. Piaget, yaptığı gözlemler sonucu aynı yaş grubunda yer alan çocukların kendilerinden daha büyük yada küçük çocuklara göre farklılaşan zihinsel hatalar yaptığını belirlemiştir. Buradan yola çıkarak çocukların belirli yaş dönemlerinde belirli yapıları kazanmadan belirli sorunları çzömekte başarılı olamayacaklarının altını çizmektedir. Bu alandaki çalışmalarını kendi çocuklarının yeni oyuncakları keşfetmeleri, dünyaya bakış açıları ve basit problemlere yaklaşımlarından yola çıkarak bilişsel geliş kuramını 1-duyusal motor dönem, 2-işlem öncesi dönem, 3-somut işlemler dönemi ve 4-formel işlemler dönemi adını verdiği 4 evre şeklinde oluşturmuştur.

1-Duyusal Motor Dönem : ( 0-2 yaş )
Bebeğin kendini diğer nesnelerden ayırt edemediği dönem. Doğuştan getirdikleri refleksleri problemleri çözme yolunda dış dünyadaki değişimlere uyarlayacak bir yapı için hazırdır. Doğumdan itibaren görme ile ilgili algılaması zayıf olan ve emziren anne ile çocuk arasındaki mesafeye denk gelen yaklaşık 25 cm gibi bir uzaklığı seçebilen bebeğin görme algısıda gelişmeye başlar.

0-2 aylık süreç : dış dünyaya meme emme sürecinde ağzı ile dış dünyadaki nesnelerle ilişki kuran bebek zamanla elleri ve kollarıda işin içine sokar. Yakaladığı nesneleri keşfetmeye çalışan bebek emme ve yakalama reflekslerinin bir araya gelmesiyle çevreyi daha iyi anlar hale gelir.
3-4 aylık dönem : işitmenin gelişmesiyle beraber bebek farklı sesleri üretmeye başlar. Görüş alanındaki nesneleri merak edip onları yakalamaya çalışır. Bu kontada yakaladığı el ve ayak parmaklarını emer fakat bu süreçte çevreyi keşfetme durumu da görüş alanı ile sınırlıdır.
4-8 aylık dönem : bebek hoşuna giden aktiviteleri sürdürmek isteğindedir. Bu dönemde bebek elindeki bir oyuncağı salladığı zaman ses geldiğinde bu durumdan hoşlanır ve aynı hareketi sürekli tekrarlar. Bir şekilde bu davranışla algıladığı çevreyi değiştirmeye çalışır.
8-12 aylık dönem: bebekler çevreyi değiştirme yönünde daha isteklidir. Daha önce sıkarak ses çıkardığı oyuncağa benzer bir oyuncağı sıkmaya çalışması gibi.
12-18 aylık dönem: bebekler daha aktif bir şekilde deneyerek öğrenme yolunda dımlar atarlar.deneme yanılmalarla birçok sorunu çözmeye çalışırlar.dar bir alandan geçirip sığdırmaya çalıştığı oyuncağı sığmayınca farklı denemelerden sonra ters çevirip oyuncağı sokabilmesi gibi.
18-24 aylık dönem : keşfetmeyle beraber yeni durumları zihinsel olarak canlandırma soyut olarak düşünebilme süreci başlar. Bu süreçte çocuk deneme yanılma yapmaya gerek duymadan soyut düşünce gücüyle problemleri çözmeye başlar. Daire şeklinde bir cismi direksiyon olarak kullanması gibi.

Duyusal motor dönemin sonlarına doğru çocuklarda problem çözümüne yönelik sembol kullanımının arttığı gözlemlenir.
Ayrıca bu dönemde ortaya çıkan en önemli özellik nesne devamlılığı(sürekliliği) ile ilgilidir.
Sembolik Kapasite : çocuğun nesneleri ve yaşadıklarını anlatmada simgeleri, kelimeleri veya jestleri kullanma becerisidir.
Nesne Devamlılığı(sürekliliği) : nesnenin görüş ve alanından yada diğer duyuların kapsama alanından çıksa dahi var olmaya devam ettiğine,sürekli olduğuna ilişkin temel inanıştır.
Yeni doğan bebekler topu gördükleri sürece varolduklarına inanırlar ama duyusal motor dönemin sonlarına doğru nesnelerin var olduğu düşüncesi gelişir. Koltuğun arkasına saklanan top aslında ordadır.

2-İŞLEM ÖNCESİ DÖNEM (2-7 yaş):
Duyusal motor döneminin sonunda ortaya çıkan sembolik faaliyetlerle birlikte çocukta dilin geliştiği görülmektedir. Bu dönem iki başlık altında incelenir
A-Kavram öncesi dönem (2-4 yaş arası )
Bu dönemde sembolik faaliyerlere bağlı olarak taklide dayalı ve hayali oyunlar çocuğun ilerde karşılaşabileceği gerçek sorunlara ilişkin sorun çözme becerilerini geliştirmesinde faydalıdır.
Bu dönemde görülen en önemli özellik benmerkezci düşüncedir.
Benmerkezci düşünce : kendi görüşlerinin ve bakış açısının tek bakış açısı olduğunu düşünerek diğerlerinin bakış açılarını fark etme konusunda yetersiz olma durumudur.
Çocuğun kafasını çarptıktan sonra gidip masayı dövmesi,kazayla zarar verdiği ayısının ağlayacağını düşünmesi gibi…

B-Sezgisel dönem (4-7 yaş arası)
Mantıksal düşünmenin gelişmediği bu dönemde olayları sezgisel açıklama durumu ağırlık kazanmaktadır. Bu dönemde göze çarpan özellik : korunum ilkesi ile ilgili olandır.
Korunum ilkesi : nesnenin farklı bir şekle sokulmasının hacminde,miktarında,ağırlığında değişiklik yaratmayacağını kavramaya ilişkin durumdur. Uzun bir bardaktaki su geniş bir bardağa konulduğunda görüntüsü itibarıyla daha azmış gibi görünür çocuğa. Miktarların aynı olduğunu anlayamaz. Bu durum çocuğun geriye dönüşebilirlik kavramını algılayamaması ile ilgili güzel bir örnektir.

3- SOMUT İŞLEMLER DÖNEMİ (7-11 yaş)
Bu dönemde çocuk nesnelerin değişmezliği konumunu kavrama,toplama, çıkarma gibi matematik işlemleri yapabilme,gerçek ve hayal dünyasını ayırabilme ve başkalarının açısını görebilme gibi özellikler kazanır.
Masalların artık gerçek olmadığına ilişkin bilişsel yapıyı güçlendirmeye başlar.

4- FORMEL İŞLEMLER DÖNEMİ (11-15 yaş)
Çocuk bu dönemde semboller aşamasından geçip, düşünce düzeyine gelmiştir. Daha küçük yaştayken kullanılan tümevarım yöntemi yerini tümdengelim e bırakmıştır. Öncesi dönemde annem ve babam denize girmeyi seviyorsa bende sevmeliyim gibi genellemeler yaparken bu dönemde olayları yorumlayabilir.
Çocukta yetişkin düzeyine yakın akıl ve mantık yürütme, soyut kavramları kullanabilme becerilerinin gelişmesi gibi durumlar gözlenir.

Bazı araştırmacılar Piaget in kuramina ilişkin eleştiriler getirmiştir. Bilişsel gelişim aniden beliren bir durum değildir. Her bir dönem mutlak bir şekilde diğerini takip etmemektedir.
Anneleri için doğumgünü hediyesi seçmeleri için yönlendirilen çocuklarla ilgili araştırmada çocukların yaş dönemi gereği benmerkezli düşünerek kendi bakış açılarına göre hediye seçmeleri beklenebilir. Ama farklı bir araştırma sonucunda çocukların anneleri için uygun hediyeler seçtikleri görülmüştür.

BEBEKLİKTE BİREYSEL FARKLILIKLAR

Sağlıklı bebeklerin tümü benzer gelişim özellikleri gösterselerde birbirlerinden farklıdırlar. Bebekleri birbirinden farklı kılan davranış özelliklerine MİZAÇ denir.
Bazı bebekler çok hareketli,bazıları sürekli ağlar, bazıları sessizdir…

BEBEKLERDE ALGISAL DEĞİŞİM

6-12 ay arasında bebeklerde derinlik algısı oluşmaktadır. Derinlik algısı ; bebeklerin dünyayı 3 boyutlu ve nesneleri uzaklık yakınlık durumuna göre görmelerini sağlayan algıdır
Araştırmacılar laboratuar ortamında oluşturdukları yapay uçurumla çocuklarda derinlik algısını araştırmışlardır. Bu araştırmada kalın bir cam yüzey altında kareli kumaşla kaplı zemin üzerinde hem sığ hem uçurum içeren yapay bir ortam oluşturulmuştur. Cam yüzeyin üzerine bırakılan 6-14 ay arası bebekler, anneleri tarafından çağrılsalar dahi yapay uçurumu algılayarak üzerinden geçmeyi reddetmiştir.

AHLAK GELİŞİMİ

Kohlberg in ortaya koyduğu ahlak kuramında aklak gelişimi geleneksel öncesi ahlak düzeyi, geleneksel ahlak düzeyi ve geleneksel ötesi ahlak düzeyi olmak üzere 3 aşamada incelenmektedir.

Gelenek öncesi ahlak düzeyinde : çocuklar davranışları ceza ve ödül gibi somut sonuçları doğrultusunda değerlendirmektedirler

Geleneksel ahlak düzeyinde : bazı ahlaki değerleri içselleştirilir ve diğerlerinin koyduğu kurallara uymaya çalışılır

Geleneksel ötesi ahlak düzeyinde : neyin doğru neyin yanlış olduğu adaletin kuralları çerçevesinde değerlendirilmeye balar.

DİL GELİŞİMİ

Bebeler 2 aydan itibaren agulama sesleri çıkarırlar. 4-6 aylık bebekler ses vurgularını anlar ve kullanmaya başlarlar. 6.aydan sonra sesleri tekrar ederek 12 ay civarı ilk kelimeleri söylerler. 12-18 aylık dönemde ise iki kelimelik cümleler oluştururlar. 12-24 ay arasında artık kelime dağarcığı genişler ve kelimeleri ekleriyle ve fiil zamanlarına göre söylerler.

DUYGUSAL VE SOSYAL GELİŞİM

Doğada birçok yenidoğan hayvan annesi izlenir. Özellikle Kaz ve ördek gibi hayvanların yumurtadan çıkar çıkmaz gördükleri ilk hareketli nesneye karşı bağ oluşturup onu taklit etmeleri durumuna BASIMLAMA adı verilir. bu davranış sadece bu türe özgüdür. Yapılan araştırmalar Bu hayvanların oyuncaklara ve insanlara dahi basimlama geliştirdiklerini göstermiştir.
İnsanlarda basımlamaya benzer bir davranış şekli görülmemektedir. İnsanda BAĞLANMA olarak gerçekleşen süreç yavaş yavaş gelişir.
Bebek 7.aydan itibaren yoğunlaşan bağlanma davranışı ile kucağa alınmayı ister ve korktuğunda acı hissettiğinde yabancılarla karşılaştığında bakıcısına daha çok sarılır.
Anneden yada bakan kişiden ayrılma çocukta kaygı durumu yaratır. Nesne devamlılığı gibi KİŞİ DEVAMLILIĞI kavramı bebekte gelişmeye başlar. 5 aylık bebek için anne odayı terk ettiğinde sorun olmaz ama 9 aylık bebek annesi odayı terk edince annenin odanın dışında var olduğunu kavrar ve onu geri çağırmak için ağlar.

ANNE –BABA VE ÇOCUK İLİŞKİLERİ

Sanayileşme sürecinde anne baba ile çocuk ilişkileri önem taşımaktadır.
Ailenin çocuk yetiştirmede otoriteyi kullanma biçimine göre 3 tarz yetiştirme biçimi mevcuttur.
1. bilinçli otoriteye dayalı yetiştirme
2. baskıcı otoriteye dayalı yetiştirme
3. sınırsız hoşgörüye dayalı yetiştirme

1. bilinçli otoriteye dayalı yetiştirme : çocuğa aile içinde önem verilir. Çocuğun ihtiyaçları titizlikle karşılanır. Çocuğun neleri yapıp neleri yapamayacağı aile içinde belirlenmiştir. Çocuk bir konuda fikrini rahatlıkla belirtir ve çocuğun sorularına sabırla cevap verilir fakat belirli ilkelerden taviz verilmez. Örneğin : çocuk yatmadan dişlerini fırçalamak zorunda ise mutlaka fırçalar.
2. baskıcı otoriyete dayalı yetiştirme : çocuk mutlaka otoriteye uymak zorundadır. Çocuk görüş bildiremez, kendini ifade etmeözgürlüğü yoktur. Anne baba tarafından kurallar sert bir şekilde gösterilir.
3. sınırsız hoşgörüye dayalı yetiştirme : çocuğun hiçbir sınırı yoktur. İstediği her davranışı gerçekleştirebilir. Hiçbir yanlış davranışı cezalandırılmaz.

Gelişim psikologları açısından en uygun tarz: bilinçli otorite yaklaşımıdır. Bu tarz yaklaşım çocuğun sosyalleşmesi, bilişsel ve duygusal yönden gelişebilmesi içinde uygun ortamı sağlamaktadır.

ÇOCUKLARDA OYUN DAVRANIŞI VE ARKADAŞLARLA İLİŞKİLER

Çocukların oyunlarda ortaya koydukları davranışlar gelişim süresince farklılaşır.
Tek başına yalnız oyun oynayan çocuklar, daha sonraları birbirlerinin oyununa karışmadan oynadıkları PARALEL OYUN türünü geliştirirler. (her birinin aynı zamanda kendi başlarına farklı oyuncaklarla oynamaları )
Bu aşamadan sonra çocuklar paralel oyunu bırakarak İŞBİRLİĞİNE DAYALI OYUN sürecini geliştirirler. (herkesin bir rolü vardır. Kimi anne,kimi doktor olarak oyun oynamaya başlarlar)
7 yaş öncesinde sadece oyun oynayıp oyuncakların paylaşıldığı bir arkadaşlık kavramı oluşurken 9 yaşla beraber arkadaşlıkta karşılıklı iki yönlülüğün önemli olduğu ortaya çıkmaya başlar. Çocuk sadece arkadaşlarının onun için değil, kendisininde arkadaşları için bir şeyler yapmasının gereğinin farkına varır.

CİNSİYET VE ROL GELİŞİMİ
Çocuklarda cinsiyet rol gelişimi farklı aşamalarda gerçekleşir.
3 yaş civarındaki çocuklar kız yada erkek olduklarının farkındadırlar. TOPLUMSAL CİNSİYET KİMLİKLERİ konusunda bilgi sahibidirler. Ama kız yada erkek olmanın ne demek olduğu konusunda tam bir fikir sahibi değildirler.
Bu dönemde bi kız çocuğu kravat taktığı zaman erkek olabileceğini düşünebilmektedir. 4-5 yaş arası çocukta cinsiyetin değişmeyeceğine ilişkin bilinç gelişmiş TOPLUMSAL CİNSİYET DEĞİŞMELİĞİ kazanılmıştır. Günümüzde televizyon ve diğer görsel kitl iletişim araçları aracılığıyla bu bilinç daha erken yaşlarda kazanılır duruma gelmiştir. Bu farkındalıkla beraber çocuk toplum için kendicinsiyetine uygun görülen davranışları ortaya koymaya başlar. CİNSİYET ROLÜ FARKINDALIĞI olarak adlandırılan bu durum çerçevesinde çocuk kendisinden cinsiyeti gereği hangi davranışların beklendiğini bilir.
Çocukların giydikleri kıyafetten oyuncak seçimine dek uanan süreç bu çerçevede şekillenir.

ERGENLİK
Ergenlik : fiziksel gelişmeler ve bunlara bağlı olarak hızlı değişimlerin yaşandığı ve bu süreçte geri dönüşü olmayan bazı kararların alındığı bir dönemdir.
Kızlarda : 10-11 yaş aralığında,
Erkeklerde : 12-13 yaş aralığında
Başlayan bu süreçte boy ve ağırlıkta ciddi artışlar görülür.
Uzayan kol ve bacaklara hakim olamama bu dönem çocuklar sakar olarak nitelendirilir.
Ciltte yağ bezlerinin artmasıyla sivilceler çıkması, kemik ve kas yapısındaki gelişmeler,erkelerde kas yapısının gelişmesi,ses tonunda kalınlaşma,tüylenme.. bu döneme ait gelişim özellikleridir.
Yaşadıkları değişimler sebebi ile ergenleri sürekli ayna karşısında görmek mümkündür.
Ergenin bu süreçte kendisi ve vücudu ile barışık olması ilerili yıllara uzanan şekilde kişilik gelişimi açısından da önemlidir.
Ergenlerde soyut düşünce kavramı gelişir. Dünya orunlarına ilişkin birçok konuda aralarında tartışabilir ve bu konularla ilgili fikir yürütebilir. Bazı ergenler herkesin farklı görüşlerde olabileceği konusundaki bilişsel yapıyı tam gerçekleştirememiş olabilir. Bazı konularda bilişsel gelişimde yaş olarak ileri seviyede olsalarda, olayları benmerkezli görme eğiliminde olabilirler.
Kendilerini sahnede gibi görürler.
Kendilerine bir şey olmayacağını sanıp risk alabilirler.
Anne baba kuralları ile savaşmaya başlar

YETİŞKİNLİK

Yetişkinliğin ilk yılları insanların kendi yaşamları ile ilgili birçok kararı aldığı dönemdir. Bu dönemde bireyler kalıcı iş bulmak için sık iş değiştirme, evlenme, çocuk sahibi olma gibi kararları alabilir.
Anne baba olmanın getirdiği sorumluluklar,kariyer yapma gibi durumlar ve mesleki yaşantının birbirleriyle çatışması sonucu aile içerisinde sıkıntılar yaşanabilir.
Evlilik doyumu ile ilgili yapılan araştırmalar çocuk sahibi olduktan sonra evlilik doyumunda düşüş olduğunu göstermektedir. Buna karşılık daha ileriki yaşlarda çocuklar evlenip evden ayrıldıklarında doyumun göreceli olarak arttığı görülmektedir.
Orta yaş grubu insanlarda taptıkları işten yaşamlarından eskisi kadar zevk alamama ile beraber ORTA YAŞ KRİZİ gelişebilir. Bu süreçte birey kendini kararlı bir değişime hazırlar. Aynı şekilde boşanma yada bir ilişkiyi sonlandırmada yetişkinin psikolojik yapısı üzerinde etkilidir.
Yetişkinlikle beraber insan vücudunda fiziksel değişimler başlar.
25-30 yaşları arası en verimli dönem sonlanmış, artık 30 yaşından itibaren eskisine oranla dinç yapı yavaşlamaya başlamıştır. Yedek hücre sayıları hızla düşerken harcanan hücrelerin yerine yenisi konmaz. Bu durum kalp veciğer performansında düşmeye neden olur. Bedensel ve zihinsel olarak faal olan durumda olan bireylerde yaşlanma etkileri daha az görülmektedir.
Kadınlarda 40-50li yaşlarda menopoz döneminde bedendeki değişikliğin yanında psikolojik değişikliklerde olabilmektedir.
İleriki yetişkinlik döneminde bireyler fiziksel rahatsızlıklarda artık daha hassastır. Uyuma zorlukları,deride büzüşme,kemik zayıflığı,akciğerlerde daha az oksijen tutulması,saç tellerinin incelmesi,beyazlaşması,duyularda hassaslaşma…( Yaşlılıkta bilişsel aktivitelerin sürdürülmesi önemlidir : satranç oynamak gibi…)
Araştırmalara göre ileriki yetişkinlikte yaşamın kontrolünün kendisinde olduğuna inanan bireylerin fiziksel rahatsızlıklara dayanıklılığı daha fazladır. Yaşlılık döneminde artık çevre ile etkileşim azalabilmekte ve alınan toplumsal roller azalmaktadır. Azalan rollerle birlikte artık çevresindekilerin kendisine ihtiyacı olmadığına dair inanış gelişmeye başlar. İlerleyen yaşla beraber, emeklilik sonrası boşluk hissi ve kendi yaşıtlarının ölümü gibi fktörler yaşamı gözden geçirme davranışını başlatan durumlara örnektir. Bunun yanı sıra kültürel farklılıklar, bireylerin ekonomik durumları bu döneme bakışıda farklılaştırmaktadır.

ÜNİTE 7
Güdüler ve duygular

güdü:organizmayı etkileyerek bir amaç için harekete geçmeye sevk eden,istekleri,arzuları,ihtiyaçları,dürtüleri ve ilgileri kapsayan genel bir kavramdır.

dürtü:Açlık,susuzluk,cinsellik gibi fizyolojik kökenli güdülere dürtü adı verilir.

gereksinim(ihtiyaç):Vücut süreçlerini denge durumuna getirmek için çeşitli kaynakların kullanıldığu organizmanın fizyolojik ihtiyaçları ya da davranışı yüksek seviyede yönlendiren başarma,toplumsal onay,statüye ilişkin duyulan istek gibi dürtülerdir.

GÜDÜLENME KURAMLARI

1)Dürtü kuramı:Açlık,susuzluk,cinsellik

2)Özendirici uyarıcı kuramı:Örneğin;yeni cep telefonu olan biri gözüne cazip gelen yeni bir cep telefonunu da alabilir.örneğin;yemekten sonra tok olsak dahi güzel kokan bir keki yeme ihtiyacı hissedebiliriz.tanım:biyolojik olmayan,birey gereksinim duymasada bireye cazip gelen ve onu davranışa iten unsurlar özendirici uyarıcıdır.

3)En uygun düzeyde uyarılma kuramı:Bireylerin yüksek sesle müzik dinlemek için discoya gitmesi,paraşütle atlaması bu kurama örnektir.hayatın sıkıcı olduğunu düşünen bireyler böyle yaparak en uygun seviyeye gelmek isterler.

4)İçgüdü kuramı:örneğin;leyleklerin göç etmesi,örümceğin ağ örmesi,(merak,aşk,nefret)bunlarda insanlara ait içgüdülerdir.

5)Bilinçdışı güdüler:Bireyler hatırlamak istemedikleri şeyleri bilinçdışına iterler.Ama bu hatırlamak istemedikleri şeyler yok olmaz.

6)Biyolojik denge (homeostasis) kuramı:Organizmanın yaşamını sağlıklı şekilde sürdürmesine bağlıdır.

homeostasis:organizmanın bünyesine katılan maddelerin ne şekilde alınacağına ve nasıl denge kurulacağına ilişkin sabit içsel durumu işaret eden biyolojik denge kuramıdır.örneğin;Fastfood biyolojik dengenin bozulmasına yol açar.

GÜDÜLERİN SINIFLANDIRILMASI

1)Birincil güdüler:

a)açlık-susuzluk:organizma da açlık ile ilgili tepkileri yönlendiren merkez hipotalamustur.yeme-doyma durumunu kontrol eder.kana doğrudan verilen insülin kandaki şeker miktarını düşürerek açlık hissine yol açar.Aynı şekilde kana verilen glikoz da açlık hissini ortadan kaldırır.Kanser ya da ülser gibi hastalıklar sebebiyle mideleri alınan kişilerde açlık duyma hissi devam edecektir.Vücuttaki su ve tuz dengesinin bozulması susuzlukla ilgili gereksinimin belirmesine neden olur.Yaz aylarında buz gibi bir içecek görüntüsü kişideki susuzluk gereksinimini arttıracaktır.

b)cinsellik:biyolojik ve çevresel unsurlar tarafından uyarılarak ortaya çıkar.Cinsel davranışın ortaya çıkmasında merkezi sinir sistemi tarafından kontrol edilen hormonlar,parfüm kokusu,cinsel içerikli bir reklam,erotik içerikli hayaller gibi çevresel unsurlar etkili olabilmektedir.Kadın ve erkekte cinsel davranışın altında yatan en önemli biyolojik unsur testosteron hormonudur.hayvanlarda feromon adı verilen maddeler gibi koltuk altı ve cinsel organların bulunduğu bölgede benzer kimyasallar salgılarlar.

2)Uyarıcı kaynaklı güdüler(öğrenilmemiş güdü):

a)araştırma ve merak:bireyler merak ile birlikte yeni durumları keşfedebilir ve keşfettiğinden sıkılan birey kendini daha ileri uğraşlara yönlendirir.İlerleme ve gelişmenin temeli bu şekilde merak ve araştırmadan geçer.

b)kurcalama:birey bilmediği yeni bir cihazı kurcalayarak ne olduğunu anlama yönünde kendisini tatmin edebilir.Öte yandan tespih çekmek,sınıfta derste kalem çevirmek,yüzüğüyle oynamak gibi durumlardada birey kurcaladığı maddelerle kendisini sakinleştirir.

3)Sosyal güdüler(öğrenilmiş güdü):bir arada bulunma,güç,başarı

a)Başarı gereksinimi:

b)ilişki kurma ve bağlanma gereksinimi

c)kontrol altında tutma gereksinimi

ÖDÜLÜN KAYNAĞINA GÖRE GÜDÜLENME

1)İçsel kaynaklı ödül:işin ödül niteliğini taşıması birey için zevk ve tamin sağlıyorsa buna içsel kaynaklı ödül denir.örneğin;gelişme arzusu,araba kullanmak,yüksek yerden suya atlamak,bulmaca çözmek.

2)Dışşal kaynaklı ödül:dışarıdan ödül sunuluyorsa ve davranış oluşuyorsa buna dışsal kaynaklı ödül denir.örneğin;bir işçi mesaiye sadece prim olduğu için kalıyorsa bu dışsal kaynaklı ödüle örnektir.

GEREKSİNİMLER(İHTİYAÇLAR)HİYERARŞİSİ:Abraham Maslow

DUYGULAR

1)korku 2)neşe 3)kızgınlık 4)hüzün 5)nefret 6)umut 7)yakınlık 8)hayret

DUYGU KURAMLARI

1)James-Lange kuramı: William james-Carl Lange

Gözlerin büyümesi,tüylerin diken diken olması.örneğin;birinin köpek görünce korkması ve böylece titremesi veya ağlaması.

2)Cannon Bard kuramı:hipotalamus devreye girer.

3)Bilişsel kuram: Stanley Schachter. örneğin;alkol alan biri alkol etkisiyle değişiklik gösterecektir.kişi eğlenceli bir ortamdaysa sevinçli,kasvetli bir ortamdaysa sıkıntı hissedebilir.fizyolojik değişiklerin şekillenmesinde bireyin algı ve anlayışı etkilidir.

4)Sosyobiyolojik kuram:örneğin;çevreye uyum sürecinde kızgınlık duygusu aslında diğer insanların saldırganlıklarına karşı insanları korurken,neşe ve mutluluk gibi duygular insanların yakınlaşmasını sağlamaktadır.bu kuram duyguların fizyolojik temellerini açıklama konusunda sınırlılıklar içermektedir.

Duyguların ifade edilmesi

jest ve mimikler:duygu ve düşünceleri destekleyerek gözle görülür somut hale gelmelerine katkıda bulunan hareketlerdir.

TEMEL BİLGİ TEKNOJİLERİ 1. ÜNİTE
v Bilgi bir şeyin ya da bir olayın belirli bir özelliğini tanımlar. Bilginin önemi bir yargıda bulunmak, bir karar vermek için gerekli olmasından kaynaklanır.
ü Fikir, bir konuya ilişkin bir görüşe sahip olmaktır.
ü İlim, bir işin yapılmasına, bir aracın kullanımına ilişkin yeterliklere sahip olmaktır.
ü Malumat, (enformasyon) herhangi bir konuya ilişkin bilgi işlem süreci sonunda ortaya çıkan üründür.
Bilginin önemi daha da artmıştır. Bunun Nedenleri
v Bizim sahip olduğumuz seçenekler, dedelerimizin sahip olduğu seçeneklerden çok daha fazladır.
v Ulaşım bugünkü ile kıyaslanamayacak kadar güçtü. Seçeneklerin sayısı çok çeşitli nedenlerle arttı. Seçeneklerin artışının en önemli nedenlerinden biri üretim teknolojisindeki gelişmelerdir. Dedelerimiz küçük birer çevrenin içinde yaşıyorlardı.
v Eskiden, büyük miktarda bilgiyi değerlendirmeyi gerektiren durumlarda, bize yardımcı olacak araçlar olmadığı için, seçeneklerin birçoğunu baştan elemek zorundaydık. Bugün ise çok büyük miktarlardaki bilgilere kolaylıkla ulaşabilir ve onları kullanabiliriz. Bilgi teknolojisi, bilgi işlemekte kullanılan maddi cihazlar ile kavramsal araçların tamamıdır. Bilgi işlem sürecinin mamulü bilgidir. Süreçte işlenen malzemeye ise veri denir
Bilgiyi işlemekte kullandığımız araçlar iki ana grupta toplanabilir
1. Maddi cihazlar
2. Kavramsal araçlar
Bilgi işlemekte kullandığımız maddi cihazlar, telefon, radyo, televizyon, bilgisayar gibi cihazlardır. Kavramsal cihazlara örnek teşkil eden dil, alfabe gibi maddi olmayan şeylere sahip olmasaydık, bütün bu cihazlar hiçbir işe yaramayacaklardı.
BİLGİ İŞLEM SÜRECİNİN ADIMLARI
v Kaydetme, v Erişim,
v Sınama, v Hesaplama,
v Sıralama, v Saklama,
v Sınıflandırma, v Çoğaltma ve
v Özetleme, v İletme.( bilgisayar ortamında yapılmazsa bir sorun teşkil etmez.)

Her bilgi işlem sürecinde bütün işlem adımları zorunlu değildir. Bazı süreçlerde bu adımlardan yalnızca birkaçı yer alabilir.
• Bir bilgi işlem sürecindeki işlem adımlarında farklı teknolojiler kullanılabilir.
Bilgi işlem sürecinde bilgisayar kullanmak
ü Çok miktarda verinin kolay işlenmesini sağlar.
ü Çok kısa sürede verileri kolaylıkla işler.
ü Çok yoğun ve karmaşık işlemleri kolayca gerçekleştirir.

v Bilgi, bir karar vermekte anlam taşıyan, karar vericiye gerektiği zamanda ve gereken biçimde ulaştırılan ve doğru olan, işlenmiş veridir.
İnsanlık Tarihi: (1) avcı-toplayıcı, (2) tarım, (3) sanayi ve (4) bilgi toplumu olarak dört farklı aşamada incelenebilir
İnsanlar uzun süre avcı-toplayıcı olarak yaşadılar.
v Yaklaşık on bin yıl süren tarım toplumunda, nüfusun büyük bölümü tarımla uğraşıyordu. Ekonominin temeli tarımdı. Dolayısıyla en kıymetli faktör topraktı. Tarım devriminden sonra ikinci büyük devrim, sanayi devrimi gerçekleşmiş oluyordu. Şehirler daha önce hayal edilemeyecek kadar büyüdüler. Nüfusun önemli bir bölümü sanayi işçisi haline geldi. Sınaî üretim ekonominin temeli oldu, tarımın payı ve önemi azaldı.
v 20. yüzyılın ikinci yarısının başlarında ilk bilgisayar yapıldı. Aynı süreç içinde bilgi toplumu kavramı da tartışılmaya başladı. Bilgi sektöründe çalışanların payı hızla arttı. Artık en önemli kaynak enerji değil, bilgiydi.
v Tarım toplumunda toprağa, sanayi toplumunda enerjiye sahip olan kuralı koyuyordu. Bilgi toplumunda ise kuralları bilgiye sahip olan tayin etmeye başladı. Tarım toplumlarında da bilgi işleyenler vardı. Ama küçük bir azınlığı oluşturuyorlardı. Sanayi toplumlarında malzeme işlemek ön plana çıktı. Bilgi toplumunda ise işlenen şey, harşer, rakamlar, sesler, görüntüler gibi sembollerdir.
v Bilgi toplumu çok çeşitli açılardan sanayi toplumundan farklıdır. Ancak belki de en belirgin farklılık, bilgi toplumunda yaşayan bireylerin aktif birer sembol üreticisi olabilmeleridir. Bilgi toplumunda yaşayanların Önemli bir bölümü, geçimlerini sembol işleyerek kazanırlar.

Ünite 2
v Her ne kadar bilgisayarların kapasitesi sürekli olarak gelişmekte, boyutları küçülmekteyse de, ilk bilgisayardan bugüne tüm bilgisayarlar aynı prensiplerle çalışır.
İşlemci ve Ana Bellek
v İşlemci, veriler üzerinde işlem yapan birimdir. İşlemciler iki sayıyı birbiriyle toplamayı bilir. Çıkarma, çarpma, bölme gibi diğer bütün işlemler, bir anlamda, toplamaya dönüştürülerek gerçekleştirilir. İşlemciler, ayrıca, iki sayıyı birbiriyle karşılaştırabilir. Yani iki sayı birbirine eşit değilse, hangi sayının büyük olduğunu bilir. Bilgisayar işlemcilerinin tanıdıkları rakamlar sadece 0 ve 1’dir.

v İşlemci bilgisayarın en önemli unsurudur. Bilgisayarda gerçekleştirilen her şey, işlemci aracılığıyla gerçekleştirilir.
v Ana Bellek, Bilgisayarın herhangi bir anda işlemek durumunda olduğu bilgilerin saklandığı bellektir.
v Rassal Erişimli Bellek(RAM), Ana belleğin kullanıcılara ayrılan kısmıdır.
v Salt Okunur Bellek (ROM), Ana belleğin bilgisayar tarafından kullanılan kısmıdır.
v İşlemci ve ana bellek, bir arada, bir bilgisayarın temel bileşenlerini meydana getirirler.
v Bilgisayarların bu kadar basit bir yapıyla, olağanüstü karmaşıklıktaki işleri gerçekleştirebilmeleri, işlemcilerinin hızı ve belleklerinin büyüklüğü sayesindedir.
v Bilgisayarların bellekleri de bayt (İngilizce byte) cinsinden ölçülür.
v Bilgisayarın birimlerinin eşgüdümlü çalışabilmesini sağlamak için, her bilgisayarda bir tür saat vardır. Saat sabit ve çok kısa aralıklarla ilerler. Saatin darbeleri arasındaki süre bilgisayar birimlerinin en basit işi gerçekleştirebilmeleri için gereken süredir. Saatin hızı, bilgisayarın hızını belirleyen en önemli faktördür. Günümüzün kişisel bilgisayarlarının saatleri, bir saniyede iki trilyon darbe vurabilir. Bir saniyede geçekleşen darbe sayısı Hertz (Hz) birimiyle ifade edilir.
v Bilgisayar, çok basit işleri bile oldukça uzun yollardan yapabilmektedir. Ancak gereken her işlemi o kadar çabuk ve hatasız yapar, aynı işlemleri bıkmadan o kadar çok kere tekrarlayabilir ki, sonuçta hepimizi hayran bırakan işleri gerçekleştirebilir ve hayatımızı olağanüstü ölçüde kolaylaştırabilir.
Veri Yolları
v Veri Yolu, işlemci ile bellek arasında karşılıklı olarak verinin taşındığı yoldur.
v Komutlar işlemciyi bellek hücrelerinin adreslerine yönlendirir. Dolayısıyla sadece hücrelerdeki verilerin değil, hücre adreslerinin de taşınması gerekir. Bu işlem de adres yolu adı verilen bağlantılar aracılığıyla gerçekleştirilir.
v Bilgisayar bileşenlerinin eşgüdümü sağlamak için gereken bilgiler de denetim yolu adı verilen bağlantılar aracılığıyla sağlanır.
Bilgisayar birimlerini üç ana başlık altında incelenir
ü Kullanıcının bilgisayara komut ve veri girişi yapmasını, bilgisayarın da kullanıcıya uyarı ya da sonuçları iletmesini sağlayan, giriş-çıkış birimleri,
ü Veri, komut ya da sonuçların saklanmasını sağlayan yardımcı bellek birimleri ve
ü Diğer Çevre Birimleri
GİRİŞ-ÇIKIŞ BİRİMLERİ
v Bilgisayara veri aktarmakta kullandığımız ve bilgisayarın elde ettiği sonuçları bize aktarmakta yararlandığı giriş-çıkış birimleridir.
Þ Klavye: En klasik ve sık kullanılan giriş birimi klavyedir. Bilgisayar klavyeleri daktilo klavyelerini andırır.
Þ Yazıcı:1970li yıllara kadar bilgisayarın temel çıkış birimi yazıcı idi. Bilgisayarlar işledikleri programların sonuçlarını, kullanıcıya, yazılı olarak iletirlerdi. Uzun yıllar boyunca bilgisayarla birlikte satır yazıcı adı verilen bir yazıcı türü kullanıldı. Bir başka yazıcı türü nokta vuruşlu yazıcılardır. Nokta vuruşlu yazıcılarda bir sütun halinde dizilmiş olan iğnelerin mürekkepli şeride vurması yardımıyla, kâğıt üzerinde noktalar oluşturulur. Her harf farklı nokta kombinasyonların dan oluşur. Nokta vuruşlu yazıcılar son derece yavaştır, ama satır yazıcılara kıyasla çok daha ucuz olduğu için, birçok uygulamada vazgeçilmez nitelik taşırlar. Nokta vuruşlu yazıcılar da son derece sınırlı olanaklara sahiptir. Buna karşılık hızla yaygınlaşan sayfa yazıcılar, kullanıcının istediği her özelliği yazma yeteneğine sahiptir. Elinizdeki bu kitabın sayfalarının orijinalleri de, günlük gazete sayfalarının orijinalleri ve başka birçok şey gibi, sayfa yazıcılardan elde edilmiştir. Sayfa yazıcılar sayfayı hazırladıktan sonra bir kerede yazarlar.
Þ Ekran: Yazıcılar uzun yıllar boyunca alternatifsiz çıkış birimi olma özelliklerini korudular. Ancak 1980’li yıllarla birlikte ekranlar yaygınlaştı. Ekranlardaki görüntüyü meydana getiren küçük noktalara piksel adı verilir. Ekran büyüklüğü inç ile ifade edilir. l inç = 2,4 cm’dir
Þ Fare: Fare, ekranda çeşitli noktaları çeşitli biçimlerde uyararak bilgisayara bilgi ya da tercihlerimizi ulaştırmamızı sağlayan cihazdır. Dolayısıyla farenin kullanılabilmesi için, belirli özelliklere ve çözünürlüklere sahip ekranlar gerekiyordu. Fareler ancak ekran teknolojisi kabul edilebilir düzeyde geliştikten sonra mümkün oldu. Günümüzde en yaygın kullanılan fare türü olan yol faresi, masanın üzerinde kullanıcı tarafından hareket ettirildikçe, bu hareketi bilgisayara aktarır Optik farelerde mekanik unsurlar yoktur. Optik fare, özel fare altlığı üzerinde hareket ettirilir ve farenin hareketi bu özel altlık yardımıyla optik olarak algılanıp bilgisayara aktarılır. Yaygın olarak dizüstü bilgisayarlarla kullanılan fare türü ise iz topu adını alır. iz topunun prensipleri yol faresininki ile aynıdır. Ancak dizüstü bilgisayarlarda genel olarak fareyi kullanmak için uygun bir tabla olmadığı için, farenin topu, bir yuva içinde bilgisayara yerleştirilmiştir. Bu top parmakla ya da avuç içiyle döndürülerek, ekrandaki fare imlecinin hareket etmesi sağlanır. fiekil 2.7
YARDIMCI BELLEK BİRİMLERİ
v Sabit diskler: En eski kişisel bilgisayarlarda olmasa da, günümüzde her kişisel bilgisayarın bir sabit diski vardır. Kısaca sadece disk olarak da adlandırılan sabit disk, tıpkı ana bellek gibi, kullanıcının herhangi bir biçimde erişemeyeceği bir ortamdır. Bilgisayarı
n sabit disk sürücüsü, doğrudan işlemci ve ana bellekle bağlantılıdır. Bilgisayar sabit diskteki verileri okuyabilir ve değiştirebilir. Sabit disk, çok sayıda manyetik plaktan meydana gelir Bir kişisel bilgisayar birden fazla sabit diske bağlanabilir. Günümüzde sabit disklerin kapasiteleri onlarca GB (gigabayt) olabilmektedir. Bir GB’ın 1000 MB’tan daha büyük olduğu düşünülürse, sabit disklerde saklanabilecek veri hacminin büyüklüğü de ortaya çıkar. Diskin hızı, diskte belirli bir adrese erişim hızı anlamına gelir. Diskler, en esnek ve kullanışlı yardımcı bellek ortamlarıdır
v Disketler: ilk kişisel bilgisayarların tek yardımcı belleği disketlerdi. Disketler bir tek manyetik plaktan meydana gelir. Manyetik plak sert bir plastik muhafaza içine saklanmıştır. Disket bilgisayarın disket sürücüsüne takılarak kullanılır.
Disketlerin muhafazaları, bir köşesi kesik bir kare biçimindedir. Karenin bir kenarının uzunluğu, disketin tipini belirler. Günümüzde kullanılan disketlere 31/2 disket adı verilir çünkü bir kenarı 31/2 inç uzunluktadır. bir disketin kapasitesi de uzun yıllardır 1.44 MB olarak sabit kalmıştır. Bütün bunlara rağmen disketlerin çok önemli avantajları vardır. Bir bilgisayardan bir başka bilgisayara küçük miktarlı verileri taşımakta disketler çok işlevseldir. Ayrıca bilgisayarda bir tek disket sürücüsü olmasına
rağmen, kullanıcı binlerce farklı disketten bir kütüphane yapabilir.
v CD’ler: İngilizce Compact Disc teriminin kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ve yine İngilizce okunuşuyla hemen bütün dünyada si-di olarak adlandırılan CD’ler, çok daha hızlı, çok daha güvenli ve çok daha yüksek kapasiteli birer disket olarak düşünülebilir. Ancak böyle bir benzetme sadece fonksiyon açısından anlamlıdır, çünkü CD teknolojisi ile manyetik disket teknolojisi birbirinden çok farklıdır. Bilgisayar CD’lerinin teknolojisi, aslında, müzik CD’lerinin teknolojisiyle tamamen aynıdır. Bilgisayar CD sürücüleri, müzik CD’lerini de işleyebilir. Eğer bilgisayara bağlı
ses yayın aygıtları varsa, müzik CD’leri bilgisayar aracılığıyla dinlenebilir. CD’nin kapasitesi 700 MB civarındadır. Bu kadar büyük miktardaki veriye rağmen, CD’de belirli bir adrese ulaşmak, disketlere kıyasla çok daha kısa süre içinde gerçekleşir.
v DVD’ler: İngilizce Digital Video Disc kelimelerinin baş harfleriyle adlandırılan DVD’ler (dividi okunur) görünüş olarak CD’leri, DVD sürücüleri de CD sürücülerini andırır. Ancak DVD’ler CD’lerin 20 katı kadar veri depolayabilir. Bu yüzden günümüzde DVD’ler genellikle sinema filmlerinin sayısal ortamda saklanması amacıyla kullanılır.
v Tarayıcılar: Bilgisayarlar uzunca bir süre boyunca ağırlıklı olarak sayıları işlemekte kullanıldı. Ancak yazılı dokümanların da bilgisayarla işlenmesinin tarihi de bir hayli eskidir.inc, bir uzunluk birimidir.
v Ses Araçları: Çizim ve fotoğraflardan sonra sesin de sayısallaştırılıp bilgisayar yardımıyla işlenmesi gündeme geldi. Bir kişisel bilgisayarın ses işlemek amacıyla kullanılabilmesi için ek donanımlar gerekir.
v Sayısal Kameralar: Sayısal kamera teknolojisi henüz çok hızla gelişmektedir. Günümüzde çekilen fotoğrafları doğrudan bilgisayara aktaran kameralar kadar, hareketli görüntüleri bilgisayara aktaran kameralar da vardır.
v Televizyon Kartı: Hareketli görüntünün bir kaynağı da televizyon yayınlarıdır. Bilgisayara takılacak bir televizyon kartı yardımıyla, televizyon yayınları da bilgisayar ortamına aktarılabilir
v Modemler: Günümüzde hemen her türlü iletişim sayısallaştırılmıştır. Dolayısıyla televizyon yayınlarından telefon görüşmelerine kadar hemen her veri transferi, sayısal hatlar üzerinden sayısal olarak yapılmaktadır. Modemler telefon hatlarını kullanarak bilgisayar arasında iletişimi ve dolayısıyla veri transferini sağlayan cihazlardır.

