Ekim, 2012 için arşiv

SOSYAL PSİKOLOJİ I

Posted: Ekim 29, 2012 in Uncategorized

1. ÜNİTE DERS NOTLARI

• Sosyal Psikoloji’nin alanına en çok Psikoloji ve Sosyoloji girmektedir.
• Sosyal Psikoloji insan etkileşimlerini, bu etkileşimlerin psikolojik temellerini sistematik olarak inceleyen bilim dalıdır. İnsanların diğer insanlar hakkında ne düşündüklerini, nasıl hissettiklerini ve onları nasıl etkilediğini araştıran bilim dalıdır. Sosyal ve kültürel ortamdaki bireylerin davranışlarını ve sosyal ilişkileri inceler.
• Gordon w. Allport’un yaptığı psikoloji tanımı; Sosyal Psikoloji’nin temel olarak sosyal etki çalışması olduğu fikrine dayanır.
• Sosyal Psikoloji “sosyal etki”, “iş birliği ve çatışma”, “sosyal algı” ve “sosyal davranış” lar ile ilgilenir.
• Sosyal Psikoloji bireyin gruba veya grupların bireye etkisi ile ilgilenir.
• Wolder Psikoloji: Wilheim Wundt tarafında geliştirilmiştir. Almanya’da oraya çıkmıştır. Grubun aynı değer ve inançları paylaştığını söyler. Kendi zamanının sosyal ve politik ilgilerini yansıtan bir bakış açısıdır.
• Kitle Psikolojisi: Temsilcisi Gustave Le Bon’dur. Zamanının sosyal ve politik kimliğini yansıtır. Kitleye giren bireyler yalnızken olduklarından daha farklı düşünür ve hareket ederler. Kitle ve grup davranışı bireysel davranıştan farklıdır. Temel görüşü bireysel zihin değil, grup zihnidir.
• Gustave Le Bon tarafında geliştirilen kavram Grup Zihni’dir.
• Sosyal Hızlandırma: Diğer insanların varlığının bireysel performansı arttırdığı süreçtir.
• Trieplet tarafından gerçekleştirilen ilk deney olarak kabul edilen deney Sosyal Hızlandırma’ya yönelik yapılmıştır.
• Davranışçı Sosyal Bilimci olan Allport “Grup Zihni” kavramını reddetmiştir. Grup davranışını anlamak için birey psikolojisini bilmek yeterlidir. Allport’un yaklaşımı indirgemeci ve bireyseldir. Grup bireylerin toplamından daha daha fazla bir şey değildir.
• İnsanların kendi yetenek ve fikirleri hakkında bilgi sahibi olmak için kendilerini diğerleriyle karşılaştırma süreci Sosyal Karşılaştırma’dır.
• Davranışla tutarsız olan tutumların yarattığı psikolojik sıkıntı ve bunun tutumları değiştirmek yönünde yaratığı baskı Bireysel Çelişki’dir.
• ABD’de Sosyal Psikoloji’yi derinden etkileyen K. Lewin, Asch ve Muzaffer Şerif Gestalt Psikoloji’den etkilenmişlerdir.
• Sosyal Bilişsel Yaklaşım 1970’lerin ortalarına doğru çıkmıştır. İnsan zihnini bilgisayar gibi bilgi işleme düzeneği olarak görür. Temel varsayımı sosyal dünyanın çok karmaşık olması ve insan zihninin bu karmaşıklığın üstesinden gelememesidir. Bu yüzden sosyal dünyayı ait bilgisi işlerken kestirme yollar kullanıldığını, bunun da hatalı sonuçlara yol açtığını savunur.
• Bilgi işlemek, zihinsel süreçler Sosyal Biliş yaklaşımının alanına girer.
• Atıf Kuramı: İnsanların sosyal etkileşimde neden ve sonuç ilişkilerini nasıl çıkarsadıklarını açıklamak üzere geliştirilmiştir.
• Nüfus yoğunluğu ve suç oranının arasındaki ilişkinin açıklanmaya çalışıldığı bir araştırmada Korelasyon Yöntemi kullanılır. İki değişken arasındaki ilişki Korelasyon Yöntemi’nin konusudur.
• Doğal Gözlem söz konu davranışı sistematik biçimde gözlemeyi ve kodlamayı içermektedir. Tüm doğal mekanlarda doğal gözlem yapılabilir. Doğal Gözlemde incelenen sosyal davranışa hiçbir müdahalede bulunulmaz. Bu yöntemle sık sık gerçek hayata uygulanabilen denencelerin geliştirilmesini sağlar.
• Doğal Gözlemin Sınırlılıkları: Bu yöntemde çoğu kez sayısal veriler elde edilemez. Genel araştırma sonuçları çıkarılamaz. Sayısal veri elde edilemediğinden standartlaşma sorunu yaratabilir. Gözlemci etkisi araştırma sonucunu olumsuz etkileyebilir.
• Survey Yöntemi ile bir davranışın ya da tutumun bir toplumda ya da belli bir grupta görülme derecesi araştırılır.
• Örn. Lise Gençliğinde uyuşturucu kullanma yaygınlığı nedir, uyuşturucu maddeye yönelik tutumlar nelerdir gibi sorular Survey yöntemiyle araştırılır.
• Survey Yöntemi ile çok sayıda kişiden çok miktarda bilgi toplanabilir. Örnekleme tekniğiyle yapıldığından toplana bilgiden genelleme yapılabilir. Zaman ve maddi kaynakların kullanımı açısından daha tasarrufludur. Veri toplama tekniği anket ve görüşmedir.
• Survey Yöntemi’nin sınırlılıkları: Çok miktarda bilgi toplanır ancak bu bilgi yüzeyseldir. Büyük örneklem ile çalışıldığında çok zaman ve maddi kaynağa ihtiyaç doğar. Araştırma evreni çok geniş ise örneklem oluşturma bir sorun yaratabilir. Survey’de katılımcıların çok çeşitli etmenlerin etkisinde kalarak verdikleri yanıtlara bağlı kalma zorunlulukları vardır.
• Arşiv Araştırması: Geçmişteki bir olguyu araştırmak için kullanılabileceği gibi bir olguya ilişkin tarihsel eğilimi ortaya çıkarmak içinde kullanılır.
• Her türlü yazılı ve görsel materyal, Örn. Halk hikayeleri, gazeteler, romanlar, anılar, tv programları ve video bantlar Arşiv Araştırmasının malzemeleridir.
• Deneysel Yöntemde bağımlı ve bağımsız değişkenler kullanılır. Bağımlı deney değişimlenmez, bağımsız değişken değişimlenir.
• Örn. Şiddet içerikli bir program seyretmenin çocukların daha sonraki davranışları üzerinde etkisinin araştırıldığı bir deneyde bağımsız değişken “tv programındaki şiddet düzeyidir.”
• Laboratuar deneylerinin güçlü yanları: Değişkenler arasında nedensel ilişki kurmak en fazla bu deneyde mümkündür. Kontrolün en üst düzeyde olduğu yöntemdir. Sonuçların kesinliği yüksektir. Deneme-sınama en fazla bu deneylerde mümkündür.
• Laboratuar deneylerinin sınırlılıkları: Yapay ortamda elde edildiğinden burada elde edilen sonuçları gerçek yaşama genellemek zordur. Gerçek yaşamdaki tüm deneyimler laboratuarda araştırmaya uygun değildir. Örn. Korku, nefret ve saldırganlık gibi duygular. Denek olarak insan kullanıldığından sonuçlar insanın ön yargılarından, kişilik özelliklerinden etkilenmektedir. Deneklerin tepkisel davranışlarını engellemek için deneyin amacının saklanması ve deneklerin kandırılması etik sorunu doğurur.
• Sosyal etki, propaganda gibi konular “alan deneyi” ile çalışılır.
• Davranışçı Sosyal Psikolojinin en önemli temsilcisi F. Allport’tur.
• Modern sosyal psikolojide tarihsel başlangıç niteliğinde ilk ders kitabı 1908 yılında yayınlanmıştır.
• Sosyal Psikoloji’de ilk ders kitabını McDougall yazmıştır.
• Manipule edilen değişkenin etkisinin incelendiği değişken bağımlı değişkendir.