ÜNİTE 3
• Yazılım(program) kavramı: belirli bir işi gerçekleştirme si için bilgisayara verilen komutların toplamına bilgisayar programı denir. Bir bilgisayar sitemini bir araya getiren iki temel bileşimin biri donanım diğeri yazılımdır. Donanım bilgisayar sitemin maddi unsurları yazılım ise maddi olmayan unsurlarıdır.
• Bilgisayar işlemcisi ancak ana bellekte yer alan komutları işleyerek kendinden beklenen görevi yerine getirebilir.
• İşletim sistemin: Bilgisayarın açılısında kendiliğinden çalışan ve bilgisayarı komut bekler duruma hazırlayan programlar bütününe denir
• Bilgisayarlar sadece sıfır ve birlerden oluşan bir alfabeye sahiptir
• Farklı bilgisayar donanımları için benzer işleri yapacak programlar geliştirilmiştir, bu programlara birleştirici diller adı verilir.
• Programlama dilleri iki genel kategoriye ayrılır yorumlayıcılar ve derleyiciler. Yorumlayıcılar genellikle şöyle çalışır: Komut, yorumlayıcı adı verilen bir bilgisayar programına gönderilir. Her bilgisayar dilinin yorumlayıcısı farklıdır. Yorumlayıcı komutun kullanılan dilin söz dizim kurallarına uygun olup olmadığını denetler eğer uygunsa birleştirici dile çevirir, işlenmek üzere yollar ve programın izleyen komutuna geçip aynı işlemi tekrarlar aksi halde programı uygulamayı keser ve kullanıcıya uyarı mesajı yollar. Derleyiciler ise programdaki bütün komutları okur hiçbirini çalıştırmadan önce her birini denetler eğer uygunsa birleştirici dile tercüme eder ve çalıştırmak üzere yollar aksi halde hatalı komutları işaret eden bir mesajı kullanıcıya gönderir. Her programlama dilinin derleyicisi farklıdır. Derleyici yabancı dil bilen bir tercüman olarak görülebilir.
• Birleştirici diller bilgisayar programcılarının hayatını kolaylaştırmak amacıyla geliştirilmiş özel bilgisayar programlarıdır.
• Paket programlar: herhangi bir amaç için hazırlanmış ve bilgisayar konusunda uzmanlık gerekmeden kullanılabilecek olan bilgisayar programıdır. Belirli bir probleme ya da uzmanlık alanına yönelik paket programlara uygulama yazılımlar denir. Kişisel verimliliği arttırıcı programlara ise büro yazılımları adı verilir. Programlama dili bilme ihtiyacı paket programların yaygınlaşmasıyla azalmıştır. Örneğin hazır bordro programı bir tür uygulama yazılımlardan biridir.
• İşletim sistemi: Bilgisayar kaynaklarının yönetimini gerçekleştirmek için çok sayıda programın bir arada kullanılmasıdır. Bilgisayarın en temel yazılımı işletim sistemidir, çeşitli görevleri üstlenen çok sayıda küçük programdan oluşur, işletim sisteminin bileşenleri bilgisayar donanımının bileşenlerini denetler. Temel görevi bilgisayar kaynaklarının yönetimidir. Ana bellek, yardımcı bellek gibi temel bilgisayar kaynaklarının yanı sıra her türlü çevre birimi de işletim sistemi tarafından yönetilen bilgisayar kaynaklarıdır.
• Bilgisayar sistemi donanım ve yazılım bir araya gelince ancak tamamlanır. Teorik olarak her hangi bir yazılım olmayan bir bilgisayardan yararlanmak mümkün gibi görünse de pratik olarak mümkün değildir.

ÜNİTE 4
• İşletim sistemi, kullanıcılar ve bilgisayar sistemini oluşturan tüm donanım ve yazılımlar arasında yorumlayıcı ve düzenleyicidir. İşletim sisteminin görevi sadece yorumlamakla sınırlı değildir. Günümüzde gelişen bilgisayar teknolojisi birçok uygulamanın aynı anda yapılmasına olanak sağlamaktadır(rapor yazarken müzik dinlemek).
• İşletim sisteminin bir görevi de trafik polisi gibi veri trafiğinin doğru ve düzenli akmasını sağlamasıdır. Tüm bunları yaparken işletim sistemi bilgisayar kaynaklarını gözetler, değerlendir, her uygulamanın ana işlemciden ihtiyaç duyacağı düşünme süresini belirler, ayarlar ve işlemleri aksatmadan tamamlar buna ek olarak belleği kontrol ederken ekran ve modem gibi harici öğelerin de çalışmasını düzenler.
İşletim sistemi türleri
1. Gerçek zamanlı işletim sistemleri: Değişik makine birimlerini, bilimsel çalışmalarda kullanılan araç geçleri ve endüstriyel sitemleri kontrol etmek için kullanılır. Ara yüzü kapasitesi oldukça sınırlıdır. Herhangi bir işlem gerçekleştiğinde bunun her defasında aynı sürede yapılmasını sağlar.
2. Tek kullanıcı-tek görev: Tek kullanıcının her defasında tek bir işi yapabilmesine yönelik tasarlanmıştır. Ör avuç içi bilgisayarların işletim sistemi
3. Tek kullanıcı-çoklu görev: Masa üstü ve diz üstü bilgisayar sistemleri buna örnektir (Windows ve Macintosh) Tek bir kullanıcı aynı anda birden çok işi yerine getirebilir.
4. Çoklu kullanıcı: Farklı birçok kullanıcının bilgisayar kaynaklarından aynı anda yararlanmasına olanak tanıyan işletim sistemleridir. (Unix ve MVS) Çıkabilecek sorunların tüm kullanıcıları etkilememesi sağlanır.
İşletim sisteminin temel işlevleri
• Bilgisayarın açma düğmesine basıldığında ilk yüklenen ve çalışan program genellikle bilgisayarın salt okunur belleğinde(rom) bulunan bir dizi bilgidir. Temelde işletim sistemlerini iki görevi vardır ilki işlemci, bellek, disk alanı vb. bilgisayar sistemini donanım ve yazılım kaynaklarını yönetmek, ikincisi de uygulamalarla donanım arasındaki iletişimi kurup düzenlemek ve bunu belirli, tutarlı bir şekilde devam ettirmektir.
• Farklı programların aynı anda aksamadan çalışabilmesi işletim sisteminin bellek ve saklama işleviyle ilgilidir.
• İşletim sistemi bilgisayarın belleğini yönettiğinde iki temel görevi yerine getirir. Bunlardan ilki her işlemin görevini yerine getirebilmesi için yeterli oranda bellekten yararlanması ve bu sırada işlemlerin birbirini engellememesidir. İkinci görevi ise sistem içindeki farklı bellek türlerinin uygun biçimde kullanılmasıdır. Bu farklı bellek türleri hızlarına göre Yüksek hızlı ön bellek, ana bellek, ikincil ya da sanal bellektir.
1. Yüksek hızlı ön bellek: Diğerlerine göre daha hızlı ve daha küçük birimlerle ifade edilen ve hızlı bağlantılarla merkezi işlem biriminin kullanımına yönelik olan bellek türüdür.
2. Ana bellek: Temel bellektir. Mb, Gb gibi ölçü birimleriyle ifade edilir.
3. İkincil ya da sanal bellek: İşletim sisteminin kontrolü altında sanal ram olarak çalışan uygulama ve verilerin daha sonra kullanılmak üzere saklanmasını sağlayan manyetik saklama ortamlarına verilen isimlerdir.

• İşletim sistemi bu farklı bellek türleri sayesinde değişik işlemlerin gereksinimlerini dengeler ve verilerin mevcut bellekler arasında düzenli akışını sağlar.
• Kullanıcı ara yüzü: Bilgisayar ve kullanıcı arasındaki etkileşimin yapısını oluşturmaktadır

-Dosya: Bilgisayar sisteminde verilerin ve programların bulunduğu bilgi kümeleridir. Tüm dosyalar ikili sayı sistemleri kullanılarak oluşturulur, klasörlerin içerisinde bulunur.
-Sürücü: Bilgisayarda bulunan veri ve program dosyalarının saklandığı sabit disk, disket ve CD rom ortamlarıdır.
-Klasör: Dosyaların ve programların bulunduğu bölümler ve onların alt bölümleridir. Dosya yapısı farklı klasörlerde yer alan dosyaları ifade eder(bilgisayar bir kitaplıksa sürücüler kitaplığın temel bölümü, ana klasör C sürücüsü, bu sürücünün altında bulunan klasör ve alt klasörler kitaplığın rafları gibidir. Tüm bu yapıya dosya yapısı denir)
İşletim sisteminin kullanımı
v Masaüstü: Programların çalıştırıldığı kısa yolların, belgelerin ve diğer nesnelerin depolandığı yerdir.
Kısayol: Farklı program veya uygulamayı masa üstünde çalıştırılmak üzere oluşturulan nesnelerdir.
v Masaüstünde sağ tıklama yaptığımızda gelen menüde bulunan nesneleri isimlerine, türlerine vb’ne göre sıralamak için simgeleri yerleştir, masa üstünde dağının nesneleri otomatik olarak sıralanmasını sağlamak için simgeleri diz, nesneleri yerleştirmek için bir klasöre ve dosyaya ihtiyaç duyulduğunda yeni seçeneğinden yararlanılır. Arka plan, erkan koruyucu vb görünüm ayarlarını yapmak için özellikler seçeneği kullanılır.
v Başlat menüsü sabit diskteki programlara ve en son kullanılan belgelere ulaşmamızı sağlar. Başlat menüsü aynı zamanda bir çıkış menüsüdür. Programları başlatmak ve belgeleri açmak için araç çubuklarından yararlanırız. Başlatılan programların, açılan klasörlerin ve uygulamaların masa üstünde konumlandığı yer ise görev çubuğudur. Açık olan pencereler arasında gezinmeyi sağlayan klavye kısa yolu Alt+Tab (sekme)’dır.

ÜNİTE 5
MENÜLER
v Dosya: Dosyaların oluşturulması, saklanması, yazıcıya gönderilmesi vs gibi dosya yönetimine ilişkin komutları içerir. Bu komutlar; Yeni (ctrl+N), Aç (ctrl+O), Kapat (sadece sayfayı kapatır programı kapatmaz), Kaydet (ctrl+S), Farklı kaydet, Sayfa yapısı, Yazdır (ctrl+P), Çıkış (hem sayfadan hem programdan çıkmayı sağlar)
v Düzen: Düzen menüsü dosya içine düzenleme yapmamızı sağlayan komutları içerir. Bu komutlar; Kes (ctrl+X), Kopyala(ctrl+C), Yapıştır(ctrl+V), Tümünü seç(ctrl+A), Bul (ctrl+F), Değiştir(ctrl+H), Git(Alt+ctrl+G)
v Görünüm: Dosyayı yakınlaştırmak ve uzaklaştırmak, farklı biçimlerde göstermek ve bunun gibi ekran görünümünü ayarlamaya ilişkin komutları içerir. Bu komutlar; Araç çubukları, Yakınlaştır, Üst bilgi-Alt bilgi, Normal vb.
v Ekle: Oluşturulan dosya içine yazılıma bağlı olarak farklı nesneler eklememizi sağlayan komutlar içerir. Bu komutlar; Resim, Nesne, Tarih-Saat, Sayfa numaraları vb.
v Biçim: Dosya içinde karakterlere, paragraflara, satırlara, sayfalara, sütunlara vs istediğimiz biçimi vermemize yardımcı olan komutları içerir. Bunlar; Karakter, paragraf, haddelendirme ve numara vb.
v Araçlar: Yazım denetimi yapma, araç çubuklarının içerdiği komutları kendimize göre ayarlama vb. farklı araçları program içinde çalıştırmamıza olanak tanıyan komutları içerir. Bunlardan en sık kullanılanı sözlük denetimidir.
v Pencere: Aynı anda açık olan farklı dosyalara kolay ulaşmamızı, dosya ya da program pencerelerini istediğimiz gibi ayarlamamızı kolaylaştıran komutlar içerir.
v Yardım: Yaptığımız işe ya da genel olarak yazılıma ilişkin destek bilgilere ulaşmamızı sağlayan komutları içerir. Bu menüye F1 kısa yoluyla da ulaşılabilir.

ÜNİTE 6

KELİME İŞLEMCİLER
v Bilgisayar ortamında metin oluşturma, biçimlendirme, saklama vs işlemlerini kolaylaştıran yazılımlardır. Ör Microsoft Word, Word Perfect
• Kelime işlemci programlarında metinlerin yazıldığı ve düzenlendiği alana Sayfa, Enter düğmesi tıklandığında tamamlana yazı bütününe Paragraf, metni oluşturan harf, rakam, sembol ve boşluklara ise Karakter adı verilir.

Kelime işlemcilerin genel özellikleri
v Daha sonra kullanılmak amacıyla belgeleri saklamak
v Metin ekleme ve silme
v Arama ve değiştirme
v Metni kopyalama ve başka yere aktarma
v Kelime kaydırma
v Karakter ve görünüm değiştirme
v Otomatik altbilgi, üstbilgi ve sayfalandırma
v Başka bir kelime işlemcide hazırlanan metni eklemek
v Kelimelerin yazılışını denetleme ve düzeltme
v Grafik eklemeye izin verme
v Posta ekleme
v Klasör ve içindekiler sayfası oluşturma
v Metni kâğıda dökmeden önce ekranda izleme
v Stil oluşturma

ÜNİTE 7
İŞLEM TABLOLARI
ü Bilgisayar ortamında oluşturulan elektronik bir çalışma sayfasıdır. İşlem tabloları rakamları içeren bilgileri anlamlı parçalara ayırmamıza, anlaşılır biçimde ve istediğimiz düzende sunmamıza, gerektiğinde bu bilgilerle hesaplamalar yapmamıza, yapılan hesaplardaki değişimleri kolay gerçekleştirmemize vs yardımcı olmak için tasarlanmış yazılımlardır.
ü İşlem tablolarının genel özellikleri: Sayısal verileri sunmak, yorumlamaya yardımcı olmak, karmaşık hesaplamalar ve işlemler yapmak, değişiklikleri kendiliğinden güncellemek ve eğer türü sorular sormaya olanak tanımaktır.
ü İşlem tablolarında hücre; işlem tablosuna girmek istenen verilerin yazıldığı küçük kutucukların her biri olup aktif hücre ise veri girmeye hazır olan hücredir.

ü İşlem tablolarında hücrelere üç ayrı veri girilebilir. Bunlar; değerler, etiketler ve formüllerdir.

ü İşlem tablosuyla oluşturduğumuz dosyalara çalışma kitabı adı verilir. Çalışma sayfası ise verileri girdiğimiz, gerekli hesaplamaları ve işlemleri gerçekleştirdiğimiz satır ve sütunlardan oluşmuş alandır.

ü Exel’de formül ve fonksiyonlar eşit(=) işaretiyle başlamalıdır aksi halde bunlar etiket olarak algılanır.

ÜNİTE 1

Felsefe: Bilgelik sevgisi anlamına gelir. Aristotales’in belirttiği gibi felsefe var olanların ilk temellerini ve ilkelerini araştıran bir bilgidir. Felsefenin en temel konusu varlık ve bilgi sorunudur. Felsefe en geniş anlamıyla özne ile nesne arasındaki ilişkileri açıklamaya çalışan bir faliyet alanıdır.
Varlık felsefesi: Varlığın yapısını, özelliğini, varlığın össel ve biçimsel niteliğini, varlık-yokluk problemini ve ruh-madde ilişkisini ele almaktadır. Esas olarak varlığı maddesel, zihinsel ve ruhsal boyutlarıyla çözümlemeye çalışır.
Metafizik: Fizik ötesi kavramları sistematik olarak ele alan bir faliyet alanıdır ve ruh, ölümsüzlük, öteki dünya ve tanrı gibi soyur kavramları kendisine konu edinir.
Bilgi felsefesi (epistemoloji): Bilginin kaynağını, doğruluğunu, sınırlarını, niteliğini ve özelliğini ele alır. En temel sorunu bilgiyi bilen özne ile nesne arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğudur. Bilen ile bilinen arasındaki ilişkiyi kendine kodu edinir. Özne ile nesne ilişkisinde üç temel kavram önemlidir; gerçek, doğru ve bilgi.
Gerçek: insan bilincinden bağımsız olarak var olandır. İki temel yönü vardır. Dıssallık; nesnelerin öznenin algısından bağımsız olarak var olmasıdır. Somutluk ise nesnel gerçekliğin mekan ve zamanda gözlenebilmesi, test edilebilmesi ve nicelik olarak ölçülebilmesi halidir.
Doğru: herhangi bir bilgiye ilişkin değr yüklü bir tanımlamadır. Soyut ve zihinsel bir kavrayışa dayalıdır. Doğruluk öznenin nesneye uygun, tutarlı ve mantıksal bir çıkarımıdır.
Bilgi: öznenin nesneye ilişkin bir çıkarımıdır. Öznenin nesneyi bilme, tanıma ve çözümlemesi sonucu ortaya çıkan bir üründür. Bilgi bilimsel olsun veya olmasın nesneyi kavraması sınırlı olduğu için eksiktir.
Bilgi türleri
ü Gündelik bilgi> Selamlaşma, yas tutmak vb bilgi türleri toplumdan sorgulamadan aldığımız ve kabullendiğimiz bilgi türleridir.
ü Dinsel bilgi> Tanrısal bir öze sahiptir. Mutlak ve bağlayıcıdır.
ü Sanat bilgisi> Edebiyat, resim vb gibi insanın yaratıcılığının ve hayal gücünün bir ürünü olarak ortaya çıkar.
ü Felsefi bilgi> Varlığa ilişkin soyut bir bilgi türüdür.
ü Bilimsel bilgi> Bilimsel araştırma yöntemleri ve teknikleri kullanılarak elde edilen bilgi türüdür. Bilim insanları tarafından gözlem, deney ve test yoluyla olduğu kadar anlama, çözümleme ve yorumlama ile elde edilen bilgi türüdür. Felsefesiz bir bilim kör, bilimsiz bir felsefe ise boş bir uğraştır.

BİLİM
Bilim; insanları bir problemi çözmek amacıyla belli teorik yaklaşımı, bu teorik yaklaşıma uygun bir araştırma yöntem ve tekniklerini elde edilen verilerin yorumlanması ile ilgili akılsal ve mantıksal çözümlemeleri yaparak bilinmeyeni bilinir kılmaya çalışan, geçerli ve güvenilir, tutarlı ve düzenli, genel-geçerli ve mantıklı bilgilerdir.

Bilimsel araştırmaların aşamaları
1. Araştırma konusunun ve probleminin belirlenmesi: Bilim insanları araştırma problemlerini öncelikle belirlemelidirler. Teorik yaklaşımdan hareketle olgu ve olaylar arasında muhtemel olduğu düşünülen ve araştırmayla test edilmek istenilen ilişki hipotez olarak ifade edilir. Araştırma yapılmaksızın, daha önce bilinen ya da bilindiği düşünülen olgu ve olaylar arasındaki ilişkiye varsayım denir.
2. Araştırma için uygun araştırma tipi, yöntem ve tekniklerinin seçilmesi: Bilimsel araştırmalarda temel amaç bilinmeyeni bilinir kılmaktır. Bu amaca ulaşmak için de en uygun araştırma tipi, yöntem ve tekniği seçilmelidir.(gözlem, deney, test)
3. Araştırma evreninin belirlenmesi ve örneklem seçilme: Evren; araştırma probleminin kapsamına giren olgu ve olayların tümüdür. Örneklem ise araştırma evreninin özelliklerini en iyi yansıttığı düşünülen bir gurubun seçilmesi işlemidir.
4. Veri toplama: Bilimsel araştırmada veriler iki türlü kaynaktan toplanmaktadır. Birincil kaynak verileri; bilimsel araştırmada gözlrm, anket ve görüşme yoluyla örneklem gurubundan elde edilen verilerdir. İkincil kaynak verileri; bilimsel araştırmalar başlamadan önce mevcut olan verilerdir.Ör: resmi belge, istatistik raporlar.
5. Veri analizi: Araştırmacı hipotezlerini test eder ve elde edilen veriler ile teorik tartışmalara katkıda bulunmaya çalışır.
6. Bulguların yorumlanması ve rapor yazımı: Çalışmanın literatür’e kazandırılmasıdır.

Bilimsel bilginin özellikleri
Bilimsel bilgi; doğal veya toplumsal dünyada olgular ve olgular arası ilişkilerin sistematik olarak incelenmesi sonucu elde edilen bir bilgi türü olup, olgusaldır, mantıksaldır, nesneldir, açık ve nettir, genellenebilir bir bilgidir, geçerli ve güvenlidir, araştırma yöntem ve teknikleriyle elde edilir ve eleştireldir.

YÖNTEM(metod)> Geçerli ve güvenilir bilgiye hangi teorik bakış açısıyla ulaşılacağını, olgu ve olayların nasıl ele alınacağını ve gözlem, deney ve test yoluyla elde edilen verilerin ne şekilde çözümleneceğini ve yorumlanacağını belirleyen bilimsel kuralların tümüne denir.
Sosyolojide bilimsel yöntem’in ilkeleri: Olgusallık, uygun tekniklerin seçimi, nesnellik, değişim, teorik bakış açısı ve etik ilkelerdir.

TEORİ(kuram)> Toplumsal gerçekliği anlaşılır hale geetiren kavramlar kümesidir. Daha önce yapılmış olan bilimsel araştırmalar sonucu elde edilen bilgiler üzerine kuruludur. Teorinin özellikleri; Kavramlar açık ve nettir, kısadır, basit ve anlaşılırdır, eleştireldir, genellenebilir, yeniliğe ve gelişmeye açıktır, toplumsal yaşamdaki benzerlik ve farklılıkları belirgin bir şekilde ortaya koyar ve olguların arkasındaki görünmeyen dinamiği açıklama gücüne sahiptir. Teori toplumsal olgu ve olgular arasındaki ilişkilerden soyutlanan kavramlardan oluşur.

AYDINLANMA> 17. Ve 18. Yüzyılda batı Avrupa’da gelişen, birbirine bağlı felsefi, bilimsel ve toplumsal alanlarda oluşan düşünce hareketidir. Coğrafi merkezi Fransa olmakla birlikte, Almanya ve İngiltere gibi birçok Avrupa devletinde aydınlanma düşüncesi doğrultusunda gelişmeler görülmüştür.

Ø Aydınlanma düşüncesi doğanın sadece nesnel ve tarafsız bir yol alan bilim aracılığıyla anlaşılabileceğini savunmuştur, bilgi ise sadece akıl ve rasyonalite’den gelmektedir.
Ø Rasyonalist düşünce; aydınlanmanın geleneksel toplum düzeni oluşturan dini otoriteyi sorgulamasını sağlamıştır. Bu nedenle aydınlanma dönemi akıl çağı olarak da bilinmektedir.
Ø Rasyonalist düşünce dini otoriteyi sorgulayarak, kaderciliğe karşı gelmiş, despotizm, özel mülküyet ve toplusal hiyerarşinin gerçekleri temsil ettiği yönünde benimsenen inanca karşı çıkmıştır.
Ø Rasyonalist düşünce aynı zamanda toplumsal düzen fikrini meta fizik sisteme göre değil, akıl ve gözleme dayanan bir süreç içinde açıklanabileceğini savunmuş, doğanın düzeni, doğa kanunları ve insan doğası bu düşüncenin temeli olmuş, bireyi doğanın düzenine ait olarak görmüştür aynı zamanda ilerleme kavramını yol gösteren düşüncelerden biri olarak ele almıştır.

Aydınlanma düşüncesinin temel ilkeleri: Bu ilke, değer ve düşünceler aydınlanmanın paradigmasını oluşturmaktadır. Sosyolojik olarak paradigma Thomas Khun’un bilimsel değişimin doğası üzerine yaptığı çalışma sonucunda ortaya çıkmıştır. Pradigma dünya hakkında düşünce biçimimizi şekillendiren inançlar, ilkeler, değerler, yöntemler ve varsayımlardan oluşan bir yapıdır.
ü Akıl: Gerçek bilginin kaynağının vahiy değil akıl olduğunu savunmuşlardır.
ü Empirizm: Bütün bilgi ve düşüncelerin empirik gerçeklere yani duyu organları aracılığıyla kavranabilen şeylere dayalı olduğu fikridir.
ü Bilim: Epirik yönteme dayalı olarak(deney ve gözlem) elde edilen bilimsel bilgi bütün insanlığın bilgisini geliştirmek için temel olarak alınmıştır.
ü Evrensellik: Bilim istisnasız bütün evreni yöneten genel yasalar üretmektedir.
ü İlerleme: Bilgi birikimi ve maddi zenginlikleri elde etmeye yarayan araçların yani teknolojinin gelişmesiyle mümkün olan bir süreci işaret etmektedir.
ü Bireycilik: Birey bütün bilgi ve eylemin başlangıç noktası olarak kabul edilir.
ü Hoşgörü: Tüm insanların fark gözetmeksizin aynı olarak görülmesidir.
ü Özgürlük: Düşünce ve ifade özgürlüğü savunulur
ü İnsan doğasının aynılığı: İnsan doğasının temel niteliklerinin daima ve her yerde aynı olduğunu inancını içeren eşitlik ilkesidir.
ü Sekülarizm: Aydınlanmanın geleneksel ve dini otorite karşısında dini açıdan doğru kabul edilen ve onaylanmış bilgiye karşı bağımsız ve laik bilgi ihtiyacını vurgulamasıdır.

ü Aydınlanma döneminin en belirgin özelliği yeni fikirlerin geliştirilmesinde büyük ölçüde yazarların etkili olmasıdır. 18.yy’ın ortalarında Montesquieu, Voltaire, David Hume, Adam Ferguson ve J. J. Rousseau önemli isimler olmuşlardır.

· Montesquieu: Toplum yapısı ve politik sistemler arasındaki ilişkiyi incelemiş ve yönetim biçimleriyle ilgilenmiştir. Toplumu oluşturan temel unsuru iklim ve coğrafyanın olduğunu savunmuş ve coğrafi dedetminizm’in temsilcisi olarak kabul edilmiştir. Yöntemi gözlem’e ve olguların karşılaştırılmasına dayanmaktadır.
· Voltaire: Eleştirel rasyonalizm ve sekülarizm hakkında çalışmalar yapmıştır. Eleştirel rasyonalizm; aklın ilerleme, özgürleşme ve gelişmeyle ilgili toplumsal politik ve ekonomik konulara uygulanmasını bir arada içeren düşünce biçimidir.
· David Hume: Modern ampirik araştırmaların konusu olan insan doğasının teorisini oluşturmuştur. Mülkiyet ve gücün yakın bir ilişki içinde olduğunu öne sürmüştür
· Adam Ferguson: İş bölümünü bütün bir süreç olarak kabul eder. Uzmanlaşma Bütünün ortadan kalkmasına yol açar. Sanayiye dayalı gelişimin insan için bir ilerleme kaynağı olduğunu kabul etmekle birlikte yabancılaşmaya da neden olduğunu vurgulamıştır.
· J. J. Rousseau: Mülkiyetin iş bölümü, eşitsizlik ve toplumsal çatışmayla ilişkisini çözümlemiştir. Bireyin doğanın değil, toplumun ürünü olduğunu ve dolayısıyla insan davranışlarının toplumsal kökenli olduğunu belirtmiştir. Toplum bir sözleşmenin ürünüdür. Toplumsal sözleşme kavramı; toplumun kendisini oluşturan bireylerin iradelerinden daha büyük olan bir ahlaki ve kollektif düzen oluşturan bir birleşme eylemini ifade etmektedir.

ü Ansiklopedi aydınlanma döneminin önemli bir göstergesi olup, Avrupa da yaygınlık kazanmış E. Chambers’in 1728 de iki cilt olarak basılmış 1751 de yayınlanmaya başlayıp 1780’de 35 ciltle ilk tam yayımı gerçekleşmiştir. İki önemli niteliği vardır -Merkezinde insan vardır.-Evrensellik yaklaşımını taşır.

DEVRİMLER> 18. Yy’ın sonları ile 19.yy’da Avrupada meydana gelmişlerdir.

1. Bilimsel devrim: Merkezinde mekanik doğa kavramı vardır. Bilimsel devrimi Newton’un evrensel yer çekim yasasını keşvederek başlattığı kabul edilir.

2. Fransız devrimi: Kitlesel nitelikli tek toplumsal devrimdir. Çağdaş devrimler içerisinde de dünyayı kapsama niteliği taşıyan tek devrimdir. Aydınlanma dönemi Fransız devriminin temelini oluşturmuş olup Montesquieu’nun politik düzenin toplumsal temelleri hakkındaki fikirleri, Voltaire’in düşünce özgürlüğü hakkındaki ilgisi ve Hume’un insan doğasının evrenselliği kavramı fransız devrimini temel dayanağı olmuştur. Geleneksel toplumlarda iktidarın kaynağı olan karizmatik otorite yerini kaybetmiştir. Karizmatik otorite bir kişinin taipçilerinin bağlılığını kazanan kutsallık, kahramanlık gibi niteliklere dayanmakta olup Weber tarafından ortaya atılmıştır

3. Endüstri(sanayi) devrimi: İnsanlık tarihinde ilk kez, toplumların üretim güçlerinin değişimini gerçekleştiren Endüstri devrimi, İngilterede başlamış ve diğer batı ülkelerini de derinden etkilemiştir

*Bu değişimler, modern düşünce biçimi ile modern toplumların oluşumunda önemli rol oynamışlardır.

Modernizm: 19.yy’ın sonlarında ortaya çıkmış, zamanla batı toplumlarında çeşitli sanat dallarında egemen olan sanatsal hareketi temsil etmektedir.
Modernite: İnsanların ilerlemeyi sağlamak için bilimsel bilgiyi kullanabileceğine inandığı, insanlık tarihinde önemli bir aşamadır.

*Aydınlanma düşüncesinin oluşumunda önemli rol oynamıştır. Özellikleri;
1. Modern toplumlarda gelişmiş politik aygıtların kuruluşu görülmektedir
2. Üretim kapasitelerinin hızlı ve sürekli gelişimi, yeni çalışma biçimleriyle mümkün olmuştur.
3. Kentleşme ve endüstrileşme süreciyle, iş bölümü, uzmanlaşma ve standartlaşma artmıştır.
4. Dinsel dünya görüşü zayıflamış dinsel kurumlar ve öğretiler etkisini yitirmiştir.

Pozitif bilimler: 17. Yy’da bilimsel devrimle birlikte oluşturulan bilimsel yönteme dayanır.
Pozitivizm: Bilimin sadece duyu organları ile algılanan, gözlemlenebilir varlıklar ile ilgilendiği iddası tarafından nitelenmektedir. Özellikler;
i. Empirist doğa bilimleri açıklamasını benimser
ii. Bilim’i en üst hatta yegane gerçek bilgi biçimi olarak görür
iii. Bilimsel yöntemin diğer disiplinlerin sosyal bilimler olarak kurulmasını sağlayacak biçimde genişletebileceğini ve genişletilmesi gerektiğini savunur.
iv. Sosyal bilgilerin birey ve gurupların davranışlarını kontrol etmek ve düzenlemek için kullanılabileceğini savunur.

*Doğa bilimlerinden aktarılan naturalizm(doğacılık) ve ön yargının kontrolü sosyal bilimlerin gelişmesinde etkili olmuştur.

*19.yy’da bir bilim dalı olarak ortaya çıkan sosyoloji akıl çağının bir sonucudur ve rasyonalist düşünceyle tanımlanmıştır.

*Toplumu pozitif bir bilim olarak kurmak yani sosyolojiyi kurmak için Hanri De Saint Simon önemli çalışmalar yapmış ve bu çalışmalar Auguste Comte tarafından geliştirilmiştir.

*Sonraki yıllarda Karl Marx, Emile Durkheim ve Max weber tarafından tartışmaya devam edilmiştir. *Gelecekteki topluma sanayi devleti adı vererek sanayi toplumu kavramını ilkez Saint Simon kullanmıştır. Pozitivism’in ve sosyolojinin kurucularından kabul edilmektedir.

*Comte, hep pozitivizm hem de sosyoloji terimlerinin mucidi olarak görülmektedir. Modern toplumda bilimin egemen olacağına inanmış, dinin, batıl inancın ve etkisinin positivist bilimle yer değiştireceğini belirtmiştir. Sosyolojinin kurucusu ve isim babasıdır. Sosyolojiyi önce sosyal fizik olarak adlandırmış daha sonra sosyoloji sözcüğünü icat etmiştir.

*19.yy’ın önemli sosyologlarından biri olan Durkheim toplumu bir arada tutan ana unsurun dayanışma olduğunu öne sürmüştür.

*Marx, kapitalist sistemin işleyiş biçimi üzerinden durmuştur.

*Weber, modern çağın rasyonelleşme ve bürokrasi tarafından şekilleneceğine ve geleneksel eylemlerin daha az önemli olacağına inanmıştır. Marx ve Durkheim rasyonalist düşünceye daha az vurgu yapmışlardır ama her ikiside toplumun ilerlemeci olarak gelişiyor olduğuna inanmışlardır.

 ÜNİTE 2

SOSYOLOJİK YÖNTEMDE KLASİK DÖNEM TARTIŞMALARI
19.yy’da, doğa bilimlerinde kullanılan empirik yöntemleri bilim olmanın ölçütü olarak kabul eden bir bilim anlayışı hakimdir.

POZİTİVİST SOSYAL BİLİM YAKLAŞIMI
ü Auguste Comte tarafından sistematik hale getirilmiştir.
ü Pozitivizm toplumsal yaşamın önemli ölçüde doğal zorunluluklardan kaynaklandığını savunur. Bu açıdan da doğal bir toplum modeline dayanır.
ü Pozitivist sosyal bilim yaklaşımı, toplumsal yaşamda mevcut olduğu varsayılan ve insan davranışlarındaki genel yönelimin öngörülebilmesini sağlayan nedensel yasaları keşfetmeye çalışır.
ü Toplumsal gerçeklik “rastlantısal değildir; bir kalıbı ve düzeni vardır”
ü Toplumsal yaşamda doğa yasalarına benzer, nedensel yasalara dayalı bir işleyiş söz konusudur.
ü Pozitivizm salt algılama(empirisizm) varsayımına dayandığı için bilginin dış dünya çıkışlı olduğunu(dış dünyadan türetildiğini) savunur.
ü Pozitivist sosyal bilim yaklaşımı, dışşal olarak ele aldığı toplumsal gerçeklik hakkında deney, gözlem ve benzeri tekniklerle bilgiye ulaşmaya çalışır.
ü Pozitivizt bilim yaklaşımını benimseyen araştırmacılar, daha çok niceliksel (yani sayılarla ifade edilebilen, ölçülebilen, gözlemlenebilen) verileri kullanırlar.
ü Pozitivist sosyal bilim yaklaşımına göre, doğa bilimleri ile sosyal bilimler arasındaki farklılık, temel olarak çalışma konuları ve araştırma nesnelerinin farklı olmasından kaynaklanır.
ü Pozitivizm’e göre bilim değer yargısı taşımaz, tarafsız(nötr) ve yansızdır. Bu bakımdan da değer yargısı taşıyan yaygın kanıdan kesin olarak ayrılır.

Auguste Comte’un Yöntemi
P Pozitivist sosyolojisinde toplumu kollektif bir organizmaya benzetmiş; toplumsal evrimi de doğa yasalarıyla işleyen biyolojik evrim süreciyle uyum halinde olan bir süreç olarak tanımlamıştır.
P Tüm bilimlerde pozitif yöntemin kullanılmasını zorunlu kılmakla birlikte sosyolojide kullanılacak olan temel yöntemi ”bireyin toplumsallaşmasındaki gelişmeleri belirleyen temel yasaları araştıran tarihsel yöntem” olarak tanımlar.
P Her bilimin kendi içinde statik ve dinamik olmak üzere iki temel çalışma alanına bölünebileceğini savunur.
P Toplumsal olguları tekil ve daf halleriyle gözlemlemeye değil bir bütün olarak onları birbirlerine bağlayan nedensel yasaları teori aracılığıyla keşfetmeye çalışan bir yöntem anlayışına dayanır.
P İnsan bilgisi aynı anda olmasa bile farklı zaman dilimlerinde üç aşamadan geçerek pozitif yöntem aşamasına ulaşır

~ Teolojik aşama: insan düşüncesi herşeyi doğa üstü güçlerle açıklamaya çalışır
~ Metafizik aşama: insan düşüncesi tüm olgu ve olayları soyut güçlerle açık. çalışır
~ Pozitif aşama: insan düşüncesi tüm olgu ve olayları bilimsel yöntemlerle aç. çalışır

Emilen Durkheim’ın Yöntemi
P Toplumla ilgili araştırmalarda kullanılacak yöntemi tanımladığı “Sosyolojik Yöntemin Kuralları” eseri sosyolojik araştırmanın nasıl yapılabileceği konusunda daha önce kimse tarafından yapılmayan bugüne kadar ulaşmış öenmli ve etkili çalışmalardan biri kabul edilir.
P Toplumsal olguları sosyologların sosyolojide bilimsel olarak çalışacakalrı nesne olarak tanımlar.
P Toplmsl olgular; bireysel olgulardan farklı, kendilerine özgü(sui generis) bir gerçeklik oluştururlar.
P Bireyler üzerinde baskı uygulamaları bakımından dışşal bir niteliğe sahip oldukları kabul edilen toplumsal olguların, bu özellikleri nedeniyle, nesne gibi dışarıdan incelenmesi gerektiğini savunur.
P Durkheim’a göre bir toplumsal olgunun nedeni, ancak kendi geerçeklik alanı olan toplumda aranabilir.
P Sosyolojik araştırmalarda oldukça verimli olduğunu düşündüğü eş anlamlı değişiklikler yöntemi olarak bilinen bir yöntem kullanır ve bu yöntemi ”toplum bilimsel araçların en üstün aracı” olarak niteler.
P Sosyolojiye önerdiği yöntem, toplumsal olgular arasındaki nedensel ilişkileri ve yasaları insan iradesinden ve özerkliğinden bağımsız olarak açıklamaya çalıştığı ve bu bakımdan pozitivist bilim yaklaşımının sınırlılıklarını aşamadığı gerekçesiyle eleştirilere uğramıştır.

YORUMLAYICI BİLİM YAKLAŞIMI
ü Doğa bilimlerinin yaklaşım ve yöntemleri ile ilişkili olarak ortaya çıkan pozitivist sosyal bilimin aksine yorumlayıcı sosyal bilim, hermeneutik olarak adlandırılan bir teori ve yöntemle bağlantılı olarak gelişmiştir.
ü Hermeneutik, insan eylemlerini ve insan eliyle yapılmış şeyleri ve yazılmış metinleri yorumlamaya yönelik bir teori ve yöntemdir. 19.yy’da ortaya çıkan bir anlam teorisi olarak bilinmektedir.
ü Pozitivizmin aksine yorumlayıcı yaklaşım, toplumsal gerçekliği insan bilincinden bağımsız olarak dışarıda keşfedilmek üzere mevcut olan bir gerçeklik olarak görmez.
ü Yorumlayıcı yaklaşım, soyal bilimlerin doğa bilimlerindeki gibi ”yasa bağımlı ve nedensel” bir açıklamaya değil anlamaya dayanan yorumsal bir açıklama biçimine dayanmaları gerektiğinisavunur.
ü Öte yandan pozitivist bilim yaklaşımı da yorumlayıcı sosyal bilimi, toplumsal gerçekliği anlamaya çalışırken bireylerin anlamlandırma ve yorumlama süreçlerine dayandığı; dolayısıyla nesnellikten uzaklaşarak öznelliğin içine düştüğü gerekçesiyle eleştirir.

Max Weber’in Yöntemi
Ê Toplumsal kurumlar, yapılar ve nihayetinde toplumun kendisi; bireylerin anlamlı eylemleri üzerine kuruludur.
Ê Anlama yöntemini tek başına kullanımından doğacak olan sakıncaları nedensel açıklamalarla denetleme yoluna gider.
Ê Sosoloji biliminde hem pozitivist sosyologlar tarafından kullanılan açıklamaya dayalı niceliksel yöntemlerin hem de anlamaya/yorumlamaya dayalı niceliksel yöntemlerin kullanılması gerktiğini savunur.
Ê Weber sosyolojiyi “toplumsal eylemleri yorumlayarak anlamak” ve bu eylemleri etkileri açısından “nedensel olarak açıklamak” amacında olan bir bilim olarak tanımlar.
Webere göre toplumsal eylem tipleri
∫ Geleneksel eylem-yaşanmış alışkanlıklarla yapılan eylem,
∫ Duygusa eylem-bir anlık heyecanlar ve duygusal haller içinde yapılan eylem,
∫ Değerle ilişkili akılcı eylem-ahlaksal, estetik,dinsel vb içerikte bir değerin elde edilmesi için yapılan akılcıl eylem,
∫ Amaçsal akılcı eylem-hem amaç hemde araçların rasyonel olarak seçilmiş olduğueylem tipidir.
Ê Weber ideal tipi belirli bir tarihsel dönemde ortaya çıkan olayları analiz etmek amacıyla araştırmacının gerçeklik hakkında sayip olduğu kanıtlara ve gözlemlere dayanarak geliştirdiği yönetsel araç olarak tanımlar.
Ê İdeal tip aktörlerin başka bir yönden ziyade belirli bir eylem yönünü izleme olasılıklarını analiz etmenin aracıdır.
Ê Weber tarihsel ideal tipler, toplumsal ideal tipler ve eylem tipleri olarak 3’lü tip geliştirmiştir.
Ê Sonuç olarak weber’in sosyolojik yöntemini a-nedensel anlamacı b- yorumlamacı c- karşılaştırmacı bir yöntem olduğu söylenebilir

ELEŞTİREL SOSYAL BİLİM YAKLAŞIMI
ü Köken olarak Karl Marx’a dayandırılır
ü Frankfurt okulu olarak bilinen eleştirel teoriyle bağlantılı bir yaklaşımdır.
ü Toplumsal gerçekliği yanlızca analiz etmekle yetinmez aynı zamanda onu değerlendirmeci bir bakış açısıyla eleştirir.
ü Aynı sürecin iki zıt kutbu arasında çatışmaya dayalı değişmeye diyalektik adı verilir.
ü Eleştirel sosyal bilim yaklaşımına göre, görüneni değil görünenin ardında yatan asıl gerçekliği ortaya çıkarmaya çalışan eleştirel bir sorgulama sürecidir.
ü Eleştirel yaklaşımı benimseyen araştırmacılar, doğru ve nesnel bilgiye ulaşmak için araştırma sürecinde hertürlü araştırma tekniği kullanabilmekle birlikte yöntem olarak tarihsel karşılaştırmalı yöntemi kullanmayı tercih etmektedirler.
ü Eleştirel sosyal bilime göre yorumlayıcı soyal bilim, bütün bakış açılarını eşit görecek kadar aşırı öznelci, göreceli ve insanlara sahte yanılsamaların ardındaki asıl gerçekliği gösterme konusunda güçlü bir değer konumu alamayan pasif bir yaklaşımdır.
ü

Karl Marx’ın Yöntemi
Ü Toplum analizinde görüneni değil görünenin ardında yatan toplumsal dinamikleri açığa çıkarmaya çalışır. Mark’ın bu yaklaşımı eleştirel sosyal bilimin gelişmesine ışık tutmuştur.
Ü Duyulara ve düşünebilme yetisine sahip olan insan, yanlızca maddi değil aynı zamanda toplumsal bir varlıktır. Bu nedenle de toplumsal gerçekliğin ancak insanı hem bu gerçekliğin ürünü hemde üreticisi olarak ele almayı mümkün kılan, tarihsel materyalist bir süreç içerisinde anlaşılabilir”der.
Ü Marx’ta diyalektiğin Hegel’deki gibi düşünsel nitelikte bir varlıkla değil maddi nitelikte bir varlıkla başladığı öne sürülür. Böylece Hegel’in idealist diyalektiğinin Marx tarafından maddeyi düşünceden değil düşünceyi maddeden üreten maddeci bir diyalektiğe dönüştürüldüğü savunulur.
Ü Marx tarihsel süreç içerisindeki tüm toplumları, üretim araçlarına sahip olan ve olmayan, uzlaşmaz nitelikte çıkarlara sahip olan iki çelişkili temel sınıfa bölünmüş sınıflı toplumlar olarak niteler
Ü Marx’ın yönteminde ekonomi üst yapı içerisinde kapsanan bir öge değildir. Siyaset, ideoloji, eğitim, din bu yapının içerisindedir.
Ü İşçi sınıfının kapitalist sınıf adına hiçbir karşılık ödenmeden ürettiği değeri tanımlamada artı değr kavramını kullanır.

 ÜNİTE 3

SOSYOLOJİK YÖNTEMDE ÇAĞDAŞ TARTIŞMALAR
Pozivitizm ve Empirizme yönelik eleştiriler
1. Pozitivizm empirizme dayandığı için gerçekliği deneyimlenebilir olana indirgemesi tek bir bilimsel yöntem kabul etmesi ve tek doğru bilginin bilimsel bilgi olduğunu savunması açılarından eleştirilmiştir.
2. En yaygın eleştiri bilimsel yöntemin kapsamının toplumsal yaşamı içerecek biçimde genişletilmesi gerektiği düşüncesidir.
3. Empirizmin deneyimi çok ön plana çıkarması insan merkezli olduğu eleştirilerine neden olmuştur.
4. Empirizme yönelik diğer bir eleştiri de gözlem kavramıyla ilişkilendirilir. Bilgimizin dayandığı duyu verilerinin bütün yorumlardan arındırılmış deneyimler olduklarını savunurlar oysa ki yorumlarımız deneyimlerimizi etkileyebilirler.
5. Empirizme göre bilim gözlem, deney ve formel akıl yürütmeyle dünyayı gerçekte olduğu gibi araştırma girişimidir oysa deney, gözlem ve akıl yürütme süreçlerinin hepsi yorumlamayı da içerir
6. Pozitivizm’e göre bilimde veriler hamdır yorum içermezler, teorilerden bağımsızdır ve teorilerin nitelikleri vrilere göre belirlenir. Hangi teori benimsenirse benimsensin gözlem terimlerinin anlamı aynıdır. Oysa ki teoriler düşünmenin ortaya çıkardığı sorulara verilen mantıklı cevaplar olarak geliştirilirler, bu tür cevapların bulunması bilimsel hayal gücü ve yaratıcılık gerektirir.

POPPER VE ELEŞTİREL AKILCILIK

GELENEKSEL POZİTİVİZM POPPER’İN GÖRÜŞÜ
1-gözlem ve deney 1-problem(genellikle mevcut teori yada açıklamanın çözemediği problem)
2-tüme varımsal genelleme 2-önerilen çözüm, başka bir deyişle yeni bir teori
3-hipotez 3-yeni teoriden tümden gelim yoluyla test edilebilir önermeler elde edilmesi
4-hipotezi doğrulama çabası 4-sınama yani deney ve gözlem yoluyla yanlışlamaya çalışma
5-kanıtlama yada kanıtlayamama 5-rekabet eden teorilerden birinin tercih edilmesi
6-bilgi Popper eleştirel akılcılık modelini geliştirmiştir

Ø Popper’e göre bir teorinin empirik olarak test edilmesi o teoriyi destekleyen ya da doğrulayan
kanıtlar bulmak değil aksine sistemli bir şekilde yanlış olduğunu göstermeye çaılışmaktır.
Ø Bilimselliğin ölçütü bir teorinin hangi koşullarda yanlışlanacağının belirtilmiş olmasıdır.
Ø Bilimsel bilgini birikimi teorilerin doğrulanması yoluyla değil yanlışların ayıklanması yoluyla gerçekleşir.
Ø Popper’e göre teoriden bağımsız salt gözlem söz konusu değildir.
Ø Aynı zamanda popper tarihselciliğide eleştirir. Bu kademeli toplum mühendisliği görüşünün temelidir.
Ø Popper’e göre tarihselci kuramlar normal değişim süreçlerine kapalı oldukları için kapalı toplumlara yol açarlar, açık toplumlar ise etkinlik ve çoğulculuk üzerine kurulu olan liberal ve demokratik toplumlardır.

KUHN VE BİLİMSEL DEVRİMLER
Ä Paradigma, belirli bir bilimsel disiplinle paylaşılan teorik kabullerden, inceleme nesneleri hakkındaki ortak görüşten, dünyayı anlayış biçiminden ve bilimsel kurallardan oluşan, araştırmaları uzlaşma içinde sürdürmeyi ve değerlendirmeyi sağlayan yol gösterici bir kaynaktır.
Ä Normal bilim döneminde bilimsel bilgi, doğrulama ile yani bilimsel hipotezlerin duyular aracılığıyla doğrulanmasıyla birikir.
Ä Pozitivizm’e göre hiçbir açıklama belirli bir doğrulama ve açıklama mantığıyla temellendirilmedikçe bilimsel olamaz.
Ä Pozitivistler için son derece önemli olan doğrulanabilirlik ilkesine göre bir önerme ya da iddia sadece empirik olarak doğrulanabilir nitelikteyse anlamlıdır, aksi halde anlamsızdır.
Ä Kuhn’a göre bilim insanlarının problemleri mevcut bilgilerle çözmeye çalıştığı normal bilim dönemleri ve mevcut bilgilein sorgulandığı ve eleştirildiği bilimsel devrim dönemleri tarihsel olarak birbirlerini takip eder.
Ä Kuhn’un görüşü büyük ölçüde iki bilimsel devrime dayanmaktadır. Birincisi Aristocu paradigmanın yerine Kopernik’le başlayan Newton’la doruğa ulaşan Newtoncu paradigmanın hakim olması, ikincisi ise 200.yy başlarında Nevtoncu paradigma yerine kuantum mekaniğine ve Einstein’ın görelilik teorisine dayanan yeni bir paradigmanın hakim olmasıdır.
Ä Bilimsel problemler belirli bir paradigma içinde çöözüldükçe paradigma daha da güçlenir ve paradigmayı paylaşan bilim insanlarının sayısı artar. Böylece her sorunun bu paradigma içinde çözüleceğine inanılır. Paradigma hakimiyet kazanır ve eleştirilmez.
Ä Farklı paradigmaları uygulayanlar dünyayı farklı şekilde gördükleri ve farklı dillerden konuştukları için paradigmaları karşılaştırmak ya da kıyaslamak mümkün değildir.

LAKATOS VE ARAŞTIRMA PROGRAMLARI
P Popper’in öğrencisi olan Lakatos, “eleştirel akılcılık” yöntemini temelde doğru bulur ama yanlışlamanın tek başına yetersiz bir ölçüt olduğunu düşünür.
P Kuhn’un “paradigma” kavramına benzer şekilde Lakatos “araştırma programı” terimini kullanır.
P Bilimsel bir araştırma programı kurallar, formüller ve empirik araştırma konuları sağlar, araştırmacıların etkinliklerini bir araya getirir ve yönlendirir.
P Uzun vade de, araştırma programları doğrulanabilecek tahminler ürettiği sürece başarılı oldukları, bunu başaramadıklarında ise dejenere oldukları kabul edilir.
P Lakatos bilimsel gelişmenin Popper’in ileri sürdüğü gibi yanlışların ayıklanmasına değil, bir teorinin diğer teorilerin yerini almasına bağlı olduğunu belirtir. Bunun için teorilerin karşılaştırılması gerekir, olguyu açıklayabilen ve daha fazla bilgi içeren tercih edilir.

FEYERABEND VE GÖRELİLİK
Ü Feyerabend’in geliştirdiği epistemolojik anarşizim teorisi bilimin ilelemesi ya da bilgini birikimini yöneten istisnasız yöntemsel kurallar olmadığını öne sürer.
Ü Bilimsel düşüncenin gelişmesi genel olarak kabul edilen bilimsel yöntemi ihlal etmekle mümkündür.
Ü Ait olduğumuz geleneğin inanışları neyi gerçek olarak babul edeceğimizi belirler.
Ü Bilim özgürleştirici bir hareket olarak başlamış olsa bile baskıcı bir ideoloji haline gelmiştir ve toplumun diğer ideolojilerin etkisi altında kalmaktan korunması gerktiği gibi bilimin etkisi altında kalmaktanda korunmak gerekir.

ELEŞTİREL TEORİ, FRANKFURT OKULU VE HABERMAS
Q Frankfurt okulu pozitivizm’in materyalizmin ve fenomolojinin sınırlılıklarını aşmaya çalışır.
Q Frankfur üniversitesindeki bir gurup neo marksist eleştirel teori, sosyal araştırma ve felsefe alanında çalışan bilim adamlarından oluşan bir ekoldür.
Q Pozitivizmi eleştirir ve diyalektik yöntemi savunur.
Q Eleştirel teori anti indirgemeci, anti empirist ve anti pozitivisttir.
Q Bunun temsilcilerinden habermas’ın çalışmaları eleştiren teoriyi zayıflatan bazı çelişkilerin üstesinden gelmiştir.
Q Habermas rasyonelliği özerk öznelerle değil etkileşim halindeki öznelerle ve dilin kullanımıyla ilişkilendirir.
Q Yöntemsel tutum olarak rasyonel yeniden inşa modelini benimser.

YAPILAŞMA TEORİSİ
· Yapının ikiliğini vurgular.
· Yapılar hem davranış biçimlerini belirler ve sınırlandırır hemde sınırlılıklar kadar olanaklar da sunarak davranışı mümkün kılar.
· Giddens tarafından ortaya atılan bu teoriye göre yapı ve eylem mikro va makro ayrılmaz bir şekilde birbiriyle bağlantılıdır. Ne aktörler belirli yapısal koşulların dışında seçimler yapabilirler ne de yapısal özellikler aktörlerin eylemleri sonucu oluşmak dışında bir şekilde var olabilirler.

FEMİNİST YÖNTEM
Ş Hem teori hem yöntemi içerir ancak tek bir teoriden ibaret değildir.
Ş Feminist bakış açısından, feminist olmayan çalışmaların çoğu erkeklerin sorunlarına odaklanan ve erkek bakış açısını kullanan cinsiyetçi araştırmalardır, kadınların nasıl özgürleştirileceği konularında tek bir bakış açısını paylaşmazlar
Ş En ayırt edici özelliği politik olmaları, geleneksel sınırı aşmaya ve toplumsal değişim yaratmaya çalışmalarıdır. Feminst araştırmaların özellikleri;
1. Cinsiyetciliği reddeder.
2. Cinsiyet ve güç ilişkilerini göstermeye çalışır
3. Araştırmacının duygu ve deneyimlerini araştırma sürecine dahil eder
4. Esnektir
5. Duygusallığı ve bağımlılığı vurgular
6. Eylem yönelimli araştırmalardır
7. Feminist değer ve bakış açısına sahip olmalıdır

POST YAPISALCILIK
韽 1960’larda Fransada ortaya çıkan dil merkezli disiplinler arası bir yaklaşımdır.
韽 Yapısalcılara göre dil birimleri arasındaki sistematik, sonlu ve sabit ilişkilerden oluşmaktadır, post yapısalcılar ise dilin içindeki karşılıklı ilişkilerin sabit ve keskin olmadığını akışkan, açık uçlu ve değişken olduğunu bu nedenle de dilin yapısalcı bir analizle çözümlenemeyeceğini öne sürerler.
韽 Post modernizm gibi post yapısalcılıkta aydınlanma düşüncesine karşı çıkar. Aydınlanmada ki bilgi, güç ve özgürlük ilişkisi anlayışı post yapısalcılıkta tersine çevrilir.
韽 Temsilcileri, Michel Foucault ve Jacgues Derrida’dır.

POSTMODERN ARAŞTIRMA
Ş Postmodernizm’e göre hiçbirşey kesin değildir, hiçbirşey belirlenebilecek kadar uzun süre kalmaz
Ş Bilimsel anlamda bilgi yoktur, rasyonel düşünce söz konusu olabilir ama irrasyonel düşünceden daha önemli ya da daha öncelikli değildir. Özellikleri;
a. İdeolojileri, örgütlü inanç sistemlerini ve sosyal teoriyi reddeder.
b. Sezgiye, hayal gücüne, deneyim ve duyguya güvenir.
c. Anlamsızlık ve kötümserlik merkezidir.
d. Özneldir, görececidir, parçalanmışlık, kaos ve karmaşıklılığı varsayar
e. Bulunduğumuz zaman ve mekanı esas alır, geçmişi reddeder.
f. Nedensellik ilişkilerinin kurulamayacağını savunur
g. Araştırmaların gerçekte neler olup bittiğini asla doğru birşekilde temsil edemeyeceğini varsayar.

ÜNİTE 4

NİCEL ARAŞTIRMA YÖNTEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ
v Sosyal bilimlerde araştırma süreci, araştırma probleminin oluşturulması ve araştırma yönteminin seçilmesiyle başlar Nicel araştırma, sosyal ve fiziksel dünyanın aynı yöntemle incelenebileceğini, bu nedenle sosyal olguların doğa bilimlerinde kullanılan yöntemle incelenmesi gerektiğini savunan pozitivist yaklaşıma dayanır. Nicelik, bir şeyin sayılabilen, ölçülebilen veya azalıp çoğalabilen durumu, çokluk, miktar anlamına; nicel ise nicelikle ilgili olan anlamına gelir. Nicel veriler, laboratuar ortamında yapılan deney ya da gözlemlerden ya da alan araştırmalarında yapılan gözlem, anket ya da yapılandırılmış görüşmelerden elde edilebilirler
Nicel araştırma yönteminin genel özellikleri
v Sosyal gerçeklik anlayışı Sosyal gerçeklik kültüre ve zamana bağlı olarak değişmez, evrenseldir ve insanların öznelliğinin dışında, ‘dışarıda bir yerde’ keşfedilmeyi beklemektedir.
v Sosyal araştırmanın amacı: hipotezleri sınayarak sosyal olgular arasındaki nedensellik ilişkilerini açıklamak, bulgularını genellemek, böylece sosyal yaşamı düzenleyen kültürden ve zamandan bağımsız sosyal kanunları ortaya koymak ve sosyal olgu ve olaylar hakkında tahminlerde bulunmayı mümkün kılmaktır.
v Araştırmacı nesneldir: Sosyal olgular en iyi dışarıdan incelenebilir. Bu nedenle araştırmacı sosyal olguları dışarıdan gözlemler, tarafsız ve nesneldir
v Çevresel koşullar kontrol edilmeye çalışılır: Olguların kontrollü bir ortamda incelenmesi sayesinde, hipotezde yer almayan değişkenlerin incelenen sonucu etkileme olasılığı azalacaktır. Deneysel ve yarı-deneysel çalışmalar bunun tipik örnekleridir.
v Tümdengelim ilkesi hakimdir: Tümdengelimde araştırmacı, bütüne ilişkin bilgisinden yola çıkarak henüz bilinmeyen parçalar hakkında çıkarımlarda bulunur. Tümevarımda ise araştırmacı önce parçaları inceler, parçalardan elde ettiği bilgiye dayanarak bütünü anlamaya çalışır. Tümdengelim ve tümevarım, akıl yürütmetme yöntemleridir. Tümdengelim, soyuttan somuta, genelden özele, bütünden parçaya doğru akıl yürütme, çıkarımlarda bulunma yöntemidir. Tümdengelim mantığını kullanarak üretilen hipotezlerin ampirik olarak sınanmasına hi- potetik-tümdengelim denir. Tümevarım ise, özelden genele, parçadan bütüne doğru akıl yürütme yöntemidir. Özetle, genel prensiplere dayanarak gözlemlerin açıklanmasına tümdengelim, gözlemlerden genel prensiplerin çıkarılmasına tümevarım denir.
v Yöntem ön plandadır Nicel yöntemde araştırma süreci esnek değildir; araştırmanın hipotezleri ve hangi veri toplama araçlarının kullanılacağı önceden belirlenir ve veri toplama aşamasından itibaren bir daha değiştirilmez.
v Evreni temsil edebilecek nitelikte gruplar üzerinde çalışır
v Verilerini istatistiksel yollarla sunar
v Bulguların doğruluğu: Ortaya konmaya çalışılan sosyal kanunlar evrensel olarak geçerli olmalı, bütün tarihsel bağlamlarda ve her kültürde geçerli olmalıdır. Bu nedenle nicel araştırmalarda bulguların doğruluğu, yapılacak başka araştırmalar tarafından tekrarlanması ile ölçülür. Nicel araştırmalarda yöntem, ilgilenilen konudan daha ön planda olduğu için, aynı standart veri toplama araçlarını (örneğin aynı soru kağıdını) benzer örneklemler üzerinde uygulayan farklı araştırmalar aynı sonucu bulmuyorlarsa ve araştırmada sorulan sorular veya uygulanan veri toplama teknikleri, ölçülmek istenen olguyu doğru bir şekilde ölçemiyorsa; araştırmanın bulguları ne kadar ilgi çekici olursa olsun, doğru kabul edilmez. Güvenirlik, bir ölçümün tekrar tekrar ya pılması sonucunda yine aynı sonuçların elde edilmesidir. Geçerlik ise bir ölçüm aracının ölçmeyi amaçladığı şeyi ölçmesidir.
Nicel Araştırma Teknikleri
v (Denetimli) Gözlem: Yapılandırılmış gözlem, standartlaştırılmış veri toplama araçları aracılığıyla yapılan, bilgi toplama yolunun denetim altında tutulduğu gözlem türüdür. Yapılandırılmış gözlemde kullanılan standartlaştırıl- mış veri toplama aracı, tam olarak neyin gözlemleneceğini, gözlemde nelere dikkat edilmesi gerektiğini ve gözlemin nasıl kaydedilmesi gerektiğini açık olarak belirten gözlem çizelgeleridir.
v Survey: Sosyal bilim araştırmalarında en sık kullanılan araştırma desenlerinden biri olan surveyler, çeşitli ölçüm süreçlerini içinde barındıran çalışmalardır. Bir araştırmanın survey niteliğini kazanması için araştırma evrenini temsil edecek bir örnekleme sahip olması, standart bir veri toplama aracına (soru kağıdı, gözlem çizelgesi ya da görüşme yönergesine) sahip olması ve verilerin sistemli bir şekilde toplanması gerekir. Aynı değişkenler hakkında çok sayıda kaynaktan bilgi toplanmasını içeren surveylerde gözlem ve görüşme gibi çeşitli veri toplama teknikleri kullanılmakla birlikte, en sık başvurulan veri toplama tekniği ankettir sözcük anlamı itibariyle dikkatle göz gezdirmek, incelemek, yoklamak, teftiş etmek, haritasını çıkarmak ve yüzölçümünü ölçmek anlamına gelmektedir
v Anket: önceden hazırlanmış olan soruların cevaplayıcılara posta ile gönderilmesi, telefonla, internet üzerinden ya da yüz yüze sorulmasını kapsayan bir veri toplama tekniğidir Olgusal sorular, yaş, cinsiyet, doğum yeri, meslek, medeni hâl, gelir ve eğitim düzeyi gibi bireyin sosyal ve kişisel özelliklerini belirlemeye yönelik sorulardır. Anket ve yapılandırılmış görüşmelerde sorulacak soruların ve cevap kategorilerinin yazılı olduğu forma anket formu ya da soru kağıdı denir. Soru kağıdında bulunacak anket soruları kapalı uçlu ya da açık uçlu olabilir. Kapalı uçlu soru, ce- vaplayıcıya alternatif cevapların sunulduğu ve içlerinden bir ya da birkaçını seçmesinin istendiği sorulardırKapalı uçlu sorular, cevaplayıcının anketörden etkilenerek yanlış bilgiler vermesini engellemede açık uçlu sorulara göre daha etkilidir. Ayrıca kapalı uçlu sorularda cevap kategorilerinin önceden belirlenmiş olması, kodlama sırasında hata yapılması olasılığını azaltır. Ancak iyi oluşturulmamış cevap kategorileri, doğru bilginin edinilmesini engeller. Açık uçlu sorular ise daha sonra gruplandırılarak kodlanacağı için, kapalı uçlu sorulara oranla yoruma daha açıktır. Anket formlarında kapalı ve açık uçlu sorular bir arada kullanılabilir. Yüz yüze yapılan anketler, yapılandırılmış görüşme olarak adlandırılırlar aşağıdaki noktalara dikkat edilmesi gerekir
Ş Sorularda kullanılan dilin basit olması gerekir
Ş Soruların mümkün olduğunca kısa, açık ve net olması gerekir
Ş Her bir soruda ölçmek istediğimiz sadece bir öğe yer almalıdır
Ş Sorular objektif bir şekilde sorulmalı, cevaplayıcılar yönlendirilmemelidir
Ş Cevaplayıcılar, sosyal statüleri hakkındaki sorulara gerçek dışı yanıtlar vererek saygınlıklarını ve sosyal beğenilirliklerini artırmak isteyebilirler. Araştırmacının verilerini örneklemdeki kişileri doğal çevrelerinde gözlemleyerek ya da onlarla doğal ortamları içinde görüşerek topladığı araştırmalara genel olarak alan araştırması (saha çalışması) adı verilir
Ş Cevaplayıcı, soruyu cevaplamak için yeterli bilgiye sahip olduğu ve soruyu anladığı hâlde cevap vermek istemiyorsa zorlanmamalı, sorular hazırlanırken cevap kategorilerine bilmiyorum, fikrim yok gibi kategoriler mutlaka eklenmelidir.
Ş Araştırmacı, cevaplayanın verdiği cevaplar kadar, jest ve mimiklerinin, vücut dilinin, kullandığı sembollerin, yani sözel olmayan ifadelerinin de farkında olmalı, gerekirse soruları tekrarlamalı ya da açıklamalıdır.
v Yapılandırılmış Görüşme: Yapılandırılmış görüşme, araştırmacının standart bir görüşme formunu izleyerek görüşmecilere önceden belirlenmiş soruları yüz yüze sorduğu görüşme türüdür. Başka bir deyişle yapılandırılmış görüşme, soru kâğıdının yüz yüze uygulanmasıdır ve survey çalışmalarında yaygın olarak kullanılır. Özellikle açık uçlu soruların fazla olduğu soru kâğıtlarında cevaplama oranının artmasını sağlayan bir tekniktir.
v Deney: Deney, önceden belirlenen hipotezlerin sınanması amacıyla, değişkenler arasındaki ilişkilerin kontrollü bir ortamda incelenmesidir. Neden-sonuç ilişkisini göstermek için deney, denek belirli bir bağımsız değişkene tabi tutulduğunda belirli bir olgunun ortaya çıktığını ve denek bu bağımsız değişkene tabi tutulmadığı takdirde bu olgunun ortaya çıkmadığını göstermelidir. Deneyde, özellikleri birbirine denk olan iki gruptan biri bağımsız değişkene tabi tutulmaz (kontrol grubu), diğer grup ise bağımsız değişkene tabi tutulur (deney grubu). Deney sürecinde bağımsız değişken dışındaki etkilerin her iki grupta da aynı düzeyde olması sağlanır. Daha sonra deney grubuyla kontrol grubu karşılaştırılır ve deney grubunun davranışlarında meydana gelen farklılıklar incelenerek bağımsız değişkenin neden olduğu sonuçlar ortaya konmaya çalışılır
v Yarı-Deney: Deneylerin laboratuvar ortamında yapılmadığı, dış faktörlerin tamamen kontrol edilmediği, ama hipotez sınamayı amaçlayan, geçerliği değerlendirilen ve genelleme amacı taşıyan çalışmalar j/an deney (quasi-experimentation) ya da yarı deneysel çalışmalar olarak adlandırılmaktadır. Yarı-deneylerde, deneyde olduğu gibi kontrollü bir ortamda kontrol grubu oluşturulmaz. Bunun yerine laboratuvar ortamı dışında deney grubuna benzer özellikler gösteren bir grup bulunur ve karşılaştırma bu grupla deney grubu arasında yapılır

NİTEL ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ
Ø Nitel araştırma, yorumlayıcı yaklaşıma dayanır. Nitel araştırma, yapılandırılmamış gözlem, yapılandırılmamış görüşme ve doküman inceleme gibi nitel veri toplama tekniklerinin kullanıldığı, olgu ve olayların kendi doğal ortamları içinde gerçekçi ve bütüncül bir şekilde ortaya konmasına yönelik nitel bir sürecin izlendiği araştırmadır Nitel araştırma yöntemi ise, insanların sosyal dünyayı nasıl anladığını, deneyimlediğini, yorumladığını ve ürettiğini anlamayı amaçlayan nitel araştırmalarda izlenen tutum ve stratejileri kapsayan bir kavramdır
Nitel araştırma yönteminin genel özellikleri
Ş Sosyal gerçeklik anlayışı: sosyal gerçeklik genellenemez ve tahmin edilemezSosyal araştırmanın amacı
Ş Sosyal araştırmanın amacı, insanların bakış açılarını ve doğal ortamlarında anlamı ve sosyal gerçekliği nasıl inşa ettiklerini anlamak, sosyal olguları derinlemesine ve ayrıntılı bir şekilde betimlemek ve sosyal olgu ve olayları ve aralarındaki karmaşık ilişkiyi kendi bağlamı içinde yorumlamaktır Nitel araştırmanın dayandığı yorumlayıcı yaklaşım içerisinde birey terimi yerine sosyal aktör ya da özne terimi tercih edilir. Sosyal eylemde bulunan, bilinçleri ve diğer insan ve gruplarla kurdukları etkileşim aracılığıyla sosyal dünyayı inşa eden ve değiştiren birey ya da gruplar sosyal aktörler olarak adlandırılır. Nitel araştırmalar, ele alınan olgunun karmaşıklığını ve bütünlüğünü gösterme, sosyal aktörlerin eylemlerinin arkasındaki nedenleri anlama ve yorumlama amacını taşır.
Ş Araştırmacı katılımcı ve özneldir
Ş Araştırma doğal ortamda yürütülür: Nitel araştırmalarda, incelenen sürece müdahale edilmez, çevresel koşullar kontrol altında tutulmaya çalışılmaz, çünkü sosyal olgular, içinde var oldukları ortama göre biçimlenirler Nicel araştırmalar, toplanacak verilerle sınanmak üzere hipotez geliştirilmesi ile başlarken, nitel araştırmalar toplanmış olan verilere dayanılarak hipotez geliştirilmesiyle son bulur.
Ş Tümevarım ilkesi bakimdir
Ş Çalışılan durum ân plandadır
Ş İstisnalarla ilgilenir ve nispeten küçük örnekletti gruplarıyla çalışır:
Ş Verileri zenginliği içinde sunar
Ş Bulguların doğruluğu: Yapılan yorum ya da geliştirilen teori, çalışılan kişilere anlamlı geliyorsa ve diğer kişilerin de onların gerçekliğine girmesini ya da onları derin bir şekilde anlamasını sağlayabiliyorsa doğru kabul edilir
· İncelenen sosyal olgu ya da olayla ilgili olarak “kim, ne, nerede, ne kadar” gibi sorulara yanıt arayan nicel araştırmaların aksine nitel araştırmalar genellikle “neden” ve “nasıl” gibi sorulara yanıt ararlar.
Veri toplamak için kullanan araçlar, pozitivist ve yorumlayıcı yaklaşımlar tarafından farklı şekilde algılanır ve kullanılır. Pozitivist yaklaşım, doğa bilimlerinin yöntemini kullandığı için, veri toplarken kullanılan araçların (geçerli olmaları şartıyla) verilerin özelliklerini değiştirmediği varsayılır
· Nicel araştırmalarda sosyal bilimcilerin veri toplama sürecinde kullandığı soru kağıdı, gözlem çizelgesi, görüşme yönergesi gibi araçlar “teknik” olarak adlandırılır. Diğer taraftan Yorumlayıcı yaklaşıma göre, sosyal gerçeklik dışarıdan bakılarak nesnel olarak anlaşılamayacağı, ancak kendi bağlamı içinden bakıldığı takdirde anlaşılabileceği için, veri toplama yolu, incelenen olguyla ilişkili kişileri kendi sosyal ortamları içinde ve bu ortama katılarak gözlemlemek ve onlarla etkileşime girmektir. Yani, veri toplama aracı, araştırmacının kendisidir. Bu nedenle de örneğin nicel araştırmalarda bir teknik olarak ele alınan görüşme ya da gözlem, nitel araştırmada bir yöntem hâlini alır. Çünkü görüşmenin ya da gözlemin kendisi, içeriden bakış sürecidir; incelenen sosyal olguyu anlamanın yolu, araştırmanın yöntemidir; başka bir deyişle görüşme ya da gözlem, bir teknik olmakla sınırlı kalmamakta, yöntemsel bir duruşu da ifade etmektedir. Bu nedenle nicel araştırmalarda “teknik” olarak kullanılan görüşme, gözlem gibi araçlar, nitel araştırmalarla ilgili literatürde sıklıkla “yöntem” olarak sınıflandırılmaktadır.
v Derinlemesine Görüşme: Derinlemesine görüşme, araştırma problemine ilişkin yüzeysel bilgilerden çok, kişilerin düşünce, görüş ve deneyimleriyle ilgili bilgi toplanmak istendiğinde kullanılan bir görüşme tekniğidir. Derinlemesine görüşmelerde az sayıda insanla görüşülerek çok detaylı bilgi elde edilmeye çalışılır. Araştırmacının amacı, görüşülen kişi ne söylemek istiyorsa bunu söyleyebileceği rahat bir ortam sağlamaktır Derinlemesine görüşme, ‘yapılandırılmamış görüşme’ ya da ‘etnografik görüşme’ olarak da adlandırılırGörüşme yaparken araştırmacının konuşmaktan çok dinlemesi, görüşülen kişiyi yönlendirecek konuşma ya da hareketlerden kaçınması, görüşülen kişinin statüsüne benzer giyinerek kendisini rahat hissetmesini sağlaması, görüşülen kişiye karşı nazik olması, sorularını açık, net ve kısa cümlelerle sorması ve görüşülen kişinin söylediği her şeyi, tam olarak söylenen haliyle kaydetmesi/yazması gerekir
v Odak Grup Görüşmesi: Belirli kriterlere göre seçilerek, önceden belirlenmiş bir konuyu tartışmak üzere bir araya gelmiş olan yaklaşık 6-12 kişilik bir grup insanla, nitel araştırma yöntemleri ile yapılan görüşmeye odak grup görüşmesi denir. bir konuya ilişkin farklı grupların bakış açıları ya da insanların belirli bir konu hakkındaki düşünce ve duygularının nasıl çeşitlilik gösterdiği incelenmek isteniyorsa odak grup görüşmesi uygun bir tekniktir. Odak grup homojen bir gruptur, gruba dahil olan kişiler, araştırmacı açısından önem taşıyan bir şekilde birbirleriyle bazı açılardan benzerlik gösterirler.
v Yapılandırılmamış (Denetimsiz) Gözlem: Nitel araştırmalarda gözlem, sosyal olguları çevreleyen koşulları ve bireylerin davranışlarını incelemeyi sağladığı, çeşitli davranışların doğal oluş hâlini gösterdiği ve elde edilen verilerin hangi bağlamda değerlendirilmesi ve yorumlanması gerektiği konusunda araştırmacıya önemli ipuçları sunduğu için son derece faydalı bir tekniktir Yapılandırılmamış gözlem, gözlem çizelgesi gibi standart bir veri toplama aracının kullanılmadığı gözlemdir. Yapılandırılmamış gözlem, katılımcı ve katılımsız olmak üzere ikiye ayrılır.
v Katılımcı Gözlem: Katılımcı gözlemde araştırmacı, çalıştığı konuyla ilgili kültürün içine girmeye, bu kültürün bir parçası olmaya çalışır ve gözlem çizelgesi yaptığını anlamak açısından standart bir gözlem aracı kullanmaz. Katılımcı gözlemin amacı, incelenen kültürü mümkün olduğunca ayrıntılı bir şekilde tanımlayacak bilgiyi edinmek ve bu uygulanmaya uygun kültürün dilini, gelenek ve göreneklerini, değerlerini, yazılı ve yazısız normlarını etraflıca betimlemektir.Bu nedenle katılımcı gözlem, belirli bir kültürü, o kültürün içinden bakarak tanımlamayı amaçlayan etnografya çalışmaları ile özdeş görülür Katılımcı gözlem, incelenen duruma eşlik eden düşünceleri ve duyguları paylaşarak içten bir şekilde kavramayı, böylece gözlem konusu olan olayın içyapısına sızarak bir anlayış derinliğine ulaşmayı amaçlar. Katılımcı gözlemde araştırmacıların incelenen gruba katılımı her zaman eşit düzeyde olmayabilir, bazı araştırmalarda araştırmacılar grupla tamamen bütünleşirken, bazı durumlarda araştırmacının gruba katılımı daha sınırlı olabilir.
v Katılımsız Gözlem: Katılımsız gözlem, standart bir veri toplama aracının kullanılmadığı, ancak araştırmacının katılımcı gözlemdeki gibi gözlemlediği grubun bir üyesi hâline gelmediği, araştırmacı kişiliğini koruduğu ve gözlem konusunu dışarıdan gözlemlediği gözlem tekniğidir. Böylece gözlemde nispeten nesnellik sağlanmış olur. Ancak araştırmacının gözlemlediği duruma hiç katılmadan gözlem yapması oldukça zordur
v Yarı-Yapılandırılmış Gözlem: Yarı-yapılandırılmış gözlem, genellikle bir veri toplama aracı kullanılan, yapılandırılmamış çalışmalarda elde edilen verilerin doğal ortamda sınanmasına yönelik gözlemlerdir Bu tip çalışmalarda gözlemci, doğal ortamı gözlemleyecek ve önceki çalışmalarda ortaya çıkan davranışların işlemesi, yani tekrar görülmesi durumunda bu davranışları veri toplama aracına işleyecektir.
v Yaşam Öyküsü: Sosyal bilimlerde biyografik veriler, uzun veya kısa, genel veya belirli bir konuya odaklanan, yüzeysel ya da derinlemesine gibi çeşitli biçimlerde bulunabilir. Bu biçimler, sahip oldukları özellikler doğrultusunda yaşam öyküsü, yaşam tarihi, yaşam anlatısı, otobiyografi, sözlü tarih gibi çeşitli terimlerle ifade edilirler. Yaşam öyküsü, yaşam tarihi ve sözlü tarih arasındaki fark, kapsamları ve vurguladıkları kısımlardır. Yaşam tarihi ya da sözlü tarih bir insanın yaşamında belirli bir olaya odaklanırken (çalışma yaşamı gibi), yaşam öyküsü bireyin yaşamının bütüncül ve güncel haline odaklanır.Yaşam öyküsü çalışması, bir araştırma probleminin taşıyıcısı olan bireylerin bir birim olarak ele alınması ve yaşam süreçlerinin ince ayrıntılarına inilerek ilgilenilen olgu ya da olayın somut bir içerik ve bir örnek olay üzerinde araştırılmasıdır
v Örnek Olay İncelemesi (Vaka Çalışması):Örnek olay, bir sosyal olgunun kendi bağlamı içinde, çeşitli veri toplama teknikleriyle bilgi toplanarak ampirik olarak incelenmesidir (Robson, 2000:51-52). Başka bir şekilde tanımlayacak olursak, örnek olay çalışması, sosyal olgu ya da olayın bütüncül olarak anlaşılabilmesini sağlamak amacıyla olay ya da olguyla ilişkili bütün değişkenlerin karşılıklı etkileşiminin incelendiği bir araştırma desenidir
v Doküman İncelemesi: Araştırma konusu hakkında bilgi içeren yazılı materyallerin çözümlenmesini içeren doküman incelemesi, gözlem veya görüşmenin mümkün olmadığı araştırmalarda tek başına veri toplamak amacıyla, diğer veri toplama yöntemleriyle birlikte kullanıldığında ise verilerin çeşitlendirilmesini sağlamak ve araştırmanın geçerliğini artırmak amacıyla kullanılan bir tekniktir .Yazılı dokümanların incelenmesinde en sık kullanılan teknikler içerik analizi ve eleştirel söylem analizidir. Bununla birlikte, bu yöntemler sadece yazıh dokümanların incelenmesinde değil, görüşme, film, görüntü ve benzeri materyalin içeriğinin çözümlenmesinde de kullanılır. Yazılı dokümanların içerik analizinde, metinlerde belirli sözcüklerin kaç kez tekrarlandığının sayılması, gazetelerde sütunlara ya da haberlere ayrılan alanın kaç santimetrekare olduğunun ölçülmesi, radyo ve televizyonda araştırılan konuya kaç dakika/saat ayrıldığının hesaplanması gibi nicel veri toplama teknikleri kullanılır. Araştırmacılar bu verilere dayanarak iletişimin (metin, görüntü vs.) ve iletişimde bulunanların (örneğin yazarlar) özellikleri hakkında çıkarsamalar yapabilirler.
v Teori Kurma (‘Grounded’ Teori): Gömülü Teori olarak da bilinen Teori Kurma yöntemi, sosyal araştırmaları önceden belirlenmiş teoriler üzerinde temellen- dirme baskısına karşı bir tepki olarak geliştirilmiş bir yöntemdir. Teori geliştirmeye yönelik olan bu yöntemde veriler, nitel veri toplama teknikleriyle toplanırken bir yandan da çözümlemeler yapılarak elde edilen verilere uygun bir teorik açıklama getirilmeye çalışılır

NİCEL VE NİTEL YÖNTEMİN GÜÇLÜ VE ZAYIF YÖNLERİ
Ş İnsan davranışını, bu davranışı oluşturan sosyal ve kültürel bağlamdan soyutlaması, davranışların anlamını kavramayı mümkün kılacak zengin veriler sağlayamaması,
Ş Neredeyse her konuyu ölçme ve sayısallaştırma eğilimi nedeniyle insan yaşamını sayılara ve soyut formüllere indirgemesi, bunun sonucunda elde ettiği bilgilerin gerçek hayatla ilgisinin kopmasına neden olması,
Ş Teori ve hipotezde yer verilmemiş olan değişkenlerin etkisini göz ardı etmesi,
Ş Sosyal aktörlerin dışında var olan yapılara fazla odaklanarak sosyal olgularda aktörlerin etkileşimi sonucunda meydana gelen değişimleri görememesi,
Ş Sayısal verilerin istatistiksel çözümlemesinin sonuçların yönlendirilmesine, yanlış ya da eksik yorumlamaya izin vermesi,
Ş Ölçüm aracı standart olsa bile, konu seçiminde ve bulguların yorumlanmasında araştırmacının değer yargılarından arınması ve tamamen nesnel olması mümkün olmadığı hâlde nesnelliği bir şart olarak görmesi açılarından eleştirilmiştir.
Ş Nitel yöntemin en güçlü yönü, insan davranışını ve sosyal yaşamdaki değişim sürecini kendi bağlamı içinde ve bütüncül olarak anlamamızı sağlayacak zengin ve detaylı veriler sağlamasıdır.
Ş Nitel yöntem Fazla öznel ve göreceli olması nedeniyle sonuçların araştırmayı yürüten araştırmacıya bağlı olarak değişebilmesi
Ş Sosyal olay ve olguları açıklamada sosyal aktörlerin düşünsel süreçlerine ağırlık vererek resmin daha geniş hâlini, yani sosyal olguları etkileyen ama sosyal aktörlerin bilgileri dışında işleyen süreçleri göz ardı etmesi,
Ş Veri toplama ve çözümleme süreçlerinin çok fazla emek ve zaman gerektirmesi,
Ş Elde edilen verilerin genellenememesi açılarından eleştirilmiştir.

YÖNTEMSEL ÇOĞULCULUK
Bazı sosyal bilimciler, iki yöntemin de tek başına bütünüyle Nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin bir arada kullanılıp kullanılamayacağına ilişkin iki farklı görüş vardır.
v Bu görüşlerden ilki, nicel ve nitel araştırmaların farklı teorik bakış açılarına dayandıklarını, sosyal gerçekliğin incelenmesinin zıt yolları olduklarını vurgular. Bu görüşe göre teorik bakış açısı, değer ve varsayımlar iç içe geçmiş durumdadırlar, birbirlerinden ayrılmaları mümkün değildir; bu nedenle de nicel ve nitel araştırma yöntemleri veri toplama tekniği düzeyine indirgenemez, bütünleştirilemez ve birlikte kullanılamaz.
v İkinci görüş ise nicel ve nitel yöntemin sadece sosyal araştırmaların yürütülmesinin farklı araştırma problemlerine uygun olan farklı yolları olduğunu vurgular, her iki yöntemle ilişkilendirilen veri toplama tekniklerinin güçlü yönleri üzerinde durur ve bu tekniklerin kaynaştırılabilecek nitelikte olduklarını ileri sürer. Bu görüşe göre nicel ya da nitel araştırma yöntemlerinden birini seçmek ya da melez bir yöntem benimsemek, teorik bakış açılarından ve değerlerden çok teknik konularla ilgilidir Her iki yöntemden de faydalanma, yöntemsel çoğulculuk, nirengi ya da üçgenleme olarak adlandırılmaktadır. İki yöntemi bir arada kullanmanın çeşitli yolları vardır:
Ş Nicel veriler nitel çalışmalarla elde edilmiş verilerin, nitel veriler de nicel çalışmalarla elde edilmiş verilerin doğruluğunun kontrol edilmesi amacıyla kullanılabilirler.
Ş Nitel yöntem, daha sonra nicel yöntemle sınanmak üzere hipotez geliştirilmesi amacıyla kullanılabilir.
Ş Nicel yöntemle yapılmış çalışmalar, nitel yöntemle yapılacak çalışmalarda kimlerin incelenmesi gerektiğinin belirlenmesinde faydalı olabilir.
Ş Nitel yöntem, nicel araştırmalar sonucunda birbirleriyle istatistiksel olarak ilişkili oldukları ortaya çıkan bazı değişkenlerin neden ilişkili olduğunu göstermek amacıyla kullanılabilir.
Ş Çalışılan sosyal grup hakkında daha bütüncül bir görüşe sahip olabilmek için nicel ve nitel yöntemler bir arada kullanılabilir; araştırma konusunun genel özellikleri için nicel, özgül özellikleri için nitel yöntem kullanılabilir.
Ş Birincil veri kaynakları, anket, görüşme ve gözlem sonuçları gibi, araştırmacının kendisinin topladığı, konusuna en yakın olan, örneğin bir olayı yaşamış ya da tanık olmuş kişilerden elde edilen verilerdir. İkincil veri kaynakları ise, önceden yapılmış araştırmaların raporları, resmi istatistikler ya da kitaplar gibi, araştırmacının kendisinin toplamadığı, birincil veri kaynaklarındaki bilgilerin yorumlanması ve aktarılmasıyla oluşan verilerdir.

ÜNİTE 5

ARAŞTIRMA KONUSUNUN SEÇİLMESİ

1)Araştırma konusu seçilirken uygulanabilirlik ve genişlik önemlidir.

2)Araştırma konusu araştırmacının kişisel deneyimlerinden,daha önce yapılmış çalışmalarından,kitle iletişim araçlarından,teorilerden,inançlardan,değerlerden etkilenerek seçilir

ARAŞTIRMA KONULARI: ( özgün ve net olmalıdır)

1)Özel sektörde kadın istihdamı

2)İtihdam koşullarının iş tatmini üzerindeki etkisi

3)Gençler arasında madde bağımlılığı

4)Aile içi şiddetin madde bağımlılığı üzerindeki etkileri

ARAŞTIRMA KONUSUNUN DARALTILMASI VE ARAŞTIRMA PROBLEMİNİN OLUŞTURULMASI

1)Araştırma konusu:Neyle ilgili bilgi toplamak istiyorum

2)Araştırma problemi:Bu konuyla ilgili neyi öğrenmek istiyorum

Araştırma problemi;anlamlı,gnellenebilir,orjinal,güncel olması gerekir.

1)Olgusal sorular

2)Karşılaştırmalı sorular

3)Gelişimsel sorular

4)Teorik sorular

Araştırma konuları;cinsiyet,mekana,yaşa,zamana,toplumsal tabakalara dayanır.

LİTERATÜR TARAMASI

Belirli bir konuda önceden yapılmış çalışmalarda elde edilmiş bilgilerin incelenmesi,önemli noktaların gözden geçirilmesi ve özetlenmesidir.

VARSAYIM (SAYILTI)

Doğru olduğu kabul edilen yargı ve genellemelerdir.Hipotezden ayıran özellik sınanmak üzere oluşturulmamş olmasıdır.

ÖNERME

İki ya da daha çok kavram arasındaki ilişki hakkında yargı bildiren bir cümledir.Hipotezden ayıran özellik soyut kavramlar arasındaki ilişkiler hakkında ve teorik düzeyde olmasıdır.

Önermelerde kavramlar arası ilişkiler;azalır,artar,olumlu ilişki içindedir,olumsuz ilişki içindedir

KAVRAM

insanların dünyayı anlamak ve diğer insanlarla iletişim kurmak amacıyla kullanıkları zihinsel soyutlamalardır.Kavramlar hayal gücü aracılığıyla,deneyimlerden yola çıkarak geliştirilebilir.

Kavramları kullanırken dikkat edilecek 2 nokta;

1)Uzlaşma sağlanmalı

2)Gereksiz yere yeni kavramların pekiştirilmesinden kaçınılması gerekir.

İŞLEMSELLEŞTİRME

Kavramların ölçülebilir değişkenler haline getirilmesi sürecine denir.Başka bir deyişle işlemselleştirme,karamların gözlemlenebilir sosyal etkinlikler şeklinde tercüme edilmesidir.