2. ÜNİTE DERS NOTLARI

• Bir kişiyle kurulan iletişim süresince algılanan özelliklerin değerlendirilerek o kişi hakkında bir fikir oluşturma sürecine izlenim denir.
• İzlenime dayalı olarak yaptığımız kişilik çıkarımları, uzun zaman geçse bile değişmez. İzlenime dayalı algılarımızı başkalarından sağladığımız bilgilere göre oluşturmaktayız. İzlenim oluşturma sosyal algının ilk basamağıdır. İnsanları tek tek değil belli grupların üyeleri olarak görmekteyiz.
• Bir insanı algılamayı önemli, zor ve öteki canlılardan farklı kılan neden; insanların heyecanları, duyguları, ve kişisel özellikleri gibi içsel durumların çetrefilli ve gözlenemez olduğudur.
• İzlenim oluştururken kullanılan bilgi kaynakları: Roller, Fiziksel İpuçları, Ayırıcı Özellikler, Bağlamın Etkisi.
• Rol Şemalarının özellikleri: Rol şemalarının sağladığı bilgiler fazladır, açıktır, önemlidir, yarattığı çağrışımlar bakımından zengindir ve dikkat çekicidir.
• Örn. Bir insanın milletvekili ya da kabadayı olduğunu bilmek onunla ilgili pek çok bilgi verecek çağrışım sağlayacaktır. Bu izlenimi oluştururken rol şemalarını kullanırız.
• Bebek yüzlü ya da yüzündeki ifade saf olan insanların daha dürüst olduğunu daha güçsüz olduğunu düşünürüz. Bu gibi izlenimlerde fiziksel ipuçlarını kullanırız.
• Kişide ilk bakışta göze çarpan özelliğe ayırıcı özellik denir.
• Bir durumu ayırıcı ve çarpıcı kılan yani ayırıcı özellikleri parlaklık, boyut (çok büyük ya da çok küçük olması), genelden farklı olması, hareket, gürültülü olması ve yeni olmasıdır.
• Ayırıcı özelliğin etkileri: Ayırıcı özellikler daha çok dikkat çeker, ayırıcı özelliğe sahip insanlar, bulunulan toplumsal bağlam üzerinde daha etkili bireyler olarak algılanırlar. Bireydeki ayırıcı özellik bir sosyal grubun özelliğiyse grubun öteki bütün özellikleri kişiye atfedilir.
• Örn. Bir insanın tikinin olması onda dikkat edilecek ilk özelliğidir. Yani ayırıcı özelliğidir.
• Davranışlardan kişilik özellikleri çıkarsama: bir insanı kişilik özellikleriyle tanımlama, onu davranışlarıyla tanımlamaktan daha ekonomik ve kolaydır. Kişilik özellikleri gelecekteki davranışları kestirmede kullanılabilir. Kişilik özellikleri o kişiyle olan ilişkilerin hangi düzeyde tutulacağının önemli bir belirleyicisidir. Kişilik özelliklerini çıkarsamanın entelektüel düzey ve toplumsal nitelikler şeklinde iki boyutu öne çıkar.
Örn: Karşılaştığımız bir kişinin görünüş, davranış hatta mimik ve jestleri gibi görünün özelliklerimden onun nasıl bir insan olduğunu bulmaya çalışırız. Ya da evinin balkonundan kedilere ekmek veren birini gördüğümüzde ona merhamet, yardımsever gibi özellikler atfederiz.
• Gruplama (Sınıflara Ayırma): Gruplama işlemi çok hızlı ve otomatiktir. Grup temelli değerlendirmeler daha yalın ve etkilidir. İnsanları genelde görünüşteki doğal benzerliklere göre algılarız. Biz başkalarındaki ayırıcı özelliğe tepki verirken; çoğu kez onu bir grup veya sınıfın parçası olarak algılarız.
• Zıtlık Etkisi: İlk edinilen izlenime bağlı olarak, sonrasındaki izlenimin daha olumlu ya da daha olumsuz olması durumudur.
• Benzeştirme Etkisi: Çok çekici iki kişi birlikte görüldüğünde; daha az çekici olanın, olduğundan daha çekici olarak algılanması durumudur.
• Toplumsal algının en temel boyutu değerlendirmedir.
• İyilik-kötülük, sevimlilik-sevimsizlik, temizlik- pislik gibi nitelemeler birer değerlendirmedir.
• Ayrı ayrı çıkarsamaları, genel bir izlenim bütünlüğüne dönüştüren mekanizmalar: Değerlendirme, Olumsuzluk Etkisi, Olumluluk Yanlısı, Duygusal Bilgi, Anlam Yükleme, Tutarlılık Yükleme ve Şemalar.
• Olumsuzluk Etkisinin Özellikleri: Olumsuzlar daha dikkat çeker, Olumsuz özelliklere dayalı değerlendirmelere, olumlulardan daha çok güvenilmektedir. Bütünü belirleyicidir. Bir tek olumsuz özellik bütün olumlu özelliklerin üzerine çıkarak kişi hakkında olumsuz izlenime yol açar. Örn. Biri insanın adı çıkacağına canı çıksın deyimi.
• Olumluluk Yanlılığı: Tek tek insanları grup ya da nesnelerden daha olumlu değerlendirme eğilimi.
• Olumluluk Yanlılığı: Biz insanları olumlu değerlendirme eğilimindeyiz. Genellikle insanları olumlu düşünmemizin nedeni, onların çoğu davranışının olumlu olmasıdır. Olumluluk Yanlılığı ve Olumsuzluk Etkisi birlikte işler. Olumsuz bir durumla karşılaştığımızda olumsuzluk etkisi devreye girer.
• Anlam Yükleme: Bir kişi hakkında edinilen her yeni bilgiye yüklenen anlam; o kişi hakkında önceden bilinen bilgilere bağlı olarak değişmektedir. Örn: İyi olumlu özelliklere sahip olarak tanıdığımız birisi ile çevrede kabadayı olarak bilinen birisinin iyi birer judocu olduklarını öğrendiğimizi varsayalım. Birinci kişi için judo biliyor olmak olumlu değerlendirilirken, ikincisinin judo bilmesi onu tehlikeli kılacağından olumsuz görülecektir.
• Halo Etkisi: İyi olarak değerlendirilenler olumlu bir çerçeveye yerleştirilir ve ona hep olumlu özellikler yüklenir. Tersine başlangıçta olumsuz bulunan birisine de olumsuz özellikler yakıştırılır.
• Şema: Başkalarına ait bilgileri genellikle, onların ait olduğu sınıflara ilişkin kalıp yargı ve ön yargıları kullanarak işleriz.
• Şemaların İşlevleri: Karmaşık bilgileri işlemeyi kolaylaştırır. Bilgi işleme hızını arttırır. Ayrıntıları anımsamada yardımcı olur. Bilgilerimizdeki boşlukları doldurur. Yeni bilgiler yorumlayıp değerlendirmede yardımcı olur.
• Yükleme Kuramı: Olayların ya da davranışların nedenlerine ilişkin izlenim oluşturmaktır. Neden sorusunu nasıl yanıtladıklarını bulmaya çalışan kuramdır.
• Yükleme Kuramı: Frithz Heider tarafından geliştirilmiştir. Kurama göre davranışın nedenleri ya çevresel ya da kişisel faktörlere yüklenebilir. Heider’e göre insanlarda iki güçlü güdü vardır. Bunlar dünyayla ilgili tutarlı ve geçerli bir anlayışa sahip olma, diğeri çevreyi denetim altına alma güdüsüdür. Bu güdüler çevrede olup bitenleri kestirebilme ve denetim altında tutabilme ihtiyacından kaynaklanmaktadır.
• Örn. “Bayram değil seyran değil, eniştem beni niye öptü” deyişini davranışa eden olan kuramlardan Yükleme Kuramı ile açıklarız.
• Uygun Çıkarsamalar Kuramı: İnsanların gösterdiği bir davranışın o anki koşullar nedeniyle mi, yoksa kişilik özelliklerinden mi kaynaklandığını açıklayan kuramdır.
• Uygun Çıkarsamalar Kuramı: Bu kurama göre davranışın nedenini anlamak için gerçekleştiği bağlama bakmak gerekir. Bu bağlamda kullanılan ölçütlerden birisi beğenirlik derecesidir. Kişinin yaptığı davranışı özgür iradesiyle mi yoksa durumsal baskılar nedeniyle mi yaptığını bilmek önemlidir. Davranışın kişinin toplumsal rolünün bir parçası olup olmadığını bilmek, davranışın nedenini anlamakta önemlidir.
• Örn. “İyi dost zor günde belli olur” deyişinde uygun çıkarsamalar kuramı mevcuttur.
• Birlikte Değişim Kuralı: Bir şeyin, bir davranışın nedeni olabilmesi için; davranış olurken olması, o davranış olmadığında da olmaması gerekir.
• Davranışa göre Birlikte Değişim Kuramına göre nedensellik yüklemelerinde, bulunurken, tutarlılık bilgisi, belirginlik bilgisi ve yaygınlık bilgisinden yararlanılır.
• Belirginlik Bilgisi: bir durum karşısında gösterilen tepkinin o duruma mı özgü olduğuna yoksa, benzer bütün durumlarda da gösteriliyor olup olmadığına bakılır.
• Yükleme Sürecindeki Yanlılıklar : Temel yükleme hatası, oyuncu- gözlem yanlılığı, yanlış yanlılık bilgisi, kendine hizmet eden yükleme yanlılığı.
• Temel Yükleme Hatası: Bir insanın yaptığı bir davranışı içinde bulunduğu koşullarla değil de onun genel eğilimleri ve tutumlarıyla açıklama eğilimidir.
• Yanlış Yanlılık Bilgisi : Kendi davranış ve fikirlerimizin yaygınlığını abartma eğilimi sürecidir. Örn. “Kişiyi nasıl bilirsin, kendim gibi” deyimi yükleme sürecindeki yanlılıklardan Yanlış Yanlılık Bilgisine örnektir.
• Kendine Hizmet Eden Yükleme Yanlılığı: Başarılardan pay çıkarıp, başarısızlıklardaki sorumluluğu başkalarına yükleme eğilimidir. Örn. Öğrenciler sınavda iyi not aldıklarında bu kendi başarılarıdır. Ama kötü not aldıklarında ya sorular çok zordur ya da öğretmen zayıf vermiştir.
• Bir kişi hakkında ilk izlenimler, o kişiyle arkadaşlık kurulup kurulamayacağını kestirmede daha etkilidir.
• Kişinin baskı altında olmayıp, özgür iradesiyle yaptığı davranış kendisi hakkında daha fazla bilgi vericidir.
• Bir kişiyle ilgili birden fazla izlenimlerin birleştirilmesinde geçerli olan ilke Ortalama almadır.
• Olumluluk Yanlılığı: Tek tek insanları, grup ya da nesnelerden daha olumlu değerlendirme eğilimidir.
• Oyuncu-gözlemci Etkisi: Yüklemenin kişinin kendi hatalı davranışını değil de başkasının hatalı davranışını açıklamada kullanmasına denir.
3.ÜNİTE
Sosyal biliş,toplumsal dünyaya ilişkin bilgileri yorumlama analiz etme biçimimizdir.

SOSYAL SINIFLAMA
insanları ortak özelliklerine göre gruplara ayırma işidir.araştırmalar sınıflandırmaların belirli bir prototipe göre yapıldığını gösteriyor.sosyal sınıflamalar ilk olarak fiziksel özelliklere göre yapılır.zihnimizde birçok sınıflandırma hazır olarak bulunur ve bunları oluştururken zaman harcamayız.

SOSYAL BİLİŞ VE ŞEMALARI KULLANIMI

Şemalar belli bir düzene sahiplerdir, soyut ve somut özellikler taşırlar.

Şemaların Avantajları
Şemalar bilgiyi kullanmamıza yardımcı olurlar.
Şemalar anımsamamıza yardımcı olurlar.
Şemalar bilgi işlemeyi hızlandırırlar.
Şemalar otomatik yargıda bulunmaya yardım ederler.
Şemalar bilgileki boşlukları doldururlar.
Şemalar yorumlamaya yardımcı olurlar.
Şemalar beklentiler oluşturur. Şemalar duyuşlar içerir.

Kalıpyargılar
Kalıpyargı birçok ayırt edici özelliğe dayanan şema türüdür.kalıpyargılar,birisi hakkında karar verirken güvenilir bilgilerden çok dayandığımız yorumlardır. Kalıpyargıları Harekete Geçiren Faktörler Kahpyargıları harekete geçiren en önemli faktör tartışmasız dış görünüştür.Çünkü hepimiz kişilerden içinde bulunduğu sosyal grubun özelliklerini dış görünüşlerine yansıtmalarını bekleriz.