DEĞİŞKEN

Varlıklara göre farklı değerler alabilen özellik ya da durumlardır.Başka bir deyişle değişken,davranışların herhangi bir görünüşü ya da değişebilen bir koşul ve özelliktir.

Değişkenler;yaş,kilo,boy,gelir gibi nicel ya da;cinsiyet,medeni durum,eğitim durumu,tutum gibi nitel özelliğe sahip olabilirler.

HİPOTEZ (DENENCE)

Doğrulanabilecek ya da yanlışlanabilecek ifadedir.

Hipotezlerin Özellikleri:

1)sınanabilirdir

2)Kapsamı sınırlıdır

3)Araştırma probleminin doğasına,büyüklüğüne,yoğunluğuna ilişkin yterli bilgi elde edildikten sonra kurulmalıdır.

4)Doğrulanmış genelleme ve kuramlarla çelişmemelidir

5)Gözlenebilir veriler üzerinde kurulmalı,kavramlar arasındaki değil,değişkenler arasındaki ilişkilere ilişkin olmalıdır.

6)Doğru terimlerle ve kısa olarak ifade edilmelidir.

2 TÜR İLİŞKİ VARDIR;

1)Karşılıklı değişken ilişki:İki yada daha çok değişkenin belirli yönde birlikte değişmesi anlamına gelir.örneğin;kadınların iş gücüne katılım düzeyi arttıkça,ev içi ilişkilerde söz sahibi olma düzeyide artar.hipotezi her iki değişkendede ayn anda bir değişiklik olduğunu ifade eder

2)Nedensel ilişki:Kadınların iş gücüne katılım oranının artması,ev içi ilişkilerde söz sahibi olma düzeylerinin artmasına neden olur.Bir değişkende elirli bir yönde meydana gelen bir değişikliğin,diğer değişkende de belirli bir yönde değişiklik meydana gelmesine neden olduğu ilişkilerdir.

X Bağımsız değişken:Nedensel ilişkilerde neden olan değişkene denir.

Y Bağımlı değişken:Nedensel ilişkilerde sonuç olan değişkene denir.

Z Aracı değişen:Bağımlı ve bğımsız değişkenin ilişkisinin kurulmasını sağlar.

her iki yönde değişim oluyosa olumlu artar-artar veya azalır-azalır

farklı yönde değişim oluyosa olumsuz artar-azalır veya azalır-artar

ARAŞTIRMANIN KAPSAMININ VE SINIRLILIKLARININ BELİRLENMESİ

Araştırma kapsamı:Bir araştırmanın neyi ölçmek ya da incelemek istediği,araştırmanın kapsamını oluşturur.

Araştırmanın sınırlılığı:Veri toplama ve çözümlemede kullanlan yöntem.

sınırlamada ilk adım;probleminden sadece birini seçmektir.

Araştımanın sınırlandırılmasının önemi:Araştırmanın yürütülebilmesi ve tamamlanması açısından önemlidir.

ARAŞTIRMANIN AMAÇLARININ İFADE EDİLMESİ

1)Teorik amaç:Sosyal araştırmacılar,sosyal yaşam ve ilişkilerdeki düzenlilikleri ortaya koymak ya da bir sosyal olguyu derinlemesine incelemek amacını taşırlar.buna teorik amaç denir.

2)Pragmatik amaç:Sosyal araştırmalar ayrıca çeşitli toplumsal sorunların değerlendirilmesi ya da çözülmesi amacına yönelik olarak da yürütülürler.buna pragmatik amaç denir.

Bir araştırma 3 amaca yönelik olabilir:

1)keşfetme 2)betimleme 3)açıklama

Araştırmanın amaçlarını belirlerken dikkat edilecek noktalar:Araştırma tipinin ve yönteminin ne olduğu ve araştırmanın kapsamının sınırlandırılmış olmasına dikkat edilmelidir.

ÜNİTE 06
ARAŞTIRMA YÖNTEM VE TEKNİKLERİNİN SEÇİMİ

ARAŞTIRMA TİPLERİNİN SINIFLANDIRILMASI :

Amaçlarına göre araştırmalar :
-Keşfedici araştırmalar
-Betimleyici araştırmalar
-Açıklayıcı araştırmalar

Odaklandıları zamana göre araştırmalar
-kesitsel araştırmalar
-boylamsal araştırmalar

Kullanım amacına yönelik olarak araştırmalar
-teorik amaca yönelik araştırmalar : sosyal yaşam ve ilişkilerdeki düzenlilikleri ortaya koymayı yada bir sosyal olguyu derinlemesine incelemeyi amaçlarlar.
-pragmatik (faydacı) amaca yönelik araştırmalar : çeşitli toplumsal sorunların değerlendirilmesi,çözülmesi yada çözğlmesine katkıda bulunulması amacına yönelik olarak yürütülürler.
Türkiye istatistik kurumunun yaşam memmuniyeti araştırması pragmatik amaca yönelik araştırmalara örnek verilebilir.

AMAÇLARINA GÖRE ARAŞTIRMA TİPLERİ

KEŞFEDİCİ ARAŞTIRMALAR : araştırmacının fazla bilgi sahibi olmadığı konuları incelediği yada araştırma konusunun görece yeni olduğu durumlarda yapılan araştırmalardır.

-Hipotez geliştirme,hipotez sınama yada bir konuyu derinlemesine bir şekilde anlama amacına yönelik değildirler.
-Keşfedici araştırmalar problemin net olarak tanımlandığı durumlarda araştırmacıya yardımcı olur
-Keşfedici araştırmalar bir hipotezle başlamadıkları ve evreni temsil eden bir örnekleme sahip olamayacakları için nicel yöntemle yürütülmeye uygun değildirler
-araştırmacıya konuyla ilgili ön bilgi sağlar, yüzeysel bilgi toplamaya yöneliktir.

3 durumda keşfedici araştırmalar tercih edilir :
1- incelenmek istenen grup süreç etkinlik yada durum hakkında şimdiye dek hiç sistematik ampirik bir inceleme yapılmamış yada çok az sayıda çalışma yapılmışsa
2-ilgilenilen konu esnek bir şekilde betimlenerek incelenmemiş,bu konu hakkında sadece sıkı kontrol altında tahmine yönelik araştırmalar yapılmışsa
3-hakkında bilgi sahibi olunan bir konu,bu bilgileri geçersiz kılacak denli değişim geçirdiyse

Keşfedici araştırmaların 3 amacı vardır
1-araştırmacının konuyla ilgili merakını gidermek ve ön bilgi sağlamak
2-konuyla ilgili daha kapsamlı bir araştırmanın yapılıp yapılmayacağını sınamak
3-sonraki araştırmalarda kullanılabilecek veri toplama araçları geliştirmek

*keşfedici araştırmaların temel sınırlılığı : örneklemleri araştırma evrenini temsil etmediği için araştırma problemlerine ilişkin tatmin edici cevapların ancak nadiren elde edilebilmesidir.

KEŞFEDİCİ ARAŞTIRMALARDA YÖNTEM :
Nitel yöntem kullanılır.
Keşfedici araştırmalar : literatür taraması, uzmanlara danışma ve vaka keşfi tekniklerini içerir
Literatür araştırması : herhangi bir araştırma konusuyla ilgili bilgi elde etmenin ilk aşaması
Uzmanlara danışma tekniği : araştırmacının konuyla ilgili birinci elden bilgi alabileceği uzman kişilere danışmasıdır. Bu uzmanların bilim adamı olması gerekmez ama konu hakkında birinci dereceden bilgi sahibi olmaları gerekir
Vaka keşfi tekniği : çalışılan konulara dahil olan bireylerin detaylı bir şekilde incelenmesini içerir.

BETİMLEYİCİ ARAŞTIRMALAR :
İlgi duyulan konu yada etkinliklerin bir betimlemesini,tasvirini elde etmeyi amaçlayan araştırmalardır.
Keşfedici araştırmalar gibi betimleyici araştırmalarda : araştırma konusuyla ilişkili olarak : kim, ne ve neden gibi çeşitli sorulara cevap arar.
Betimleyici araştırmalar, keşfedici araştırmalardan daha sistematik ve daha yapısaldır.
Araştırılan konu yada grup Doğal gözlenir, betimlenir.
Betimleyici araştırmalar bir durumu saptamaya çalışan araştırmalardır : istanbulda en çok şikayet edilen kent sorunları nelerdir ? gibi…
Betimleyici araştırmalar olgular arasında neden sonuç ilişkisi aramazlar, ancak bazı temel istatistikler kullanılabilir. Frekans dağılımı,ortalama değerler gibi çeşitli istatistikler aracılığıyla incelenen örneklemin genel özellikleri ortaya konmaya çalışılır.

Bir grup işçinin işe devamsızlık oranını ortaya koymaya çalışan yada işten çıkarılan işçilerin duygularını betimlemeye çalışan bir araştırma betimleyici bir araştırmadır.

BETİMLEYİCİ ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ :

Nitel yöntemle yürütülür.
Araştırmalar hem betimleme hemde açıklama amacı taşıyabilirler
Araştırma problemine bağlı olarak nicel yada nitel veri toplama teknikleri kullanılabilir
Betimleyici araştırmanın bir türüde karşılaştırmalı araştırmalardır.

Karşılaştırmalı araştırmalar : sosyal bilimlerde farklı ülkelerin yada kültürlerin belirli özellikler açısından karşılaştırılmasını amaçlayan araştırmalara verilen genel addır. Nicel yöntemde nitel yöntemde kullanılabilir. Örnek olay incelemeleri gibi teknikler kullanarak birincil veriler toplanabileceği gibi, doküman incelemeleri yada mevcut istatistiklerin analizi gibi ikincil veriler de analiz edilebilir.

Karşılaştırmalı tarihsel araştırmalar : sistematik karşılaştırma yolu ile devrimler,politik rejimler ve politikalar gibi geniş çaplı sonuçları olan olguların zaman içindeki gelişimlerini analiz eden araştırmalardır.
Amacı : geçmişte meydana gelen olay yada sorunları inceleyerek güncel olayları yorumlamak yada güncel sorulara cevap aramaktır.

HİPOTEZ GELİŞTİRMEYE YÖNELİK ARAŞTIRMALAR
Betimleyici araştırmanın özelliklerini taşırlar ancak buna ek olarak daha yapısallaştırılmış araştırmalardır. Daha az değişken içerirler ve ölçümleri daha titizdir.
Araştırmacının muhtemel ilişkiler hakkında bir fikri vardır.
Araştırmacı : literatür taraması,uzmanlarla yaptığı görüşmeler gibi kaynaklardan elde ettiği bilgilere dayanarak önemli değişkenleri belirler. Bağımlı-bağımsız değişkenlerin çeşitli kombinasyonlarını inceler ve ampirik olarak uygun olan bir yada birkaçını seçer.
Hipotez geliştirmeye yönelik araştırmalarda en sık kullanılan yöntem : GÖMÜLÜ TEORİ yöntemidir. : araştırmaya belirli bir teorik çerçeveyle değil,veri toplayarak başlanması ve bu veriler kullanılarak bir teori geliştirilmesidir. Araştırmacı sınayacağı bir hipotezle yola çıkmaz. Elde ettiği bilgilere dayanarak hipotezleri geliştirir ve teorisini inşa eder.

Hipotez geliştirmeye yönelik araştırmalar ; amaçları gereği, nitel yöntemin bütün özelliklerini taşıyan ve doküman incelemesi, yaşam öyküsü, katılımcı gözlem, derinlemesine görüşme gibi nitel veri toplama tekniklerini kullanan araştırmalardır.

AÇIKLAYICI (HİPOTEZ SINAMAYA YÖNELİK ) ARAŞTIRMALAR
Açıklayıcı araştırmalar : olgular arasındaki neden sonuç ilişkilerini ortaya koymaya çalışan ve nicel yöntemle yürütülen araştırmalardır.
Hipotez : iki yada daha fazla değişken arasındaki ilişki hakkında,sınanmak üzere oluşturulmuş olan bir ifadedir.

Açıklayıcı araştırmalarda yöntem :
Nicel yöntemin bütün özelliklerini taşıyan ve nicel veri toplama araçlarını kullanan araştırmalardır.
Araştırma hipotezlerle başlar,veriler nicel veri toplama teknikleri (deney,yarı deney,denetimli gözlem,yapılandırılmış görüşme) ile toplanır. Bulgular istatstiksel yollarla sunulur ve araştırma evrenine genellenir.

ZAMANA GÖRE ARAŞTIRMA TİPLERİ
Araştırmalar odaklandıkları zaman açısından kesitsel ve boylamsal araştırmalar şeklinde 2ye ayrılır.
KESİTSEL ARAŞTIRMALAR :
Bir olgunun yada örneklemin belirli bir zamandaki halini gözlemlemeyi içeren araştırmalardır.
Keşfedici ve betimleyici araştırmalar çoğunlukla kesitsel araştırmalardır.
-kesitsel araştırmalarda araştırma konusunun bir kesiti,dilimi incelenir
-kesitsel araştırmalar zamanda sadece bir noktayı yansıtan gözlemlere dayanır

BOYLAMSAL ARAŞTIRMALAR
İncelenen konunun zaman içindeki gelişimini ele alan ve en az 2 kere tekrarlanan araştırmalardır.
Uzun zaman aralıklarında bazı durumlarda onlarca yıl boyunca aynı olguyu ölçen araştırmalardır.
Psikolojide yaşam süreci boyunca bireylerin gelişimlerini izlemek için, sosyolojide de bireylerin yaşamları boyunca yada nesiller boyunca deneyimledikleri yaşam olaylarını incelemek için kullanılır.
Dezavantajları : uzun sürmeleri ve yüksek maliyetli olmalarıdır. Ancak zaman içindeki değişimleri ölçmek için kullanılabilecek en iyi yoldur.
Eşi alkolik olan kadınların sorunlu evlilikleriyle nasıl baş ettiklerini ortaya koymaya çalışmak için evlilik sürecini uzunca takip etmek ve tekrar tekrar ölçmek gerekir.

3 temel türü vardır
1-eğilim(zaman serisi) araştırmaları : belirli bir araştırma evreninde zaman içinde meydana gelen değişimleri inceler.
-Seçilen farklı örneklem gruplarından belirli zaman aralıklarıyla veri toplanır.
-Sosyal bilimlerde en sık kullanılan boylamsal araştırma türü : eğilim araştırmalarıdır
-Eğilim araştırmalarında tekrarlanan ölçümlerde örnekleme her zaman aynı insanlar seçilmez ama her ölçümde aynı araştırma evreninden örneklem seçilir.
25 yıl önce bir köye yapılan eğilim araştırmasının 25 yıl sonrada yapılması : 25 yılda yaşanan toplumsal değişmenin saptanması için..
2-Panel Araştırmaları : araştırmanın tekrarlandığı her seferinde, yani her ölçümde aynı örneklemden veri toplanan araştırmalardır.
Örneğin : silah karşıtı kampanya başlamadan önce görüşülen kişilerle yapılan araştırma, kampanya bittikten sonrada aynı kişilerle araştırma yapılırsa bu panel araştırma olacaktır.
Bütün boylamsal araştırmalar gibi uzun süreli ve yüksek maliyetlidir. Örnekleme girenler ölebilir,taşınabilir…

3-kohort araştırmalar : araştırma evreninin ortak özelliklere sahip alt gruplarının(kohartlar) zaman içinde geçirdikleri değişimi ölçmeyi amaçlayan araştırmalardır.
Kohortlar genellikle aynı yılda doğanlardan oluşur.
1995te evlenenler,2.dünya savaşı sırasında doğanlar..gibi farklı kohortlar belirlenebilir.
Sağlık alanındaki araştırmalarda sıklıkla kullanılmaktadır.
Sigaranın akciğere zararları ile ilgili bir araştırmada sigara içenler ve içmeyenleri izleme süreci …
Uzun sürerler, maliyetlidir.
Kohort : belirli bir dönem içinde belirli bir özelliğe sahip(aynı yılda doğma,aynı işte çalışma,aynı bölgede oturma ..) olan kişilerin oluşturduğu gruba verilen addır.

Kohort araştırmalar : bir yada birden fazla kohortun belirli özelliklerini iki yada daha fazla sefer ölçen araştırmalara denir.

UYGUN ARAŞTIRMA YÖNTEM VE TEKNİKLERİNİN SEÇİMİ
Araştırma tpinin başarılı bir şekilde seçilmesi, araştırmanın amacının ve araştırma probleminin başarılı bir şekilde ifade edilmesine bağlıdır.
Araştırmanın amacı doğrultusunda nicel ve nitel veri toplama araçları birilikte kullanılabilir.

Araştırma yönteminin ve kullanılacak veri toplama tekniklerinin seçiminde dikkat edilmesi gerekenler :
- araştırmanın amacı keşfetmekmi,betimlemekmi,açıklamakmıdır?
- Araştırmanın amaçlarına önceden yapılmış araştırmaların sonuçlarıyla yani ikincil verilerle ulaşmak mümkünmü yoksa araştırmacının birincil verileri toplamasımı gerekir
- Araştırma konusuna yada değişkenlere ilişkin ampirik yada teorik bilgi düzeyi nedir
- Araştırmanın amacına ulaşmak için ne tür veriye ihtiyaç duyulmaktadır
- Araştırmacının rolü ne olacaktır
- Araştırma için kullanılabilecek mali teknik ve insan kaynakları nelerdir
- Araştırmacının amacına ulaşmak için veriler ne şekilde analiz edilmelidir

ÜNİTE 07

ARAŞTIRMA EVRENİ,ÖRNEKLEM SEÇİMİ VE ÖLÇÜM
Araştırma evreni: Araştırma probleminin cevaplanmasıyla ilgili olan bütün insanların oluşturduğu gruba “araştırma evreni” denir.

Tam Sayım : Bütün evrenin araştırmaya dahil edilmesine, yani gruptaki herkes hakkında bilgi toplamaya “tam sayım” denir.

Nüfus sayımları : tam sayımın en tipik örneğidir.

Zaman ve mali kaynaklar konusundaki sınırlılık çoğunlukla tam sayımı imkansız kılar. Bu durumda : evrenin içinde yer alan, özellikleri ve verdikleri cevaplar açısından evreni yansıtan daha küçük bir gruptaki insanlardan bilgi toplamaktır.
Bu nedenle araştırmayı ilgilendiren grubun tümünden(evren), bu grubu temsil edecek alt küme(örneklem) seçilir.
Örnekleme yada Örneklem Seçimi : Evreni temsil eden alt küme seçilmesine denir. Araştırma evreninin özelliklerine sahip olan ve evrenden belirli tekniklerle seçilen bir gruptur.

Çıkarsama : Örnekleme ilişkin bulguların evrene genellenmesi sürecine denir.

Temsili Örneklem : Ait olduğu evreni doğru bir şekilde temsil eden örnekleme denir. Evrendeki belirli kişileri sistematik olarak dışlamıyor olması gerek.

Ön yargılı Örneklem : analiz sırasında uygun istatistiksel düzenlemeler yapılmadan evrene genelleme yapılmak için kullanılamazlar.
Bir anket için mesai saatleri içinde her 5.evin kapısını çaldığımızı düşünelim. Mesai saatleri olduğu için çalışan insanlar evde olmayacağından o kişiler sistematik olarak daha az temsil edilmiş olacak.

ÖRNEKLEM SEÇİM TEKNİKLERİ :
Olasılığa Dayalı Örneklem Seçim Teknikleri : Olasılığa dayalı(temsili) örneklem,evrendeki herkesin eşit seçilme şansına sahip olduğu örneklemdir. Seçimde eşit olasılık sağlamak için tesadüfi seçim yolu kullanılır.
Örneklem Çerçevesi : Evrendeki herkesin adının yer aldığı bir liste oluşturulur.
Bu listeden kurayla örneklem seçilir.
*örneklemin evreni tam olarak temsil etmeme ihtimali yüksektir.

OLASILIĞA DAYALI ÖRNEKLEM SEÇİMİNİN 4 TİPİ VARDIR
1-Basit Tesadüfi Örneklem Seçimi :
5 aşama vardır.
*Eksiksiz bir örneklem çerçevesi oluşturulur,evrende yer alan herkes listelenir
*Birden başlayarak örneklem çerçevesindeki her örneğe bir numara verilir.
*Örneklemin ne büyüklükte olacağına karar verilir.
*Tesadüfi sayılar tablosundan örnekleme girecek vaka sayısı kadar sayı seçilir
*Tesadüfi olarak seçilen sayılara karşılık gelen vakalar örnekleme dahil edilir

Basit tesadüfi örneklem seçim tekniği : araştırma evreninin coğrafi olarak geniş alanlara yayılmış olduğu araştırmalar için uygun değildir.

2-Sistematik Örneklem Seçimi :
Basit Tesadüfi Örneklem Seçim tekniğine benzer, aynı sınırlılıklara sahiptir ancak daha basittir.
Önce örneklem çerçevesi oluşturulur.
Evrendeki her birime bir numara verilir.
Örneklem aralığı belirlenir

Örneklem aralığı : örneklemdeki eleman sayısının evrendeki eleman sayısına oranıdır. Örneğin : sistematik örneklem tekniğiyle 50 kişilik bir evrenden 10 kişilik bir örneklem seçeceksek,evren büyüklüğünü örneklem büyüklüğüne bölerek örneklem aralığının 1/5 olduğunu buluruz. Bu sonuç evrendeki her 5 kişiden 1ini seçeceğimiz anlamına gelir.
Burada tek problem nereden başlayacağımızdır. Örneklem aralığı 1/5 olduğu için, ilk seçilecek kişi ilk 5 kişiden biridir. Kimden başlanacağı tesadüfi sayılar tablosu kullanılarak saptanır.

Eğer örneklem çerçevesinde belirli bir grubun sistematik olarak örneklemin dışında kalmasına yol açacak bir aralık varsa ; ya örneklem çerçevesinde örneklemi belli bir sırayı izlemeden sırasız,karışık şekilde listelemek yada basit tesadüfi örnekleme tekniğini kullanmak gerekir.

3-Tabakalı (KATMANLI) Örneklem Seçimi
Tabakalı Örneklemede : örneklem seçilmeden önce evren belirli homojen gruplara (tabakalara) ayrılır.
Örnekleme hatalarını azaltarak daha yüksek bir temsil yeteneğine sahip örneklemler oluşturmak için kullanılır.
Basit tesadüfi örneklemeye oranla daha küçük bir örneklem grubu ve daha düşük bir maliyetle çok daha yüksek bir kesinliğe ulaşma olanağı sağlayan bir tekniktir.

Örneklem evrenin tümünden seçilmez, evren homojen alt kümelere ayrılır ve her alt kümeden uygun sayıda birim seçilir.
Örneğin : üniversite örencileri hakkında bir araştırma yapılıyorsa evren önce öğrencilerin sınıflarına göre bölünebilir.

Orantılı ve Orantısız tabakalı örneklem seçimi olarak 2ye ayrılır.

Orantılı Tabakalı Örneklem Seçimi : her tabakadan, o tabakanın evren içindeki yeriyle orantılı örnek seçilir. Bir işyerinde toplam 100 kişi : %20 kadın,%80 erkek çalışıyor ise, 100 kişik bu işyerinden seçilecek 10 kişi, 2 kadın 8 erkek şeklinde olacaktır.

Orantısız Tabakalı Örneklem Seçimi : Her tabakadan seçilecek örnek sayısı belirlenir ve tabakaların evren içindeki oranına bakılmaksızın eşit sayıda örnek alınır.
Bu şekilde seçilen bir örneklemin temsil yeteneği düşüktür. Ancak evren içindeki her tabakanın örneklemde anlamlı ve gerekli bir büyüklükte temsil edilmesi istendiğinde orantısız tabakalı örneklem seçim tekniğinin kullanılması uygundur.
Bir işyerinde toplam 100 kişi : %20 kadın,%80 erkek çalışıyor ise, 100 kişik bu işyerinden seçilecek 10 kişinin yarısı kadın yarısı erkek olabilir. 5i kadın 5i erkek olur.

4-Küme (Çok Aşamalı ) Örneklem Seçimi :
Küme örnekleme tekniğinde : öncelikle bireylerin içinde yer aldıkları gruplar,yani kümeler,basit tesadüfi,sistematik yada tabakalı örnekleme yoluyla seçilir. Daha sonra örnekleme giren kümeler içinden belirli sayıda birey,basit, tesadüfi yada tabakalı örnekleme yoluyla seçilir.

Küme örnekleme tekniğiyle :
-büyük bir şehri önce bölgelere,sonra mahallelere,sonra sokaklara bölebilir sonunda bir dizi haneden oluşan bir örneklem elde edip bu hanelerden bireyler seçebiliriz.
Küme örneklemede örneklem seçimi en az 2 aşamadan oluşuyor. Çok aşamalı örneklem tekniği olarak adlandırılmasının sebebi budur.
-Her aşamada kaç kümenin(bölge,mahalle ve sokak gibi) seçileceğidir. Eğer çok az mahalle seçersek mahalledeki her evi örnekleme alabiliriz. Ama çok mahalle seçersek her mahalleden çok az insan seçmemiz gerekir. Yoksa örneklem büyüklüğü ve maliyet artar.

Avantajı : Evrene giren bütün bireylerin listelenemediği ancak evrenin kendiliğinden alt gruplara ayrılmış olduğu ve bu alt gruplara giren bireylerin listelenebilidği durumlarda son derece kullanışlıdır.
Dezavantajı : örnekleme hatasının yüksek olma olasılığıdır. Her aşamada seçilen birimler giderek azaldığı için örneklemin ve evrenin özellikleri arasındaki farklılığın yüksek olma olasılığı artar.

OLASILIĞA DAYALI OLMAYAN (YARGISAL) ÖRNEKLEM SEÇİM TEKNİKLERİ
Bazı durumlarda araştırma sonuçlarının daha geniş bir evrene genellenmesi amaçlanmaz. Ayrıca bazı çevrelerin (sokak çeteleri,uyuşturucu bağımlıları..) kaç kişi olduğu yada özellikleri bilinmez. Bu gibi evrenler için örneklem çerçevesi oluşturmak mümkün değildir. Bu nedenlede bu evrenlerden olasılığa dayalı yada temsili bir örneklem seçilemez.
Olasılığa dayalı olmayan (yargısal) örneklem seçim teknikleri kullanılır. Burda örnekler tesadüfi seçilmez, seçilecek örneklerde belirli özelliklerin varlığı aranır. Evrendeki herkesin örnekleme seçilme şansı eşit değildir.

Gelişigüzel (Tesadüfi ) Örneklem Seçim Tekniği : Araştırmacının örneklemi hiçbir ölçüt kullanmadan seçmesinden oluşur.
Araştırmacı Kampüste önünden geçen ilk 20 öğrenciyle görüşürse bu örneklem gelişigüzel(tesadüfi) seçilmiş bir örneklem olacaktır.

Kota Örneklem Seçim Tekniği : Hedeflenen evrenin özelliklerinin betimlenmesiyle başlar. Daha sonra örnekleme girecek olan birimlerde aranacak özellikler konusunda belirli kotalar (kontenjanlar)oluşturulur ve bireyler bu kotaları dolduracak şekilde seçilir.
Kotalar Bağımlı Değişkeni etkilediği düşünülen değişkenlerin temel kategorileri için oluşturulur.
Örneğin : araştırmacı kampüste önünden geçen ilk 20 kişiyle konuşmak yerine ilk 10 erkek ve ilk 10 kız ile görüşür.
Kotalar belirlenirken birden fazla değişkende kullanılabilir. İlk 10 erkek ve sosyoloji bölüm öğrencisi gibi…
Kota örnekleme : pratik ve ekonomiktir.
Görüşmeci Yanlılığı : Örneklerin seçimini veri toplayan gözlemciye bıraktığı için görüşmeci yanlılığı vardır. Görüşmecilerin ellerindeki kotaları en kolay biçimde doldurmaları ve daha kolay görüşülebilen kişilere temsili bir örnekleme oranla daha fazla yer vermelerinden kaynaklanır.

Amaçsal ( Monografik) ve Teorik Örneklem Seçim Tekniği :
Amaçsal örnekleme tekniğinde, araştırmacı kendi yargılarına dayanarak,araştırmacı amacına en uygun olduğunu düşündüğü birimleri örnekleme seçer.
Evrenin tipik bir örneği olduğunu düşündüğü bir alt grubu örneklem olarak seçer.

Amaçsal Örneklemin bir çeşidi de : TEORİK ÖRNEKLEM dir. Örneklem, Amaçsal örnekleme tekniğiyle aynı şekilde seçilir.Ancak bu teknikte araştırmacı örneklem büyüklüğünü önceden belirlemez, değişkenler arasındaki ilişkileri ve kategorileri ortaya çıkarana kadar amaçsal örnekleme yapmaya devam eder. Bu teknik teori geliştirmek için yapılan çalışmalarda kullanılır.

Güdümlü Örneklem Seçim tekniği : Araştırma evreni içinde araştırma probleminin en tipik biçimde gözlenebileceği bir alt grubun örneklem olarak seçilmesidir.

Amaçsal örneklemeden farkı : amaçsal örneklemede seçilen örneklem evrenin tipik bir örneği olarak kabul edilir, güdümlü örneklemede ise seçilen örneklem evrenin tipik bir örneği olarak kabul edilmez.

Kartopu Örneklem Seçim Tekniği : Evren hakkındaki bilgilerin eksik olduğu ve evreni oluşturan bireylere ulaşmanın zor olduğu durumlarda kullanılan bir tekniktir.
Bu teknik : çok küçük bir gruptan başlayarak giderek artan sayıda örneğe ulaştığı için kartopu adını almıştır.
Kaçak göçmenler, kayıtsız işçiler …. Kimlerin bu gruba girdiğini saptamak mümkün değildir. Bu durumda araştırmacı örnekleme girmeyen uygun olan birkaç kişiyle görüşerek onlardan aynı ölçüye uyan diğer kişiler hakkında bilgi toplar. Bu süreci defalarca tekrar ederek yeterli sayıda insanla görüşmelerini tamamlar.

Mekansal Örneklem Seçim tekniği : Belirli bir alanda örnekleme girenlerin hepsinin hızlı ve eş zamanlı bir şekilde sistematik olarak seçilmesine denir.
Protesto, politik gösteri grubu … gibi..
Tanımlanmış bir evren yoktur,katılımcılar değişir,alt gruplar oluşur,insanlar gruptan ayrılır,yeni gruplar olur,evren hareketlidir,evreni belirleyen sosyal olayın kendisidir.

Doyma (Tam Sayım ) Örneklem Seçim Tekniği : Evrendeki her birimin örnekleme katıldığı örneklem seçim tekniğidir.
Doyma tekniği; küçük ve coğrafi olarak belirli bir alanda yoğunlaşan evrenler için daha kullanışlıdır ama nüfus sayımlarında olduğu gibi daha büyük evrenler içinde kullanılabilir.

ÖRNEKLEM BÜYÜKLÜĞÜ :
Örneklem seçimi : örneklemin temsil yeteneğiyle ilgilidir. Örneklemin büyüklülüğü ise yeterliliğini belirtir.
Örneklemin büyük olması : temsil yeteneğinin yüksek olduğu anlamına gelmez. Örneğin kartopu tekniğiyle seçilmiş 2000 kişilik bir örneklemin temsil yeteneği düşük olabilir.

Örneklemin Büyüklüğünü Belirlerken dikkat edilmesi gereken öğeler şunlardır :
-Evrenin niteliği
-Aranan özelliklerin evren içindeki dağılımı
-Araştırma olanakları
-Örneklem seçim tekniği
-Hipotezin özelliği
-kabul edilebilecek hata payı ve kesinlik derecesi :
hata payı oranı %2 ise, %10luk bir oran için : %8-%12 dir.
-tahmin için istenen güven derecesi : %68,%95 veya %99 dur. Genellikle : %95 veya %99dur.
Her 100 örnekten 99unun bu hata aralığında yer almasını istiyoruz demektir.

Bir örneklemin büyüklüğü hesaplanırken kabul edilebilecek hata ile aranan güven düzeyi değerleri kullanılır.
Gerekli örneklem büyüklüğü : Ns =(Qz/T)2 veya Q2Z2/T2 formülü ile hesaplanır.
Ns = gerekli örneklem büyüklüğü
Q=evrenin standart sapmasının ön tahmini
Z= seçilen güven düzeyine karşılık olan standart hata birimlerinin sayısı
T= örneklem ortalamasında kabul edilebilir hata payı

Standart Sapma : Gerçek dağılımdaki gözlemlerin gösterdiği değişkenliği,yani gözlemlerin ortalamaya göre gösterdiği yayılmayı ifade eder.

Standart Hata : Varsayılan bir dağılımın değişkenliğini gösteren, yani varsayılmış bir dizinin dağılım ölçüsüdür. Standart Hata ; aynı büyüklük yada aynı nitelikte olan gözlenebilecek sayısız dağılımlarda elde edilecek ortalamaların değişkenliğini ölçer.

ÖLÇÜM VE ÖLÇÜM HATALARI
Değişkenlerin cevap kategorilerine rakamların atanması ÖLÇME, ölçme sonucunda elde edilen değerler de ÖLÇÜM olarak adlandırılır.

İyi bir ölçümün 2 özelliği vardır :
1-Ölçmek istediği sosyal etkinliği doğru bir şekilde ölçebilmesi gerekir.Ölçülmek istenen şeyin ne derece doğru bir şekilde ölçüldüğü GEÇERLİLİK kavramıyla ifade edilir.
2-Farklı durumlarda dahil olmak üzere her kullanıldığında benzer sonuçları verebilmesi gerekir,buda GÜVENİRLİK kavramıyla ifade edilir.

ÖLÇÜM HATALARI
1-Araştırmaya bağlı hatalar : soruların ölçmek istenen şeyi ölçmeye yönelik olarak iyi hazırlanmaması yada yeterince anlaşılır bir şekilde ifade edilmemesi,cevaplayıcıların yönlendirilmesi,örneklemin yanlış seçilmesi,verilerin yanlış kodlanması gibi hatalar…

2-Araştırmaya bağlı olmayan hatalar : Sosyal tarih olaylarında ( araştırma yürütülürken meydana gelen afet), kişisel tarih olaylarında (cevaplayıcıların ölümü,evlenmesi,işini kaybetmesi) , doğal olgunlaşma sürecinde (etkisi incelenen olayın cevaplayıcılar üzerinde etkisini kaybetmesi yada cevaplayıcıların yaşlanması) yada aynı ölçüm aracında sorulacak sorulara verilecek cevapların kültürel faktörler nedeniyle farklılaşmasından kaynaklanır.

ÖLÇÜM HATALARI 2 TÜR HATAYA NEDEN OLUR :
1-Sistematik Hata: Ölçüm sürecini sürekli olarak aynı yönde etkileyen ve kaynakları yeterince denetlenmediği için meydana gelen bir hatadır. Sistematik hata her ölçümde tekrarlanır,hata bütün cevaplar için geçerlidir.
Örneğin : öğretmen okuduğu tün sınav kağıtlarına 5 puan fazla veriyorsa sistematik bir hata yapıyor demektir.

2-Tesadüfi Hata : Şansa bağlı olarak ölçmeden ölçmeye değişen ve denetlemesi imkansız olduğu için her ölçümde meydana gelebilecek bir hatadır. Hatadan sadece bazı cevaplar etkilendiğinde meydana gelir.
Öğretmen sınav kağıtlarında erkeklere 5 puan fazla veriyor, kızlara vermiyorsa tesadüfi hata söz konusudur.

GÜVENİRLİK VE GEÇERLİK

GÜVENİRLİK : Bir ölçümün tekrar tekrar yapılması sonucunda yine aynı sonuçların elde edilmesi,yani kendi içinde tutarlı olmasıdır.
Güvenirliği oluşturan 3 öğe vardır:
1-Değişmezlik : bir ölçümün ne derecede kararlı olduğunu, zaman içinde ne derecede değişmeden kaldığını ifade eder.
2-İç Güvenirlik : ölçeği oluşturan değişkenlerin tutarlı olmasını, yani cevaplayıcıların bir değişkene verdikleri cevabın, diğer değişkenlere verdikleri cevaplarla ilişkili olmamasını ifade eder.
3-Gözlemciler arası tutarlılık : çeşitli gözlemcilerin gözlemlerini kaydetme yada verileri kategorilere çevirme konusundaki kararlarını ifade eder.

Bir ölçme aracının güvenirliği,güvenirlik katsayısının hesaplanmasıyla saptanır. Güvenirlik korelasyon katsayısı ile ölçülür, sıfır ile bir arasında değişen bir değer alır ve bu değer (güvenirlik katsayısı) bire ne kadar yaklaşırsa güvenirliğin o kadar yüksek olduğu kabul edilir.
Bu katsayıya ulaşmak için en çok tercih edilen yol, aynı kavramın göstergelerinden oluşan bir dizi soru alnamına gelen ÖLÇEK lerin istatistiksel yöntemle (güvenirlik analizi yoluyla) güvenirliklerinin ölçülmesidir. Bunun mümkün olmadığı durumlarda güvenirliği ölçmek için başvurulan 3 temel yol vardır
1-Sınama-Yeniden Sınama (Test-Tekrar Test) Yolu : ölçüm aracının aynı örnekleme benzer koşullar altında 2-4 haftalık aralıklarla 2 kere uygulanması ve elde edilen sonuçların karşılaştırılmasıdır.
2-Eşdeğer Biçimler Yolu : Paralel biçimler yolu olarakta bilinen bu yolda,ölçüm aracı aynı amaca yönelik olan iki farklı biçimde hazırlanır. (Cevapların yeri değiştirilir ve aynı örneklem ardı ardına sorulur )
3-Yarıya Bölme Yolu : ölçme tamamlandıktan sonra elde edilen veriler tesadüfi yollarla 2ye ayrılır. Bu 2 veri grubu ayrı ayrı ele alınarak birbirleriyle karşılaştırılıe ve aralarındaki tutarlılık ölçülerek güvenirlik düzeyi belirlenir.

GEÇERLİK : Ölçülmek istenen şeyin ne derece doğru bir şekilde ölçüldüğü GEÇERLİLİK kavramıyla ifade edilir.
Konuyu hatasız bir şekilde ölçmesi.
Bir araştırmada elde edilen sonuçların geçerliliği 3 açıdan değerlendirilir.
1-Ölçüt geçerliği : Bir ölçüm aracının ölçmeyi amaçladığı şeyi ölçmesidir. İşlemselleştirme süreci ile yakından ilişkilidir.

2-İç Geçerlik (Mantıksal Geçerlik ) : Ölçüm aracının amaçladığı özelliği, bir başka özellikle karıştırmadan doğru bir şekilde ölçebilme derecesidir. ( Bağımlı değişkendeki farklılaşmanın, bağımsız değişkenlere açıklanma derecesidir. )
Araştırma sonuçlarının doğruluğu ile ilgilidir ve çalışmanın sonuçlarının manipülasyondan kaynaklanıp kaynaklanmadığını ifade eder.

İç Geçerliliği sınamanın 2 yolu vardır :
-Yüzeysel geçerliğin sınanması : bir aracın ölçülmek istenen konuyu ölçer görünmesidir. Sadece mantıksal düzeyde kaldığı için ölçme aracının gerçekte neyi ölçtüğü konusuna açıklık getiremez.
-İçerik geçerliğinin sınanması : bir ölçme aracının ölçülen kavramla ilgili mantıksal içerimleri yeterince temsil etmesidir.

İç geçerliliği etkileyen başlıca faktörler : cevaplayacıların yaşlanması, ölmesi, örneklemin yanlış seçilmesi ve zaman faktörüdür.

3- Dış Geçerlik ( Olgusal Geçerlik ) : Araştırma bulgularının genellenebilirliği ile ilgilidir ve örnekleme süreçleriyle yakından ilişkilidir.
Bir araştırmada elde edilen sonuçların başka insanlara ve diğer bağlamlara ne derece genellenebileceğini ifade eder.
Evren geçerliği : Örneklemdeki dağılımın ait olduğu evrendeki dağılımı yansıtma derecesi
Ekolojik Geçerlik : Bir ortamda yürütülen araştırma sonuçlarının diğer ortamlara genellenebilirlik derecesi
Dış geçerliği etkileyen başlıca faktörler : insanların denek olduklarını bildikleri zaman normalden farklı davranma eğilimleri göstermeleri, yanlış örneklem seçimi, kavramların yeterince iyi tanımlanmaması ve kavramları yeterince iyi ölçmeyen değişkenler oluşturulması.

ÜNİTE 08

VERİ ÇÖZÜMLEME,YORUMLAMA VE RAPORLAMA

NİCELİKSEL VERİNİN ÇÖZÜMLENMESİ VE YORUMLANMASI :
Niceliksel yöntemle veri toplamanın amacı : araştırma probleminin yanıtını sayısal verilerle ifade etmektir.
Kelimeler önce sayılara dönüştürülmesi ve bu sayılarla bir dizi matemeatiksel işlem yaparak elde edilen sonuçların tekrar tercüme edilmesidir.

Yanıt Türleri : Yanıt kategorileri olarak da adlandırılır. Hepsi 2 ortak özelliği paylaşır
1-Karşılıklı dışlama : bir sorunun yanıt kategorileri arasındaki bağlantı birinin bittiği yerde diğerinin başlamasıdır. Örneklemde yer alan her örnek ancak bir kategoride yer alabilir. Aynı anda diğer kategoride yer alamaz.
2-Ortak kapsayıcılık : Bir sorunun yanıt kategorileri örneklem içinde yer alan hekresi bir kategoriye yerleştirir. Hiçbir örnek kategori dışı kalmaz.

Örnek : cinsiyet değişkeni,doğuştan gelen cinsiyeti ölçmek için iki yanıt kategorisi kullanır. Kadın ve erkek. Bir kişi doğuştan gelen cinsiyet söz konusu olduğunda bu kategorilerden ancak birine dahil olabilir. Ya kadın yada erkek kategorisine dahil olacaktır. Hem kadın hem erkek kategorisine dahil olamaz. Bu durum kategorilerin karşılıklı dışlama kuralına dayanır.
Diğer taraftan ; elimizdeki örneklemin büyüklüğü ne olursa olsun(sayısı kaç kişiden oluşursa oluşsun) her biri yanıt kategorilerinden birine yerleştirilir ve hiç kimse bu kategorilerin dışında bırakılmaz. Bu durum kategorilerin ortak kapsayıcılık özelliğini oluşturur.

Yanıt Kategorileri 4 temel ölçeğin özelliğine göre düzenlenir.
1-Nominal ölçek
2-ordinal ölçek
3-aralık ölçek
4-oran ölçek

TEK DEĞİŞKENİN BETİMLENMESİ : Frekans Dağılımı,Merkezi Eğilim ve Değişkenlik(dağılım) Ölçümleri ve Yorumlanması

Tek Değişken betimlemesi : Her değişken için yanıt kategorilerinin ölçeklerine uygun istatistikler alınarak “tek değişken betimlemesi” yapılır.

Nominal ve ordinal ölçekte ; yanıt kategorileri kullanan değişkenlerin betimlenmesi FREKANS DAĞILIMI kullanılarak yapılır. Nedeni : Nominal ve Ordinal ölçek kategorilerinin nitelik ölçmesidir.

Aralık ve Oran Ölçeğinde ; yanıt kategorileri kullanan değişkenlerin betimlenmesinde ARİTMETİK ORTALAMA,MOD gibi MERKEZİ EĞİLİM ÖLÇÜMLERİyle, örneklem içindeki değişkenle ilgili homojenmi heterojenmi olduğunu gösteren STANDART SAPMA gibi DEĞİŞKENLİK DAĞILIM ÖLÇÜMLERİ kullanılır.
Aralık ve oran ölçkelerinde : puanların dağılımının en alt ve en üst değerlerini veren minimum-maksimum değerler gösterilerek okuyucunun verinin dağılım hakkında fikir sahibi olması sağlanır.

Nominal ve Ordinal Ölçekteki Değişkenlerin Betimlenmesi : frekasn dağılımı yorumları :
-yüzde sıralamasının büyükten küçüğe doğru yapılmasıdır.
-son cümle tablonun tamamını dikkate alarak durum yorumunu içerir.

KAYIP DEĞER : cevaplayıcıların bazı sorulara yanıt vermedikleri yada ilgisiz yanıt verdikleri durumlarda veri kodlama sırasında sorunun yanıtı kayıp değer olarak yanıt kategorisinde kullanılmayan bir sayı ile (genellikle 99 sayısı verilir) temsil edilerek bilgisayara tanıtılır.

GEÇERLİ YÜZDE : Verilerin yorumlanması sırasında kayıp değer dışında kalan yanıtlar üzerinden yüzde okuması yapılır. Örneğin 300 kişilik bir yanıtlayıcı grubundan 5 kişi yanıt vermemişse bu durumda yüzde okuması 295 kişinin verdiği geçerli yanıt sayısı üzerinden yapılır. Bu tür yüzdelere geçerli yüzde denir.

SPSS ( Statistics Package for the Social Scienses : Sosyal Bilimler için İstatistik Paketi)
N : örneklem büyüklüğü
Valid : geçerli yanıtlayıcı sayısı
Missing : kayıp değer olarak kodlanan yanıt vermeyenlerin sayısı
Mean : Aritmetik ortalama
Mode : Mod ( en sık gözlenen kategori )
Std.Deviation : Standart Sapma ( SS )
Minimum : en alt değer
Maximum : en üst değer

İKİ DEĞİŞKENE İLİŞKİN FREKANS DAĞILIMI : Çapraz Tablolar ve Yorumlanması :
Çapraz Tablolar : iki değişkenin yanıt kategorilerinin frekans ve yüzde dağılımını veren istatistiktir.
Yanıt Kategorilerinin nominal yada ordinal ölçeğin özelliğini taşıması gerekir.

Çapraz tablolarda 3 çeşit yüzde okuması vardır.
1-sütun yüzde okuması
2-sıra yüzde okuması
3-toplam yüzde okuması (sütun ve sıra yüzdesinden farklı olarak örneklemin iki değişkenle ilgili genel dağılımını gösterir. Bu nedenle nominal ölçekte olduğu gibi yüzde sıralaması büyükten küçüğe olur)

İKİ DEĞİŞKEN ARASINDAKİ İLİŞKİNİN VARLIĞINI,YÖNÜNÜ VE ŞİDDETİNİ GÖSTEREN İSTATİSTİKLER VE YORUMLANMASI :
Araştırma problemi en basit tanımıyla : araştırma hipotezinin soru formunda oluşturulmuş halidir. En az iki kavram yada değişken arasındaki ilişkiyi sorgular.

Bir araştırma hipotezinde iki değişken arasında önerilebilecek olan iki tür ilişki vardır.

1-Nedensel ilişki : iki değişkenden birincisinde meydana gelen belli bir yöndeki değişimin ikinci değişkende bir değişime neden olması, yol açmasıdır.
Bağımsız değişken : etkiyi yaratan değişkene denir
Bağımlı değişken : etkilenen değişkene denir.

2-Karşılıklı Değişen İlişki : iki değişkenin etkileşime girmesi sonucu her ikisinde de belli bir yönde değişim meydana gelmesidir.

Değişkenler arasında ilişkiler belirli bir yön gösterir.
Pozitif yön : olumlu yönde değişen ilişkiler
Negatif yön: olumsuz yönde değişen ilişkiler

Doğru orantılı ilişki: pozitif yön yada olumlu ilişkinin anlamı iki değişen arasında doğru orantılı bir ilişki olmasıdır.

Ters orantılı ilişki: negatif yön yada olumsuz ilişki anlamı ise iki değişken arasında biri artarken diğeri azalan ters orantılı bir ilişki gözlenmesidir.

İlişkinin şiddeti : iki değişken arasındaki pozitif yada negatif yöndeki ilişkide bağımsız değişkene bakarak bağımlı değişken üzerinde yapabileceğimiz tahminlerin ne derece güçlü olabileceğini anlatır. 0.00 ile 1.00 arasında değer alır.
İlişki yok 0.00 değeri ile gösterilir.
İlişki olumlu (pozitif) yönde ise : +1.00
İlişki olumsuz(negatif)yönde ise : -1.00 ile gösterilir.

Bizim burada yorumunu yapacağımız ilişki + yada – yönde 0.01 ile 0.99 arasında yer alan ilişki şiddetidir. Sosyal bilimciler tarafından kullanılan yöntem bu iki değer arasında kalan alanı 3 eşit parçaya ayırarak yorum yapmaktadır. Bu bölünme yazılı bir kural olmamakla birlikte eşit bölünme sağladığı için en çok kabul gören değerlendirme ölçütüdür.
Zayıf : bir ilişkinin şiddeti 0.01-0.30 arasında yer alıyorsa
Orta şiddette : bir ilişkinin şiddeti 0.31-0.70 arasında yer alıyorsa
Güçlü ilişki : bir ilişkinin şiddeti 0.71-0.99 arasında yer alıyorsa

İSTATİSTİKLER :
KAY KARE:her ikiside nominal ölçekte iki değişken arasındaki ilişkinin varlığını test etmek için
LAMBDA : şiddetini ölçmek için eğer hipotezde önerilen ilişki türü karşılıklı değişen ilişki ise
TAU : nedensel ilişki
Nominal ölçekle ilgili şiddet ölçmeye yarayan istatistikler ilişkinin yönünün pozitifmi,negatifmi olduğunu söyleyemezler.

KAY KARE : her ikiside ordinal ölçekte iki değişken arasındaki ilişkinin varlığını test etmek için
GAMMA: şiddetini ölçmek için eğer hipotezde önerilen ilişki türü karşılıklı değişen ilişki ise
SOMER’S D: nedensel ilişki
Gamma ve somer’s d ilişkinin yönü ve şiddeti hakkında bilgi verir.

Aralık yada oran ölçeğindeki iki değişken arasındaki ilişkinin yönü ve şiddeti hakkında bilgi veren istatistik korelasyondur.
Değişken Ölçekleri İlişkinin Varlığı Yönü Şiddeti
Nominal+Nominal Kay Kare Yön yok Lambda Tau
Ordinal+Ordinal Kay Kare Gamma Somer’s d Gamma Somer’s d
Aralık/Oran+Aralık/Oran Korelasyon Korelasyon

NİTELİKSEL VERİNİN ÇÖZÜMLENMESİ VE YORUMLANMASI
Niteliksel araştırmalarda ortak veri çözümleme süreci :Tüm niteliksel verilerin çözümlenmesinde 3 süreç vardır.
1- Veri ayıklama süreci : alan çalışmasından elde edilen ve yazıya geçirilmiş çalışma sonuçlarının ve alan çalışması sırasında tutulan gözlem notlarının araştırma sorusuna, araştırmacının kuramsal yaklaşımına, veri toplamak için kullanılan sorulara ve örnekleme göre sınıflandırılmasını, yeniden düzenlenmesini ve ilgili olmayan verinin elenmesini içerir.
2- Verinin görsel olarak hazırlanması : ayıklanan verinin görsel olarak hazırlanmasıdır.çalışmanızda kullanacağınız kavramları en iyi yansıtan cümlelerin metin içinden seçilmesidir.
3- Sonuç çıkarma : görsel olarak hazırlanan veriden sonuç çıkarmadır. Sonuç çıkarma,araştırmacının benimsediği niteliksel yöntem kullanan kuramların çözümleme birimi ve çözümleme türlerine göre değişir.

VERİ ÇÖZÜMLEME ÇEŞİTLERİ :
Niteliksel veride kullanılan başlıca çözümleme çeşitleri : içerik çözümlemesi,öykü çözümlemesi,konuşma çözümlemesi ve söylem çözümlemesidir.
İÇERİK ÇÖZÜMLEMESİ : içerik çözümlemesinde metin içindeki çözümleme birimlerinin sistematik olarak sayılması ve sınıflandırılmasından oluşur.
ÖYKÜ ÇÖZÜMLEMESİ : hangi öykülerin nasıl anlatıldığını anlamaya çalışır
KONUŞMA ÇÖZÜMLEMESİ : gündelik konuşmalarda insanların sosyal gerçekliği ve düzeni nasıl oluşturduğunu anlamaya çalışır
SÖYLEM ÇÖZÜMLEMESİ : farklı disiplinler tarafından farklı biçimlerde tanımlanmaya ve uygulanmaya çalışılmakla birlikte en genel anlamıyla sosyal gerçekliğin tanımlayıcısı ve yaratıcısı olarak söylem ve dilin çözümlenmesidir.

RAPORLAMA VE VERİLERİN SUNUMU

RAPOR YAZIMI ÖNCESİ DİKKATE ALINMASI GEREKEN ÖĞELER :
1-Okuyucu Kitlesi : okuyucu kitlesini oluşturan temel gruplar : akademisyenler, kurumlarda çalışan alan uzmanları, uygulayıcılar ve hizmet verenler, sosyal politika yada strateji geliştirenler ve araştırmaya destek veren kurumlardır.
Akademisyenler’in bir araştırma raporundan beklentisi : bilimsel bilgiye katkıda bulunmasıdır.
Kurumlarda çalışan alan uzmanlarının amacı : belirli sorunların çözümleri için oluşturulacak politikalarda bilimsel bilgi ve yöntemlerden yararlanmaktır.
Uygulayıcılar ve hizmet verenlerin amacı : sundukları hizmetler sırasında kullanabilecekleri bilgiyi edinmektir.
Sosyal politika yada strateji geliştirenler : mevcut politiklar yada uygulamaların iyileştirmesine yönelik tavsiyeler veya alternatif çözümlerle ilgilenirler.
Araştırmalara destek veren sponsor kurumlar : destek verdikleri araştırma önerisinde yer alan araştırma sürecin tam olarak yerine getirilmesi ve bulguların araştırma önerisindeki amaçları desteklemesiyle ilgilenir.

2-Araştırmacının Amacı : Araştırmacılar farklı nedenlerden rapor yazarlar.
a- Mevcut kuramların ve kavramların doğrulanması yada genişletilmesine yönelik bilgilendirmedir.
b- Eski kuramların ve kavramların reddedilerek yerine alternatiflerin önerilmesidir.
c- Uygulayıcıları yada komuoyuna yönelik uygulanabilir,pratik bilgiler vermektir.

*araştırmacının rapor yazımındaki amacı : raporun yazı dilini ve raporda yer verilecek olan detayları etkiler.

3- Araştırma Raporunun Formatı : araştırma raporunun formatı ; uygulanacak yazım kurallarıdır.
Örneğin ; sayfa kenarlarında bırakılacak boşluk,yazım için hangi karakterin kullanılacağı, karakter büyüklüğü,satır aralığı,içeriğin nasıl düzenleneceği,kaynakça gösterme kuralları ve kaynakça yazım türleri,araştırma raporunun nerede yayınlanacağı yada sunulacağı ile ilgilidir ve araştırma raporunun formatını belirler.

4-Yazım Tarzı : Yazım tarzı araştırma raporlarında kullanılacak cümlelerin dilbilgisi yapısıyla ilgilidir. Günümüzde araştırmacıların tercih ettiği yazım tarzı kişisel olmayan aktif cümlelerdir.

5- Araştırma Raporunun İçerik Düzenlemesi : özgün araştırma raporları için geçerlidir. Özgün araştırma raporlarının içeriği şu sırayı takip eder : Başlık,Özet,Giriş,Yöntem,Bulgular,Tartışma ve Sonuç,Notlar,Kaynakça ve Ekler. İçerik

6- Etik Sorumluluk : Bir araştırmacının 3 temel etik sorumluluğu vardır.
a- araştırmasına katkıda bulunan yanıtlayıcılara
b- bilgilerin derlenmesi sırasında çalışmalarından yararlandığı diğer araştırmacılara
c- okuyucu kitlesine

a- araştırmasına katkıda bulunan yanıtlayıcılara
• alan araştırmalarındaki en temel ilke “bulduğun gibi bırak” ilkesidir : size bilgi sağlayan kişilerin araştırma tamamlandıktan sonra yasal yada özel nedenlerden dolayı zarar görmemeleridir. Bu nedenle bilgi toplama sırasında yanıtlayıcılara ait isim telefon adres gibi kişisel bilgiler hiç kimseye verilmez. Ham veriler 5 yıl süre ile korunur sonra imha edilir.
• Özgün araştırmaların ham verileri 5 yıl süreyle korumasıının nedeni : araştırmaya destek veren kurumun yada araştırma raporunun basılmak üzere gönderildiği bilimsel derginin araştırmanın dayandığı ham verileri isteme hakkının bulunmasıdır.
• Bu veriler ya META ANALİZİ için yada araştırma sonuçlarının doğruluğunu kontrol etmek için kullanılır.

b- bilgilerin derlenmesi sırasında çalışmalarından yararlandığı diğer araştırmacılara
Bir başka araştırmacının özgün düşüncesini yada çalışmasını o kişiye atıfta bulunmadan alıntılamak bilgi hırsızlığıdır. Genel bilgiler istisnadır. Dünya yuvarlaktır genel bir bilgidir. Bu konuyla ilgili her kitapta aynı bilgi atıfta bulunulmadan verilebilir.

c- okuyucu kitlesine
Araştırmacı raporunda yer alan tüm araştırma sürecinin doğru olarak okuyucuya sunulmasından ve araştırma bulguları üzerinde tahrifat yapmamaktan sorumludur.

RAPOR YAZIMI: İÇERİK DÜZENLEME VE VERİLERİN SUNUMU :

Bir araştırma raporunun içeriğini şu kısımlar oluşturur : Başlık,Özet, Giriş, Yöntem, Bulgular, Tartışma ve Sonuç, Notlar (isteğe bağlı), kaynakça, ekler(isteğe bağlı)
1-BAŞLIK : iyi bir başlık az sayıda kelimeyle raporun konusunu okuyucuya anlatabilmesidir. Saygın bilimsel dergilerde balık için konuların kelime sayısı 12-15 kelime arasında değişmektedir.
2-ÖZET : çalışma özetinin 100-250 kelime arasında verildiği paragraftır. Özet içinde yer alması gerekn bilgiler çalışmanın niceliksel,niteliksel yada teorik bir tartışma olup olmamasına göre değişir.
Çalışma türü ne olursa olsun özetin ilk cümlesi mutlaka çalışmanın amacını belirtmelidir.
3-GİRİŞ :bir araştırma raporu girişi 2 amaca hizmet eder :
-özgün araştırmanın ait olduğu disiplindeki yerini belirlemek
-bir soruya yanıt vermek
Amaçlarla bağlantılı olarak giriş bölümünde yer alması gereken unsurlar şunlardır :
a) araştırma problemi
b) araştırma konusuyla ilgili daha önceden yapılmış çalışmalar
c) araştırmanın sınırlılıkları (2 amaca hizmet eder : 1-araştırmanın çerçevesini belirleyerek yapılacak olan eleştirilerin bu çerçeve içinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgular 2-araştırma çerçevesi dışında kalan ama problemin farklı yönlerini ele almak isteyen başka araştırmalara yol göstermek )
4-YÖNTEM : hem niceliksel hemde niteliksel araştırma raporlarında yer alan yöntem bölümü genel olarak araştırmanın geçerlilik ve güvenirliliği ile ilgili bilgileri ve çalışma türünü (hipotez testmi?hipotez oluşturma çabasımı? ) içerir.
Niceliksel yöntemin kullanıldığı çalışmaların raporlanması sırasında yöntem bölümünde örneklem ile ilgili detaylı bilgi , araştırmanın yapıldığı alan, .. hakkında bilgi verilir. Niteliksel yöntemin kullanıldığı araştırma raporlarının yöntem kısmı Chenasil’e göre tanımlama , açıklama, yorumlama becerileriyle övünen araştırmacıların okuyucuyu belirsizlik içinde bıraktığı gerekçesiyle en çok eleştiri aldığı noktayı oluşturur. AÇIKLIK ilkesi verdiği ilkeyle araştırmacının tüm becerilerini , araştırmada üstlendiği rolü ve veri toplama sürecini açıklarken okuyucuya karşı dürüst davranmak için kullanılması gerektiğini , okuyucu ile araştırmacı arasındaki güven bağının araştırmanın geçerlilik ve güvenilirliğinden daha önemli olduğunu vurgular.
5-BULGULAR : Niceliksel ve Niteliksel araştırma bulgularının sunumu farklı anlamlar ifade eder.
Örneğin ; niteliksel araştırmada kuram,yöntem ve analiz ve bulguların sunumu bütünlük oluşturur ama niceliksel yöntemde bulguların sunumu, verilerle kuramsal çerçeve bağlantısının sağlandığı noktadır.
Aradaki farklılık şu şekilde ifade edilebilir :
bütün parçaların toplamından daha farklı bir yapıdır(niteliksel araştırma)
parçaların toplamı bütünü oluşturur (niceliksel araştırma)
Bu nedenle niceliksel araştırmada kuram : yöntem ve verileri birbirine bağlayan nokta verilerin sunulduğu bulgular bölümüdür.

Niceliksel Verinin Sunumu : 3 aşama takip edilir.
-veri tablolarının hazırlanması
-verilerin düzenlenmesi
-paragrafların düzenlenmesi

Niteliksel Verinin Sunumu : dikkat edilmesi gereken noktalar : (chenail in önerileri)
-açıklık
-verinin ön plana çıkarılması
-parçaların birleştirilmesi
-veri sunumu stratejileri

6-TARTIŞMA VE SONUÇ : Araştırma raporunun tartışma bölümü 2 amaca hizmet etmelidir.
-giriş bölümünde sorulan soruların yanıtları verilir
-çalışmanın alanla ilgili yapılacak diğer çalışmalar üzerine olası etkilerini anlatır

7-NOTLAR : Araşırma raporu içinde metin bütünlüğünü bozmamak için verilemeyen ama okuyucuyu bilgilendirmeye yönelik kısa açıklamalar metin içinde bulunması gereken yerler numaralandırılarak ya her sayfanın sonunda dipnot olarak yada metin bittikten sonra notlar başlığı altında toplu halde verilir.

8-KAYNAKÇA : Metin içinde bir düşünce yada çalışmaya atıfta bulunulan yazarın ve çalışmanın okuyucular tarafından kolaylıkla ulaşılabilecek şekilde tanıtılmasıdır.

9- EKLER : Okuyucunun araştırma raporunu daha iyi takip edebilmesine yardım etmek için raporun sonuna eklenecek materyaldir.

SOSYAL POLİTİKA DERS ÖZETLERİ

Yayınlandı: Ekim 28, 2012 / Uncategorized

SOSYAL POLİTİKA ÜNİTE 01

Sosyal Politika Bilim Dalı

Sosyal Politika bilim dalını neden tanımlamak gerekir?
Sosyal Politika bilim dalını tanımlamak neden güçtür?
– Sosyal Politika ile çevresindeki başka sosyal bilim dalları arasındaki konu ve yaklaşım farklılıklarını iyi kavrayabilmek için, bu bilim dalını önce tanımlamak gerekir.
– Sosyal Politika, sosyal nitelikli politikaları konu alır. Sosyal ve politika sözcüklerinin sözlüklerdeki anlamları Sosyal Politika bilim dalını doğru olarak ifade edebilmede yetersiz kalır.
– Ayrıca, Sosyal Politika bilim dalının tanımını oluşturan kavramların anlamları, tarihsel bir süreç içinde sürekli ve köklü biçimde değişmiştir. Bu bilim dalının niteliklerini eksiksiz olarak yansıtabilecek, her dönemde geçerli bir tanım yapabilmek bu nedenle güçtür.
Devletler ilk kez nerede, hangi dönemde ve çerçevede sosyal nitelikli politikalar izlemeye başlamıştır?
– Devletler; 18. yüzyıl sonlarında önce İngiltere’de, daha sonra da Batı Avrupa ülkelerinde yaşanılan Sanayi Devrimi’nin kendine özgü ortam ve koşulları altında, sosyal nitelikli politikalar izlemeye başlamışlardır.
– Devletlerin sosyal nitelikli politikalar izlemeye başladığı dönemlerde Sosyal Politika, Sanayi Devrimi ile birlikte doğan ve giderek çoğalan işçi kesiminin iş ilişkileri ve yaşamında korunmasını öngören ilkeler, kamusal kararlar ve uygulamalar çerçevesinde algılanmıştır.
Sosyal politikaların kapsamı ve konuları günümüze dek süregelen dönem içinde hangi nedenlerle, nasıl değişmiştir?
– Özellikle yakın geçmişimizde teknolojik, demografik, hukuki, toplumsal, siyasal alanlarda yaşanan pek çok olay ve oluşum, izlenilen sosyal politikaların kapsam ve konularına daha önceki dönemlere göre çok daha farklı boyutlar kazandırmıştır.
– işçi statüsü altında çalışanların yanısıra, hızla gelişen hizmet ve kamu kesimlerinde bağımlı statüler altında çalışanlar ile ekonomik yönden güçsüz ve bir iş bulup çalışabilme olanakları toplumun başka bireylerine göre daha sınırlı olan ya da bu olanaktan tümüyle yoksun bulunan kesimler de bu politikaların kapsamı içinde yer almışlardır.
– Sosyal politikaların kapsamındaki sürekli genişleme, konularının da zamanla çoğalmasına yol açmıştır.
Sosyal politikaların konuları; iş ilişkileri ve yaşamı ile sınırlı olmaktan çıkıp, toplumdaki tüm bireylerin yaşamları boyunca ve hatta öldükten sonra bile sorumluluklarını üstlenen bir çeşitlilik kazanmıştır.
Sosyal Politika bilim dalı nasıl tanımlanabilir?
– Sosyal Politika; toplumun bağımlı çalışan, ekonomik yönden güçsüz ve özel olarak esirgenmesi gereken kesimlerinin korunmalarını öngören politikaları konu alan bir sosyal bilim dalı olarak tanımlanabilir.
– Sosyal Politika’yı, bireylerin gerek iş ve gerekse toplumsal yaşamları içinde karşılaştıkları ya da karşılaşabilecekleri tüm olumsuzluklara karşı korunup, gerektiğinde ise bakılıp, gözetilmelerini öngören politikaları üreten, sorgulayan ve uygulayan sosyal bilim dalı olarak da tanımlayabiliriz.
Sosyal Politika bilim dalı ile kurulu siyasal ve ekonomik düzen arasında bir ilişkisi kurulabilir mi?
Bu bilim dalının akademik temelleri ne zaman, kimler tarafından, hangi ülkede atılmıştır?
– Sosyal Politika bir ülkenin salt ekonomik düzenine,gelişmişlik düzeyine ya da yönetim biçimi doğrudan bağlı bir bilim dalı olarak irdelenemez.
– Sosyal Politika bilim dalının akademik temelleri Alman bilim adamları tarafından Almanya’da, 19. yüzyıl’ın sonlarında atılmıştır.
– Sosyal Politika göreli olarak genç bir disiplindir. Bilimsel rüştünü kanıtlayıncaya dek konuları, kendisinden daha önce doğup, gelişmiş başka sosyal bilim dalları kapsamında görülüp, irdelenmiştir.
Bu bilim dalını ifade eden Sosyal Politika adı, özellikle Avrupa ülkelerinde benimsenerek, bilimsel literatüre yerleşmiştir.
Sosyal Politika bilim dalına önem kazandıran özellikleri nelerdir?
– Sosyal Politika, konu aldığı politikaların kapsamında bulunan kesimlerin salt sayısal çoklukları nedeniyle değil, nitelikleri nedeniyle de önem taşır.
– Sosyal devlet ilkesi; herkese, içinde yaşamakta olduğu toplumun olanaklarına uygun bir yaşam düzeyini sağlamakla kendini görevli bilen devlet anlayışını ifade eder. Toplumdaki bireylerin hiçbir ayrım gözetmeksizin ekonomik ve sosyal tüm haklara sahip kılınmalarını, bu hakları özgürce kullanabilmelerini hukuken güvence altına almakla kendini yükümlü gören devlet hukuk devleti ilkesini benimsemiş sayılır.
– izlenilen sosyal politikaların gelişmişlik düzeyi, bir devletin sosyal devlet ilkesini benimsemiş olmasının da bir ölçütü olarak gösterilebilir.

ÜNİTE 1

1. Sosyal Politika, hangi tarihsel olayın kendine özgü koşulları altında doğup gelişmiş bir sosyal bilim dalıdır?

a. Fransız Devrimi
b. Rönesans ve Reform
c. Sanayi Devrimi
d. I.Dünya Savaşı
e. 1929 Ekonomik Bunalımı

2. Devletlerin ilk kez sosyal nitelikli politikalar izlemeye başladığı dönemde, bu politikaların kapsamına kimler giriyordu?
a. Çocuklar ve gençler
b. Bağımlı statü altında çalışanlar
c. Ekonomik yönden güçsüz olanlar
d. işçi statüsünde çalışanlar
e. Kadın işgücü

3. Sanayi Devrimi’nin hangi ülkede ve hangi dönemde başladığı kabul edilir?
a. ingiltere’de, 18. yüzyıl başlarında
b. ingiltere’de, 18. yüzyıl sonlarında
c. Fransa’da, 18. yüzyıl ortalarında
d. Almanya’da, 19. yüzyıl’ın ilk yarısında
e. Almanya’da, 19 yüzyıl ortalarında

4. Aşağıdakilerden hangisi, sosyal politikalara doğrudan konu olan kesimler kapsamında yer almaz?
a. Sakat ve eski hükümlüler
b. Bağımlı statü altında çalışanlar
c. Kamu görevlileri
d. Çocuk ve kadın işgücü
e. Bir sanayi işletmesinin sahibi

5. Aşağıdaki bağımlılıklardan hangisi çalışanın, işin yapılması, yürütüm biçimi ve koşulları yönünden çalıştırana tâbi olmasını ifade eder?
a. Teknik
b. Hukuki
c. Mali
d. Ekonomik
e. Sosyal

6. Sosyal Politika’nın bir sosyal bilim dalı olarak akademik temelleri hangi ülkede atılmıştır?
a. ingiltere
b. Fransa
c. Almanya
d. ABD
e. İtalya

7. Aşağıdakilerden hangisi, sosyal hukuk devleti ilkesine biçim veren bir etkendir?
a. Sosyal politika alanındaki basılı çalışmaların çokluğu
b. Sanayinin gelişme hızı
c. Bağımlı statüler altında çalışanların çokluğu
d. Ölüm oranlarının azlığı
e. Sosyal politikaların gelişmişlik düzeyi

8. Aşağıdakilerden hangisinin, bağımlı statü altında” çalıştığı söylenebilir?
a. Serbest meslek sahipleri
b. Esnaf ve sanatkarlar
c. işçiler
d. Avukatlar
e. Toprak sahibi çiftçiler

9. Aşağıdakilerden hangisi, sosyal politikaların göreli yeni sayılabilecek konularından biri değildir?
a. Ayrımcılığın engellenmesi
b. Tüketicinin korunması
c. Yer ve su altında çalıştırma yasakları
d. Sakat ve eski hükümlülerin istihdamı
e. Yaşlıların bakım ve gözetimi

10. Aşağıdakilerden hangisinin, sosyal politikaların önem kazanmasında rolü olmamıştır?
a. 1. ve 2. Dünya Savaşı
b. Ekonomik entegrasyon süreci
c. işgücü hareketlilikleri
d. Sovyetler Birliği’nin Dağılması
E 1929 Ekonomik Bunalımı

CEVAPLAR

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
C D B E A C E C C D

SOSYAL POLİTİKA ÜNİTE 02

Sosyal Politika ile Sosyal Politika’ya Yakın Bilim Dalları Arasındaki Yaklaşım Farklılıkları
Sosyal politikalar hangi kurum ve kuruluşlarca taşınır?
– Sosyal Politika, sosyal nitelikli kamusal politikaları konu alan bir sosyal bilim dalıdır. Bu nedenle başka kamusal niteliği olan politikalar gibi devlet eli ve denetimi altında sürdürülür.
– Yerel yönetimler ile kar amacı gütmeyen gönüllü kuruluşların izleyecekleri sosyal içerikli politikalar,sosyal politikaları destekleyerek, güçlendirir.
Sosyal politikalar ulusal ve uluslararası bağlamda neden ve nasıl ayrımlaştırılabilir?
– Bir ülkenin ekonomik, sosyal, yönetsel ve kültürel koşulları, o ülkede izlenilen sosyal politikalara ulusal bir kimlik kazandırır.
– Yönetim biçimi, ekonomik gelişmişlik düzeyi ve düzeni ne olursa olsun her ülkenin izlediği kendine özgü sosyal politikaları vardır.
– Sosyal politikaların uluslararası kaynakları, günümüzde ulusal sosyal politikaları büyük ölçüde yönlendirip, biçimlendirmektedir.
Sosyal politikalarla ulaşılmak istenilen hedeflere, nasıl varılabilir?
– Sosyal politikalarla varılmak istenilen hedeflere ancak, sosyal planlama, hukuk normları, bu bilim dalına özgü sistemler, teknikler, bu amaçla yapılandırılan çeşitli kurum ve kuruluşlar aracılığıyla ulaşılabilir.
Sosyal politikalar hangi kaynaklardan finanse edilir?
– Sosyal politikalar, ağırlıklı olarak devlet bütçesinden ayrılan paylarla finanse edilir.
– Başta yerel yönetimlerin bütçeleri olmak üzere, parasal nitelikli yaptırımlar, belirli bir amaca ayrılmış özel vergiler, harçlar, şans oyunlarının gelirleri, bağışlar, uluslararası kuruluşlardan alınan çeşitli yardımlar da sosyal politikaların kaynakları arasında yer alır.
Sosyal Politika ile Ekonomi, Hukuk, Endüstri ilişkileri ve insan Kaynakları Yönetimi disiplinleri arasında nasıl bir benzerlik ve hangi farklılıklar bulunur?
– Sosyal Politika sosyal bir bilim dalıdır. Bu nedenle de konusu insan, bir başka deyişle toplum olan başka sosyal bilim dalları ile aynı sistematik içinde yer alır. Sosyal Politika, konu aldığı politikaların kamusal niteliği nedeniyle, yine kamusal nitelikli politikaları konu alan başka sosyal bilim dalları ile de benzeşir. Ayrıca, aynı ya da benzer konuları olması
yüzünden bu bilim dalının bazı sosyal bilim dalları ile özel bir yakınlığı da vardır. Kapsamında bulunan konulara, kendine özgü yöntemlerle yaklaşırken, komşu bilim dallarının bilgi ve verilerinden büyük ölçüde yararlanır.
– Ancak, bu bilim dallarının konuları ve yaklaşımları arasında önemli farklılıklar vardır. Bu nedenle de, Sosyal Politika ile bu bilim dalının çevresinde bulanan sosyal bilim dalları arasındaki yakınlık, Sosyal Politika’nın akademik yetkinliğini kanıtlamış, bağımsız bir sosyal bilim dalı olma özelliğini ortadan kaldırmaz.
– Ekonomi’nin konusu, ekonomik nitelikli olaylar ve oluşumlardır. Ekonomi bilminin alt dallarından birisi olan Ekonomi Politikası, ekonomik nitelikli belirli bir hedefe ulaşabilmek doğrultusunda alınabilecek kamusal politikaları, bir başkası olan Çalışma Ekonomisi ise spesifik olarak işgücünü bir üretim faktörü olarak ele alarak inceler.
– Hukuk kurallarını konu alan Hukuk Bilimi, Sosyal Politika’nın yarattığı ilkelerin hukuki düzenlemeler aracılığı ile uygulamaya konulabilmesi doğrultusunda bir araç niteliği taşır.
– Endüstri ilişkileri, ya da Endüstriyel ilişkiler, örgütlü iş gören ve işveren ile devlet arasındaki ilişkileri bir sistem bütünlüğü içinde irdeleyen bir disiplindir.
– Bir işletmede çalışanların tümü, o işletmenin insan kaynağını oluşturur. İnsan Kaynakları Yönetimi, bu kaynağın işletmenin stratejik hedefleri doğrultusunda en etkili ve verimli biçimde nasıl değerlendirileceğini ele alarak inceler. Bu çerçevede insan Kaynakları Yönetimi disiplini; işletmenin gereksinim duyduğu işgücünün sağlanılmasından geliştirilmesine, en üst düzeyde motive edilmesinden tatmin
edilmesine dek uzanan geniş bir çalışma alanına sahiptir.

ÜNİTE 2

1. Aşağıdaki kuruluşlardan hangisi tarafından sürdürülen politikalar, kamusal sosyal politikaları destekler?
a. Siyasal partiler
b. Örgütler
c. Bankalar
d. Yerel yönetimler
e. Meslek odaları

2. Bir holding tarafından izlenilen sosyal içeriği bulunan politikalar, hangi başlık altında sosyal politikaların dolaylı konusu olabilir?
a. işletme sosyal politikası
b. Özel kamusal politikalar
c. Tüketici politikaları
d. Esnek sosyal politikalar
e. Ulusal sosyal politikalar

3. Aşağıdakilerden hangisi, ulusal sosyal politikaların finansman kaynakları arasında yer almaz?
a. Devlet bütçeleri
b. Parasal nitelikli yaptırımlar
c. Özel sigortaların fonları
d. şans oyunlarının gelirleri
e. Harçlar

4. Aşağıdakilerden hangisi, bir ülkede sürdürülen sosyal politikaların ulusal kimliği üzerinde etkili olmaz?
a. Nüfusun demografik özellikleri
b. Ekonomik gelişmişlik düzeyi
c. Ekonomik sistem ve anayasal düzen
d. Uluslararası ilişkiler
e. Gelenek ve görenekler

5. Aşağıdakilerden hangisi sosyal politikaların araçlarındandır?
a. Sosyal planlama
b. Sivil toplum örgütleri
c. Yaptırımlar
d. Kitle iletişim araçları
e. Sivil savunma

6. insan, davranışlarının salt ekonomik yönü ile hangi sosyal bilim dalına konu olur?
a. Sosyoloji
b. insan Kaynakları Yönetimi
c. Sosyal Politika
d. Ekonomi
e. Psikoloji

7. Aşağıdaki ifadelerden hangisi, Ekonomi Politikası ile Sosyal Politika arasındaki ilişkiyi doğru olarak yansıtmaz?
a. Her iki bilim dalı da kamusal nitelikli politikaları konu alır.
b. Bu bilim dalları, birbirlerinin sağladıkları bilgi ve bulgulardan yararlanır.
c. Bu bilim dallarına konu olan politikalar, birlikte ve birbirleri ile uyumlu olarak sürdürülmelidir.
d. Her iki bilim dalı da sosyal bilim dalları kapsamında bulunur.
e. Her iki bilim dalı da aynı araçlardan yararlanır.

8. Çalışma yaşamının aktörleri kimlerdir?
a. Bağımlı statüler altında çalışanlar ile işverenler
b. işçi ve işveren sendikaları
c. Bağımlı statüler altında çalışanlar ile devlet
d. Sendika, federasyon ve konfederasyonlar
e. Örgütlü işçi, işveren ve devlet

9. işletme sosyal politikaları kim ya da kimlerce taşınır?
a. Devlet tarafından
b. insan kaynakları yönetimleri tarafından
c. Endüstri ilişkileri sistemi tarafından
d. Sosyal güvenlik sistemi tarafından
e. Hukuk kuralları ve kurumları tarafından

10. Sakatların istihdam edilebilmesinde yararlanılan çeşitli yol ve yöntemler, hangi bilim dalının çalışma alanı içinde kalır?
a. Ekonomi Politikaları
b. Çalışma Ekonomisi
c. Sosyal Politika
d. insan Kaynakları Yönetimi
e. Endüstri ilişkileri

CEVAPLAR
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
D A C D A D E E B C

ÜNİTE 3
Sosyal Politikaların Tarihsel Gelişimi
Hangi koşullar altında oluşan ortam işçi kesiminin doğmasına yol açmıştır?
– Sanayi Devrimi’nin koşulları altında oluşan ortam, işçi kesiminin doğmasına yol açmış, bu kesimin iş ilişkileri ve yaşamında korunma zorunluluğunun duyulması ile devletler sosyal nitelikli politikalar izlemeye başlamışlardır.
– Sanayi Devrimi’ne dek süregelen dönemlerde de köleler, sefler, yamaklar, çıraklar, imalathane çalışanları, askerler, tutsaklar, gönüllüler gibi çalışma yaşamında yer alıp, ekonomik faaliyetlerde bulunan kişiler olmuştur. Ancak bu statüler altında çalışanların işçi sınıfının köklerini oluşturdukları söylenemez.
Sanayi Devrimi hangi alanda yaşanılan gelişmelerle, hangi ülkede, ne zaman yaşanılmıştır?
– Sanayi Devrimi; buhar, elektrik, gaz gibi keşfedilen yeni enerji güçlerinin, üretim sürecine uyarlanması ile birlikte 18. yüzyılın ikinci yarısında ingiltere’de yaşanılmıştır
Sanayi Devrimi’nin koşulları üretim sürecini nasıl etkilemiştir?
– Öncesine göre daha hızlı, daha çok, daha çeşitli, daha düzgün (standart ), daha ucuz üreten makineler, insan ve hayvanın kas gücünün, doğa gücünün ya da bu güçlere dayalı mekanik düzenlemelerin yerini alarak kurulan ilk fabrikalarda kullanılmaya başlanmıştır.
– Sanayileşmenin gelişip, yaygınlaşması ile fabrikalarda çalışan işçilerin sayıları hızla çoğalmış ve önceki dönemlerinde var olmayan yeni bir toplumsal kesim oluşmuştur.
Sanayi Devrimi’nin ardından çalışma koşulları giderek neden ağırlaşmış ve yaşanılan olumsuzluklar neden çalışma yaşamı ile sınırlı kalmamıştır?
– Fabrika sahiplerinin, aşırı kâr etmeye ve kapital (sermaye) birikimine yönelmeleri, maliyet içinde işgücü payının azaltılmasına yönelik uygulamalara yol açmış, bu yüzden de çalışma koşulları giderek ağırlaşmış, işgücünün demografik yapısını değiştirmiştir.
– Çalışma koşullarının giderek ağırlaşması ile çocuk ve kadınların fabrikalarda yaygın ve yoğun biçimde acımasızca kullanımının, toplumsal yaşamın her alanına olumsuz yansımaları olmuş ve büyük çalkantılara yol açmıştır.
Sanayi Devrimi’nin yaşanıldığı dönemde geçerli ekonomi felsefesi ve kurulu hukuk düzeni, yaşanılan olumsuzluklara neden engel olamamıştır?
– Sanayi Devrimi’nin yaşanıldığı dönemde geçerli klasik liberal düşünceler, devletin ekonomik yaşama katılım ve karışımına karşıydı. Bu nedenle de devletler, giderek ağırlaşan çalışma koşullarına karşın, iş ilişkileri ve yaşamını düzenlemek gereksinimi duymamıştır.
– Kurulu hukuk düzeninin dayalı olduğu hukuki eşitlik ve sözleşme serbestisi ilkeleri, fabrika sahipleri ile işçilerin nitelikleri ve içinde bulundukları koşullar nedeniyle yaşanılan olumsuzluklara engel olamamıştır.
Sosyal nitelikli ilk politikalarla kimlerin, hangi alanda, neden ve nasıl korunması öngörülmüştür?
– Sanayi Devrimini yaşayan ülkelerde devletler; işçileri, iş ilişkileri ve yaşamında hukuki düzenlemelerle koruyabilmek için, sosyal nitelikli politikalar izlemeye başlamışlardır.

ÜNİTE 3

1. Sanayi Devrimi, önce hangi ülkede yaşanmıştır?
a. Almanya
b. ABD
c. İngiltere
d. Fransa
e. Rusya

2. Sanayi Devrimi, hangi enerji gücünün üretim sürecine uyarlanması ile başlamıştır?
a. Buhar
b. Elektrik
c. Doğal gaz
d. Nükleer enerji
e. Petrol

3. Koorporasyon düzeni, hangi dönemde ekonomik yaşamın önemli bir parçası haline gelmiştir?
a. 10. yy.’da
b. 10-15. yy. arasında
c. 15-18. yy. arasında
d. 16-18. yy. arasında
e. 18. yy.’da

4. Sanayi Devrimi’nin yaşanıldığı dönemde, iş ilişkileri ve yaşamının hangi alanında bir olumsuzluk gözlenmemiştir?
a. Çalışma süreleri
b. Ücretler
c. Çocuk ve kadın işgücü kullanımı
d. Hukuki eşitlik
e. işgücü sağlığı ve güvenliği

5. Sanayi Devrimi önce hangi sektörde yaşanmıştır?
a. Hizmet
b. Dokuma
c. inşaat
d. Kimya
e. Gıda

6. Aşağıdakilerden hangisi, Sanayi Devrimi’nin üretim süreci üzerinde oluşturduğu değişikliklerden birisi değildir?
a. Üretim sürecinin hızlanması
b. Üretim tekniğinin basitleşmesi
c. Üretimin çeşitlenmesi
d. Üretim birim maliyetinin yükselmesi
e. Üretimin çoğalması

7. Aşağıdakilerden hangisi, Sanayi Devrimi’nin yaşanıldığı dönemde kadın işgücünün yaygın ve yoğun biçimde kullanılmasının nedenlerinden birisi değildir?
a. Sayısal çoğunlukta olmaları
b. Ailelerin birden çok üyesi ile çalışmak zorunda kalması
c. Ucuz işgücü olmaları
d. Uysal ve kolay yönetilir görülmeleri
e. Üretim tekniğinin basitleşmesi

8. Sanayi Devrimi’nin yaşanıldığı dönemde, hangi ekonomik görüşün hakim olduğu söylenebilir?
a. Klasik liberal
b. Sosyalist
c. Kollektivist
d. Karma ekonomi
e. Yeni liberal

9. Sanayi Devrimi’nin yaşanıldığı dönemde hangi ilkelere dayalı bir hukuk düzeni hakimdi?
a. Hukuki eşitlik ve sözleşme serbestisi
b. işçi yararına yorum ve işçiyi koruma
c. Hukuki ve sosyal koruma
d. Katılımcı ve karışımcı devlet koruması
e. Sosyal devlet ve hukuk devleti

10. ilk sosyal nitelikli politikaların konusu kimlerdi?
a. Çocuk işçiler
b. Çalışan kadınlar
c. Genç işgücü
d. Dokuma sanayinde çalışanlar
e. Maden işçileri

CEVAPLAR
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
C A B D B D A A A A

ÜNİTE 4
Sosyal Politikaların Türrkiye’deki Tarihsel Gelişimi
Osmanlı imparatorluğunda sosyal nitelikli politika arayışları, hangi dönemde, hangi koşullar altında hangi alanlarda başlamış ve sürmüştür?
19. yüzyıl ortalarına dek, ekonomik ve mesleki yaşam üzerinde, pek çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Osmanlı imparatorluğunda da esnaf örgütleri etkili olmuştur. Osmanlı imparatorluğu, Tanzimat döneminde sanayileşmeye başlamıştır. Ancak imparatorluğun içinde bulunduğu ağır ekonomik, toplumsal ve siyasal koşullar nedeniyle ulusal sanayii, Cumhuriyet Dönemine dek önemli bir gelişme gösterememiştir.
imparatorluk önce, Ereğli maden ocaklarında çalışan işçilerin mesleki yönden korunmasını öngören politikalara pozitif hukuk kuralları ile işlerlik kazandırmıştır.
Daha çok İstanbul ve çevresindeki sanayi işletmelerde, sanayinin gelişmesine koşut biçimde, yavaş bir hızla çoğalan işçi kesimi, 19. yüzyılın son çeyreğinde dernekler çatısı altında örgütlenmeye başlar. Meslek örgütlerinin, daha çok ödenemeyen işçi ücretlerini alabilmek için başlattıkları işi bırakma eylemlerinin çoğalması, 20. yüzyıl başlarında yürürlüğe giren bir kanun ile yasaklanmalarını yol açmıştır.
– Duyulan sosyal güvenlik gereksinimlerini karşılayabilmek için, 19. yüzyıl sonlarında çeşitli nizamnamelerle kurulan biriktirme ve yardım sandıklarından yararlanılmıştır.
Sosyal politikaların Batı Avrupa ülkeleri ile Osmanlı imparatorluğundaki tarihsel gelişimleri arasında hangi benzerlikler ve farklılıklar bulunur?
– Osmanlı imparatorluğunda sanayileşme süreci hızlı ve yaygın bir gelişme göstermemiş, Sanayi Devriminin nesnel koşulları oluşmamıştır. İmparatorluk 19. yüzyılın ortalarından başlayarak, Batı Avrupa ülkelerinden yaklaşık 100 yıl sonra sanayileşmeye başlamıştır. Sanayi Devrimini yaşayan ülkelerde dokuma kesimi ilk sanayileşen alan olmasına karşın, Osmanlı imparatorluğunda sanayileşme önce maden ve savaş donatım kesimlerinde başlamıştır. Osmanlı imparatorluğunda sanayileşme sürecinde yoğun biçimde çocuk ve kadın işgücü kullanılmamıştır. Sanayi Devrimini yaşayan ülkelerde ulusal sanayii kurulup, gelişirken, Osmanlı imparatorluğunda sanayileşme hareketleri yabancı sermaye ile işletmeler tarafından başlatılmıştır. Ülkemizde, önce Ereğli maden ocaklarında çalışan işçilerin korunmasını öngören politikalara pozitif hukuk kuralları ile işlerlik kazandırırken, Batı Avrupa ülkelerinde daha çok çalıştırılma yaşı ile çocuk ve kadın işgücü kullanımının sınırlandırılması ve çalışma süreleri gibi alanlar öne çıkmaktadır. Sanayi Devrimini yaşayan ülkelerde devletler, işçilerin ve onları destekleyen kesimlerin oluşturdukları büyük bir baskı gücünün etkisi ile yönelmek zorunda kalmışlardır. Oysa ki, ülkemizde böyle bir baskı gücü oluşmamış, yani hak kazanma mücadeleleri yaşanmamış, politikalar daha çok üst yönetimlerin iradeleri ile yönlenip, biçimlenmiştir.
– Batı Avrupa ülkeleri ile Sanayi Devrimini yaşamadan sanayileşmeye başlayan ülkemiz arasında bazı benzerlikler de vardır. Örneğin; sosyal nitelikli politikalara önce işçi statüsü altında çalışanlar konu olmuşlardır. Sosyal politikalar ile sanayileşme süreci arasında bir koşutluk varolmuş ve bu politikalara daha çok pozitif hukuk kurallarından yararlanarak işlerlik kazandırılmıştır.
Türkiyede Cumhuriyet Döneminde sosyal politikalar; hangi koşullar altında izlenilmeye başlanmış ve nasıl gelişmiştir? Bu politikaların özellikleri nelerdir?
– Cumhuriyet döneminde devlet, önce yine Zonguldak ve Ereğli maden ocaklarında çalışan işçilerin korunmasını öngören politikalara hukuk kuralları ile işlerlik kazandırmıştır.
– 1929 Ekonomik Bunalımından sonra Batı toplumlarınca benimsenen planlı, karma ekonomi modeli ve dayandığı sosyal devlet anlayışı, Türkiye için bir örnek oluşturmuş, bazı hukuki düzenlemeler böyle bir ortam içinde işlerlik kazanmıştır.
– Türkiyede sosyal nitelikli politikalar, 2. Dünya Savaşının hemen ardından, kapsam ve içerik yönünden hızla gelişmeye başlar.
– 1950li yıllarda, 1945-1950 yılları arasında gerçekleştirilenler kadar önemli ve hızlı olmasa da, bazı yeni adımların atılarak gelişmelerin sürdüğü görülür.
– Türkiyede sosyal politikaların gelişimi 1960lı yıllarda yeniden ivme kazanmıştır.
– 1970li yıllarda yaşanılan siyasal ve ekonomik sorunlar,sosyal politikalar yönünden pek çok olumsuzluğu beraberinde taşımıştır.
– Türkiyede ekonomik sorunların giderek çoğalarak kronikleşmesi, sosyal politikaların yeterince önemsenip,gereğince gelişebilmesini engellemektedir.