Kalıpyargısal Düşünmenin İşlevleri
Cinsiyet bilgisi sıkça kalıpyargılar üzerine kurulur.

Kalıpyargılar sıkça yanıltıcı ilişkiler üzerine kurulur.

Kalıpyargılarla düşünme daha çok güçlünün özelliğidir.

ZİHİNSEL KISA YOLLAR
Zihinsel kısa yollar,kişinin en kısa yolu seçerek karar vermesi üzerine kuruludur.çok az düşünce gerektirir.Kalıp yargılar zihinsel kısa yolların bir örneğidir.Hızlı karar almamızı sağlayan zihinsel kısa yollar,birçok bilgiyi gözardı ettiğimiz için yanlış
sonuçlara varmamıza neden olabilir.

Temsililik kısa yolu ;İnsanların bir yoplumsal sınıfın üyesi olmasına,o sınıfın prototip özelliklerine uyup uymadığına bakılarak karar verilmesidir.

Bilinirlik kısa yolu ;kolayca anımsanabilen örneklerin veya anımsadığımız bilgilerin karar vermede etkili olması durumudur.

Simülasyon kısa yolu ;bir durum karşısında karşı taraftan beklenen ilk tepki simülasyon kısa yolu ile karar verme tekniğidir.

SOSYAL BİLİŞTE HANGİ ŞEMA NE ZAMAN KULLANILIR ?
Çevre
Farlılıklar
Roller
Öncelikler
İpucu Verme
Önem
Bireysel Farklılıklar
Amaçlar

4. ÜNİTE
SOSYAL ETKİ VE SOSYAL GÜÇ

KÜLTÜR
Kültür: doğanın veya tanrının yarattıklarına karşılık; insanın yaşayarak yarattığı, öğrendiği, öğrettiği, geliştirdiği ve aktardığı maddi-manevi herieye verilen genel ad.

Kültürleme: bir topluma ait kültürü, o toplumun üyelerine kazandırma sürecidir.

Kültürlenme: farklı gruplara ait bireylerin biraraya gelerek yarattıkları etkileşim sürecine verilen ad.

Kültürleşme: iki ya da daha fazla farklı kültürün etkileşime girmesi.

UYUM
Uyum; bir kişinin inanç, değer ve davranışlarını grup standartlarına göre değiştirme eğilimidir.

Muzaffer Şerifin, yaptığı ışık deneyinde gruba uyma ve grup normlarının sürdürülmesi incelenmiştir.
Asch’in yaptığı çizgi deneyinde de aynı şekilde gruba uyma ve bunda akran baskısının etkisi incelenmiştir.

UYUM DAVRANIŞININ NEDENLERİ

Bilgisel etki(doğru davranma isteği)
Diğer insanların davranışlarının yararlı bilgiler içerdiği düşüncesine bilgisel etki denir. Gruba ve grup bilgisine güvenimiz arttıkça uyum davranışımız da artar.

Normatif etki (beğenilme isteği)
Ödül kazanmak veya cezaları ortadan kaldırmak için uyum sağlamaya normatif etki denir. Kişisel görüşümüz değişmese de, toplumda kabul görrne adına, davranışlarımızı değiştirebiliriz. Bu noktada davranışların değişmesi bilişsel uyumsuzluk duygusu yaratabilir. Bu duygu tutarsız davrandığımızı farkettiğimizde ortaya çıkar.
insanları uyum davranışına iten sebepler şu şekilde de sıralanabilir;

Grubun büyüklüğü
Uyum davranışının artmasında grubun büyüklüğünün îtkisi vardır. Asch’in deneyinde 2’den 15’e bireylerin ılduğu gruplarda yapılan araştırmada, grup büyüklüğü ırttıkça uyum davranışının arttığı gözlenmiştir.

Grubun bütünlüğü
Gruptaki görüş birliği,ittifak hali uyum davranışını tetikler.Grup içinde uyumsuzluk yaratan üyenin prestiji,güvenilirliği,bilgi seviyesi uyum düzeyini etkiler.

Grubun Vaadi
Grup ve üyeler, arasındaki bağın gücü de uyumu etkiler. Vaat, bireyi grup içinde tutmaya yarayan olumlu ve olumsuz güçlerdir.

Bireycilik isteği
Kişilerin, grupla birlikte hareket etme veya tek başlarına öne çıkma istekleri uyum davranışını etkiler. Bireyci kişiliği olanlar daha az uyurn davranışı gösterirler.

Azınlık etkisi
Çoğunluğa uyma davranışı temel kalıplardan biridir. Fakat etkili ve istikrarlı bir azınlık davranışı çoğunluğun görüşünü de etkileyebilir. Bu etkileme azınlığı çoğunluk haline getirebilir.

İTAAT
insanlar bazen isteklere sorgusuz uyarlar. Bu davranışı Ellen Langer dikkatsizlik olarak tanımlar. Alışkanlıklarımız dışında, genelde, bizden nedeni olan birşeyler istendiğinde buna uymak zorunda kalırız.

insanları etkileme yolları

Ödül
İnsanlara iatediklerirnizi yaptırmanın yollarından biri onlara ödül vermektir.

Baskı
Baskı, fiziksel güç veya ceza tehdidi gibi seçenekler içerir.

Uzmanlık
Özel bilgi, uzmanlık, deneyim bireyleri etkilemede önemli güç kaynaklarıdır.

Bilgi
Bazen, bizi etkilemeye çalışan kişi uzman olmasa bile onu dinleyebilir. Çünkü bizi etkilemek için bizi bilgilendirmeye çalışmıştır.

Yasal otorite
Bazı durumlarda, bir kişi diğerine nasıl davranması gerektiğini söyleme hakkına sahiptir, sosyal roller, yasa! haklar ve sorumlulukları dikte edebilirler.

Acizliğin gücü
Bir konuda yetersiz olan bireye yardım etmek o bireyi etkilemenin önemli bir yoludur. Virginia Richmond ve James McCroskey’in yaptıkları araştırmada baskıcı öğretmenin etkileme gücünün arkadaşlık bağı kuran öğretmene göre daha zayıf olduğu görülmüştür.

Boyun Eğdirme Taktikleri

Önce küçük, sonra büyük rica
Uyumu arttırmanın önemli bir yolu, önce küçük sonra büyük bir istekte bulunmaktır. Freedman ve Fraser’m araştırmasında önce küçük istekte bulunulan kadınların daha sonraki büyük isteğe uyma davranışı küçük isteği kabul etmeyen kadınlara göre 3 kat daha fazladır.

Önce büyük, sonra küçük rica
Birinden önce çok büyük, kabul edilmeyince küçük bir istekte bulunmak, küçük isteğin kabulünü tetikler. Bir çalışmada deneklere, toplumsal bir çalışma için gönüllü olup olmayacakları sorulur ve bu çalışma için çok vakit ayırmaları gerektiği de bildirilir. Neredeyse tüm denekler teklifi redderler, bunun yerine daha küçük zaman dilimlerinde sorumluluk almaları önerildiğinde deneklerin yarısı bunu kabul eder. Aynı çalışmada; başka bir gruptan küçük isteklerde, bir diğer gruptan ise seçenekli isteklerde bulunulur. Bu isteklere cevap oranı, ilk grupta %50,ikinci grupta %17,üçüncü grupta %25 olarak görülmüştür.

Giderek artan ricalar
isteklerin bireylerden sırayla talep edilmesi kabul edilme oranını arttırır.

Sadece o değil
Bu teknik en çok pazarlama alanında görülür.Satılacak objenin özellikleri sayılır,son olarak eklenen \.sadece bunlar değil,bu özelliği de var.’ cümlesi teklifin kabul edilme oranını arttırır.

Sıradışı istek
Sıradışı istekler, klasik refleksler yerine düşünme davranışını tetikler, bu durumda kabul edilme oranını arttırır.

DIŞ BASKIYA DİRENME
Dış baskı genelde boyun eğme davranışını arttırıyor ama bazen çok fazla baskı, kişinin beklenenin tam tersini yapmalarına sebep olabilir. Buna tepki denir. Ilımlı baskılar güçlü yapılan baskılara oranlar daha fazla uyum davranışı sağlarlar.

OTORİTEYE BOYUN EĞME
istemesek bile bizden yapmamız istenen davranışı yerine getirmemiz boyun eğme olarak adlandırılır. Boyun eğme,yasal otoritenin baskı uygulayabileceği inancına dayanır.Fakat otoritenin etik olmayan emirlerini uygulamak da otorite suçu olarak adlandırılır.

Milgram deneyleri
Stanley Milgram’in 60larda yaptığı deneyde otoriteye itaat davranışını incelemiştir. Deneyde bir öğrenci bir kelime çiftlerini sayacak, bir öğretmende yan odada öğrencinin yanlışlarında elektrşk şoku vererek onu cezalandıracaktı. Elektrik şokunun voltajı arttıkça öğretmen durumdan rahatsız oluyor fakat bir deneyde olduğunu bildiğinden karşı çıkarmayıp elektrik vermeye devam ediyor.

Bu araştırmada Milgram şu sonucu çıkarıyor; normal insanlar otoritenin gücüne maruz bırakıldıklarında yıkıcı davranışlar sergileyebilirler.

Bunun yanısıra otoriteye direnme davranışının sebepleri şöyle sıralanabilir:
Kurbanın çektiği ızdıran otoriteye boyun eğmeyi engeller.

Kurbanın çektiği ızdırabın sebebi olarak kendimizi görmemiz itaati engeller.

Benzer karşı çıkışların varolduğunu bilmek direnmeyi tetikler.

Bireylerin otorite altında yatan sebeplerin araştırılması konusunda yüreklendirilmesi de itaati engeller.

KODLAMA YOLUYLA EZBER *ARA SINAV*

Sosyal psikoloji = Zihinsel Süreçler = Bilişsel Psikoloji Kuramı

Çevredeki olayları , ilişkileri anlama ve bilme = Sosyal Algı

İzlenim süreci = En az etkili = İç tutarlılık

Sosyal sınıfların özellikleri = İnançlar = kalıp Yargı

Birey =grup yada nesnelerden daha olumlu = Olumluluk Yanlılığı

Birey = Toplumsal dünya = Bilgi, yorum , analiz ve kullanma = Sosyal Biliş

Benzeştirme=Güzelin yanındakinin daha güzel görülmesi

Neden olan değişken = Bağımsız değişken

Zihinsel Kısa yollar =Bilinirlik = Kolay anımsanan bilgi = Karar vermede esas alınması

Davranışlar =Standartlar ve Kurallar Sistemi = Normlar

Birey = En fazla ödül , en az ceza = Araçsal İşlev

Aşk =Ortaya çıkışı ve kayboluşu ani

Bireyler =Düşünceler ve davranışlar = Kıyaslama = Sosyal karşılaştırma kuramı

Daha az yalnız kalma riski = Evlilik dışı birlikte yaşam

Sıkıntılarını anlatan birini dinleme = Alturistik bir davranış

Yardım düşüncesi = İnsan doğasının genetik ve geçerli bir parçası = Sessiz olay yaratanı =Evrim Görüşü

Yardım etme davranışı = en az etkili faktör = Normlar

Görev gereği şiddet uygulama = özgeci Saldırganlık

İnsandaki saldırganlık iç güdüleri = rekabetçi sporlarla uğraşma = içgüdüleri boşaltma= Etolojik Yaklaşım

Kendine güvensiz birey = İnternet aracılığıyla arkadaş bulma çabası = Benlik Koruyucu İşlev

Bir meta = ne kadar tercih edildiğinin saptanması = Survey Araştırma Yöntemi

Sahip olunan ortak ilgi ve tutum = Sosyal Bütünleşme

“Bir insanın adı çıkacağına canı çıksın “sözü = Öncelik etkisi

Saldırganlık tanımlaması = Vazgeçilmez faktör =Niyet

Toplumun kültürünü toplum bireylerine aşılama , kazandırma süreci = Kültürleme

Bir çok seyircinin varlığı = Yardım yoksunluğu = Latane ve Darley

Aynı kandakilere yardım =Sonraki nesile aktarılan genler =eşsiz olacağı düşüncesi = Akraba Seçimi prensibi

Kişiyi “iyi” yada “kötü” sınıflandırma = Diğer özellikleri bu sınıflandırmaya göre algılama =Halo Etkis

Önyargılar = Sosyal Psikolojinin konularından biri

Bir bireyin toplumsal sınıf üyesi olması = Sınıfın prototipine bakarak karar verme eğilimi = Temsili Kısa Yol

Davranışve İnançlar = Grup standartlarına göre değiştirme eğilimi = Uyum

Birey = istenilenin tam tersi davranış =Tepki

Müşteri = Vazgeçme anı = Mala ilişkin promosyonu bildirmesi = Sadece o değil Tekniği

Bireyin bakımının üstlenilmesi = Önem verilen bir birey olduğunun hissettirilmesi =Bakım Fırsatı

-Çocuktaki bağlanmanın bir özelliği = Çocuk ile anne arasında çift yönlü olması

-Belli bir kişi =Her ay belli miktar para yardımı = Özgeci Davranış

-Egoistik Yardımlaşma Olgusu = Auguste Comte

-Öğretmenin bir öğrencisni sürekli olarak önemsemediğini göstermesi = Pasif Saldırganlık

-Gruba uyma oranı = Amerika ve Türkiye’deki bireyler arasında farklılık olup olmadığı merakı = İzlenecek yol =Kültürlerarası yaklaşım

-İzlenim oluşturma amacı = Bilgileri kullanma süreci =Atfetme

-Bireyin işe verdiği önem ve değer = Pozitif durumlar ve memnuniyetler= İş tatmini

-Kuşlar sürüyle uçar sözü = Benzerlik çekiciliği artırır.

-Bireyin kendi korkuları = Aynı duyguyu yaşayan başka insanlar = Kıyaslama için onlara yaklaşma =Sosyal Kıyaslama Kuramı

-Herkesi aşırı rekabetçi olarak algılama =Saldırgan davranışla ilişkilendirme olasılığı yüksek =A tipi Kişilik

-Kalıpyargısal düşünmenin temel niteliği =Çabuk olması

-Bireyin kendi davranış ve düşüncesinin yaygınlığını abartma eğilimi =Aldatıcı yaygınlık

-Ödül alma ve cezadan kurtulma isteği = Normatif Etki

-Doğru ve adaletli bir performans derecelendirme sistemi = Oluşan tatmin =Ödüllendirme sistemi

-Yalnızlığın “Duygusal” ve “Sosyal” yalnızlık olarak birleştirilip ayrı ayrı incelenmesi =Weiss

-Başarısı takdir edilen bireyin kendini değerli görmesi =Bağlanma duygusu

-Yetişkinlerin yaşadığı romantik aşklar = Bağlanma kuramı

-Ebeveynin çocuğa karşı reddedici ve içtenlik dışı olması =Kaçınan bağlanma

-Çok iyi performansa rağmen terfi alınmaması =Yönetici hakkında kötü dedikodular yayılması =Engelleme-Saldırganlık Yaklaşımı

-Sosyal Psikoloji =İlk kez ders kitabı olarak yayımlanması =1908

-“Modern Sosyal Psikoloji”de davranışı açıklamaya yönelik kuramlar=Güdüsel , Davranışcı ,Bilişsel Yaklaşım

-Bir kişi hakkında genel yargıya varma çabası =Değişik bilgileri bütünleştirme süreci =İzlenim oluşturma

-Bilgisel etkiye dayanan uyum eğilimimiz “Grubun bilgisine ve kişinin kendi kararına ne kadar güvendiğine” dayanır.

-Tutumlar ve davranışlar arasındaki ilişkileri kısıtlayan etkenler =Çevresel , Tutum dışı etkenler ve Ölçüm Hatası

-Daha az yalnız kalma riski =Evliler

Yakın İlişkiler = Sağlanan güvenlik ve rahatlık duygusu =Bağlanma

Uyarılmış psişik enerjinin harcanması = Sistemin tekrar psikolojik denge durumuna dönmesi = Katarsis