ÜNİTE 4

1. Osmanlı imparatorluğunda ilk sanayileşme hareketleri hangi dönemde başlamıştır?
a. 19. yy. başlarında
b. 19. yy. sonlarında
c. Tanzimat döneminde
d. Meşrutiyet döneminde
e. 20. yy. başlarında

2. Osmanlı imparatorluğunda ilk sanayileşme alanları aşağıdakilerden hangisidir?
a. Yol, cam, savaş donatım ve dokuma
b. Ulaşım, maden ve imalat
c. Dokuma, maden ve hizmet
d. imalat, dokuma ve ulaşım
e. Dokuma, hizmet ve cam

3. Aşağıdakilerden hangisi, loncalardaki meslek hiyerarşisinin doğru sıralamasıdır?
a. Yamak-çırak-kalfa-usta-üstad
b. Çırak-yamak-usta-kalfa-üstad
c. Kalfa-çırak-yamak-üstad-usta
d. Yamak-çırak-usta-kalfa-üstad
e. Yamak-çırak-kalfa-üstad-usta

4. Tatil-i Eşgal Kanunu hükümleriyle aşağıdakilerden hangisi öngörülmüştür?
a. işçilerin cemiyetler çatısı altında örgütlenebilmelerinin sınırlandırılması
b. Biriktirme ve yardım sandıklarının işçi cemiyetleri tarafından kurulabilmesi
c. Mesleki nitelikli cemiyetlerin ve faaliyetlerinin yasaklanması
d. Mesleki nitelikli üst örgütlenmenin engellenmesi
e. işçi statüsü altında çalışanlara hafta tatili hakkının verilmesi

5. Ülkemizde bilinen ve belgelenen ilk işçi meslek kuruluşu aşağıdakilerden hangisidir?
a. Osmanlı Amele Cemiyeti
b. Ameleperver Cemiyeti
c. Terakk-i Sanayi Cemiyeti
d. Mürettibini Osmaniye Cemiyeti
e. Sanayi Amele Cemiyeti

6. Yeni Türk devletinin kurulmasının hemen ardından, izlenilecek ekonomi politikalarının belirlenmek üzere düzenlenen iktisat kongresi, hangi ilimizde yapılmıştır?
a. Ankara
b. istanbul
c. izmir
d. Sivas
e. Eskişehir

7. Türkiyede çocuk ve kadın işgücünün korunmasına yönelik hukuki düzenlemeler ilk kez aşağıdaki kanunların hangisinde yer almıştır?
a. Mecelle
b. Borçlar Kanunu
c. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu
d. 3008 sayılı iş Kanunu
e. 1961 Anayasası

8. Aşağıdakilerden hangisi, Cumhuriyet Döneminde maden ocaklarında çalışan işçilerin sosyal politikalara konu olmalarının nedenlerinden biri olarak düşünülemez?
a. Maden ocaklarında büyük bir işçi kesiminin çalışıyor olması
b. Sanayinin gelişmesi için önem taşıyan kömür üretiminde verimliliğin çoğaltılması
c. Olumsuz çalışma koşullarının iyileştirilmesi
d. Uluslararası Çalışma Örgütünün normlarına uyulması
e. iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenilebilmesi

9. Türkiyede 1960lı yıllarda, sosyal politikalarda gözlenen gelişmelerin temelinde hangi etken bulunur?
a Ulusal sanayinin gelişip, yaygınlaşması
b. 1961 Anayasasında yer alan hükümler
c. Uluslararası Çalışma Örgütü üyeliğinden doğan yükümlülükler
d. işçi sendikalarının mücadeleleri
e. Demokratik bir yönetim biçimine geçilmesi

10. Türkiyede ilk önce hangi sosyal sigortalar koluna işlerlik kazandırılmıştır?
a. ihtiyarlık (yaşlılık)
b. Malüllük (sakatlık)
c. Meslek hastalığı
d. Ölüm
e. iş kazası

CEVAPLAR

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
C A A C B C C D B C

ÜNİTE 5
Sosyal Politikaların Türkiye’deki Tarihsel Gelişimi
Ulusal ve uluslararası sosyal politika kavramları arasındaki farklılıklar nelerdir?
– Uluslararası kuruluşlar tarafından benimsenen sosyal nitelikli ilkeler ve yaratılan kurallar, yaşadığımız dönemde ulusal sosyal politikalara büyük ölçüde yön vermektedir. Her alanda yaşanılan entegrasyon süreci, bu yöndeki gelişmeleri uyararak, sosyal politikaların uluslararası kaynaklarına daha da önem kazandırmaktadır.
– Uluslararası sosyal politikaların dayalı olduğu ilkeler ve kurallar, ulusal sosyal politikalar için bir kaynak oluşturur.
Uluslararası sosyal politikaların doğup, gelişmesine hangi nedenler yol açmıştır?
– Ülkeler arasında rekabet eşitliğini sağlamak, uluslar arası kamuoyunun baskısı, devletlerin siyasal yaklaşımları, kendi kendine yardım hareketlerinin uluslararası düzeyde kurumlaşması, sosyal politikaların uluslararası kaynaklarına duyulan gereksinim sosyal politikaların uluslararası boyutlar kazanmasında etkili olmuştur.
Uluslararası sosyal politikalar günümüze dek süregelen dönem içinde, hangi koşullar altında, nasıl gelişmiştir?
Sosyal politikaların uluslararası normlarını oluşturabilmek doğrultusundaki ilk girişimler, bireysel nitelikte olmuş ve olumlu bir sonuç vermemiştir.
– Bu alanda yapılan bireysel girişimleri, bazı devletler tarafından başlatılan resmi çalışmalar izlemiş, ancak bu çabalardan da olumlu sonuçlar alınamamıştır.
– Uluslararası bir meslek kuruluşunun, çeşitli devletler katında sürdürdüğü çalışmalar, sosyal politikaların ilk uluslararası normlarının dağılmasında etkili olmakla birlikte, bu yönde somut adımlar ancak 1.Dünya Savaşının ardından atılabilmiştir.
Uluslararası sosyal politikaları taşıyan kuruluşlar arasında Uluslararası Çalışma Örgütü, hangi özellikleri ile öne çıkarak önem kazanır?
– Uluslararası sosyal politikaların ilkelerini ve kurallarını yaratıp, geliştirmek, bu normlara evrensel düzeyde işlerlik kazandırmak, Uluslararası Çalışma Örgütünün doğrudan görev alanına girer. Bu özelliği nedeniyle Örgüt, başka uluslararası kuruluşlardan ayrılır.
Uluslararası Çalışma Örgütünün organları ile bu organların işlevleri nelerdir?
– Uluslararası Çalışma Konferansı, Uluslararası Çalışma Örgütünün yasama organıdır. Örgütün Sözleşme ve Tavsiye niteliğindeki kararları Konferans tarafı ndan alınır.
– Uluslararası Çalışma Örgütünün Yönetim Kurulu, yürütme organı işlevi görür.
– Uluslararası Çalışma Örgütünün, teknik ve sosyal alanlarda görev yapan iki alt uzman kuruluşu bulunur. Bu enstitü ve merkez, Uluslararası Çalışma Bürosu olarak adlandırılan, Örgütün bir başka organına bağlıdır.
Uluslararası Çalışma Örgütünün Sözleşme ve Tavsiye niteliğindeki kararları, örgüte üye devletler yönünden neden önem ve değer taşır? Bu kararlar arasındaki farklılıklar nelerdir?
– Uluslararası Çalışma Örgütü, oluşturduğu normlara ilişkin kararlar alırken, üye devletlerin koşullarını göz önünde tutar. Örgüte üye devletler, Tavsiye niteliğindeki kararlardan dilerlerse yararlanırlar.
– Üye devletlerin; Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmelerini, Örgütün statüsünde belirtilen koşullara uygun olarak onaylayıp, uygulamaya koymak yönünde, Örgüte üye olmaktan kaynaklanan bir yükümlülükleri bulunur.
Uluslararası Çalışma Örgütünün denetim süreci nasıl işler ve sonuçlanır? Örgütün bu bağlamda bir etkinliğinden söz edilebilir mi?
– Uluslararası Çalışma Örgütü, üye devletleri, genel ve özel olarak denetler.
– Örgüt, sürdürdüğü denetimlerin sonuçlarını, uluslar arası kamuoyuna katında dile getirir.

ÜNİTE 5

1. Uluslararası Sosyal Politika alanında ilk bireysel girişim kim tarafından başlatılmıştır?
a. Daniel LEGRAND
b. Sir Walter SCOTT
c. Adolphe BLANQUI
d. Robert OWEN
e. Victor HUGO

2. Uluslararası Sosyal Politika alanındaki ilk resmi girişim, hangi ülke tarafından yapılmıştır?
a. İngiltere
b. İsviçre
c. Almanya
d. Rusya
e. Fransa

3. Uluslararası Çalışma Örgütü hangi yıl kurulmuştur?
a. 1900
b. 1909
c. 1919
d. 1929
e. 1945

4. Aşağıdakilerden hangisi, Uluslararası Çalışma Örgütünün organlarından biri değildir?
a. Uluslararası Çalışma Örgütü Bürosu
b. Uluslararası Çalışma Örgütü Konferansı
c. Uluslararası Çalışma Örgütü Bakanlar Kurulu
d. Uluslararası Çalışma Örgütü Uluslararası Sosyal Araştırmalar Enstitüsü
e. Uluslararası Çalışma Örgütü Yönetim Kurulu

5. Uluslararası Çalışma Örgütünde yer alan işçi ve işveren kesimi temsilcilerini kim seçer?
a. Üye devletin parlamentosu
b. işçi ve işveren birliği
c. Üye devletin hükümeti
d. Ülke genelinde çok üyeye sahip üst işçi ve işveren sendikaları
e. Ekonomik ve sosyal konsey

6. Uluslararası Çalışma Örgütünün Yönetim Kurulunda kaç hükümet temsilcisi delege bulunur?
a. 10
b. 12
c. 28
d. 25
e. 30

7. Uluslararası Çalışma Örgütü Konferansında bir Sözleşme kararının alınabilmesi için gerekli kadar yetersayısı nedir?
a. 1/3
b. 1/2
c. 3/5
d. 2/3
e. 4/5

8. Üye devletler kendilerine iletilen Sözleşmeleri, çok özel durumlarda, en geç kaç ay içinde yasama organına göndermekle yükümlüdür?
a 6
b. 12
c. 18
d. 24
e. 36

9. Aşağıdakilerden hangisi, Uluslararası Çalışma Örgütünün genel denetim yetkisi çerçevesinde oluşturduğu kurullardan birisidir?
a. Konferans Komitesi
b. Guvernörler Kurulu
c. Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü
d. Uluslararası Araştırmalar Merkezi
e. Adalet Kurulu

10. Uzmanlar Komitesi hangi üyelerden oluşur?
a 3 Uluslararası Adalet Divanı üyesinden
b. Yönetim Kurulunun asli üyelerinden
c. 10 Yönetim Kurulu üyesinden
d. 20 bağımsız uzmandan
e. Her üye devlet tarafından seçilerek, gönderilen üyelerden

CEVAPLAR

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
D B C C D C D C A D

ÜNİTE 6
İstihdam Politikaları
Sosyal politikaların, işsizlikle savaşım politikaları içindeki yeri ve işlevi nedir?
– Ekonomi politikaları ile birlikte ve uyumlu biçimde sürdürülmesi gereken sosyal politikalar, sorunun sosyal sakıncalarını önleyebileceği gibi, çözümüne
de küçümsenemeyecek katkılar sağlar.
işsizlik; bireysel ve toplumsal yönden hangi olumsuzlukları beraberinde taşır?
– Gelir sağlayabilecekleri bir işte çalışmaları, bireylerin fiziksel ve sosyal yönden var olabilmelerinin ön koşuludur.
– işsizler, ulusal gelirin oluşumuna katkıda bulunmadan, bölüşümüne ortak olurlar.
– işsizlik; kayıtdışı isihdamı ve yeraltı ekonomisini besler, endüstri ilişkileri ve sosyal güvenlik sistemlerini yıpratır, çalışma koşullarının ağırlaşmasına yol açar, engellilerin istihdamını engeller.
işsizliğe karşı korumayı öngören sosyal politikaların dayanakları nelerdir?
– Sosyal politikaların uluslararası kaynakları; devletleri, vatandaşlarını işsizliğe karşı korumakla yükümlü görür. Bu alandaki görevleri, sosyal hukuk devleti niteliğini kazanabilmelerinin de bir gereğidir.
işsizliğe karşı istihdam politikalarının hangi araçlardan yararlanılır?
– Nüfus Politikaları, Tarım Politikaları, Yeni Bilgi ve Beceriler Kazandırma Programları,.iş Bulma Hizmetleri, iş Yaratma Politikaları, Bağımsız Çalışmaya Yönlendirme, işsizlik sigortaları, iş Hukuku Kurallarının işsizlikle Savaşım Yönünde Yapılandırılması, iş ilişkileri ve Yaşamında Esnekleşme.

ÜNİTE 6

1. Aşağıdakilerden hangisi, iş arayanlar ile işgücü gereksinimi duyanların biraraya gelebilmelerini güçleştiren etkenlerden biri değildir?
a. Çalışma koşullarındaki farklılıklar
b. işgücü gereksinimlerindeki farklılıklar
c. Gelir düzeylerindeki farklılıklar
d. Sayısal çoklukları
e. Coğrafi dağınıklıkları

2. iş piyasasında aracılık hizmetleri hangi dönemde verilmeye başlanmıştır?
a. Sanayi Devriminin ardından
b. Yüzyılımızın başlarında
c. 1. Dünya Savaşından sonra
d. 1929 Ekonomik Bunalımının ardından
e. 2. Dünya Savaşının ardından

3. Çalışma yaşamında esnekleşme, önce hangi alanında başladı?
a. işyeri
b. Çalışma süresi
c. Ücret
d. iş ilişkisinin kurulması
e. Sosyal sigorta

4. Aşağıdakilerden hangisi bir Sosyal Güvenlik Sisteminin primli aracıdır?

a. Sosyal yardımlar
b. Sosyal sigortalar
c. Sosyal hizmetler
d. Sosyal sübvansiyonlar
e. Sosyal koruma

5. işsizlik sigortalarının hangi işlerde uygulanabilmesi güçtür?

a. Sanayi
b. Hizmet
c. Ağır ve tehlikeli
d. Tarım
e. Sürekli

6. UÇÖ kararları, işsizlik sigortası ödeneğinin, sigortalının primine esas alınan son kazancının en az yüzde kaçının altında olamayacağını öngörür?

a. 25inin
b. 40ının
c. 45inin
d. 50sinin
e. 65inin

7. işsizliğe karşı koruma, hangi ilkenin bir gereğidir?

a. Sosyal adalet ilkesinin
b. Hukuk devleti ilkesinin
c. Adil refah ilkesinin
d. Tarafsız devlet ilkesinin
e. Sosyal devlet ilkesinin

8. işsizlik sigortaları, işsizliği hangi nitelikte bir risk olarak kabul eder?

a. Sosyal – Mesleki
b. Mesleki – Ekonomik
c. Fiziksel – Mesleki
d. Ekonomik – Fiziksel
e. Sosyal – Ekonomik

9. Aşağıdakilerden hangisi işsizlik sigortasından yararlanabilmenin bir koşulu değildir?

a. işsiz kalma nedeni
b. iş önerisinin reddi
c. Hak edilme koşullarının yerine getirilmesi
d. Bekleme süresinin tamamlanması
e. Kalifiyelik özelliği

10. Aşağıdakilerden hangisi, iş bulabilmenin kolaylaştırılması doğrultusunda işlevi olan hukuki bir düzenlemedir?

a. Feshi ihbar önelleri
b. Kıdem tazminatı
c. Bildirimsiz fesih
d. Deneme süresi
e. Fazla süreli çalışmalar

CEVAPLAR

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
C A B B D C E E E B

Ünite 7-8
Ücret Politikalarının Dayanakları ve Çerçevesi
iş süresi denilince neyi anlamak gerekir? iş süresi yönünden sosyal korunma gereksinimi hangi nedenlere ortaya çıkar ve hangi gerekçelere dayanır?
iş süresi, işgörenin iş görme borcunu yerine getirdiği dönemsel zamanı ifade eder.
Sosyal politikalar; işgörenlerin, iş ve dinlenme sürelerinin uzunluğu ile iş sürelerinin gün içindeki yerinin yol açabileceği sakıncaları önleyebilmek amacıyla çalışma yaşamında korunmasını hedefler.
işgörenler için çalışmak, nasıl iş ilişkisinden kaynaklanan bir yükümlülük ise, çalışma sürelerinin uzunluğu ve gün içindeki yeri yönünden korunulmak ve dinlenmek de bir haktır. Bu hakkı güvence altına almak ise sosyal bir nitelik taşıyan devletin görevidir.
Sosyal politikalarla iş görenlerin; çalışma süreleri bakımından hangi yön ve biçimde korunmaları öngörülür?
-Normal çalışma süresinin uzunluğu, ulusal mevzuatlarla belirlenir. Bu alanda getirilmiş olan hukuki düzenlemeler, normal olandan kısa ve uzun iş sürelerinin nitelendirilmesinde yardımcı olur.
-Bazı işlerin yürütüm koşulları, normal günlük iş sürelerinden daha kısa süre ile çalışılmasını gerektirir. Normal iş süresinden daha kısa süre ile çalışılması gereken işlerde, çalışma süreleri; bu alandaki uluslararası gelişmelerin kılavuzluğunda ulusal mevzuat hükümleriyle ayrı ayrı belirlenerek, uygulamaya konulmalıdır.
-Gece dönemlerinde sürdürülen çalışmalar, taşıdıkları özellikler nedeniyle, süresi ve uygulanabilme koşulları yönünden daha katı bir koruma rejimini gerektirir.
-Zorunlu ya da olağandışı nedenlerle normal iş süresinden daha uzun süreli çalışmalar ise, ancak bazı koşullara bağlı tutularak yapılabilir. iş sürelerine ilişkin düzenlemeler, esnek çalışma biçimleri yönünden nasıl bir anlam taşır?
-Esnek çalışmaların çeşitliliği ve özellikleri arasındaki farklılıklar, çalışma yaşamının iş süreleri yönünden, her esnek çalışma biçimi için ayrı ayrı ve ayrıntılı hükümlerle düzenlenmesini gerektirir. Bu nedenle de, iş görenlerin iş süreleri yönünden korunmasını öngören politikaların biçimlenip, işlerlik kazanabilmesi zorlaşır. Ayrıca, esnek çalışma biçimleri için getirilecek hukuki düzenlemelerin salt yaratılmasında değil, uygulamaların denetlenmesinde karşılaşılabilecek sorunları aşmanın önemi de gözden ırak tutulmamalıdır. Sosyal politikalarla iş görenlerin, dinlenme süreleri bakımından hangi yön ve biçimde korunmaları öngörülür?
-işgörenler hafta tatili, genel tatil günleri ile yıllık izin dönemlerinde çalıştırılmaz. Ancak çalıştırılmış gibi kendilerine ücret ödenir. Bu bağlamda dinlenme hakkı, şahsa bağlı bir hak niteliği taşır.

Ünite 7-8

1. Bir işyerinde sürdürülen faaliyet kesintisiz olarak günde en çok ne kadar olabilir?

a. 8 saat
b. 16 saat
c. 24 saat
d. iş görenlerin normal çalışma süresi kadar
e. Normal ve fazla süreli çalışmaların toplam süresi kadar

2. işçi statüsü altında çalışanların, normal çalışma süresinin haftalık azami uzunluğu nasıl belirlenmelidir?

a. Yasama organı tarafından
b. işçi ve işveren tarafından
c. işçi ve işveren sendikaları tarafından
d. Bireysel ya da toplu iş sözleşmesi ile
e. işveren tarafından

3. Çalışma sürelerinin uzunluğu, aşağıdakilerden hangisi üzerinde doğrudan bir etki oluşturmaz?

a. Üretilen mal ve hizmetlerin fiyatları
b. iş güvencesi
c. işgücü sağlığı
d. işsizlik oranları
e. Dinlenme süreleri

4. Aşağıdakilerden hangisi, sosyal politikalarca günümüzde uygun (optimal) iş süresi uzunluğu olarak kabul edilir?

a. Günde 7, haftada 36 saat
b. Günde 7, haftada 42 saat
c. Günde 7.5, haftada 42 saat
d. Günde 8, haftada 40 saat
e. Günde 8, haftada 45 saat

5. Aşağıdakilerden hangisi esnek çalışma biçimlerinden biri değildir?

a. Evde çalışma
b. iş paylaşımlı çalışma
c. Vardiyalı çalışma
d. Çağrı üzerine çalışma
e. Part-time(kısmi) çalışma

6. Bir işyerinde art arda ya da ayrı zamanlarda, iş sürelerinin başlama ve bitiş zamanları birbirinden farklı iş gören gruplarına ne ad verilir?

a. Posta
b. Tim
c. Takım
d. Ekip
e. Grup

7. Çalışma sürelerinde yeknesaklık denilince neyi anlamak gerekir?

a. Günlük iş sürelerinin, birbirine eşit uzunlukta olmasını
b. Günlük iş sürelerinin normal (optimal) uzunlukta olmasını
c. Esnek çalışma süresi uygulamalarını
d. işgörenler arasında, çalışma süresinin uzunluğun yönünden hiç bir ayrımın gözetilmemesini
e. Normal çalışma süresinden daha uzun çalışma süresinin öngörülmemesini

8. Aşağıdakilerden hangisi, normal çalışma süresinden daha uzun süreli çalışmalar yapılabilmesinin koşullarından birisi olamaz?

a. Olağan dışı bir nedenin varolması
b. Devam süresinin iş sözleşmesinde gösterilmiş olması
c. Normal çalışma süresi için öngörülenden daha yüksek bir ücret karşılığında yapılması
d. Gençlerin, kadınların ya da sakatların uygulamalar dışında tutulması
e. Devam süresine bir sınır getirilmesi

9. Aşağıdakilerden hangisi, iş sürelerinin gereğinden kısa tutulması durumunda oluşabilecek sakıncalardan birisidir?

a. işsizlik oranlarının yükselmesi
b. işgücü sağlığı ve güvenliği alanında olumsuzlukların yaşanılması
c. Meslek risklerinin çoğalması
d. Ücret gelirinin azalması
e. Üretilen mal ve hizmet kalitesinin bozulması

10.Aşağıdakilerden hangisi, gereğinden uzun tutulan iş sürelerinin beraberinde getireceği sakıncalardan birisi değildir?

a. iş kazaları ve meslek hastalığı riskinin çoğalması
b. Sosyal yaşama katkı ve katılımı sınırlandırması
c. işletme giderlerinin artması
d. işsizlik oranlarının yükselmesi
e. Üretim düzeyinin azalması

CEVAPLAR

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
C A B D C A A B E E

SOSYOLOJİK DÜŞÜNMENİN BİREYE SAĞLIYCAĞI ÖZELLİKLER

-toplumsal sorunları görebilme
-daha farklı bir dünya olabileceğini görmek.
-bildiklerimizi yeniden inceleme
-kesin doğruları çözümleme ve sorgulama alışkanlığı kazanma …

*Toplumsal Yapı = Toplumu oluşturan temel gruplardan ve toplumsal kurumlardan meydana gelen kalıcı, sürekli ve örgütlü ilişkilere denir

*Statü = Diğer insanların bizim hakkımızdaki düşüncelerini ve bize karşı davranışlarını belirleyen şey statümüzdür. Verilmiş ve edinilmiş statüler vardır.

*Toplumsal Rol = Toplum her statüdeki insanın belirli bir şekilde davranmasını bekler ve bu davranışlar ROL olarak adlandırılır. Bireyin rollerinden biri yada bazıları diğer yollarla uyuşmadığı zaman ROL ÇATIŞMASI olur.

*Norm = Normlar belirli durumlarda insanların nasıl davranması gerektiğini konusunda yaptırımı olan beklentilerdir. Normlar değerlere dayalı olarak geliştirilen kurallardır.

*Toplum = Toplum bireylerin toplamı demek değil belirli bir kültürü ve bir takım toplumsal kurumları paylaşan insanlar arasındaki ilişkilerdir. Toplum ve ulus birbirinden farklı kavramlardr. Ulus resmi olarak tanınmayı içeren ve varsayılan bi birlikteliktir.

*TOPLUM TİPLERİ
-Avcı ve Toplayıcı toplumlar
-Tarım toplumları
-Kırsal toplumlar
-Modern toplumlar
-Bilgi toplumu
-Modernlik öncesi toplumlar

*Toplumsal değişme = Toplumun kültürel yapısal ekolojik veya demogrofik özelliklerindeki değişmeyi ifade eder.

*Toplumsal Kurum = Toplumun yapısı ve temel değerlerinin korunması bakımından nispeten srekli kurallar topluluğudur. Kurum ve toplumsal kurum farklı şeylerdir örneğin sağlık ocağı hastaneler birer kurumdur sağlıkla ilgili kurumların bütünü ise bir toplumsal kurum olan sağlık kurumudur.

*Toplumsal Olgu = Bireyin dışında bulunan ve sahip oldukları zorlama gücü sayesinde kendilerini bireye kabul ettiren davranış düşünme ve hissetme biçimleridir.

*Değer = Toplum yada sosyal bir grup tarafından önemli görülen inanç ve ideallerdir.

*Toplumsallaşma = Toplumun kültürünü öğrendikleri etkileşim sürecidir.

*C.Wright Mills tarafından geliştirilen sosyolojik imgelem he tarihi hem biyogrofiyi hemde toplumun bunlar içindeki ilişkilerini kavramaktadır.
*Sosyoloji makro düzeyde toplumsal kurumların yada toplumların yapısını, Mikro düzeyde grupları gruplar arasındaki etkileşimi ve toplumsal rolleri inceler

*Mikrososyoloji = Yüzyüze etkileşim halindeki gündelik davranışların incelenmesine mikrososyoloji denir.

*Makrososyoloji = Siyasal sistem yada ekonomik düzen gibi büyük ölçekli toplumsal düzenlerin çözümlenmesine ise makrososyoloji denir.

SOSYOLOJİNİN DOĞUŞU
Bilim olarak sosyoloji yaklaşık 200 yıl önce ortaya çıkmıştır. Fransız devrimi ve Endüstri devrimi sonrasında büyük değişimler meydana gelmiştir. Sosyolojinin ortaya çıkmasındaki en büyük etken bu değişimlerdir.
İlk sosyolojik analizler nelerin neden değiştiğini ortaya koyma ve gelecekte toplum yapısının nasıl olacağını tahmin eden analizlerdir.
Auguste COMTE toplumun bilimsel olarak incelenmesini sosyoloji olarak adlandıran ilk kişidir(sosyolojinin isim babasıdır)

SOSYOLOJİNİN DİĞER SOSYAL BİLİM DİSİPLİNLERİYLE İLİŞKİSİ
Disiplin bilim dallarının alt kategorilerine verilen isimdir. Sosyoloji hem bir bilim hem bir disiplindir. Doğa bilimlerinin kullandığı yöntemlerle cevap bulma çabası sosyolojiyi doğurmuştur.

Psikoloji= Bireysel davranışı incelediği için

Antropoloji = Sadece kültür üzerinde durduğu için

Ekonomi ve Siyaset = Sadece toplumsal kurumu inceledikleri için

Tarih = Olguların belirli dönemdeki hallerini incelediği için …
Sosyolojiden farklıdır. Sosyoloji diğer disiplin alanlarından diğer disiplin alanlarıda sosyolojiden faydalanır ilişki içindedirler .

BİLİM VE YÖNTEM
Bilimsel araştırmanın aşamaları
-Araştırma konusunun seçilmesi ve problemin belirlenmesi
-Araştırma için uygun araştırma tipi ve yöntemin belirlenmesi
-Araştırma evrenin belirlenmesi ve örneklem seçimi
-Veri toplama
-Veri analizi
-Bulguların yorumlanması ve rapor yazımı.
*Bilim olması gerekeni değil olanı araştırır,Bir toplumsal kurumdur,sistemli ve organize edilmiş bilgiler bütünüdür, bilgi üretmenin sistemli bir yoludur hem emprik(gözleme ve deneye dayalı) hem rasyoneldir, değerlerden mimkün olduğunca uzak kalmaya bakar.

DOĞA BİLİMLERİ VE SOSYAL BİLİMLER
ARALARINDAKİ FARKLAR=
-Doğa bilimlerde kesin bilgilere gitmek sosyal bilimlere göre daha kolaydır
-Doğa bilimlerde ölçüm yapmak daha kolaydır
-Doğa yasaları daha kesindir.
-Doğa bilimlerde gelecekle ilgili tahmin yürütmek daha kolaydır.
-Doğa bilime daha kolay deney yapılır
-Doğa bilimde olayların neden sonuç ilişkisini daha kolay ortaya koyar.

SOSYOLOJİK ARAŞTIRMALARDA YÖNTEM VE TEKNİKLER
Sosyal bilimlerde temel yaklaşım

POZİTİVİST YAKLAŞIM= -Emprik, Sistematik , Teorik
-Tek bir bilimsel yöntem vardır bütün bilimler bu yöntemi kullanır sadece konuları değişiktir.
-Gerçekliğin insanlardan bağımsız olduğunu ve keşfedilmeyi beklediğini savunur.
-Toplumsal dünyayı incelemek için doğa bilimlerinde kullanılan yöntemlerin kullanılmasını gerektiğini savunur
-Sadece görünen olguları ve ilişkileri sosyolojinin konusu yapar
-Toplumsal gerçeklik bilinebilir
-Yöntem olarak nicel yöntem kullanılır.
-Toplumsal gerçekliği fiziksel gerçeklikler gibi bireylerin öznelikler dışında var olanlarla sınırlı tutarlar
-Sadece ileriye yönelik kestirmeler yapabilirler.
-İnsanların rasyonel hareket ettiklerini düşünürler.
-Kökleri auguste comte ve Durkheim e dayanır.
-Bilimselliğin temelini hipotezlere dayatır.

YORUMLAYICI YAKLAŞIM= -Emprik, Sistematik , Teorik
-Toplumsal gerçekliği bireylerin ona verdiği anlamda aramaya çalışır
-Araştırmadaki amacı toplumsal eylemi anlatmaktır
-İncelenen toplumsal eylemin bağlamına bakılır
-Nitel araştırma yöntemini kullanır
-Nedensel açıklamayı değil derinlemesine betimlemeyi anlamayı ve yorumlamayı amaçlar
-Kökleri Alman Dilth ye ve Max Weber’e dayanır

ELEŞTİREL YAKLAŞIM= -Emprik, Sistematik , Teorik
-Toplumsal gerçekliği görünür toplumsal ilişkilerin arkasında saklı olduğunu düşünür.
-Toplumsal ilişkiyi dönüştürmeyi amaçlar
-İnsaların düzen tarafından aldatıldıklarını değişime uğradıklarını savunur
-Kökleri Karl Marx ve Sigmun Frued’a dayanır.

FEMİNİST YAKLAŞIM
Feminist araştırmacıların amacı :
-Toplumsal ilişkilerdeki cinsiyetçi iktidar yapısını dönüştürmeyi amaçlar
-Ataerkil toplumsal yapı içinde güçsüz olan kadını güçlendirmek
-Pozitivizmi eleştirir
-Toplumdaki cinsiyete dayalı ilişkilerin varlığını göstermek

KIRSAL KADININ ÖZELLİKLERİ
-Kırsal kadın tamamen mülksüzdür
-Yeniden üretim sürecinde sermayesizdir
-Kadının tarımsal alandaki emek üzerindeki kontrolü çok düşüktür
-Türkiyenin tarımında kadınsallaşma yaşanmaktadır.

NİCEL ARAŞTIRMA YÖNTEM VE TEKNİKLERİ
-Pozitivist yaklaşıma dayanan araştırma yöntemidir
-Araştırmaların başına yapılmış olan hipotezlerin sınanmasına dayalı yapılır
-Araştırmacılar nesneldir
-Tümden gelim
-Sosyal olgular arasında neden sonuç ilişkisi ortaya konmaya çalışır
-Standartlaştırlımıış teknikler kullanılır
-Kavramlar kesin ölçülebirlir değişkenler haline dönüştürülebilir.

NİTEL ARAŞTIRMA YÖNTEM VE TEKNİKLERİl
-Tümevarım ilkesi benimsenmiştir
-Hipotezle başlamaz
– Sosyal olguları içinde bulundukları sosyal bağlam içinde değerlendiren yöntemdir.
-Keşfedicidirler, küçük örneklem gruplardan veri toplarlar
-Standartlaştırılmış veri toplama araçları kullanılmaz.
-Veriler yapılandırılmamış görüşme, odak grup görüşmesi yapılandırılmamış ve yarı yapılandırılmış gözlem yaşam öyküsü örnek olay ve döküman incelenmesi gibi veri toplama yöntemleriyle elde edilir.

YÖNTEMSEL ÇOĞULCULUK
Nitel ve Nicel yöntemin bir arada kullanılabileceği görüşünün temel düşüncesidir.

SOSYOLOJİDE TEMEL YAKLAŞIMLAR
SOSYOLOJİNİN GELİŞİMİ
Sosyoloji biliminin gelişiminde katkıda bulunan bir çok yaklaşım bulunmaktadır.En etkili olanları Marx, Durkheim, Weber, İşlevselcilik marxizm, çatışma teorisi, sembolojik etkileşimcilik.

SAİNT SİMON(1760-1825)
-Sanayi toplum kavramını ilk ortaya atan kişi
-Pozitivisttir aynı zamanda feodel ve askeri toplumlardan sanayi toplumlarına doğru gelişme gösterdiğini belirtmesi üzerine evrimcidir de .
-Hem sosyolist hem muhafazakar bakış açısına sahiotir
-İlk sosyolist ilk sosyolog
-Toplumsal değişmedeki problemlern muhattabının sosyal fizik olduğunu söyler.

AUGUSTE COMTE (1798-1857)
-Evrimci ve pozitivisttir
-Sosyoloji bilimini icat etmiş be pozitif sosyoloji geleneğinin öncüsü olmuştur.
-Sosyolojinin isim babasıdır.
-İnsan düşüncesi ve toplumsal evrim için söz konusu ettiği üç aşama vardır.. bunlar sırasıyla
*Teolojik aşama , Metafizik ve pozitif dir.
-Başvurduğu kavramlar, toplumsal statik (toplumsal düzen), toplumsal dinamik(toplumsal değişim) tarihsellik, pozitif aşamadır.

HERBERT SPENCER(1820-1903)
-Pozitivist
-Charles Darwinin evrim teorisindeki ilkeler çerçevesinde ele alan evrimci bir sistem yaklaşımında geliştirilmiştir.
-Toplumsal değişme Darwinci anlamda güçlü olanların ayakta kaldığı zayıf olanların yok olduğu tezine yani doğal seleksiyon yasalarına göre işlemektedir.
-Sosyal Darwinist

KLASİK SOSYOLOJİ(MARX,WEBER,DURKHEİM)
KARL MARX(1818-1883)
-Toplumları tarihsel süreç içerisinde komünal köleci feodel kapitalist ve sosyolist olarak ayırmış
üretim ilişkilerine dikkati çekmiş modern çağda doğu toplumlarının farklılıklarında Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) ile açıklamaya gitmiştir
-Tarihsel maddecidir.
-Modern toplumun farklılıklara ve sınıflara dayandığını düşününr-
-Diyalektiği yöntem olarak kullanır
-Toplumsal emek ve üretim ilişkileri önemli kavramları arasındadır.
-Toplum analizlerinde alt yapı ve üst yapı olmak üzere iki ayırıma gider
-Eleştirel
-İşlevselci
-Kapitalist üretim sistemi emeğin yabancılaşmasına neden olmaktadır
-Kapitalist sistem eşitsizlikleri üretim sürecinde yaratmaktadır.
-Kapitalizmde toplumsal eşitsizliği yaratan en büyük faktör dindir
-Bir üretim tarzında belirleyici olan faktör alt yapıdır
-Toplumsal değişmenin motor gücünün sınıf çatışması olduğunu ifade eder.
*Alt Yapı= Temel ekonomik ilişkilerin etrafında dönen ve toplumsal düzene şeklini veren üst yapıyı şekillendiren ilişkilerdir üretim güçleri ve üretim ilişkileri arasındaki çelişkiye karşılık gelmektedir.
*Üst Yapı = Üretim güçlerini elinde bulunduranların egemenliklerini meşrulaştırmak için kullandıkları araçlardır.

EMİLE DURKHEİM(1858-1917)
-İşlevselci(fonksiyonolist)
-Kullandığı temel kavramlar; Mekanik dayanışma, Organik dayanışma, anomi, iş bölümü
-Toplumsal düzen sembolik etkileşimin bir sonucudur
-Anti hümanist
-Geleneksel ve modern toplum karşılaştırmasını kullanır.
-Toplumsal değişmede en önemli faktörün iş bölümü olduğunu savunur.
-Yapısal işlevselcilik
-Toplum bireylerden üstündür
-Biyolojik organizma
-Toplumsal dayanışma

MAX WEBER(1864-1920)
-Karizmatik otorite
-Toplumsal eylemi anlamaya yöneliktir
-Sosyolojinin çalışma nesnesini toplumsal eylem olarak tanımlar.
-Pozitivizmi eleştirir.
-Toplumsal eylem
-Akılcı/Rasyonel
-4 toplumsal eylem tipinden söz eder.
-Yorumlayıcı veya anlayıcı sosyoloji
-Otorite ve örgüt tiplerinden söz eder Geleneksel otorite , Karizmatik otorite yasal-ussal otorite
-En ünlü çalışmaları Protestan ahlakı ve Kapitalizmin ruhu dur.
-Tek faktör yerine çoğulcu(plüralist) bir yaklaşım benimser
-Toplumsal eylemi yorumlamak ve açıklamak ile ideal tipler oluşturma çabası olmuştur.
-Bir amaca yöneliktir
-Araçlar kullanır
– Hesaplı ve planlıdır
-Dinsel ahlaksal ve kültürel değerler.
-Toplumsal ilişkileri anlamak için bireyin gerçekleştirdiği eylemin anlamına bakmak gerekir
-Demir kafeslere benzettiği rasyonel örgütleme tipi Bürokrasidir.

İŞLEVSELCİLİK
-Durkheim, A.R Radcliffe-Brown ile Bronislaw Malinawski tarafından geliştirilmiş.Talcott Parsons be Robert K.merton tarafından ilerletilmiştir.
-Evrimci bir anlayışa sahiptir
-Toplumu işlevsel bir bütün olarak görür.
-Toplum öz düzenlemeye sahip bir sistem olarak ele alınır.
-Çevredeki değişime karşı toplumun kendi koruma mekanizmaları yarattığı fikri vardır.

MARXİZM VE ÇATIŞMA TEORİSİ
-Marxın yaklaşımına dayanan çatışma teorisi Marxist teorilerin onun orjinal düşüncelerine sadık kalan geleneksel ve yeni versiyonlarına yaslanır.
-Gramsci toplum analizlerinin sadece alt yapı değil kültür ve ideolojilerinin de önemli olduğunu vurgulamıştır.
-Yapısalcı marxizm olarak bilinen teorinin geliştiricisi Lois bir toplumda belirli ilişkilerden oluşan 3 temel toplumsal yapıyı (ekonomik siyasal ve ideolojik yapılar) belirlemiştir.
-Frankfurt okulu tarafından geliştirilen eleştirel teoride marxizmde önemli yer tutar.

SEMBOLİK ETKİLEŞİMCİLİK
-Toplumu yanlız yapıları açısından değil bireyler açısından da analiz eder
-İnsanlar arasındaki etkileşimcilik mutlaka sembollerle olur
-Bireylerin gündelik yaşamdaki sembolik etkileşimlerinin bir ürünü olarak ele alır
-Gerorge Herbert mead kurucusu, Ch colley, W.thomas ve Herbert Blumer katkıda bulunmuştur
-Adını blumerden almıştır
-Toplumsal düzenin içinde yaşadığımız dünyada şeylere atfettiğimiz anlamlar sonucu ortaya çıktığı savunulur.
-Mikro sosyolojide kalır
-Bireyden bağımsız değil bireyin ona yüklediği anlamdan meydana gelir

FEMİNİST VE POSTMODERN YAKLAŞIMLAR
-Klasik ve modern sosyolojide yer alan bütün yaklaşımlara eleştirel bakarlar
-Eleştirel teoriye benzer
-Nedensellik ilkesine ve akılcı düşünceye dayalı bilim anlayışının iflas ettiğini öne sürerler
-Kültür sanat teknoloji ve bilime kadar pek çok alanda modernizme bir eleştiri olarak doğan postmodernizm gerçekliğin modern çağdaki sosyolojik yaklaşımlarla bilinemiyceğini ve akılcı düşünme biçimleri tarafından iyileştirilemeyeceğini savunur.

TOPLUMSAL DEĞİŞME
-Toplumsal yapının kurumların toplumsal ilişkiler ağının davranış kalıplarının toplumsal norm ve değerlerinin zaman içimde olumlu veya olumsuz değişimini ifade eder.
-Nötr bir kavramdır
-Gelişme ve ilerleme kavramlarıyla ilgilidir

TOPLUMSAL DEĞİŞMEYİ ETKİLİYEN FAKTÖRLER
-Fiziki çevre -Kültürel faktörler
-Teknoloji faktörü -Demografik faktör

TOPLUMSAL DEĞİŞME İLE İLGİLİ TEMEL YAKLAŞIMLAR
-A Giddens modern dünya gelişme seviyelerine göre
Birinci Dünya toplumları (gelişmiş ülkeler)
İkinci ” ” (Sovyetler Birliği, Doğu Avrupa)
Üçüncü ” ” (Gelişmekte olan toplumlar)
Yeni sanayileşen ülkeler (Brezilya, Türkiye)

EVRİMCİ YAKLAŞIM
-Evrim süreklidir ani değişmeler yoktur
-Evrim bütün toplumlarda görülür
-Evrimin belirli bir yönü vardır
-Doğal bir süreçtir
-Herhangi bir birim için kendi potansiyellerini gerçekleştirme sürecidir
-Zorunlu ve kaçınılmazdır
-Durağan ve düzenli toplum anlayışına sahiptir
-Amacı toplumsal aşamaların kanunlarını bulmaktır
-Avrupa toplumunu diğer toplumlara göre en üst ve model alması eleştirilmesine neden olmuştr
-Etnosantrik ve Avruğa merkezci bir bakışa sahiptir
-Comte evrimci yaklaşımın önde gelen isimlerindendir.