FELSEFE DERSİ

Posted: Ekim 29, 2012 in Uncategorized

ARA SINAV ÖNCESİ KISA KISA NOTLAR

- Sokratese göre irdelenmeyen hayat yaşamaya değmez.
- Doğurtma : sokratesin sorgulama yöntemine denir.
- Russele göre sorma,sorgulama, merak etme alışkanlıkları olmayan insan : adetlerin ve alışkanlıkların tiranlığında yaşayan bir varlıktır.
- J.s. mile göre insan : keyifsiz bir insan yaşamından memnun bir hayvan olmaktan iyidir,Ve mutsuz bir Sokrates olmak halinden memnun bir budala olmaktan iyidir
- Metafizik :genel olark varlık konusu ile ilgilenir
- Etik : ahlak anlayışını ele alır
- Epistemoloji : bilginin yapısını ve konularını sorgular
- İnsanı diğer canlılardan ayrı kılan özellik : dünyayı açıklama ve anlamlandırma çabasıdır.
- Sanatçı : duygularından hareket ederek maddeye anlam katmaya çalışır.
- Bilim,sanat,din .felsefe.dünyayı anlamada ve anlamlandırmada.algısal deneyimlerle yetinmezler
- İrdelenmeyen hayat yaşamaya değmez : ernst cassirer
- İnsan üstüne deneme kitabı : ernst cassirer
- Logos kavramı : akıl.mantık.söz.bilim kavramlarını içerir
- Etiğin konusu : ahlak anlayışının iyi yaşamın ne olduğunu inceler
- Din : dünyanın gizeminin sonsuz bir yaratıcı yada varlıkta bulunabileceği temelinde dünyayı anlamlandırmaya çalışır,
- Mitos ve logos : eski yunanda ilk felsefecilerin coğunlukla gözlemden ve çeşitli akıl yürütme tekniklerinden yararlanması sonucu kavramlar arası karşıtlığı gösterir
- Bilim : olaylar arasında yasalara ulaşmaya çalışan genel nesnel ve evrensel özelliklere sahip olan bilgi dalıır.
- Logos : eski yunanda akıl bilim mantık söz gibi anlamları içeren kavramdır.
- Doksa : platona göre gözlemler yoluyla ulaşılan duyusal dünyanın değişenlerin bilgisidir
- Episteme : platona göre akıl yoluyla ulaşılan tümellerin değişmeyenlerin tanımsal bilgisidir
- Temsil epistemolojisi : öznenin zihinsel yapısının nesneyi doğru temsil edebilme güçünü merkeze alır
- Descartese göre bilginin kaynağı : akıldır..ve doğru bilgiye ulaşmada şüpheyi yöntem olarak kullanmıştır
- Düşünüyorum o halde varım sözü : descartese aittir
- J Locke göre insan zihni:insan zihni doğuştan boş bir sayfa gibidir bu sayfa deneyimler tarafından doldurulur bunlar algı verileridir
- Bilgi kavramını akılcı yöntemlerle cözümlemeyi ve tanımlamayı ilk deneyen kişi:platondur.
- Theaetetus adlı eser : platonun eseridir.
Analysis dergisi : edmund gettier in dergisidir.gerekçelendirilmiş doğru inanç bilgimidir makalesini yazmıştır.
- Descartese göre en sağlam bilgi türü : matamatiksel bilgidir.
- Epistemolojide tümellere önem veren filozof : platondur
- Deneyimci felsefeye göre insanın sahip olduğu bilginin kökeni : duyu verileridir
- Nesnelerin zihinden bağımsız olduğunu savunan bağımsızlık ve süreklilik
- Nesnenin ve öznenin geleneksel epistemolojik sırasını değiştiren düşünür: 1. kanttır
- Platona göre akıl yoluyla ulaşılan bilgi : değişmeyen tümellerdir
- Usculuk : bilginin duyu verileri.algı dışında da kaynakları olduğunu savunan felsefe
- Hume a göre deneyimle kazanılan olgusal bilgi ve idealarımız arasındaki ilişkilerden ortaya çıkan bilgi dışında kalan ve saçma olan bilgiler : metafizik bilgilerdir.
- Distrübitif kavram : bir gurubu oluşturan üyelere uygulanan kavramdır..örneğin :asker
- Kollektif kavram : bir gurubun üyelerinin tümüne uygulanan kavramdır.
- Bileşik önerme : birden çok yargı bildiren önermelerdir.
- Bileşen : önermelerin her birine bileşemn denir
- Çıkarım : önermelerin sonucudur
- Totoloji : bir önerme tüm değerlemelerde doğru değerini alıyorsa totolojidir – çelişme : tüm değerlemelerde yanlış değerini alıyorsa çelişmedir
- Tutarlı önerme : önerme en az bir değerlemede doğru değerini alıyorsa tutarlıdır
- Sadece hiçbir şey bilmediğimi biliyorum sözü : Sokrates e aittir organon adlı eser : aristotelese aittir mantık konusundaki çalışmalarını içerir
- İçlem kaplam : kaplam artarsa içlem azalır içlem artarsa kapkam azalır ..düz orantı değil ters orantı vardır
- İçlem fazlalığı: ayrıntı fazlaysa içlem fazladır
- Geçersiz önerme:önçüller doğru sonuç yanlışsa önerme geçersizdir
- Orta terim::her iki kıyastaki ortak kelime
- Mantık yanlışları : döngüsel akıl yürütme,genel kanıya başvurmak
- Estetik : var olan bilgilerimizi kullanarak yeni bilgilere ulaşmamızı sağlayan düzgün akıl yürütme biçimlerinin bilimi
- Bir kıyasta küçük terim : sonuç önermesinin öznesidir
- Ön bileşeni değillemek : biçimsel bir mantık yanlışıdır.
- Adcılık : sadece tikel nesnelerin varlığını savunan görüştür
- Gerçekçilik : tümellerin gerçek olduğunu savunan düşünce gerçekçiliktir
- Thalese göre gerçekliğin yapısı : thalese göre gerçekliğin yapısını su oluşturur
- Aristoya göre tümel ve tikel arasındaki ilşki : aristoyaa göre tümel form olarak tikelin ayrılmaz bir parçasıdır
- Platonun duyular hakkındaki görüşü : duyular dünyadaki varlıklardan bağımsız biçimde düşünülür.
- Sadece tikel nesnelerin varolduğunu düşünen aşırı adçılara göre tümellerin varlığını savunma nereden kaynaklanmaktadır : dilin yanlış anlaşılmasından
- Platon her konuda güvenilir bir bilgiye ulaşılabileceğini hangi gerekçeye dayandırır : akıl düşünülür dünyanın nesnelerini kavayabilir
- Qine özdeşlik olmadan varlık olmaz sözüyle neyi destekler : varlık kavramı özdeşlik kavramına dayanır
- İçkin gerçekçilik : aristotelesin tümellerin ancak tikellere bağlı olduğunu yada tikellerin içinde var olabileceğini savunduğu görüştür
- Mantıkçı pozitivizim : felsefenin gerçeklik hakkında bilgi sunmak gibi bir işlevi olamaz bu işlev bilime düşer
- Bilimsel devrimlerin yayapısı adlı kitap : kuhn un kitabıdır
– Paradigma : bilim insanlarının varsayımlarını ve yöntemsel sınırlarını ortaya koyan kavramsal cerçevelerdir
– Evrensellik : bilimsel kuramların geçerliliğinin tüm zamanlarda ve bölgelerde geçerli olması durumudur
– Bilim kuramının iyi yada değerli kılan temel nitelik .doğrulanabilirlik değil .yanlışlanabilirliktir düşüncesini savunan düşünür : K.poper dir.
- Mantıkçı pozitivistlere göre bilimin ilerlemesi nasıldır : pozitivistlere göre bilim birikerek ilerler.
– Doğrulanabilirlik ve yanlışlanabilirlik kavramlarının incelenmesi hangi görüşle olmuştır : quine-duhem görüşü
- Mantılçı pozitivistlere göre önerme doğrulanabilir olmalıdır.
-Popere e göre her yanlışlamanın bize faydası : popere göre her yanlışlama bizi doğruya götürür.
– Yanlışlanan kuramların yerine cesur kuramların önerilmesi ile bilimsel kuramların geliştiğini savunan düşünür : poper dir.
- Bilimsel doğrulama ve yanlışlamanın bilim insanlarının yorum ve seçimlerinden bağımsız olarak gerçekleştirilemeyeceğini savunan düşünce : quine-duhem tezidir
– Mantıkçı pozitivistler tarafından bilimsel olanla metafizik olanı ayıran ölçüt : doğrulanabilirlik ilkesi.dir.
– Sınanmaya ve test edilmeye her zaman açık olmayan bilgi : metafiziktir
– Yeni bilim adlı eser : g.vico nun eseridir
– Marksist gelenek içinde doğan eleştirel yaklaşıma göre bilim ve teknoloji : bilim ve teknoloji ideolojik bir karaktere bürünmüş ve insanı köleleştirmeye başlamıştır.
– Sosyal bilimlerin genel yasalara ulaşamamasının nedeni : konusu içine giren fenomenlerin birer doğal tür olmayışıdır.
– Yeni organon adlı eser : Bacon un eseridir. Ona göre bir bilim insanının zihnini kaplayarak doğru bilgi elde etmesine engel olan dört tür idol vardır:kabile.mağara.market.tiyatro
– Dilthey e göre doğa bilimlerinin yöntemi ile tin . insan bilimlerinin yöntemi nedir : doğa bilimlrinin yöntemi açıklamak. Tin .insan bilimlerinin anlamak yorumlamaktır
- Yorumculuk : insan davranışlarını anlamak için kültür ve değerler sistemini anlamak gerektiğini savunan görüştür.
- Sosyal bilim yasalarını yalnızca bir yorum aracı olarak gören düşünce kime aittir : max weber
Frankfut okulu eleştirel yaklaşımın temsilcileri : h.marcuse.t.adorno.m.horkheimer.j.habermas
- Bilimsel bilginin somut ve gözlenebilir olması nasıl bir özellikte olduğunu gösterir: nesnel
- Bilimsel kuramda değer yargılarının hem kuruluş hemde gerekçelendirme aşamasında etkili olduğunu savunan düşünür : t.kuhn dur
- Bir alanın bilimsel olabilmesi için kesin bilgiler ve genel yasalar elde edilmesi gerektiğini savunan yaklaşım : doğalcı yaklaşımdır.
- Bacon a göre bilim insanının doğru bilgi elde etmesini engelleyen onun zihnini kaplayan ve bozan kavram : idol dür
- İnançlar : sosyal bilimlerin konusu olmazlar
- Hempel in sosyal bilimlerde getirmiş olduğu açıklama modelinde insan için kullanılan insan : rasyonel insan dır
- Philosphia : bilgeliği sevme.
- Metafiziğin aradığı sorulardan biri : evrenin bir başlangıcı ve sonu varmıdır.
- Filozof yaşamı sorgulamayı nasıl gerçekleştirebilir.akıl yürüterek
- Zihnimizdeki bağımsızlık ve süreklilik ideasının kaynağını epistemolojik açıdan aydınlatmak isteyen deneyimci filozof : hume.
- İnsan insandır önermesi mantık ilkelerinden hangisine örnektir : özdeşlik ilkesi.
- Bilgi duyu verileri, algı dışında da kaynakları olduğunu savunan felsefe : usculuk.
- Quine özdeşlik olmadan varlık olmaz sözüyle neyi destekler : varlık kavramı özdeşlik kavramına dayanır.
- Platona göre doksa : duyusal dünyanın değişenlerin bilgisidir.
- Mantıkçı pozitivistler tarafından bilimsel olanla metafizik olanı ayıran ölçüt : doğrulanabilirlik ilkesi
Bir düşüncenin bilgi olabilmesi için inanç .doğruluk ve gerekçelendirme koşullarını öne süren düşünür : platondur.
Bacon a göre bilim insanının doğru bilgi elde etmesini engelleyen onun zihnini kaplayan ve bozan kavram : idol dür
Diltheye göre doğa bilimlerinin yöntemi ile tin bilimler inin yöntemi : doğa bilimlerinin yöntemi açıklamak tin bilimlerinin anlamak.
Bilim ve teknolojinin ideolojik bir karaktere büründüğünü ve insanı köleleştirmeye başladığını savunan yaklaşım : eleştirel yaklaşım
Bir alanın bilimsel olabilmesi için kesin bilgiler ve genel yasalar elde edilmesi gerektiğini savunan yaklaşım . doğalcı yaklaşım.
Bilimsel bilgide bulunmaması gereken özellik : öznellik.
Sosyal bilimlerde genel yasaların elde edilmesi çokta istenilen bir durum değildir çünkü açıklayıcı fonksiyonları yoktur görüşünü savunan : max weber.
Bir düşüncenin bilgi olabilmesi için inanç .doğruluk ve gerekçelendirme koşullarını öne süren düşünür : platon.
Filozof yaşamı sorgulamayı nasıl gerçekleştirebilir : akıl yürüterek.
Zihnimizdeki bağımsızlık ve süreklik ideasının kaynağını epistemolojik açıdan aydınlatmak isteyen filozof : hume.
Aristoya göre tümel ve tikelin arasındaki ilişki : tümel form olarak tikelin ayrılmaz bir parçasıdır.

ÜNİTE 1

FELSEFE NEDİR ?
Felsefe yunanca bir kelime olup bilgelik sevgisi anlamına gelir.felsefenin insana kazandırdığı bilimsel durumun veya hayata bakışın algı,gözlem yoluyla bilgi edinmek ve bilgi biriktirmekten oldukça farklı bir düşünsel duruma işaret ettiğidir. BATI FELSEFESİNİN KAVRAMI VE LOGOS KAVRAMI hayvan ölü canlı sadece görür fakat insan görür ve ölüm fik…ri karşısında merak ve kaygı duyar.felsefe yalnızca insanın üretebileceği düşünsen ürün ve başarıdır.insan doğayı anlamaya ve anlamlandırmaya çalışır.bu çabayı bilim,sanat,din,felsefe aracılığıyla gerçekleştirir.batı felsefesi tikel açıklamalarla karşı gelen ve evrensel açıklamaların ortaya çıkmasıyla başlamıştır.bu karşıtlığa mitos logos karşıtlığı diyebiliriz.ilk felsefesiler gözlem ve çeşitli akıl yürütme tekniklerine başvuruyorlardı. Logos : bugün psikoloji,sosyoloji,deontoloji,oftalmoloji gibi birçok bilim dalının eki durumunda bir kelimedir. Mitos :(söylence) mitoloji kelimesi mitosun bilimi anlamındadır SOKRATÇI ANLAYIŞ Sokrates yaşamı boyunca hiç yazılı eser üretmemiştir.özellikle platonun diyaloglarından Sokrates in düşünceleri net biçimde ortaya konur.sorgulama yöntemine DOĞURTMA YÖNTEMİ adı verilir.Sokrates in amaçlarından biri de insanların bilmediklerinin farkında olmadan yaşadıklarının sonuçlarını göstermektir.bu yüzden İRDELENMEYEN HAYAT YAŞAMAYA DEĞMEZ demiştir.ve felsefe meyvelerinin ve başarılarının ne olduğu tam belli olmayan bir disiplindir. RUSSELL VE MİLL FELSEFENİN DEĞERİ ÜZERİNE Russell e göre insanlar bedensel gereksinimlerini tam karşılamanın en önemli yaşamsal hedef olduğunu düşünmeye eğilimlidirler.russelle göre felsefi yani özgür bir zihin tutsak bir zihinden farklı olarak ve metaforik olarak ifade edersek neredeyse tanrısal bir nitelik kazanır.felsefeciler olaylara çok yönlü ve çok boyutlu bir durumla yaklaşırlar.felsefi sorgulama bize insan olarak var olmamın açısından önemli bazı nitelikler kazandırır.felsefi bir çabaya girmek ve sorgulanmayan şeyleri sorgulamak ciddi bir zihinsel uğraş ve çaba gerektirmektedir.MİLL e göre felsefe yaparak yaşayan bir insan hiç düşünmeden ve sorgulamadan yaşayan bir insanın yaşadığı tüm hazları bilir ve istese yaşayabilir.bir insanın tıpkı bir hayvan gibi fiziksel zevkler tarafından belirlenen bir yaşamı tercih etmesi mümkündür.ancak geliştirilmiş zihinsel işlevlerimizin bize aslında ne kadar güçlü bir doyun ve mutluluk verdiği de bir gerçektir. FELSEFENİN 3 FARKLI BOYUTU eleştirel boyutu : Sokrates kafasında belli yanıtlar ve çözümler listesiyle insanlara yaklaşmamıştır.onun amacı insanların zihinsel uyuşukluklarının üzerine gitmek ve kavramlarını,inançlarını,önyargılarını gözden geçirmeye zorlamaktır.Nietzschenin mutluluk kavramı da bu eleştirel duruştan nasibini almıştır.mutluluk gündelik yaşamımızda kullandığığımız anlamından farklı olarak insan hayatını aktif olarak yaşama gücüdür.mutluluk yozlaşmış ahlaki değerlere başkaldıracak kadar güçlü bir duruşa sahip olup kendi değerlerini yaratabilme başarısıdır. Çözümleyici boyutu : felsefecilerin kritik işlerinden bazıları çözümleme kategorisi kapsamında incelenebilir.kavramların et hale getirilmesi kavramlar arası ilişkilerin ortaya konulması akıl yürütmelerin mantıksal yapısının irdelenmesi ve gerçekleştirme zincirlerinin sağlamlığının sınanması.çözümleyici işlev logos un kullanımının etkileyici örneklerinden biridir ve felsefenin önemli bir boyutuna karşılık gelir. Bütünleştirici boyutu : şemalar veya kuramlar bize yaşama dair bütüncül yorum yapma ve dünyayı anlama olanağı sağlar.bu bağlamda felsefe kuramlarının ve felsefecilerin sunduğu büyük resimlerin dünyaya dair nasıl bir anlama ve yorumlama olanağı sunduğunu inceleyebiliriz.günümüz felsefecileri arasında yaygın fakat yanlış görüş batıda felsefe,doğuda bilgeliğin olduğu görüşüdür.bilge ve filozofu ayırmak için din veya yaşam felsefesi ile eleştirel –çözümleyici bir ayırım yapmak başarılı bir sonuç vermez. FELSEFENİN ALT DALLARI felsefenin 4 ana irdeleme konusu olmuştur. -metafizik : varlık sorunu ile ilgilidir. – etik :ahlak anlayışlarının ve iyi yaşamın ne olduğu konusuyla ilgilidir -epistemoloji : (bilgibilim)bilginin yapısını ve kaynaklarını sorgular -mantık : akıl yürütme ve çıkarın yapmanın kurallarını inceler. Bunların dışında zihin felsefesi,dil felsefesi,teknoloji felsefesi,siyaset felsefesi,sanat felsefesi de bulunmaktadır.

Felsefenin sözcük anlamı: bilgelik sevgisi.
Batı felsefesinin başlangıcı ve logos kavramı
İnsanın diğer canlılardan ayrı kılan dünyayı anlamlı hale getirme ve açıklama çabasıdır. Bu çabanın dört farklı temel ekseni:
1- Bilim, 2- Sanat, 3- Din, 4- Felsefe
Batı felsefesinin ortayı çıkış yeri olan eski Yunan da ilk felsefeciler dünyada gerçekleşen olayları ve dünyanın düzenini açıklarken destanlara, mitolojiye ve dinsel normlara değil, çoğunlukla gözleme ve çeşitli akıl yürütme tekniklerine başvuruyorlardı. Bu karşıtlığa *Mitosa karşı Logos’un ortaya çıkışı diyoruz.
• Logos: akıl, mantık, söz, bilim anlamlarına gelir.
Erken dönem Yunan felsefecileri (Thales, Anaximenes, Empedokles) çevrelerinde ki olayları açıklarken ateş, hava, su, toprak gibi gözlemlenebilir elementlerden söz ediyorlardı.

Sokratçı Arayış: sokrates’in sorgulama yöntemine ‘doğurtma yöntemi’ adı verilir.
İnsanları düşenmeye, sorgulamaya ve zihinsel eksikliklerini farkındalığa yönlendirir.
Kısaca Sokrates’e gore “irdelenmeyen hayat yaşamaya değmez.”

Russell ve Mill: Felsefenin değeri üzerine
Russell’e göre; felsefenin değeri onun kesinlikten uzak yanıtlarla iş görmesindedir.
Sorma, sorgulama, merak alışkanlıkları olmayan, hiç düşünmeksizin çevresine uyan bir insan Russell’in deyimiyle “adetlerin ve alışkanlıkların tiranlığında” yaşayan bir varlıktır.
Bu insanlar bir anlamda özgür de değillerdir. (seçeneksizlik ve baştan belirlenmişlik)
Felsefenin değeri. Bu belirtilen anlamda insane zihnini daha özgür duruma getirir.
J.S. Mill’e gore; felsefi bir yaşam, yalın bir bedensel zevk yaşamından üstündür.
Keyifsiz bir insan olmak yaşamından memnun bir hayvan olmaktan iyidir; mutsuz bir Sokrates olmak, durumundan memnun bir budala olmaktan iyidir.
FELSEFENİN ÜÇ FARKLI BOYUTU: Eleştirel, çözümleyici ve bütünleştirici.
1-Eleştirel Boyutu: Sokrates ve Nietzsche örnek gösterilebilir.
Sokrates’in amacı insanların zihinsel uyuşukluklarının üstüne gitmek ve insanları kavramları, inançları, ön yargıları gözden geçirmeye, sorgulamaya, düşünmeye zorlamaktır.
Nietzsche mevcut değerleri sorgulayarak onların temellerinden sarsarak eleştirel bir yaklaşım ortaya koymuştur,
Mutluluk gündelik yaşamımızda kullandığımız anlamından farklı olarak, insanın hayatını aktif olarak yaşama gücüdür. Mutluluk, ulaşmaya çabaladığımız, arzu ettiğimiz bir şey olarak değil, yozlaşmış ahlaki değerlere başkaldıracak kadar güçlü bir duruşa sahip olup kendi değerlerini yaratabilme başarısıdır.
2-Çözümleyici Boyutu:
Kavramları netleştirmek, kavramlararası ilişkileri belirlemek, akıl yürütmenin mantıksal yapısının araştırılması, gerekçelendirme(gereklik) zincirlerinin sağlamlığının sınanması.
3-Bütünleştirici Boyutu: Felsefe sadece bize sorgulama, irdeleme olanağı vermekle kalmaz anlamlandırmamıza yardımcı olacak kuramlar sağlar.

• Felsefenin alt alanları:
o Metafizik: genel anlamda varlık sorunu ile ilgilenir.
o Etik: ahlak anlayışlarını ele alır.
o Epistemeloji: bilginin yapısını ve konularını sorgular.
o Mantık: Akıl yürütme ve çıkarım yapmanın kurallarını inceler.
Bu ana dalların dışında bazı kavramların ve konuların derinlemesine incelenmesi sonucunda felsefenin alanı genişlemiş “Dil Felsefesi, Siyaset felsefesi, Sanat Felsefesi, Teknoloji Felsefesi, Zihin Felsefesi gibi çeşitli felsefe dalları ortaya çıkmıştır.
• “Bilimsel” nitelikli yazılı eserlerin oluşturduğu bütüne literatür adı verilir. Felsefeciler de kendi ilgi alanlarına göre seçtikleri gelsefi konular üzerine kitap ve makaleler yazarak kendi felsefe literatürlerini zaman içerisinde oluşturmuşlardır ve oluşturmaya devam etmektedirler.
• Farklı çalışma alanlarını ortak bir zeminde biraraya getirme çabalarının bütününe disiplinler-arası çalışmalar adı verilir.

ÜNİTE 2
Epistemoloji felsefenin en temel ve merkezcil alanlarından biridir.

Yunanca episteme =bilgi ve logos=bilim, açıklama, gerekçe kelimelerinin birleşiminden oluşan epistemoloji deyimi
Türkçeye bilgi bilim veya bilgi kuramı olarak çevrilmektedir.
Epistemoloji özünde insan bilgisinin doğasını, kaynaklarını, sınırlarını, kavramsal unsurlarını ve hatta bilginin olanaklı olup olmadığını irdeler.
Biz bilgiden ve bilgilenmekten bahsettiğimizde tam olarak neyi kastetmekteyiz?
Felsefecinin üzerinde yoğunlaştığı konu: yaşamımızda çok önemli bir yer tutan bilgi kavramını açık hale getirmek ve bazı önemli sorularla yaklaştığımızda bu kavramın aslında ne tür incelikler içerdiğini ne tür kuramsal sorunları beraberinde getirdiğini göstermektir.

Epistemolojinin Tarihsel Kökleri:
PLATON VE ARISTOTELES
Bir nesneye dair bilgi edindiğimizde bilginin asıl yöneldiği şey o tek nesneden ziyade genellenebilen unsurlardır. Bu fikrin anlaşılabilmesi için tikel ve tümel kavramların anlaşılması büyük önem taşır.
Tikel deyimi bizim yaşamda kullanabileceğimiz sıradan, değişebilen ve sonlu olan nesneler için kullanılır.
Tümel deyimi ise; tikellere kimlik kazandıran evrensellerdir.