MODERNLEŞME OKULU
-Azgelişmişliğin nedenini az gelişmiş ülkelerde arar
-Walt Whitman Rostow toplumsal değişme açısından bu kuramda yer alır
-Görüşleri= Çevre ülkelerin az gelişmişlik nedeni kapitalist ülkelerdir
-Kapitalizm uluslar arası düzeyle örgütlenmektedir
-Merkez, çevre ve yarı çevre olmak üzere üç iş bölümü vardır.
-Evrimci yaklaşımı benimsemiştir
-İdeal model olarak ABD yi ele almaktadır
-Parons, Bert Hozelist, Walt withman Rastow

BAĞIMLILIK OKULU
-1960 larda Andre Gunder Frank tarafından geliştirilmiştir
-Azgelişmişliğin sürekliliği
-Merkez-çevre ayrımından yola çıkarak çevrenin gelişememişliğinin yada azgelişmişkliğin nedenlerini açıklamaya çalışmıştır.
-Bağımlılık ilişkisi devam ettiği sürece çevre için var olan tek seçenek az gelişmişliğin sürekliliğidir
-Modernleşme okuluna karşı geliştirilmiştir.

DÜNYA SİSTEMİ YAKLAŞIMI
Immanuel Wallerstein tarafından bağımlılık okuluna tarihsellik katmak amacıyla oluşturulmuştur

KÜRESELLEŞME
-Kuşkucular, aşırı küreselleşmeciler, dönüşümcüler olmak üzere 3 temel yaklaşım vardır
-Robertson 15. yy kadar tarihsel sürece yayarak incelemiştir
1-Oluşum aşaması= Yeni ulusların ortaya çıkışı bireyselcilik ve hümanizmin yükselişi
2-Başlangıç aşaması= Uluslar arası ilişkilerin formelleşmesi yurttaşlık ve insanlık kavramlarının belirginleşmesi
3-Kalkınma aşaması = Ulus devlet kavramının yerleşmesi
4-Hegemonya mücadele aşaması = Küresel düzeyde savaşlar.
5-Belirsizlik aşaması =Kitle iletişim araçlarının yaygınlığı, insan hakları ırk ve toplumsal cinsiyete dayalı kimliklerin ön plana çıkması

EKONOMİK DÜZEYDE KÜRSELLEŞME
-Refah devleti= Eğitim, sağlık barınma ve asgari düzeyde gelir gibi temel insani ihtiyaçlara yönelik
hizmetlerin ve yardımların sosyal güvenceler aracılığı ile devlet tarafından sağlanmasıdır.
-Fordizm= 2. dünya savaşından 1970 lerin sonuna kadar hakim olan sermaye birikim modeli ve üretim örgütlenme biçimidir. Kitlesel üretimi(bant tipi) esas alır.
-PostFordizm= 1980 lerden sonra görünen sermaye ve örgütlenme biçimidir. Piyasa koşullarının gerektirdiği her türlü esnekliüe dayanır.

SİYASET
-Hükümet sanatı, kamusal hayat, uzlaşma, uyum/çatışma, gücün ve kaynakların dağıtımı çeşitli içeriklere sahiptir.
-Ülke devlet ve insan yönetimi demektir

SİYASET BİLİMİ-SOSYOLOJİSİ

Siyaset bilimi= yönetim aygıtları ,kamu yönetim mekanizmaları ile seçimler, kamoyu, baskı grupları ve siyasal davranışlarla ilgilenirler..
Siyaset Sosyolojisi= Siyasal olguların sosyolojik analizi ve daha çok siyaset, toplumsal yapılar, ideolojiler ve kültürlerle ilgilenir.

İKTİDAR-OTORİTE-PATERNALİZM-MEŞRUİYET

İktidar= Bir kişinin yada bir grubun diğerlerinin karşı koyma durumunda bile kontrol etmesini ifade eden toplumsal ilişkidir.

Paternalizm= Baba ile çocuk arasında varsayılan çocuğun kendi kendisine bakamazmış gibi babanın sahip çıkmasına göndermede bulunan ve iktidarın vatandaşın iyliği için hareket etme olarak tanımlar

Otorite = İtaat yoluyla istikrarın sağlanabildiği hiyerarşik bir ilişkidir

Meşruiyet= Bir hükümetin otoritesine boyun eğenlerin bunlara razı gibi gösterilmesi

OTORİTE TİPLERİ
-Weber 3 çeşit otorite tipi belirlemiştir
1-Geleneksel Otorite= Toplumdaki meşruiyetlerini gelenekten göreneklerden ve inançlardan alır
2-Karizmatik Otorite= Meşruiyetini liderin olağanüstü olduğuna inanılan otorite
3-Yasal-Akılcı Otorite= Rasyonel aklın belirlediği yasalarla yetkileri sınırlandırılmış

LAİKLİK-DEVLET-DEMOKROSİ
-Laiklik= Farklı dinden ve inançlardan insanların eşit koşullarla aynı kurallara uymak durumunda bulundukları toplum düzenini ifade eder

Devlet= Belirli bir toprak parçası üzerinde egemen olan siyasal bir araçtır. Toplumun en üst organizasyonudur.

Demokrosi= Halkın kendi kendini yönetmesi günümüzde farklı biçimleri vardır
1-katılımcı demokrasi
2-temsilci yada liberal demokrasi

Totaliter Devlet= Toplumdaki tüm baskı şiddet ve zor ile kurumları denetim altına alan ve toplumsal meşruiyetten yoksundurlar(Nazi Almanyası).

İDEOLOJİ
Dünya görüşüdür aydınlanma sürecinin bir ürünüdür.

Eagleton 6 farklı ideoloji geliştirmiştir.
-Toplumsal yaşamdaki fikir, inanç ve değerleri üreten maddi süreç
-Toplumsal açıdan önemli bir grubun veya sınıfın içinde bulunduğu durumu imgeliyen inanç ve fikirler
-Toplumsal grupların çıkarlarının meşrulaştırılması ve desteklenmesi
-Toplumun maddi yapısından kaynaklı yanlış ve aldatıcı inançlar

BELLİ BAŞLI İDEOLOJİLER

Liberalizm= Bireyin, özgürlüğün, aklın, adaletin hoşgörünün ve farklılığın ön plana alındığı ve bu anlamda bireysel hak ve özgürlüklerin korunmasının esas olduğu devletin bu çerçevede sınırladığı bir ideolojidir

Muhafazakarlık= Varolan toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel ortamın korunmasını temel alan düşünce sistemidir.

Sosyalizm= Toplum, iş birliği, eşitlik, sosyal sınıf ve ortak mülkiyet üzerinde durulan kavramlardır. Marxın düşüncesine dayanır.

Faşizm= Lider pozisyonunun önemli olduğu siyasal itaat kültürünün yaygın aşırı milliyetçilik hatta ırkçılık öğelerini taşıyan totoliter unsurlu baskıcı ve anti demokrotik özelliklere sahiptir.

NeoLiberalizm= Temel olarak birey ve pazarı almış devletin piyasa üzerindeki müdehalesini ortadan kaldırmayı amaçlamıştır
Soyal demokrasi= Sosyalizm ile liberal değerlerin harmanlandığı devletin göreli olarak müdehalesinin mümkün olduğu sosyal refah egemen anlayışının olduğu sosyal adaletin önemsendiği bir ideolojidir.

SİYASETE İLİŞKİN TEMEL SOSYOLOJİK YAKLAŞIMLAR

Öne çıkan 4 yaklaşım vardır=

İşlevselci Yaklaşım
-En temel vurgu devlete olan ihtiyaçtır.
-Düzeni sağlamak
-Diğer devletlerle ilişkisi
-Sistemi yönlendirmek

Çoğulcu Yaklaşım
Klasik çoğulculuk ve seçkinci çoğulculuk olmak üzere 2 ye ayrılır.
Klasik çoğulculukta
-Hükümet toplumun istekleri ve çıkarları doğrultusunda hareket eder.
-Siyasal partiler temsilci gücün temsili hükümetler için gerekli organizasyonlarıdır.
-Modern toplumun olmazsa olmazları kabul edilir.

Elit(seçkin) teorisi
Yönetici ve yönetilen sınıf, elit olan ve olmayan olarak ikiye ayrılır.
Wifredo Pareto ve Gaetano Mosca tarafından geliştirilmiştir.
-Toplum bir elitler grup tarafından yönetilmektedir
-Yönetici elitler: askeri elit,dini elit, iş adamları elidi, aydın elidi
-C.W.mills ileriye sürmüş olduğu iktidar seçkinleri analizinde ABD de askeri elitler-Büyük şirketler yöneticileri-Siyasal elitler olarak 3 seçkin grup belirlemiştir

Marksist Çatışmacı Yaklaşım
-Toplumdaki genel çatışmanın kaynağı sınıfsal çatışmadır ve kapitalist toplumlarda görülür.Bu çatışma iktidar sahibi olanlar ve olmayanlar arasındadır.
-İktidarın kaynağı ekonomidir ve alt yapıda bulunur.
-Siyasal iktidar ekonomik iktidarın yansımasıdır.
-Üretim araçlarının kolektif(ortaklaşa) sahiplenişi olan komünüst toplumda güçte halk arasında eşit dağıtılacaktır.
-Üretim araçlarına sahip grup toplumda azınlıktadır ve egemen sınıf konumundadır.
-Üretim araçları yönetici sınıfa aittir iktidarın insanlara dönüşünün tek yolu üretim araçlarının kolektif mülkiyetiyle mümkündür
-Aile ve hukuk egemen sınıfın devamlılığı için işlevsel görülür.

KÜLTÜR VE TOPLUM
Tarih içerisinde yaratılan bir anlam ve önem sistemi,maddi ve manevi öğelerin tümüne kültür denir.Dille ilgilidir ,genetik değil öğrenilen bir faktördür.

KÜLTÜR KAVRAMININ TARİHSEL GELİŞİMİ
18.yy kadar tarımsal etkinliklerle veya dinle ilişkili olarak dönüşülen kültür daha sonralarda toplumsal değer ve davranışların tanımlandığı alan olarak ortaya çıkar.

KÜLTÜR ÇEŞİTLERİ
-ALT KÜLTÜR= Farklı yaşam tarzları geliştirildiğinden hakim olan kültürle ilişkisi olsada ondan önemli ölçüde farklılaşır
-KARŞI KÜLTÜR= Egemen kültüre karşı gelen ve bunu açıkça gösteren toplumları göstermek için kullanılır.
-KİTLE KÜLTÜRÜ= Frankfurt okulu tarafından üretilen kitlesel düzeyde tüketilen kültür için kullanılan bir terimdir.Halk kültüründen farklıdır medya önemli bir araçtır.
-FOLK YADA HALK KÜLTÜRÜ= Geleneksel halk danslar
-YÜKSEK KÜLTÜR= İnsan yaratıcılığının estetik-mükemmellik ile özdeş olan en üst düzey örnekleridir(opera-bale)
-POPÜLER KÜLTÜR= Toplumda büyük çoğunluklar tarafından beğenilen kültürdür.
-PARADİGMA= Bir bilimsel disipline bilişm topluluğuna belirli bir süre için model oluşturma ve topluluğun üyeleri tarafından kabul edilen addır.

Sosyolojiye Giriş Tüm Üniteler Geniş Özeti

SOSYOLOJİK DÜŞÜNMENİN BİREYE SAĞLAYACAĞI ÖZELLİKLER

– Toplumsal sorunları görebilme
– Daha farklı bir dünya olabileceğini görmek.
– Bildiklerimizi yeniden inceleme
– Kesin doğruları çözümleme ve sorgulama alışkanlığı kazanma …

*Toplumsal Yapı : Toplumu oluşturan temel gruplardan ve toplumsal kurumlardan meydana gelen kalıcı, sürekli ve örgütlü ilişkilere denir

*Statü : Diğer insanların bizim hakkımızdaki düşüncelerini ve bize karşı davranışlarını belirleyen şey statümüzdür. Verilmiş ve edinilmiş statüler vardır.

*Toplumsal Rol : Toplum her statüdeki insanın belirli bir şekilde davranmasını bekler ve bu davranışlar ROL olarak adlandırılır. Bireyin rollerinden biri yada bazıları diğer yollarla uyuşmadığı zaman ROL ÇATIŞMASI olur.

*Norm : Normlar belirli durumlarda insanların nasıl davranması gerektiğini konusunda yaptırımı olan beklentilerdir. Normlar değerlere dayalı olarak geliştirilen kurallardır.

*Toplum : Toplum bireylerin toplamı demek değil belirli bir kültürü ve bir takım toplumsal kurumları paylaşan insanlar arasındaki ilişkilerdir. Toplum ve ulus birbirinden farklı kavramlardır. Ulus resmi olarak tanınmayı içeren ve varsayılan bir birlikteliktir.

*TOPLUM TİPLERİ
– Avcı ve Toplayıcı toplumlar
– Tarım toplumları
– Kırsal toplumlar
– Modern toplumlar
– Bilgi toplumu
– Modernlik öncesi toplumlar

*Toplumsal değişme : Toplumun kültürel yapısal ekolojik veya demografik özelliklerindeki değişmeyi ifade eder.

*Toplumsal Kurum : Toplumun yapısı ve temel değerlerinin korunması bakımından nispeten sürekli kurallar topluluğudur. Kurum ve toplumsal kurum farklı şeylerdir örneğin sağlık ocağı hastaneler birer kurumdur sağlıkla ilgili kurumların bütünü ise bir toplumsal kurum olan sağlık kurumudur.

*Toplumsal Olgu : Bireyin dışında bulunan ve sahip oldukları zorlama gücü sayesinde kendilerini bireye kabul ettiren davranış düşünme ve hissetme biçimleridir.

*Değer : Toplum yada sosyal bir grup tarafından önemli görülen inanç ve ideallerdir.

*Toplumsallaşma : Toplumun kültürünü öğrendikleri etkileşim sürecidir.

*C.Wright Mills tarafından geliştirilen sosyolojik imgelem hem tarihi hem biyografiyi hem de toplumun bunlar içindeki ilişkilerini kavramaktadır.
*Sosyoloji makro düzeyde toplumsal kurumların yada toplumların yapısını, Mikro düzeyde grupları gruplar arasındaki etkileşimi ve toplumsal rolleri inceler

*Mikrososyoloji : Yüz yüze etkileşim halindeki gündelik davranışların incelenmesine mikrososyoloji denir.

*Makrososyoloji : Siyasal sistem yada ekonomik düzen gibi büyük ölçekli toplumsal düzenlerin çözümlenmesine ise makrososyoloji denir.

SOSYOLOJİNİN DOĞUŞU
Bilim olarak sosyoloji yaklaşık 200 yıl önce ortaya çıkmıştır. Fransız devrimi ve Endüstri devrimi sonrasında büyük değişimler meydana gelmiştir. Sosyolojinin ortaya çıkmasındaki en büyük etken bu değişimlerdir.
İlk sosyolojik analizler nelerin neden değiştiğini ortaya koyma ve gelecekte toplum yapısının nasıl olacağını tahmin eden analizlerdir.
Auguste COMTE toplumun bilimsel olarak incelenmesini sosyoloji olarak adlandıran ilk kişidir(sosyolojinin isim babasıdır)

SOSYOLOJİNİN DİĞER SOSYAL BİLİM DİSİPLİNLERİYLE İLİŞKİSİ
Disiplin bilim dallarının alt kategorilerine verilen isimdir. Sosyoloji hem bir bilim hem bir disiplindir. Doğa bilimlerinin kullandığı yöntemlerle cevap bulma çabası sosyolojiyi doğurmuştur.

Psikoloji: Bireysel davranışı incelediği için

Antropoloji : Sadece kültür üzerinde durduğu için

Ekonomi ve Siyaset : Sadece toplumsal kurumu inceledikleri için

Tarih : Olguların belirli dönemdeki hallerini incelediği için …
Sosyolojiden farklıdır. Sosyoloji diğer disiplin alanlarından diğer disiplin alanları da sosyolojiden faydalanır ilişki içindedirler .

BİLİM VE YÖNTEM
Bilimsel araştırmanın aşamaları
– Araştırma konusunun seçilmesi ve problemin belirlenmesi
– Araştırma için uygun araştırma tipi ve yöntemin belirlenmesi
– Araştırma evrenin belirlenmesi ve örneklem seçimi
– Veri toplama
– Veri analizi
– Bulguların yorumlanması ve rapor yazımı.
*Bilim olması gerekeni değil olanı araştırır,Bir toplumsal kurumdur,sistemli ve organize edilmiş bilgiler bütünüdür, bilgi üretmenin sistemli bir yoludur hem emprik (gözleme ve deneye dayalı) hem rasyoneldir, değerlerden mümkün olduğunca uzak kalmaya bakar.

DOĞA BİLİMLERİ VE SOSYAL BİLİMLER
ARALARINDAKİ FARKLAR
– Doğa bilimlerde kesin bilgilere gitmek sosyal bilimlere göre daha kolaydır
– Doğa bilimlerde ölçüm yapmak daha kolaydır
– Doğa yasaları daha kesindir.
– Doğa bilimlerde gelecekle ilgili tahmin yürütmek daha kolaydır.
– Doğa bilime daha kolay deney yapılır
– Doğa bilimde olayların neden sonuç ilişkisini daha kolay ortaya koyar.

SOSYOLOJİK ARAŞTIRMALARDA YÖNTEM VE TEKNİKLER
Sosyal bilimlerde temel yaklaşım

POZİTİVİST YAKLAŞIM: -Emprik, Sistematik , Teorik
– Tek bir bilimsel yöntem vardır bütün bilimler bu yöntemi kullanır sadece konuları değişiktir.
– Gerçekliğin insanlardan bağımsız olduğunu ve keşfedilmeyi beklediğini savunur.
– Toplumsal dünyayı incelemek için doğa bilimlerinde kullanılan yöntemlerin kullanılmasını gerektiğini savunur
– Sadece görünen olguları ve ilişkileri sosyolojinin konusu yapar
– Toplumsal gerçeklik bilinebilir
– Yöntem olarak nicel yöntem kullanılır.
– Toplumsal gerçekliği fiziksel gerçeklikler gibi bireylerin öznelikler dışında var olanlarla sınırlı tutarlar
– Sadece ileriye yönelik kestirmeler yapabilirler.
– İnsanların rasyonel hareket ettiklerini düşünürler.
– Kökleri Auguste Comte ve Durkheim e dayanır.
– Bilimselliğin temelini hipotezlere dayatır.

YORUMLAYICI YAKLAŞIM: -Emprik, Sistematik , Teorik
– Toplumsal gerçekliği bireylerin ona verdiği anlamda aramaya çalışır
– Araştırmadaki amacı toplumsal eylemi anlatmaktır
– İncelenen toplumsal eylemin bağlamına bakılır
– Nitel araştırma yöntemini kullanır
– Nedensel açıklamayı değil derinlemesine betimlemeyi anlamayı ve yorumlamayı amaçlar
– Kökleri Alman Dilth ye ve Max Weber‘e dayanır

ELEŞTİREL YAKLAŞIM -Emprik, Sistematik , Teorik
– Toplumsal gerçekliği görünür toplumsal ilişkilerin arkasında saklı olduğunu düşünür.
– Toplumsal ilişkiyi dönüştürmeyi amaçlar
– İnsanların düzen tarafından aldatıldıklarını değişime uğradıklarını savunur
– Kökleri Karl Marx ve Sigmun Frued’a dayanır.

FEMİNİST YAKLAŞIM
Feminist araştırmacıların amacı :
– Toplumsal ilişkilerdeki cinsiyetçi iktidar yapısını dönüştürmeyi amaçlar
– Ataerkil toplumsal yapı içinde güçsüz olan kadını güçlendirmek
– Pozitivizmi eleştirir
– Toplumdaki cinsiyete dayalı ilişkilerin varlığını göstermek

KIRSAL KADININ ÖZELLİKLERİ
– Kırsal kadın tamamen mülksüzdür
– Yeniden üretim sürecinde sermayesizdir
– Kadının tarımsal alandaki emek üzerindeki kontrolü çok düşüktür
– Türkiye’nin tarımında kadınsallaşma yaşanmaktadır.

NİCEL ARAŞTIRMA YÖNTEM VE TEKNİKLERİ
– Pozitivist yaklaşıma dayanan araştırma yöntemidir
– Araştırmaların başına yapılmış olan hipotezlerin sınanmasına dayalı yapılır
– Araştırmacılar nesneldir
– Tümden gelim
– Sosyal olgular arasında neden sonuç ilişkisi ortaya konmaya çalışır
– Standartlaştırılmış teknikler kullanılır
– Kavramlar kesin ölçülebilir değişkenler haline dönüştürülebilir.

NİTEL ARAŞTIRMA YÖNTEM VE TEKNİKLERİl
– Tümevarım ilkesi benimsenmiştir
– Hipotezle başlamaz
– Sosyal olguları içinde bulundukları sosyal bağlam içinde değerlendiren yöntemdir.
– Keşfedicidirler, küçük örneklem gruplardan veri toplarlar
– Standartlaştırılmış veri toplama araçları kullanılmaz.
– Veriler yapılandırılmamış görüşme, odak grup görüşmesi yapılandırılmamış ve yarı yapılandırılmış gözlem yaşam öyküsü örnek olay ve doküman incelenmesi gibi veri toplama yöntemleriyle elde edilir.

YÖNTEMSEL ÇOĞULCULUK
Nitel ve Nicel yöntemin bir arada kullanılabileceği görüşünün temel düşüncesidir.

SOSYOLOJİDE TEMEL YAKLAŞIMLAR SOSYOLOJİNİN GELİŞİMİ
Sosyoloji biliminin gelişiminde katkıda bulunan bir çok yaklaşım bulunmaktadır.En etkili olanları Marx, Durkheim, Weber, İşlevselcilik marxizm, çatışma teorisi, sembolojik etkileşimcilik.

SAİNT SİMON(1760-1825)
– Sanayi toplum kavramını ilk ortaya atan kişi
– Pozitivisttir aynı zamanda feodal ve askeri toplumlardan sanayi toplumlarına doğru gelişme gösterdiğini belirtmesi üzerine evrimcidir de .
– Hem sosyolist hem muhafazakar bakış açısına sahiptir
– İlk sosyolist ilk sosyolog
– Toplumsal değişmedeki problemlerin muhatabının sosyal fizik olduğunu söyler.

AUGUSTE COMTE (1798-1857)
– Evrimci ve pozitivisttir
– Sosyoloji bilimini icat etmiş be pozitif sosyoloji geleneğinin öncüsü olmuştur.
– Sosyolojinin isim babasıdır.
– İnsan düşüncesi ve toplumsal evrim için söz konusu ettiği üç aşama vardır.. bunlar sırasıyla
*Teolojik aşama , Metafizik ve pozitif dir.
– Başvurduğu kavramlar, toplumsal statik (toplumsal düzen), toplumsal dinamik(toplumsal değişim) tarihsellik, pozitif aşamadır.

HERBERT SPENCER(1820-1903)
– Pozitivist
– Charles Darwinin evrim teorisindeki ilkeler çerçevesinde ele alan evrimci bir sistem yaklaşımında geliştirilmiştir.
– Toplumsal değişme Darwinci anlamda güçlü olanların ayakta kaldığı zayıf olanların yok olduğu tezine yani doğal seleksiyon yasalarına göre işlemektedir.
– Sosyal Darwinist

KLASİK SOSYOLOJİ(MARX,WEBER,DURKHEİM)

KARL MARX(1818-1883)
– Toplumları tarihsel süreç içerisinde komünal köleci feodel kapitalist ve sosyolist olarak ayırmış
üretim ilişkilerine dikkati çekmiş modern çağda doğu toplumlarının farklılıklarında Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) ile açıklamaya gitmiştir
– Tarihsel maddecidir.
– Modern toplumun farklılıklara ve sınıflara dayandığını düşününr-
– Diyalektiği yöntem olarak kullanır
– Toplumsal emek ve üretim ilişkileri önemli kavramları arasındadır.
– Toplum analizlerinde alt yapı ve üst yapı olmak üzere iki ayırıma gider
– Eleştirel
– İşlevselci
– Kapitalist üretim sistemi emeğin yabancılaşmasına neden olmaktadır
– Kapitalist sistem eşitsizlikleri üretim sürecinde yaratmaktadır.
– Kapitalizmde toplumsal eşitsizliği yaratan en büyük faktör dindir
– Bir üretim tarzında belirleyici olan faktör alt yapıdır
– Toplumsal değişmenin motor gücünün sınıf çatışması olduğunu ifade eder.
*Alt Yapı :Temel ekonomik ilişkilerin etrafında dönen ve toplumsal düzene şeklini veren üst yapıyı şekillendiren ilişkilerdir üretim güçleri ve üretim ilişkileri arasındaki çelişkiye karşılık gelmektedir.
*Üst Yapı: Üretim güçlerini elinde bulunduranların egemenliklerini meşrulaştırmak için kullandıkları araçlardır.
EMİLE DURKHEİM(1858-1917)
– İşlevselci(fonksiyonolist)
– Kullandığı temel kavramlar; Mekanik dayanışma, Organik dayanışma, anomi, iş bölümü
– Toplumsal düzen sembolik etkileşimin bir sonucudur
– Anti hümanist
– Geleneksel ve modern toplum karşılaştırmasını kullanır.
– Toplumsal değişmede en önemli faktörün iş bölümü olduğunu savunur.
– Yapısal işlevselcilik
– Toplum bireylerden üstündür
– Biyolojik organizma
– Toplumsal dayanışma

MAX WEBER(1864-1920)
– Karizmatik otorite
– Toplumsal eylemi anlamaya yöneliktir
– Sosyolojinin çalışma nesnesini toplumsal eylem olarak tanımlar.
– Pozitivizmi eleştirir.
– Toplumsal eylem
– Akılcı/Rasyonel
– 4 toplumsal eylem tipinden söz eder.
– Yorumlayıcı veya anlayıcı sosyoloji
– Otorite ve örgüt tiplerinden söz eder Geleneksel otorite , Karizmatik otorite yasal-ussal otorite
– En ünlü çalışmaları Protestan ahlakı ve Kapitalizmin ruhu dur.
– Tek faktör yerine çoğulcu(plüralist) bir yaklaşım benimser
– Toplumsal eylemi yorumlamak ve açıklamak ile ideal tipler oluşturma çabası olmuştur.
– Bir amaca yöneliktir
– Araçlar kullanır
– Hesaplı ve planlıdır
– Dinsel ahlaksal ve kültürel değerler.
– Toplumsal ilişkileri anlamak için bireyin gerçekleştirdiği eylemin anlamına bakmak gerekir
– Demir kafeslere benzettiği rasyonel örgütleme tipi Bürokrasidir.

İŞLEVSELCİLİK
– Durkheim, A.R Radcliffe-Brown ile Bronislaw Malinawski tarafından geliştirilmiş.Talcott Parsons be Robert K.merton tarafından ilerletilmiştir.
– Evrimci bir anlayışa sahiptir
– Toplumu işlevsel bir bütün olarak görür.
– Toplum öz düzenlemeye sahip bir sistem olarak ele alınır.
– Çevredeki değişime karşı toplumun kendi koruma mekanizmaları yarattığı fikri vardır.

MARXİZM VE ÇATIŞMA TEORİSİ
– Marxın yaklaşımına dayanan çatışma teorisi Marxist teorilerin onun orjinal düşüncelerine sadık kalan geleneksel ve yeni versiyonlarına yaslanır.
– Gramsci toplum analizlerinin sadece alt yapı değil kültür ve ideolojilerinin de önemli olduğunu vurgulamıştır.
– Yapısalcı marxizm olarak bilinen teorinin geliştiricisi Lois bir toplumda belirli ilişkilerden oluşan 3 temel toplumsal yapıyı (ekonomik siyasal ve ideolojik yapılar) belirlemiştir.
– Frankfurt okulu tarafından geliştirilen eleştirel teoride marxizmde önemli yer tutar.

SEMBOLİK ETKİLEŞİMCİLİK
– Toplumu yanlız yapıları açısından değil bireyler açısından da analiz eder
– İnsanlar arasındaki etkileşimcilik mutlaka sembollerle olur
– Bireylerin gündelik yaşamdaki sembolik etkileşimlerinin bir ürünü olarak ele alır
– Gerorge Herbert mead kurucusu, Ch colley, W.thomas ve Herbert Blumer katkıda bulunmuştur
– Adını blumerden almıştır
– Toplumsal düzenin içinde yaşadığımız dünyada şeylere atfettiğimiz anlamlar sonucu ortaya çıktığı savunulur.
– Mikro sosyolojide kalır
– Bireyden bağımsız değil bireyin ona yüklediği anlamdan meydana gelir

FEMİNİST VE POSTMODERN YAKLAŞIMLAR
– Klasik ve modern sosyolojide yer alan bütün yaklaşımlara eleştirel bakarlar
– Eleştirel teoriye benzer
– Nedensellik ilkesine ve akılcı düşünceye dayalı bilim anlayışının iflas ettiğini öne sürerler
– Kültür sanat teknoloji ve bilime kadar pek çok alanda modernizme bir eleştiri olarak doğan postmodernizm gerçekliğin modern çağdaki sosyolojik yaklaşımlarla bilinmeyeceğini ve akılcı düşünme biçimleri tarafından iyileştirilemeyeceğini savunur.

TOPLUMSAL DEĞİŞME
– Toplumsal yapının kurumların toplumsal ilişkiler ağının davranış kalıplarının toplumsal norm ve değerlerinin zaman içimde olumlu veya olumsuz değişimini ifade eder.
– Nötr bir kavramdır
– Gelişme ve ilerleme kavramlarıyla ilgilidir

TOPLUMSAL DEĞİŞMEYİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER
– Fiziki çevre -Kültürel faktörler
– Teknoloji faktörü -Demografik faktör

TOPLUMSAL DEĞİŞME İLE İLGİLİ TEMEL YAKLAŞIMLAR
– A Giddens modern dünya gelişme seviyelerine göre
– Birinci Dünya toplumları (gelişmiş ülkeler)
– İkinci ” ” (Sovyetler Birliği, Doğu Avrupa)
– Üçüncü ” ” (Gelişmekte olan toplumlar)
– Yeni sanayileşen ülkeler (Brezilya, Türkiye)

EVRİMCİ YAKLAŞIM
– Evrim süreklidir ani değişmeler yoktur
– Evrim bütün toplumlarda görülür
– Evrimin belirli bir yönü vardır
– Doğal bir süreçtir
– Herhangi bir birim için kendi potansiyellerini gerçekleştirme sürecidir
– Zorunlu ve kaçınılmazdır
– Durağan ve düzenli toplum anlayışına sahiptir
– Amacı toplumsal aşamaların kanunlarını bulmaktır
– Avrupa toplumunu diğer toplumlara göre en üst ve model alması eleştirilmesine neden olmuştr
– Etnosantrik ve Avrupa merkezci bir bakışa sahiptir
– Comte evrimci yaklaşımın önde gelen isimlerindendir.

MODERNLEŞME OKULU
– Azgelişmişliğin nedenini az gelişmiş ülkelerde arar
– Walt Whitman Rostow toplumsal değişme açısından bu kuramda yer alır
– Görüşleri: Çevre ülkelerin az gelişmişlik nedeni kapitalist ülkelerdir
-Kapitalizm uluslar arası düzeyle örgütlenmektedir
-Merkez, çevre ve yarı çevre olmak üzere üç iş bölümü vardır.
-Evrimci yaklaşımı benimsemiştir
-İdeal model olarak ABD yi ele almaktadır
-Parons, Bert Hozelist, Walt withman Rastow

BAĞIMLILIK OKULU
– 1960 larda Andre Gunder Frank tarafından geliştirilmiştir
– Azgelişmişliğin sürekliliği
– Merkez-çevre ayrımından yola çıkarak çevrenin gelişememişliğinin yada azgelişmişkliğin nedenlerini açıklamaya çalışmıştır.
– Bağımlılık ilişkisi devam ettiği sürece çevre için var olan tek seçenek az gelişmişliğin sürekliliğidir
– Modernleşme okuluna karşı geliştirilmiştir.

DÜNYA SİSTEMİ YAKLAŞIMI
Immanuel Wallerstein tarafından bağımlılık okuluna tarihsellik katmak amacıyla oluşturulmuştur

KÜRESELLEŞME
– Kuşkucular, aşırı küreselleşmeciler, dönüşümcüler olmak üzere 3 temel yaklaşım vardır
– Robertson 15. yy kadar tarihsel sürece yayarak incelemiştir
1-Oluşum aşaması= Yeni ulusların ortaya çıkışı bireyselcilik ve hümanizmin yükselişi
2-Başlangıç aşaması= Uluslar arası ilişkilerin formelleşmesi yurttaşlık ve insanlık kavramlarının belirginleşmesi
3-Kalkınma aşaması = Ulus devlet kavramının yerleşmesi
4-Hegemonya mücadele aşaması = Küresel düzeyde savaşlar.
5-Belirsizlik aşaması =Kitle iletişim araçlarının yaygınlığı, insan hakları ırk ve toplumsal cinsiyete dayalı kimliklerin ön plana çıkması

EKONOMİK DÜZEYDE KÜRSELLEŞME
– Refah devleti: Eğitim, sağlık barınma ve asgari düzeyde gelir gibi temel insani ihtiyaçlara yönelik
hizmetlerin ve yardımların sosyal güvenceler aracılığı ile devlet tarafından sağlanmasıdır.
– Fordizm: 2. dünya savaşından 1970 lerin sonuna kadar hakim olan sermaye birikim modeli ve üretim örgütlenme biçimidir. Kitlesel üretimi(bant tipi) esas alır.
– PostFordizm 1980 lerden sonra görünen sermaye ve örgütlenme biçimidir. Piyasa koşullarının gerektirdiği her türlü esnekliüe dayanır.

SİYASET
– Hükümet sanatı, kamusal hayat, uzlaşma, uyum/çatışma, gücün ve kaynakların dağıtımı çeşitli içeriklere sahiptir.
– Ülke devlet ve insan yönetimi demektir

SİYASET BİLİMİ-SOSYOLOJİSİ

Siyaset bilimi: yönetim aygıtları ,kamu yönetim mekanizmaları ile seçimler, kamoyu, baskı grupları ve siyasal davranışlarla ilgilenirler..
Siyaset Sosyolojisi: Siyasal olguların sosyolojik analizi ve daha çok siyaset, toplumsal yapılar, ideolojiler ve kültürlerle ilgilenir.

İKTİDAR-OTORİTE-PATERNALİZM-MEŞRUİYET

İktidar: Bir kişinin yada bir grubun diğerlerinin karşı koyma durumunda bile kontrol etmesini ifade eden toplumsal ilişkidir.

Paternalizm: Baba ile çocuk arasında varsayılan çocuğun kendi kendisine bakamazmış gibi babanın sahip çıkmasına göndermede bulunan ve iktidarın vatandaşın iyliği için hareket etme olarak tanımlar

Otorite: İtaat yoluyla istikrarın sağlanabildiği hiyerarşik bir ilişkidir

Meşruiyet: Bir hükümetin otoritesine boyun eğenlerin bunlara razı gibi gösterilmesi

OTORİTE TİPLERİ
– Weber 3 çeşit otorite tipi belirlemiştir
1-Geleneksel Otorite= Toplumdaki meşruiyetlerini gelenekten göreneklerden ve inançlardan alır
2-Karizmatik Otorite= Meşruiyetini liderin olağanüstü olduğuna inanılan otorite
3-Yasal-Akılcı Otorite= Rasyonel aklın belirlediği yasalarla yetkileri sınırlandırılmış

LAİKLİK-DEVLET-DEMOKRASİ
– Laiklik: Farklı dinden ve inançlardan insanların eşit koşullarla aynı kurallara uymak durumunda bulundukları toplum düzenini ifade eder

– Devlet Belirli bir toprak parçası üzerinde egemen olan siyasal bir araçtır. Toplumun en üst organizasyonudur.

– Demokrosi: Halkın kendi kendini yönetmesi günümüzde farklı biçimleri vardır
1-Katılımcı demokrasi
2-Temsilci yada liberal demokrasi

Totaliter Devlet: Toplumdaki tüm baskı şiddet ve zor ile kurumları denetim altına alan ve toplumsal meşruiyetten yoksundurlar(Nazi Almanyası).

İDEOLOJİ
Dünya görüşüdür aydınlanma sürecinin bir ürünüdür.

Eagleton 6 farklı ideoloji geliştirmiştir.
– Toplumsal yaşamdaki fikir, inanç ve değerleri üreten maddi süreç
– Toplumsal açıdan önemli bir grubun veya sınıfın içinde bulunduğu durumu imgeliyen inanç ve fikirler
– Toplumsal grupların çıkarlarının meşrulaştırılması ve desteklenmesi
– Toplumun maddi yapısından kaynaklı yanlış ve aldatıcı inançlar

BELLİ BAŞLI İDEOLOJİLER

Liberalizm: Bireyin, özgürlüğün, aklın, adaletin hoşgörünün ve farklılığın ön plana alındığı ve bu anlamda bireysel hak ve özgürlüklerin korunmasının esas olduğu devletin bu çerçevede sınırladığı bir ideolojidir

Muhafazakarlık: Varolan toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel ortamın korunmasını temel alan düşünce sistemidir.

Sosyalizm: Toplum, iş birliği, eşitlik, sosyal sınıf ve ortak mülkiyet üzerinde durulan kavramlardır. Marxın düşüncesine dayanır.

Faşizm: Lider pozisyonunun önemli olduğu siyasal itaat kültürünün yaygın aşırı milliyetçilik hatta ırkçılık öğelerini taşıyan totoliter unsurlu baskıcı ve anti demokrotik özelliklere sahiptir.

NeoLiberalizm= Temel olarak birey ve pazarı almış devletin piyasa üzerindeki müdehalesini ortadan kaldırmayı amaçlamıştır
Soyal demokrasi= Sosyalizm ile liberal değerlerin harmanlandığı devletin göreli olarak müdehalesinin mümkün olduğu sosyal refah egemen anlayışının olduğu sosyal adaletin önemsendiği bir ideolojidir.

SİYASETE İLİŞKİN TEMEL SOSYOLOJİK YAKLAŞIMLAR

Öne çıkan 4 yaklaşım vardır

1- İşlevselci Yaklaşım
– En temel vurgu devlete olan ihtiyaçtır.
– Düzeni sağlamak
– Diğer devletlerle ilişkisi
– Sistemi yönlendirmek

2- Çoğulcu Yaklaşım
Klasik çoğulculuk ve seçkinci çoğulculuk olmak üzere 2 ye ayrılır.
Klasik çoğulculukta
– Hükümet toplumun istekleri ve çıkarları doğrultusunda hareket eder.
– Siyasal partiler temsilci gücün temsili hükümetler için gerekli organizasyonlarıdır.
– Modern toplumun olmazsa olmazları kabul edilir.

3- Elit(seçkin) teorisi
Yönetici ve yönetilen sınıf, elit olan ve olmayan olarak ikiye ayrılır.
Wifredo Pareto ve Gaetano Mosca tarafından geliştirilmiştir.
– Toplum bir elitler grup tarafından yönetilmektedir
– Yönetici elitler: askeri elit,dini elit, iş adamları elidi, aydın elidi
– C.W.mills ileriye sürmüş olduğu iktidar seçkinleri analizinde ABD de askeri elitler-Büyük şirketler yöneticileri-Siyasal elitler olarak 3 seçkin grup belirlemiştir

4- Marksist Çatışmacı Yaklaşım
– Toplumdaki genel çatışmanın kaynağı sınıfsal çatışmadır ve kapitalist toplumlarda görülür.Bu çatışma iktidar sahibi olanlar ve olmayanlar arasındadır.
– İktidarın kaynağı ekonomidir ve alt yapıda bulunur.
– Siyasal iktidar ekonomik iktidarın yansımasıdır.
– Üretim araçlarının kolektif(ortaklaşa) sahiplenişi olan komünüst toplumda güçte halk arasında eşit dağıtılacaktır.
– Üretim araçlarına sahip grup toplumda azınlıktadır ve egemen sınıf konumundadır.
– Üretim araçları yönetici sınıfa aittir iktidarın insanlara dönüşünün tek yolu üretim araçlarının kolektif mülkiyetiyle mümkündür
– Aile ve hukuk egemen sınıfın devamlılığı için işlevsel görülür.
Kültür ve Toplum
Tarih içerisinde yaratılan bir anlam ve önem sistemi,maddi ve manevi öğelerin tümüne kültür denir.Dille ilgilidir ,genetik değil öğrenilen bir faktördür.

Kültür Kavramının Tarihsel Gelişimi
18.yy kadar tarımsal etkinliklerle veya dinle ilişkili olarak dönüşülen kültür daha sonralarda toplumsal değer ve davranışların tanımlandığı alan olarak ortaya çıkar.

Kültür Çeşitleri
-Alt kültür: Farklı yaşam tarzları geliştirildiğinden hakim olan kültürle ilişkisi olsa da ondan önemli ölçüde farklılaşır
-Karşı kültür: Egemen kültüre karşı gelen ve bunu açıkça gösteren toplumları göstermek için kullanılır.
-Kitle kültürü: Frankfurt okulu tarafından üretilen kitlesel düzeyde tüketilen kültür için kullanılan bir terimdir.Halk kültüründen farklıdır medya önemli bir araçtır.
-Folk yada halk kültürü: Geleneksel halk danslar
-Yüksek kültür: İnsan yaratıcılığının estetik-mükemmellik ile özdeş olan en üst düzey örnekleridir(opera-bale)
-Popüler kültür: Toplumda büyük çoğunluklar tarafından beğenilen kültürdür.
-Paradigma: Bir bilimsel disipline bilişim topluluğuna belirli bir süre için model oluşturma ve topluluğun üyeleri tarafından kabul edilen addır.

Ünite 8 Din ve Toplum

Dine Temel Yaklaşımlar

Din öncelikli olarak toplumsal kurumdur. Dinin birey ve toplum düzeyindeki işlevleri sosyolojinin analiz birimleridir.

Tarihsel Meteryalist Yaklaşım: Marx ve Engels

– Marx ve Engels dini üstyapıda görmekle birlikte bu dünyanın genel teorisi ahlaki yaptırımı, tesellinin ve haklılaştırmanın evrensel temeli olarak tarif etmişler dinin sınıf dayanışması yaratan ve ideolojik işlevleriyle ilgilenmişlerdir.

– Marx ve Engels dini üstyapıda görür, evrimci ve tarihsel materyalist açıdan değerlendirirler. Din kitlelerin afyonu gibi sömürüyü maskeleyen bir işleve sahip olarak görülür

Sosyal Psikolojik Yaklaşım: Weber

– Weber dinleri ortaya koydukları Teodise bakımından ele almış;

– Dinsel etikle ekonomik yaşam arasındaki ilişkileri incelemiştir.

– Dinlerin vaatlerini incelemiştir.

Dört rasyonel teodise türü olduğunu belirtir:

1- Dünya telafi sözü,

2- Bir öte de telefi sözü,

3- Düalizm doktrin.

4- Karma doktrin.

– Tayfun Atay teodise için kötülüğün varlığı ve gerçeği karşısında Tanrı’nın iyilik ve adiliğinin onaylanması karşılığını kullanmıştır

– Konfüçyenizm, Hinduizm, Budizm, Hıristiyanlık ve İslam olarak beş dini ele almış

– Yahudiliği ayrıca Hıristiyanlık ve İslam’a yaptığı etkiler bağlamında incelemiştir.

Toplumsal Yaklaşımı: Durkheim

– Durkheim, bütün dinlerde öncekilerde unsurlar bulunabileceğini düşünme sinden dolayı dinin en ilkel unsurlarına ulaşmaya çalışmış ve dini kutsal şeylere yani belirgin olarak ayırt edilen ve yasaklanmış şeylere ilişkin birleşik inançlar uygulamalar toplamı onlara içtenlikle inananların tümünden oluşan ahlaki bir topluluğu bir arada tutan inançlar ve uygulamalar olarak tanımlamıştır.

– Dini antroolojik gelenek içinde ele alır.

– Durkheim’a göre dinsel dinsel ayinde kutsanan toplumun kendisidir.

– Durkheim dini topluma eşdeğer görür.

– Marx, Engeles ve weber’le birlikte klasikler arasında yer almakla birlikte dini toplumsallıkla açıklamıştır.