Bilginin nesnesinin ne olduğunu irdelerken tikeller değil TÜMELLER üzerinde yoğunlaşmışlardır. Tikel varlıkların barındırdığı tümelleri kavrayabilmemiz için duyularımızı değil AKLIMIZI kullanmamız gerekmektedir.
Platon’a göre;
Doksa gözlemler yoluyla ulaşılan, duyusal dünyanın, değişenlerin bilgisidir.
Episteme akıl yoluyla ulaşılan tümellerin, değişmeyenlerin tanımsal bilgisidir.

Bir insan deneyimsel bilgiye sahip olduğunda bildiği şey tam olarak nedir?
Ben şu an kırmızı bir gül kokluyorum kırmızı gül’ün algısal bilgisine ulaşıyorum.
Burda söz konusu olan tikel bir nesneldir.
Ancak Platon ve Aristoteles’e göre benim bilmemi olanaklı kılan temel unsur o nesnede barındırılan kırmızı ve gül gibi tümellerdir.
Dünyada karşımıza hep tikel nesneler çıkıyor olsa da onları tikellikleri içinde bilemeyiz. Tikelin kendine yönelik söyleyebilecek duran şey gibi bir ifade bize hiçbir ilginç bilgi vermez. Ancak o tikelin barındırdığı tümelleri belirtmeye başladığımızda bilgi ortaya çıkmaya başlar.
Kısaca söylersek; Bilmek ancak genel kavramlar veya tümeller aracılığıyla olur.
Bardak bardak olmasaydı varolan her bardağa özel bir isim koysaydık

YENI ÇAĞ FELSEFESI GENEL GÖRÜNÜŞ VE KRITIK KAVRAMLAR
Deneyimcilere göre; bilginin kökeninde yalnızca duyulardan gelen veriler bulunur.
Akılcılara göre; bilginin algı dışında da kaynakları bulunmaktadır.
Özne ve nesne arasındaki bağın güvenilirliği üzerine kurulmuş temsil epistemolojisi, öznenin zihinsel yapısının nesneyi-dış dünyayı-doğru temsil edebilme gücünü merkeze alır.
‘İdea’ deyimi Batı dillerinin bir kısmında günlük dilde halen yaygın olarak kullanılır ve genelde “fikir” anlamına gelir.
‘Bilişsel’ deyimi “insan aklının çalışma mekanizmalarına, bilgilenme süreçlerine ve yapılarına ait olan” anlamına gelir ve özellikle psikoloji alanında yaygın olarak kullanılır.
Descartes’e göre zihnimizde bulunan ideaların pek çoğu deneyimsel olarak kazanılsa da bazı önemli ideaların veya bilişsel unsurların doğuştan geldiği şeklindedir. Örneğin Descartes Tanrı ideamızın deneyimden değil doğuştan geldiğini düşünmüştür.

- Rene DESCARTES(1596-1650): Şüpheci Yöntem, Bilginin Temellendirilmesi, USÇULUK Bilginin kaynağı AKIL’dır.
Doğru bilgiye ulaşma yöntemi ŞÜPHE’dir. Descartes’in görüşüne göre, maddenin ve insan zihninin varlığı birbirinden bağımsızdır. Bu metafizik (varlıkbilimsel) perspektifi sunarken Descartes Aristoteles’in kullandığı deyimlerden ve kavramlardan yararlanır. En önemlisi ‘töz’ dür.
‘Töz’ tanım gereği, varlığı için diğer bir şeye gereksinimi olmayandır. Örneğin Aristotelesçi örnek verirsek, her insan bir tözdür.
• Zihin ve maddeyi iki ayrı töz olarak alan Kartezyen (descartesçi, descartes’li ilintili) felsefe kendine çözülmesi hiç de kolay olmayan bir sorun yaratmıştır.
• Algısal bilgi, Descartes’in anladığı anlamda, bilgi binamızın en güvenilir yapı taşı olamaz.
• Kafamın içi her türlü yanlış bilgiyle doldurulabilir; ancak şüphelenme veya düşünme eylemini gerçekleştiren bir şeyin var olduğu kesindir. Cogito ergo sum (Düşünüyorum o halde varım.)
• Descartes’e göre, bir ideanın zihnime açık ve seçik bir şekilde verilmiş olması, bu ideanın herhangi bir araca gerek duymadan doğrudan doğruya verilmiş ve içeriğinin de başka şeylerle karışmamış olduğu anlamına gelir. Bu anlamda Tanrı ideası, hiçbir aracı ideaya gerek duymadan zihnimde canlandığı için açık ve bu ideanın içeriksel özellikleri diğer idealarla karışmadığı için de seçiktir.

- John LOCKE ve David HUME: Bilginin Deneyimsel Kökleri
Deneyimciliğin ilk büyük temsilcisi: – John LOCKE
Locke’ye göre, insan zihni doğuştan boş bir sayfa gibidir. Bu sayfa deneyimler tarafından doldurulur.
Locke’ye göre, zihinden bağımsız olarak var olan birincil nitelikler, bir cismin uzamı,(uzayda kapladığı yer) şekli ve devinimleridir.
Zihinden bağımsız bir şekilde var olamayan ikincil nitelikler ise bir cismin renk, koku, tat, ses gibi nitelikleridir.
• Bilginin deneyimle geldiğini düşünen düşünce deneyiylede (kapalı ve ışıksız odaya kapatılan bebeğin mavi ideasını edinmesinin olanaksızlığı)bunu ispatlamaya çalışan Locke birincil nitelikler zihnimizde deneyimimizden bağımsız olarak vardır.(algıladığımız bir cismin uzamı) Bu teziyle deneyimciliği aşan bir tez ortaya koymuştur.
• Bu anlamda Locke epistemolojisinin radikal (katıksız) bir deneyimci olmadığını söyleyebiliriz.
• Daha radikal deneyimciler G. Berkeley ve David Hume

- David HUME Nesnelerin zihinden bağımsız olarak var olduğu ideasının, yani “bağımsızlık ve süreklilik” ideasının kaynağı “imgelem” yani hayal gücümüzdür. İmgelem ya da hayal gücü, nesneleri, onlar karşımızda olmaksızın, deneyim parçalarını bir araya getirerek tasarımlama gücüdür.
Temel tezi
• bir nesnenin zihinden bağımsız varolduğu inancımızı zihnin dışına çıkarak test etmemizin olanaksız olduğudur.
• Onun sunduğu epistemolojik tabloya göre insanlar zihinsel içeriklerini izleyen veya deneyimleyen sinema seyircileri gibidir.
Sonuç: şüpheciliktir. İki tip bilgi mümkündür.
Olgusal bilgi: deneyimle kazanılan
Formel bilgi: idealarımız arasındaki ilişkilerden ortaya çıkar. (mantık)
Bunların dışındaki bilgiler saçmadır. Örneğin metafizik.

- Immanuel KANT: Deneyimcilik-Usçuluk Bağlamında Farklı Bir Yaklaşım
Kant, en önemli eseri olan ARI USUN ELEŞTİRİSİ’nin önsözünde, kendisini önceleyen filozofların özne-nesne ilişkisinde hep bilginin kendini nesnelere uydurmasından yola çıktıklarını, oysa bu çabanın boşa çıktığının görüldüğünü söyler. Ona göre, bir kez de nesnelerin kendilerini bilgimize uydurmaları gerektiğinden yola çıkmalıdır.
Bilginin gerçekleşmesini sağlayan şey aslında öznenin nesneye zihinsel bakımdan uyması değildir. Tersine, bir nesnenin bizim açımızdan bilginin nesnesi olarak varlık kazanması için o nesne insanın bilişsel olanaklılıklarına, sınırlarına uygun olmalıdır.
Çevremizde gördüğümüz nesnelerin bize görünebilmesi için öncelikle ve mutlaka zihnimizin sınırlı bilişsel olanaklarına ve kalıplarına uymasının gerektiğidir.
Kant bilgi söz konusu olduğunda sınırlardan bahseder. Burada kastettiği ‘entelektüel’ veya ‘bilimsel’ anlamda sınırlanmışlık veya geri kalmışlık değil, bir canlı türüne ait belirlenmişlik durumlarıdır. Bizim 5 değil 50 duyumuz olsaydı bile, evreni hala belli sınırlar çerçevesinde algılıyor olacaktık.
Kant bu ayrımı açıklarken Yunancadan gelen “fenomen” ve “numen” kavramlarını kullanır. Fenomen algıladığımız dünyaya, numen ise algılayan bir özneyle herhangi bir bağlantısı olmaksızın var olan gerçekler dünyasına karşılık gelir.
Kant’ın insan bilişselliğine yaklaşımını bir benzetmeyle açıklayabiliriz. Sıradan bir kullanıcı, bilgisayarına farklı yazılımlar yükleyerek onlar aracılığıyla işlem yapabilir; ancak tuşlara basarak yızılımı kullanan kişi bu yazılımların çalışmasını olanaklı kılan ve sınırlayan techizata etki edemez.

ÇAĞDAŞ EPİSTEMOLOJİNİN TEMEL SORUNU BİLGİ KAVRAMININ ÇÖZÜMLENMESİ
Yeniçağ epistemolojisinden farkı ilgisinin bilginin çözümsel tanımı ve kavramsal unsurlarının açıklanması.
Platon bunu ilk kez THEAETETUS eserinde bir düşüncenin bilgi olabilmesi için “inanç, doğruluk ve gerekçelendirme” koşullarını öne sürmüş ve bu üç koşulun bilginin tanımlanmasında gerek ve yeter koşulları oluşturduğunu iddia etmiştir.
Bilginin çözümlemesi açısından çok önemli bir dönüm noktasını oluşturan bir eserden söz edersek Edmund Gettier’in Analysis dergisinde yayımlanan “Gerekçelendirilmiş Doğru İnanç Bilgi midir? Başlıklı makalesi, bir öznenin bilginin üç gerek koşulunu sağlaması durumunda bile tümcesel bilgiye sahip olmayabileceğini gösterme amacını taşır.
Gettier’in argümanından çıkardıkları önemli sonuçlardan biri, bilginin gerekçelendirme koşulunun derinlemesine irdelenip açıklanmaması durumunda önermesel bilginin geleneksel çözümlemesinin veya tanımının yalın haliyle bize çok yardımcı olmayacağıdır.