– Durkheim toplumsal ölçekte ve bütünleştirir işlevde bir vurgu vardır.

Fenomenolojik Yaklaşım: Eliade

– “Arketip olarak din” bakış açısına sahip Eliade dini başka bir şeye indirgemeden onun için mantığını keşfe çalışır

– Din kendinden başka hiçbir şeye indirgenmemeli e din olarak din yaklaşımıyla ele alınmalıdır.

– Kutsallık derecesine göre derecelendirilir ve anlam kazanır.

İletişimsel Yaklaşım: Pace

– Dini iletişim olarak ele alır. Peygamberlerin kendilerinden önce inanç sistemlerini kısmen olumlayarak sosyal çevrenin yeni gereksinimlerine – uygun biçimde yeniden formüle ettiklerini ileri sürer

– Din olgusuna çağdaş yaklaşımlardan biri de Pace’nin “iletişim olarak din” yaklaşımıdır.

Din, Laiklik ve Sekülerleşme

– Laisizm din ile siyaset arasında kesin bir ayrım yan e toplumda dinin sınıflı bir rol oynadığını savunan bir doktrindir.

– Dinin siyaset alnından tamamen çekilmiş olması

– Serkülerleşme ise bir süreçtir; dinin bütün yaşam alanlarından çekilmesi küçülmesi diye tanımlanır.

Din e Toplumsal Tabakalaşma

– Dinin toplumsal tabakalaşma ile birincil ilişkisi herhangi bir toplumdaki tabakalaşmanın dini nitelikte olması durumunda söz konusu olur.

– Bazı durumlarda din bir toplumda var olan tabakalaşmayı kendisi ortaya koyup tanımlıyor olmasa bile meşrulaştırıyor olabilir.

Din ve Ekonomi

– Weber’in kapitalizmin neden doğuda değil de batıda ortaya çıktığına yönelik karşılaştırmalı açıdan yaptığı analizlerde direk neden sonuç ilişkisi olmasa da dürüstlük dakiklik çalışkanlık tutumluk ve sınırlama gibi modern kapitalizmin ihtiyacı olan etiklerin kalvinizmde olduğuna ve kapitalizmin oluşmasına katkıda bulunduğu yönünde görüşe götürmüştür.

– Kalvinizm, büyüden tamamen kopmayı temsil eder

– Tanrın mutlak aşkınlığını ve bireyin manevi soyutlanmışlığını temel alan öğretidir.

– Bu öğretiye göre yalnızca Tanrı özgürdür e bazıları o’nun lutruna ulaşmış seçilmişlerdir.

– Dinselliğin azalması modernliğe bağlayan teorik yaklaşımları bütünüyle reddeden açıklamalarda vardır.

– Özellikle dinin ekonomi kurumuyla ilişkileri inceleme konusu olduğunda Marx ve Weber’in yaklaşımları birbirini tamamlar nitelikte düşünülebilir.

Din ve Siyaset

– Karizma kavramından Weber, ilk aşamada herhangi bir kimsenin olağanüstü bir yeteneğini anlar bu yeteneğin gerçek yakıştırma ve sadece bir iddia olabileceğini de peşinen kabul eder.

– Karizmatik hareketler kendilerini doğrudan peygambere e onun ruhaniyetinin taşıyıcılarına dayandıran karizmatik liderlerce yönlendirilir.

– Seküler devlet tarihsel öncü nitelikte olanı Türkiye’deki modeldir.

Din ve Aile

– Din kurumu ortaya çıkışı itibariyle aile kurumunun işlevlerine talip olmuş bu yüzden de birey çoğu zaman aile ve din arasında seçim yapmak zorunda kalmıştır.

– Öte yandan aile ilk toplumsallaşma kurumudur.

– Din ve dinsel yaşantıyı öğrendiğimiz içselleştirdiğimiz veya tavır ve tutum geliştirdiğimiz ilk kurumdur

Heyrer, din ve aile arasındaki ilişkiler için dört ana başlıkta inceleme konusu önermiştir.

– Aynı toplum içinde evlenme( Endogamie)

– Başka bir gruptan eş seçme ( Exogamie)

– Evliliğin devamında çocuk sayısının dinle ilişkilendirilmesi

– Ailen benimsediği eğitimle ilgili değerler ve bunların dinle ilgisi

Din ve Toplumsal Değişme

– Din de diğer kurumlar gibi değişme karşısında uyum çatışma veya yenilenme yenilik gibi tepkiler verebilir.

– Din kurumu ile uzlaşının özellikle din devlet ayrılma modeli bakımından kitlelerce kabul gören ve yerleşik bir anlayışın olmadığı toplumlarda dinsel davranış sıklıkla politik nitelik kazanabilir ve değişme arzusunu temsil edebilir.

– Dinin genellikle bütünleştirici rolü öngörülür ancak egemenlik üzerine rekabetin yoğun olduğu dönemlerde din daima bütünleştirici bir rol oynamamış sık sık şiddetli çatışmalara da sebep olmuştur.

Ünite 9 Hukuk suç ve toplum

Toplumsal Hayatta Normlar ve Değerler

Sosyoloji bilimi toplumsal yaşamın işleyiş biçimlerini ve düzenliklerini incelerken normal ve değerler ile hukuksal kuralların eden davranışları, suçun toplumsal boyunu, toplumsal sapma gibi hukukla temas halinde olan yönlerle de ilgilenir.

Değerler Normlar

– Değerler normlara da kaynaklı eden ilkelerdir. Bir toplumda istenir ve doğru olana ilişkin ideal ilkeleri tanımlayan prensiplerdir. Değer davranış kuralları yaratabildiği gibi çatışmaya da neden olabilmektedir. (özgürlük değeri ile kürtaja karşı geleceksel değerleri korumak gibi)

– Normlar ise ödül ceza sistemiyle ortaya çıkan, bireylerin davranışlarına etki eden kültürel kurallardır.

Hukuk Sosyolojisi

– Hukuk sosyolojisi, hukuku toplumsal sürecin bir ürünü olarak ele alır. Hukukun toplumsal yaşamdan nasıl doğduğunu ve toplumsal yaşamla etkileşimini araştırır.

– Hukuk sosyolojisi teorik hukuk sosyolojisi e uygulamalı hukuk sosyolojisi olmak üzere ikiye ayrılır

– Teorik hukuk sosyolojisi hukuk ile toplumsal yaşam arasındaki karşılıklı etkileşimi inceler

– Hukuk sosyolojisi 20. yy’da bir bilim olarak şekillenmeye başlamıştır.

– Grotius ve Leibnitz’den birçok düşünür ve 19. yy’da yaşamış bir çok tarihçi etnolog, kriminolog, sosyolog ve hukukçunun hukuk sosyoloji bir bilim olarak kurulmasına önemli katkıları olmuştur.

– Hukuk sosyolojisinin öncüsü ilk çağdan Aristo ve modern zamanlarda Montesquieu’dür

– İslam bilgini İbn-i Haldun’un alana katkısı da göz ardı edilmemelidir.

İki bağlamda ele alır.

a) Toplumsal yaşamın bir ürünü olarak

b) Bu gerçek toplumun düzeni olarak

Hukuk sosyolojisinin çalıştığı konular

– Sosyal konrol sistemlerinin haklılaştırılması, işlevleri ve evrilmesi

– Belirli bir siyasal ekonomik düzenle ilişkili olarak yasak düşünce formları

– Meşrulaştırma ilkeleri ve etkileri

– Doğru yasal anlamlandırma formlarının aktarılması

– Hukuk dili sisteminin evrimi, hukuk düzenindeki zorlama ve özgürlük düzeyleri

Gurvitch hukuk sosyolojisini üç ana bölümde ele almıştır

a) sistematik hukuk sosyolojisi ( mikro-toplumsal kaynaklar)

b) Hukuki Tipoloji (makro-hukuk sistemleri)

c) Jenerik hukuk sosyolojisi ( hukukun zaman içindeki değişimi)

Sapma, Suç ve Toplum

Suç, törelere ve ahlak kurallarına aykırı davranış ve hukuki bakımdan da yasalara aykırı davranış olarak tanımlanabilir.

Sapmaya İlişkin Teorik Gelişmeler

Biyolojik yaklaşımlar: sapmanın kaynağını bireyin genlerinde, fizyolojisinde ya da kişilik özelliklerinde aramıştır dır ve sapma bir hastalık olarak görülmüştür.

Psikolojik yaklaşımlar:

Beyin fizyolojisinde değil psikoloji yapısında zihin, kişilik vb. sapmanın nedenini ararlar.

Sosyolojik yaklaşımlar:

Bireyden çok toplumsala odaklanmışlardır e sapmanın oluşumunu açıklamaya çalışmışlardır.

İşlevselci yaklaşım:

Sosyolojinin kurucularından biri olan Emile Durkheim, Kriminolojiye önemli katkılar sağlamıştır. En önemli katkısı, suçun normal ve sosyal davranış için gerekli olduğunu iler sürmesidir. Ona göre suç her yaşta hem yoksullukta hem de zenginlikte var olduğuna göre insanın tabiatının bir parçası olarak görülmektedir.

Yapısal ve alt kültürler yaklaşımı

– Yapısal teoriler, sapmayı bireyin toplumsal yapıdaki konumlarıyla; alt kültür yaklaşımı ise sapmayı bir sosyal grubun alt kültürleriyle ilişkili olarak açıklar

1- Suç alt kültürleri (parasal ödül üreten suçlar)

2- Çatışma alt kültürleri ( dayanışmanın olmadı zamanlarda)

3- Geri çekilmeci alt kütürler (yasa dışı madde kullanımı) olmak üzere üç alt kültür sapma ilişkisi ortaya koymuşlardır.

– Herkesin doğru ve yanlış konusunda aynı değerleri aylaştığını varsayması, sapma ve suçun daha çok yoksullarla ilişkilendirmesi bakımından eleştiri almıştır

Sosyal Kontrol Yaklaşımı

– İşlevselcilik gibi sosyal normlara uyumun üretilmesinde sosyalleşme sürecine vurgu yapmaktadır.

– Kentleşme sürecinde sosyal bağların zayıflamasından destek alır.

– Bu teorilerle ilgili ilk çalışma 1958 yılında yapılan Nye’nin çalışmasıdır.

– Nye çocuk suçluluğunun öğrenme süreci sonucu ortaya çıktığını ve bunun kontrol eksikliğinden kaynaklanabileceğini ileri sürer.

– Ona göre sosyal kontrol sosyalizasyon sürecinden

– Nye buna içselleştirilmiş kontrol der.

– En iyi politika suçluyu değiştirmek yerine suçlunun suç işleme yeteneğini kontrol edecek pratik önlemler alınmalıdır.

Etkileyici yaklaşım

– Sapmanın farklı boyutlarını incelemesi bakımından özgün niteliğe sahiptir.

– Davranışların nasıl ilk kez sapma olarak tanımlandıkları ve belirli gruplar sapma olarak yaftalarken diğer grupların neden yaftalamadığı sorusuna yanıt ararlar.

Birincil sapma: Başlangıçtaki sınırları aşma davranışlarıdır. ( yasal yaşın altında alkol alma)

İkincil Sapma: Bireyin yaftayı kabullendiği ve kendisini sapkın olarak görmeye başladığı durumlardır. (Dışlandığı gruptan daha fazla sapmaya gitmesi)

Geleneksel ve Neo-Marxist Yaklaşımlar

– Toplumsal kaynakları kontrol eden egemen bir sınıfın varlığını ve bu sınıfın gücünü korumak için kurumsal kurallar ve inanç sistemleri geliştirdiğini vurgular.

– Marxist yaklaşım, suç e sapma gibi konularda güç ilişkilerini merkeze alır.

– Bu yaklaşıma göre suçun tanımı güç, servet ve yüksek mevkiye sahip olanlar tarafından kontrol edilmektedir.

– Suç kapitalist toplumun doğal ürünü olarak görülür

Kapitalist sistem şu nedenlerle suç üretir:

– Kapitalist Zenginliğin biriktirilmesine ve bireysel yararın en üst düzeye çıkarılmasına dayanır

– Belirli sınıflar çok daha az kaynağa ulaşabilme imkanından dolayı suça ve sapmaya zorlanırlar

– Davranışlar toplumsal sorumluluktan ziyade ekonomik bencilik ( bireyselcilik) yön verir, sosyal sınıfları ve bağları zayıflatarak egoizmi güçlendirir.

– Yarışmacı bir sistem olduğundan saldırganlık düşmanlık üretir.

Cinsiyet ve sapma

Toplumdaki cinsiyetçi yapı ile suçun cinsiyeti arasında yakından ilişki vardır.. Örneğin plak kadınların daha çok suça eğilimli olduğunu ancak suçlarını daha iyi gizleme kabiliyetine sahip oldukları için bilinmediğini iler sürer.

Suç Türleri

1- Mülke ilişki suçlar

2- Cinsel suçlar

3- Duygusal suçlar

4- Örgütsel ve mesleki suç formları

5- Alkol uyuşturucu suçları

6- Sağlık suçları

Örgütlü suç:

Kaçakçılık, yasa dışı kumar oynatmak, uyuşturucu ticareti zamanla ulus aşırı nitelik kazanmıştır

Beyaz yakalı suçlar:Toplumun varlıklı kesimlerine mensup kişilerin işlediği suçlardır. (vergi kaçakçılığı)

Sibersuç: Bilgi teknolojisindeki gelişmelerle ortaya çıkar ( internet üzerinden dolandırıcılık)

Türkiye’de Suç

– Belirli suçların yoğunlukta olduğu ve özellikle büyük kentlerde suç oranlarının dah yüksek olduğu görülmektedir.

– Örf ve adetlere ilişki algıların etkilediği suçlar da yoğunluktadır.

– Kentleşme ve göç, son yıllarda sosyal ve ekonomik açıdan meydana gelen hızlı değişimler ve suçlara verilen cezaların etkisiz kalması gibi nedenler Türkiye’de suç oranlarındaki artışın nedenleri arasındadır.

Ünite 10 Eğitim ve Toplum

Eğitim Sosyolojisinin Tanımı

– Öz olarak eğitimle toplumun ilişkilerini konu edinen Eğitim Sosyolojisi toplumun sosyal yapısını ve bütün olarak görmekte ve toplumun kurumlarından birisi olan eğitimi toplumsal temelde incelemektedir.

– Bu yaklaşımda sosyolojik yöntemler söz konusudur ve konuya bakış açısı da sosyolojiktir.

– Eğitsel sosyoloji ise eğitim sistemini öğretmen öğrenci ilişkilerini sınıfların durumlarını eğitimde uygulanan yöntemler vb gibi durumları incelemektedir.

– Eğitim sosyolojisinin kurucusu olarak görülen Durkheim, işlevselci yaklaşımı temel almış bir sosyologdur.

Eğitim sosyolojisinin alanı 4 grupta toplanırsa:

1- Eğitilen kişinin toplumsallaşması için toplumun eğitimden beklentilerini araştırmak

2- Toplumsal değişmedeki eğitimin işlevini araştırmak

3- Toplumun yaşam biçimine uygun eğitimin biçimlenmesine ve işlemesine ilişkin ilkeler koymak

4- Eğitim sistemi ile toplum ilişkileri arasındaki nasıl ilişki kurulacağına bakmak

Yapısal-İşlevselci Yaklaşım

– Eğitim çağdaş toplumlara akılcı çözümler sunduğunu

– Okulu bir sosyal sistem olara sosyalleşmeyi sağladığını

– Toplumsal bütünleşmeyi uyumu sağladığını

– Okuldaki süreçlerin toplumsal gereksinimlere göre konumlandığını ve demokrasi gibi değerleri yaygınlaştırdığını iler sürer

Bilgi sosyolojisi, fenomenoloji sosyoloji yaklaşımları

– Eğitim sosyoloji kurumları, düşünceleri öğretim elemanlarını yetenek ve başarıyı başlangıç noktası olarak almalı

Çatışmacı yaklaşımlar:

Marxist ve Neo Marxist yaklaşımların sınıf çatışmasına dayalı bakışını ve çözümünü merkeze alan eğitimde fırsat eşitliğini toplumda alt sınıflar aleyhine eşitsizlikleri örnek için kullanılan bir araç olarak görmekte eğitim sistemi ve okulun egemenlerin kontörlünde olduğunu savunmaktadır.

Yokumsamacı yaklaşım: Okul için ve derslik içi mikro toplumsal süreçlerle ilgilenir ve eğitim sosyolojisi alanında uzun süre göz ardı edilen süreçlere odaklanır.

Eğitim Kavramı, amaçları ve işlevleri

Eğitim bireylerin sahip oldukları potansiyellerini geliştirdikleri ve yeni bilgi beceri ve tutumlar kazandıkları süreçlerin tümünü ifade eder. Planlı ve belirli hedeflere odaklı normal eğitim okulda gerçekleşir. Enformel olarak ise toplumsal yaşamın her aşamasında eğitim gerçekleşir.

Açık işlevler

Toplumun kültürel mirasının norm e değerlerin yeni kuşaklara aktarılmasında ve bireylerin toplumsallaşmalarında; toplumsal gelişmenin sağlanmasında; ekonomik açıdan talep edilen işgücünün sağlanmasında; siyahsal sistem açısından yönetici seçkinlerin yetiştirilmesinde, toplumsal hareketliliği arttırmasında e sınıf farklılıklarında doğan çatışmalar engellenmesi eşitsilerin giderilmesi bakımından sağladığı işlevdir.

Sosyal Yapı ve Sosyal Hareketlilik ve Eğitim

– Toplumlar daha çok tercih edilenin en üstte, daha az ayrıcalıklı olanın da en altta oldu bir hiyerarşi içinde tabakalardan oluştuğu söylenebilir. – – Her birey içinde doğduğu ve bulunduğu tabakanın kültürel ve değerler sistemini içselleştirir ve ondan etkilenir.

– Sosyal yapı içindeki bireylerin ve zümrelerin yerlerini değiştirmeleri sosyal hareketliliktir modern toplumlarda sosyal hareketlilik eğitim aracılığıyla daha da yoğunluk kazanmıştır.

Sosyalleşme ve Eğitim

– Eğitim belli amaçlar doğrultusunda bireylerde belirli davranışları geliştirme ve istenmeyen bazı davranış ve alışkanlıkları değiştirme sürecidir.

– Eğiti sosyalleşmeyle yakından ilişkilidir

– Sosyalleşme çeşitli sosyal çevre etkileri ile bireyin bazı tutum ve davranışları öğrenmesi benimsemesi çevresine uyum sağlamasıdır. Bu uyum sürecinde eğitim temel bir araç niteliğindedir.

İleri dönük sosyalleşme: Gruba girenler ileriye dönük değerleri ve kuklaları öğrenirler

Tarihsel sosyalleşme: Herhangi bir dönemde yaşanılan dönemin koşullarına uygun karakterler edinmesi

Siyasal sosyalleşme: İçinde bulunulan toplumun siyasal sistemini ve dünya görüşünü edinme

Kısmi sosyalleşme: İçine girilen grubun sor ve davranışlarının değerlerinin yalnızca bir kısmını yerine getirmesidir.

Sosyal sınıf ve tabakalara göre sosyalleşme: Ait olunan toplumsal sınıfın niteliğine göre sosyalleşme olur

Sosyalleşme üç açıdan söz konusudur.

a) genel uyum: bireylerin birbiriyle konuşmaları, demokratik anlayışa sahip olmalarıdır.

b) İçten uyum: vatan millet gibi manevi değerleri benimsemesidir

c) Dıştan uyum: toplumun manevi değerlerini benimsememekle birlikte onlara karşı çıkmamasıdır.

* Günümüz koşullarında artan küresel hareketlilik, göç ve iletişim yeni ve farklı sosyalleşme biçimlerini de gündeme getirmektedir.

Sosyal Değişme, Gelişme ve Eğitim

Eğitimin iki temel işlevi vardır

a) sal kültürü yeni kuşaklara aktarmak

b) ekli düşünsel güce sahip bireyleri yetiştirmek e yenilikleri benimsetmek.

* itim süreci toplumsal değişmelerin aktarılması aracıdır

1- timin tutucu işlevi: Geleneksel yaşam biçimini korumak amacıyla toplumun kültürel değerlerinin genç kuşaklara aktarılır

2- tim yaratıcı işlevi: Modern toplumun yaratıcı ve eleştirici ve toplumsal değişmeyi başlatan bireyler yetiştirmesi

Sosyal Bir Kurum Olarak Okul

– Okullar sahip olduğu nitelikleriyle küçük bir topluluktur.

– Okul Toplumun üyesi olan öğretmen, öğrenci ve ailelerin arasındaki etkileşimlerle yapılandırılan bir sosyal ilişkiler ağı söz konusudur.

– Okullar gelenekler ve kurallar topluluğudur

Farklı Eğitim Sistemleri ve Okul Yapısı

– Eğitim sistemleri doğaları ve işlevleri gereği toplumsal yapıyla ve ülkede egemen olan sistemle etkileşim içindedir.

– Toplumsal kültürü yeni kuşaklara aktarma işlevi yerine getirirken içinde bulunduğu ülkenin toplumsal yapısından da etkilenen eğitim sistemi ve okul yapıları bir taraftan toplumsal değişmeyi sağlama işlevi yerine getirirken diğer taraftan toplumsak yapı etkiler.

– Toplumsal yapı egemen olan siyasal kültür de okulların niteliğini belirler.

– Otokritik ya da demokratik okul yapısı bu şekilde ortaya çıkmaktadır.

Ünite 11 Kentleşme

Kentlerin kökeni

– Kent toplumsal açıdan bir örnek olmayan insanların göreli olarak geniş bir alanda yoğun bir biçimde ve sürekli olarak birlikte bir yere yerleşmiş bulunması biçiminde tanımlanabilir

– Kentleşme, dar anlamda kent sayısının e kentlerde yaşayan nüfus sayısının artması ve nüfusun mekansal hareketliliğini de aşan ekonomik toplumsal ve kültürel bir dizi değişim sürecini ifade eder.

– Kentlileşme ise kent kültürüne ait değer davranış ve tutumların benimsenmesidir.

Sanayi Öncesi Kentler

– Kentin nüfus artışı düşüktür.

– Sokaklar insanların yürümesi ve ulaşımda kullanılan hayvanların geçebileceği genişlikte ve dardır.

– Mahalle ya da semtler etnik temelde toplumsal farklılaşmayı yansıtmaktadır.

– Etnik nitelikli meslek grupları da genellikle kentin ayrı yerlerinde oturmaktadır.

– Kentin belli bir caddesi ve ya bölgesi farklı türden meslek grupları tarafından işgal edilmektedir.

– Mesleki farklılaşma ve uzmanlaşma düzeyi düşüktür.

– Katı sınıfsal tabakalaşma sistemi görülmektedir.

– Tabakalaşma sisteminin en üstünde yer alan seçkinler kentin yönetim, din ve eğitim ile ilgili kurumlarında yer alır.

Sanayi Kenti

– Kentlerin gelişimi ile ilgili en önemli değişim Sanayi devrimiyle olmuş

– Toplumsal e ekonomik değişme yeni kentsel yapılanma ihtiyacını doğurmuştur

– Sanayi kentinin ekonomisi endüstriyel üretime dayanmaktadır

– Kentler 19. yüzyılda yeni ekonomik sistemin merkezi olarak sanayi şehirlerine dönüşmüşlerdir.

– Fabrika ve işyerlerinin yakınında apartmanlardan tipi yeni konut alanı oluşturmuştur.

Modern Kentleri Açıklayan yaklaşımlar

– Sosyolojide Kent, geleneksel toplumdan modern topluma geçişte modern toplumun dönüşümün bir parçası olarak ele alınmıştır.

– Kenti ayrı bir analiz birimi olarak alan 1920’lerde Chicago Okulu, 1960’lı yıllarda ise ekonomik politik yaklaşım etki olmuştur.

Chicago Okulu: Sosyal Ekolojik Yaklaşım

– Bu yaklaşım sosyal ekolojik yaklaşım olarak da bilinmekle birlikte Chicago kentinin hızla sanayileşmeye paralel olarak büyümesi, finans ve taşımacılık merkezi haline dönüştürmesi 1920’li yıllarda bu kent hakkında araştırma yapmaya itmiştir.

– Bu okul içinde Robert Park, Rodeck D. McKenzie, Ernest Burgess ve Louis Wirth yer almaktadır.

– Probert Park bu okulun ilk kurucularındandır. DArwinden etkilenmiş Chicago’daki kentsel büyüme şeklini ve bu şehrin farklı bölgelerindeki farklı alt kültürlerin gelişimini mekansal zaminde incelemiştir.

– McKenzie göre birey grup ya da firmalar kent mekanında yer edinebilmek için mücadele etmektedirler.

Bu mücadele mekansal yer edinme süreçlerini de etkilemektedir.

Kentin büyümesi rekabete dayanan istila ve yerinden etme süreçleriyle oluşmaktadır.

Wirth kenti insanın davranış özelliklerini ve ayrı bir kent kültürünün nasıl oluştuğunu analiz etmektedir.

Ekonomi Politik Yaklaşım

– Henry Lefebre, Manuel CAstells ve David Harvey bu yaklaşımın temsilcileridirler ve Marx’ın toplum teorisinden hareket etmektedir.

– Lefebre sermaye yatırımı, kar rant ücret sınıf sömürücü ve eşitsiz gelişim gibi ekonomik kategorileri kent analizinde kullanmakta ve kentleşmeyi beş boyutta ele almaktadır.

Lefebre ye göre

– Ona göre kentsel gelişim kapitalist sistemin oluşumu ve devamı ile ilgilidir.

– Yatırım yapılan toprak (alışveriş merkezleri iş yeri konut) zenginlik için yeni rant alanlarıdır.

– Toplumsal faaliyetlerimiz mekanlar üzerinde geçekleşmektedir. Kentin inşa süreci aynı zamanda belli bir mekanın yaratılmasıdır.

– Devlet mekanı toplumsal kontrol için kullanır.

– Lefebre’ye göre kapitalist toplumda kent mekanı somut ve soyut olmak üzere ikili bir işleve sahiptir

– Somut mekan mekanın kullanım değerini ifade etmektedir.

– Soyut mekan ise mekanın fiziksel bir parça olarak kullanım değerini ikinci plana itilerek üzerinden kar ve rant edilen bir araca mala dönüşmesidir.

* Castells kapitalist toplumda kentleri emek ve sermaye arasında oluşan çelişkiler bu çelişkiler sonucunda oluşan toplumsal hareket ve toplumsak hareketlerin sistemi tehdit eden yıkıcı sonuçlarını önlemek için devletin ortak tüketim süreçlerine yaptığı müdahaleler çerçevesinde analiz etmektedir.
* Harvey’e göre kapitalist girişimciler ekonomik krizden kurtulmak için üretim sürecinin dışında kentin yapılı çevresine yatırım yaparak azalan kar oranlarını yükseltmektedir.

Türkiye’nin Kentleşme Deneyimi

Türkiye’nin ilk dönem kentleşme deneyimi (1923 1950)

– Ankara’nın başkent seçilmesi

– Ülkenin demiryolu ağlarıyla örülmesi

– Fabrikaların Anadolu kentlerine kurulması

*Aynı zamanda ulus devlet olma sürecidir.

1950 – 1980 Dönemi

Kentleşme sürecinin temel özelliği kırsal bölgelerden kentlere doğru yaşanan yoğun göç olgusudur.

Kentlerin mekansal dokusunda gecekondu tipli yerleşim yerleri hakim olmuştur.

Göçmenler hem üretilen mal ve hizmetlerin tüketicileri olarak hem de yerel ve genel seçimlerde oy potansiyelleriyle önemli bir siyasal güç olmuşlardır

1980 sonrası

Kentleşme sürecini temel özeliği kırsal bölgelerden kentlere doğru yaşanan yoğun göç olgusudur.

Kentlerin mekansal dokusunda gecekondu tipi yerleşim yerleri hakim olmuştur.

Göçmenleri hem üretilen mal ve hizmetlerin tüketicileri olarak hem de yerel ve genel seçimlerde oy potansiyelleriyle önemli bir siyasal güç olmuşlardır.

1980 sonrası kentleşme sürecinin temel özelliği yerli ve yabancı sermayenin kent mekanlarına olan yatırımlarının artmasıdır.

Kentleşme belli bir doyumluğa ululaşmış ve göçün niteliği değişmiştir.

Kentler arası gerçekleşen zorunlu göç daha yaygındır.

Kentlerde mekansal ve toplumsal düzeyde eşitsizlikler artmıştır.

Dünya Kenti

– Dünya kentleri dünya ekonomisinin mal, hizmet üretimi ve finansal akışın bu merkezler tarafından denetim ve kontrolün yapıldığı yerlerdir.

– Dünya kentleri (friedman’a göre) dünya ölçeğinde finansal hareketlerin yoğunlaştığı çok ulus şirketlerin yönetim merkezlerinin yoğunlaşma – – Oranları yüksek olduğu ve uluslararası kurumların yoğunlaştığı yerlerdir.

– Ulaşım ağı açısından önemli bir konuma sahiptirler.

– Dünya ekonomisinin kontrol denetim ve idare merkezlerindirler

Zürich, New York, Londra, Paris, Rotterdam, Tokyo, Frankfurt

Ünite 12 Medya, Kitle İletişimi ve Toplum

Değer sistemi, insanlar arası ilişkileri, gündelik yaşa m pratiklerini etkileyen bir özelliğe sahiptir.

Yoğunlaşma: Medya kuruluşlarının belli bir ya da grupların elinde toplanması durumudur.

Tekelleşme: Bir ya da birkaç kuruluşun zaman zaman aralarında gizli ya da açık anlaşmamlar yaparak pazarda emenlik kurmasına denir.

Medya Nedir? Medyayı Nasıl Anlayabiliriz?

Kitle iletişim araçları ya da medya dediğimizde kitaplar, gazeteler, dergiler, broşürler, billboardlar, telefon,, cep telefonu, VCD, DVD, radyo, sinema, televizyon, internet gibi iletişim araçları söz konusudur.

Medya Teorisi: Kısa Bir Tarihçe

Modernizenin getirilerinden biri de kitle iletişimidir. Özellikle 1890 – 1920 arasında yüksek tirajlı gazeteler, sinema e radyo yaygınlığı söz konusu olmuştur.

Bilimsel araştırmanın bir uzmanlık alanı olarak kitle iletişim veya medya araştırmaları yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya çıkmıştır.

Genel olarak üç dönem saplanabilir

1- Yirminci yüzyıl başından 1940’a kadar iki büyük dünya savaşı yılları arasındaki ilk dönem

2- 1940 – 60’lı yılları kapsayan ikinci dönem

3- 1960’lar sonunda günümüze dek süregelen üçüncü dönem.

Propaganda Analizi ve Harold LAswell:

Laswell 1. ve 2. Dünya Savaşları ile sonraki siyasal konjonktürde iletişim araçlarının halkı yönlendirmedeki propaganda aracı olarak kullandığını belirtir.

“Sınırlı Etkiler” Yaklaşımı :

1940 – 60 yılları arasını kapsayan medyanın ikinci evresinde etkili olan bu yaklaşım kitle toplumu kavramını geride bırakarak özelde Avrupa da toplumun refah devleti yaratan zenginliği ve toplumun çoğulcu yapısını dikkate alan bir yönelime sahiptir.

Medya: Farklı Teorik yaklaşım:

– Kitle iletişiminin işlevselci analizi, medyanın sosyal düzen ve yapının korunmasındaki rolü üzerine yoğunlaşmıştır.

– Onun siyasal manifestosu olarak görülebilecek çoğulculuk, medyanın rolünü istikrarlı bir toplumu koruyacak değerlerin aktarılması olarak görmüştür.

Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı: 1970’lerde iletişim çalışmalarında etkili olan, medyanın insanlara ne yaptığını değil, insanların medyayı ne amaçlarla kullandığına bakılması gerektiğini belirten ve izleyicinin aktif rolünü ön plana getiren bu yaklaşımın öncüsü Elihu Katz’tır

Çoğulcu yaklaşım: İzleyiciler pasif alıcılar değil, medya içeriklerini aktif yorumlayabilen, tercihleri ile medya kurumları üzerinde etkili olabilenler olarak görülür.

Medyanın sahiplik yapısı ve üretim süreci

Medya kuruluşlarının serbest piyasa koşullarında hareket etmeleri ekonomi politik açıdan ona sahip olan ile onun kontrol edenlerin sınıfsal çıkarlarını meşrulaştıran yanlış bilinç ürettiği belirtilmektedir.

Yanlış bilinç: Hakikati gizleyen böylece bireyin kendi gerçekliği hakkında yanılma ya da yanıltılması sağlayan düşünme ve gerçekliği anlama biçimidir

Mülkiyet doğrudan kontrol anlamına gelir mi:

Bu soru her yaklaşım kendi cephesinden cevap vermektedir. Marksist teorik gelenek içindeki araçsalcı yaklaşım buna evet derken çatışan profesyonellerin tamamen olmasa bile kısmen görece özelliğini de dile getirmektedir.

Eleştirel ekonomi-politik yaklaşım ya da medyanın ekonomi-politiği

Neo-liberal politikaların egemen olmaya başladığı 1980’li yıllarda başlayan özelleşme uygulamaları sonucunda bugün dünyanın büyük bir bölümünde medya kurumları, finans ve endüstriyel sermeye alanında faaliyet gösteren bu yük holdingler tarafından ele geçirilmiştir.

Deregülasyon:

1970’lerden itibaren kamu yayıncılığı tekelinin ortadan kalkması özet radyo televizyon yayıncılığının yakınlaşması yönünde kuralların değiştirilmesi süreci anlatmak için kullanılmaktadır.

Infotainment olgusu:

Hobi programları spor-magazin gibi programlarda eğilencinin politik alanı sulandırması pazarı mantığına göre bağlamsızlaştırılmasına yönelik ekonomi-politik yaklaşım eleştirel bakarken kimi kültürel çalışmacılar politik olanın popülerleşmesinden dolayı olumlu bakmaktadır.

Reklamcılığın reklam verenlerin gücü, paranın sansürü

Medyanın sahipliği konusundaki gibi buna da benzer tutum söz konusudur. Eleştirel bakanlar piyasanın egemenliğini liberal bakanlar ise çeşitliliğin avantajı halini ön plana çıkartmaktadırlar.

Medya ve küreselleşme

Kitle iletişim araçları küreselleşme ideolojisinin yeniden üretiminde belirleyici bir rol oynamaktadır. 1980’lerin başlarından itibaren yeni iletişim teknolojilerindeki radikal değişimle birlikte bezersiz gelişmeler yaşanmaktadır. Uygun internet ve dijital iletişim araçları gibi yeni iletişim teknolojileri zaman ve mekan algısını değiştirmiştir Yeni iletişim teknolojileri sayesinde dünya fiziksel olarak olmasa da algısal olarak daha önce hiç olmadığı kadar küçükmüş durumdadır.

Medya ve küreselleşme

Küreselleşme ve medya ilişkilerinde olumlu ve olumsuz bakan farklı görüşler merbuttur kültürel emperyalizmi dilendirenler medyanın kültürü ve medya devlilerinin kontrolünde olduğunu dile getiriler yerel kültürlerin yok edildiğini belirtir.

İnternet

İnternet sadece bir iletişim aracı değil aynı zamanda bir kültür siyaset ve ekonomik alan olarak her geçen gün yeni boyut ve anlam kazanmaktadır. Yeni kimlikleri yeni ilişkileri ve sanal cemaatleri ve yeni sosyalleşme biçimlerini gündeme getirmektedir.

Ünite 13 Çevre ve Toplum

Küresel çevre sorunları

Belli başlı küresel çevre sorunları hava su e toprak kirliliği asit yağmurları küresel ısınma e ozon tabakasının delinmelisidir. Bu sorunlar buzulların eriyerek bazı bölgelerde kara parçalarının su altında kalmasına hayvan ve bitki türlerinin yok olmasına insanlar için yiyecek üretecek alanların azalmasına ve bazı alanların tamamen hiçbir yaşam türünün var olmasına izin vermeyecek şekilde tahrip olmasına neden olmaktadır.

Başlıca küresel çevre sorunları

Asit yağmurları

İçilebilir su kaynaklarının e toprağın kirlenmesine böceklerin ve denizdeki canlı türlerin ölmesine binaların zarar görmesine ve insanlarda anne karnında bebeklerin ölümüne kanser türü hastalıkların çıkmasına neden olmaktadır.

Hava kirliliği: Solunum yoluyla alınan havadaki çevreye zarar veren kimyasalların ve olumsuz diğer parçacıkların bulunmasıyla oluşur. Hastalık ve ölüme yol açabilmektedir.

Su kirliliği: Su tabanlarında içinde yaşayan organizmaların zarar görmesidir. Asit yağmurları gemi ve sanayi atıkları deniz yüzeyine petrolün akıtılması tarımsal ilaçlar vb.

Toprak kaybı ve toprak kalitesinden azalma: Doğal afetler ve insan aktiviteleri sonucunda bölgede yaşayan canlıların ve bitkilerin zarar görmesi toprağın beslenme gücünü kaybetmesidir. Toprağın asitleşmesi tuzlanması aşırı otlatma orman yangınları orman kesimi vb

İklim değişiklikleri: Belli bir bölgede ortalama hava sıcaklığında meydana gelen değişimdir

Küresel ısınma: Yeryüzünde toprak yüzeyi ve okyanus yüzeylerinde ortalama hava sıcaklığı artmasıdır. Başlıca nedeni insan aktivitelerinden kaynaklanan gazların oluşturulduğu sera etkisidir.

Sera etkisi: Karbondioksit metan kloroflorokarbonlar ve su buharının radyasyonu emerek sera etkisini oluşturmasıdır. İnsan eylemleri etkilidir.

Ozon tabakasının delinmesi: Kutuplarda yer alan ve güneşten gelen ultraviole ışınların tutulması sağlayan ozon tabakası insan eylemlerinden kaynaklı kloroflorokarbonların etkisiyle incelmiş zararlı ışınların yeryüzüne inmesi ne olanak verilmiştir.

Küresel çevre sorunları son 20 yıl içersinde en üst seviyeye ulaşmıştır.

İnsan-doğa ilişkisini ve çevre sorunlarının nedenlerini açıklayan yaklaşımlar

Farklı çevre yaklaşımlarının ortak görüşüne göre günümüz çevre sorunlarının nedeni insan aktiviteleridir.

Çevre yıkımının nedenlerini ve çözüm önerilerini açıklayanlar iki ölçüt kullanır

– yaklaşımın dayandığı etik temel

– Çevre sorunlarına önerilen çözümlerde toplumsal ekonomik ve siyasal değişimi benimseme dereceleri

Çevrecilik/radikal Ekoloji:

Herhangi bir kişi yada canlını geliştiği şartlarla çevre organizmalarla çevrelerin arasındaki ilişkileri inceleyen doğa bilimine de ekoloji çevre bilim denilmektedir.

Antroposentrik etik ekosentrik etik:

– Felsefede insan etiği için söz konusu olan değerlerin insan doğa ilişkisine uyarlanmasıdır.

– Natroposentrik etik insanları diğer canlılardan üstün ve eşsiz özelliklere sahip gören bundan dolayı da çevredekileri karşı bir etik sorumluluğunun bulunmadığını çevre sorunlarının teknolojin kullanımıyla çözüleceğini savunan ve tek tanrılı dinlerde geçerli bir anlayıştır.

– Din bu sayede doğanın sömürüsünü meşrulaştırmıştır.

– Ekosentriğin yeniden doğdu Avrupa’da 18 – 19 yüzyıllarda romantizmle Amerika’da ise aşkıncılık akımıyla olmuştur.

Habitat: Bir organizmanın yaşadığı ve geliştiği yerdir.

Çevrecilik yaklaşımları

Yeni malthusculuk:

Yeryüzündeki nüfus artışı ile yiyecek üretimindeki artış arasında orantısız bir ilişki olduğunu nüfusun beslenmesi kirliliğin emilebilmesi için ortak baskı tedbirlerinin alınması gerektiğini vurgular.

Eko-Kalınma:

– Mevcut kalkınma modelleriyle var oluşu sürdürmenin imkansızlığı alternatif ekonomik toplumsal ve siyasal yaklaşım arayışlarının bir ürünü olarak ortaya çıkmış çevre sorunlarının nedenleri yerine etkinleri üzerine odaklanmış merkezi ekonomik ve siyasi gücün zengin fakir uçurumunu yaratan toplumsal eşitsizliğinin doğal kaynakların tüketimine neden olduğunu belirtmiştir.

– Çevresel yıkımlara toplumsal eşitsizlikler neden olmaktadır.

– Bu süreçte iki temel insan tipi vardır.

– Ekosistem inanları var olabilmek için üzerinde yaşadıkları doğal kaynaklara bağlı insanlardır.

– Biyosfer insan ise gelişmiş ülkeler ve elit tabaka bu sınıf içindedir. Uzaktan kaynakları getirtebilecek güce sahiptirler.

Sürdürülebilir kalkınma:

– 1987 yılında dünya çevre ve kalkınma komisyonun yayınladığı rapora dayanmaktadır ve eko kalkınma yaklaşımın eleştirmektedir.

– Ana fikri mevcut kalkınma modellerinin stratejilerinin gelişmekte olan ülkelerde yoksulluğa gelişmiş ülkelerde de çevre kirliliğine neden olduğu yönündedir sadece ekonomik değil siyasi e sosyal sağlık vb kalkınma da gereklidir.

Radikal Ekoloji Yaklaşımları

– Derin Ekoloji: Kökleri 18 – 19 yüzyıldan Avrupa ve Amerika’daki endüstrileşme karşıtı romantizm ve aşkıncılık akınlarına dayanmaktadır.

– Romantizm, aydınlanman akılcılığa karşı sezgisel bilgiyi ve duygusallığı en önemli insan değeri olarak görür

– İnsan-doğa ilişkisinde ekosentrik etiğin ilklerini benimseyen derin ekolojilere göre yıkımın nedeni insandır.

Sekiz temel ilkesi vardır.

– İnsan ve çevresiyle ilgili ilişkisel, bütüncül bir imaj yaratmak

– Tüm yaşam formlarının eşit öneme sahip odluğunu anlatan biyosferdik eşitliği kabul etmek

– İnsan diğer formlar arası mücadeleyi değil, ortak yaşam ve ortak var oluşu gerçekleştirmek

– Sınıfsız bir toplum yaratmak

– Çevre kirliliği ve kaynakların tüketilmesiyle mücadele etmek

– İşbölümünü gerçekleştirerek toplumlarda ekonomik kültürel ve teknolojik çeşitliği geliştirmek ve bunların bütünleştirilmesini sağlamak

– Yerel siyasi otoriteleri güçlendirmek kendine yeterliliği sağlamak merkezsizleştirmek

– Bilimsel değil sezgisel bilgiye dayalı bilgiyi geliştirme

Sosyal ekoloji: Antroposentrik etiğin ilkelerini benimser. Barry Commomer, Andre Gorz, Hohn Clark tarafından geliştirilmiştir

Rasyonel ve bilimsel düşünceyi savunur.

– Günümüz çevresel sorunlarının nedeni kapitalizmin hiyerarşik yapısından kaynaklı insan topluluklarında üretim araçlarını tahakküm araçları olarak kullanılmasıdır.

– Kapitalizmin doğanın insan tarafından sömürülmesi meşrulaştırır.

– Doğa üzerindeki tahakkümü yok edebilmek için öncelikle insanın insan üzerindeki egemenliği yok etmek gerekir.

Ekofemizim:

Çevre sorunlarını kadın sorunları olarak görüp bireysel olarak erkekler değil ama ataerkililik kadın e doğa arasında ilişki kurarak her ikisini de tahakküm altına alır ve sömürür.

Üç grup vardır

– Birinci grup eko feministler kadın-doğa ilişkisinin köklerinde biyolojik ve psikolojik özelliklere vurgu yapar.

– İkinci gruptakiler kadın-doğa ilişkisini ve çevre sorunlarını daha çok sosyal ekoloji çerçevesinde ele alır.

– Üçüncü gruptakiler ise ilk ikisini beyaz, orta sınıf kentli batı kadının doğal ile olan konumuyla ilgilendiği için eleştirirler

Türkiye’de çevre sorunları

– Ekonomik gelişme, kentselleşme ve çevre sorunlarının ortaya çıkışı

– Türkiye’de çevre sorunlarının gelişimi Batı ülkelerinde görülen çevre sorunlarının gelişimine benzer bir yol izlemiştir.

– Türkiye’de 1983’te çevre kanunu çıkmış, 1987’de yeşiller partisi kurulmuştur.

– Türkiye çevre sorunlarına duyarlılık kısıtlı düzeydedir.