FELSEFE İSİMLER-KAVRAMLAR

sokratçi arayış =sorgulama ve araştırma yöntemi kullanılır
sokrates=sorgulama yöntemine doğrulama adını verir ona göre insan hem kendisine hemde başkalarına soru sorup yanıt verme sorumluluğunda olan bir varlıktır
ernest cassirer= sokrates’in irdelenmeyen hayat yaşamaya değmez sözüne insan üstüne deneme isimli eserinde yer vermiştir.
russella=insanları adeletletlerin ve alışkanlıkların tiraginda yaşayan varlık olarak nitelendirir.bir zihnin tutsak zihinden farkı meteforik olarak ifade edilirse tanrısal nitelik kazanır
mill=bir insan sorgulama yoluyla tüm hazları tadabilir.keyifsiz bir insan olmak yaşamından memnun bir hayvan olmaktan iyidir
nietzche=mutluluk günlük yaşamımızda kullandığımız anlamdan farklı olarak insanın hayatını aktif olarak yaşama gücüdür mutluluk kendi değerlerini yaratabilme başarısıdır
tao felsefesi=bozmadan ve zorlamadan katılmak esastır
zen budizm=oturarak yapılan meditasyon anlamındadır.anlama kavramı üzerinde durur
logos kavramı=Erkek egemendir akıl yürütme esas.disiplinler kimlik değiştirir
epistemoloji=bilgi felsefesidr bilginin kendisini araştırır epistemoloji ile nesneler dünyası toplumu oluştu
descartes=kartezyen kavramı, zihnin birşeyi doğru yansitirmi üzerinde durur
platon=bilgi yanlızca doksadır.3koşuldam bahseder:özne önermeye inanıyor olmalı, önerme doğru olmalı, iyi gerekçelerin olması..adalet herkese hakettiğini vermektir
kant=fenomen algıladığmz dünya numen algılayn dünyadr.bazı davranışlar doğuştan gelir doğuştan getirdiğmz bilgi ne deneyimsel nede mantıksaldr
locke=birinci nitelikler bir cismin şekli ve uzanımıdr.ikinci nitelikler bir cismin ses kolu renk tat gibi niteliğidr *david hume=bağımsızlık ve süreklilik iddasini imgelemeye dayandır.olgusal bilgi ve formel bilgi üzerinde durur.imgelemle açıklar
gitter=gerçekleştirilmis doğru inanç bilgi midir? bilginin irdelenmesi gerekir.platonun 3gerekçe koşulunu rededer.geleneksel çözümleme yetersizdir
aristo=değişkenler yerine yanlızca terimler kullanılır
bir kıyasta orta terim her iki öncül de bulunan terimdir
Metafizik=varlığın sadece varlık olmak bakımından incelenmesi,nihai doğruların araştırılması, gerçekliğin nihai yapısının araştırılması
mantık=akıl yürütme.tümce türlerinden bildiri ile ilgilidir
özdeslik bağıntisı=aynı şeye özdeş olanlar özdeştir,herşey kendisiyle özdeş, özdeş için doğru olan diğeri içinde özdeştr, farklı şekilde sıralandığında yine özdeştir
bir çıkarımın geçerli olabilmesi için öncüll sonucu doğru kılması gerekir
platon= felsefi bilgiye götüren yürüyüş diyalektik yürüyüşü denir.ona göre ‘güneş’ felsefi bilgiyi simgeler
felsefe soruları kavramlara ilişkindir
kuhn=bilimsel devrimlerin yapısı, paradigma
ahlak=belirli bir yerde belirli bir zamanda bir kültürde geçerli olan değer yargıları ve davranış normları
etik=başka türden normlar bütünüdr örneğin;bir mesleğin normları yani kuralları ne ise onlara uymak doktorun mesleğinin şartlarını yerine getirmesi gibi
poper= endüksiynla bi yere varilmaz
platon= iyi idealarim iddasidr
hegel=felsefe nesnelerin düşünceyle olmasi
akıl=kişiler arası ilişkilerde davranışlara ilişkin değer yargısı
değer ile degerler arasındaki fark=değer birşeyin taşıdığı bir özelliktir,değerler varolan olanaklardır
poper=bilimselliğin ölçütünun doğrulanabilirlik değil yanlışlanabilirlk olduğunu savunur kuhn=paradigma bilimsel etnigin içinde gerçekleştiği çerçevedir
descartes=tanrı idea zihne açık ve seçik bir şekilde verilmiştir
metafiziğin temel kavramları=töz, nedensellik, tümeller, değişim
hempel=bireyin belli bir durumdaki davranışlarının nedensel açıklamasını vermeye çalışır
logos un anlamları= akıl, bilim, mantık, söz
kollektif kavram ve distribütif kavrama örnek=meclis , milletvekili
Quine-Duhem=Bilimsel doğrulamalar yanlışlamalar bilim insanlarının gerçekleştirdiği eylemdir doğa tarafından gerçekleştirilmez

FELSEFE -FİNAL- KODLAMA YOLUYLA EZBER

1 -Nietzsche’nin Yunan tragedyasına yüksek bir değer atfetmesinin nedeni = Tragedya yaşam çoşkusu ve öz-denetim unsurlarını başarıyla sentezler

2-Peirce’e göre , metafizik içeriği olan soyut bir kavramı değerlendirirken olması gereken temel yaklaşım = Söz konusu kavramdan çıkabilecek pratik sonuçlara bakılması

3-James’in karşı çıktığı geleneksel doğruluk kuramı’nın benimsediği =Bir cümlenin veya yargının doğruluğu onun dünyadaki olgulara karşılık gelme durumuna göre belirlenir

4-Sartre’ın varoluşculuğuna göre , insanın özüne ilişkin söylenebilecek şey= İnsanın özü onun dünyadaki varlığı ve seçimleri tarafından belirlenir

5-Nesnellik=Kierkegaard’ın felsefesi açısından önemli veya belirleyici değil

6-Wittgenstein ilk döneminde etik yargılara ve olgulara ilişkin savunduğu tez = Etik yargılar dünyadaki olgulara karşılık gelmezler

7-Wittgenstein’ın ikinci dönem felsefesine göre , bir ifadenin anlamının temel olarak belirlenme yolu = O ifadenin toplumsal alanda kullanım yollarına bağlı olarak

8-Felsefede “Doğalcılık” yaklaşımının en genel ilkesi = Felsefi açıdan “olması gereken” ancak “dünyada olanın “aracılığıyla tasarlanır

9-Deleuze’ün görüşünü doğru yansıtmayan ifade =Modern sinema , özneyi merkeze koyan bir görme biçimi sunar

10- Kant’ın beğeni yargılarıyla ilgili olarak öne sürdüğü düşüncelerden değil =Beğeni yargılarındaki zorunluluk mantık yargılarındaki kavrama dayanan zorunluluktur

11-Hume’un estetik görüşü =Deneyimli , soğukkanlı ve önyargısız bir kişinin sanat yapıtlarının bazı özelliklerinden haz duyması, tümevarımsal bir araştırma yoluyla yargı kuralları olarak ortaya konabilir

12-Metafizik güzellik anlayışını yansıtmayan = Güzelliğin dışavurumda aranması gerektiğini düşünmek

13-Estetik tavrı diğer tavırlardan ayıran unsurlardan biri = Algılamak adına algılamaya yönelmek

14-Anlam üzerine geliştirilen kuramlardan gerçekliği dile getiren =Anlam ,insanın zihninden ve dilden bağımsızdır

15-Göndergesi olmayan terim=Güneş sisteminin yirminci gezegeni

16-Eşgönderimli olmayan terimler=Kuşluk vakti–Akşam üstü

17-Gönderme kavramı ile ilgili yanlış iddia =Bir terimin semantik göndergesi ile pragmatik göndergesi aynıdır

18-Dil felsefesinin çalışma alanlarından olan semantiğin araştırdığı bir soru =Bir terimin anlamı ile dünya arasındaki ilişki nedir ?

19-Ekonomik ve sosyal haklar =Devlete pozitif bir yükümlülük yükleyenler

20-Isaiah Berlin’in negatif/pozitif özgürlük ayrımı =Negatif özgürlük baskı altında olmamayı , pozitif özgürlük ise istediklerini gerçekleştirerek kendi kendisinin efendisi olmayı ifade eder

21-Deontolojik görüş =İnsan haklarını “insan onuru” temelinde savunan görüş

22-Dworkin’e göre Hart’ın birincil ve ikincil kurallara dayanarak savunduğu “tanıtma kuralı”nın yetersiz olmasının en önemli nedeni =Hukuk sisteminde ilkelerin rolünü görmezlikten gelmesi

23-Doğal hukuk anlayışına göre yanlış=Hukuk ,insanlar arası uzlaşma sonucu ortaya çıkan bir sistem

24-Düzeltici adalet anlayışının özelliklerinden biri=Toplumsal eşitsizliklerin nasıl giderileceğini düzenlemesi

25-Marksist kuramın felsefi temellerinden birini yansıtmaz =Sınıf çatışmasının temelinde siyasal görüş farklılıkları vardır

26-Anarşizm ile ilgili yanlış ifade =İnsan , toplumsal düzensizlik ortamında gerçek mutluluğa ulaşır

27-Liberalizm ile cemaatçılık arasında temel felsefi görüş ayrılıklarının yaşandığı kavramlar ve değerler =Birey-cemaat-hak-iyi

28-Toplum sözleşmesinin amacını genel veya ortak istenci yansıtan yönetim anlayışının temeli olarak gören siyaset felsefeci =Rawls

29-Devletin varlığını genel olarak insanın psikolojik doğasına özel olarak da güvenlik duygusuna dayandıran siyaset felsefeci=Hobbes

30-Ahlaki görecilik =Ahlaki kuralların mutlak olmadığını ,farklı toplumların ve farklı insanların farklı ahlaki değerlere sahip olabileceğini söyleyen bir kişinin savunduğu meta-etik kuramı

31-Çağdaş etikçi Michael Stocker =”Modern etik kuramlarının şizofrenisi” makalesi

32-Michael Stocker’ın”Modern etik kuramlarının şizofrenisi” makalesinde hedeflenen= Kantçı ve yararcı etik kuramların ,genel ahlaki kurallar uğruna bireylerin duygularını göz ardı ettiği

33-Kant’a göre , kategorik(koşulsuz) buyruğa örnek =”Hiçbir şekilde yalan söylememelisin”

34-İnsanın sosyal bilimlere konu olan bir yönü değil =Beyni

35-Sosyal bilimler felsefesinin sorduğu sorulardan biri değil =Zihin dış dünyayı doğru bir şekilde nasıl temsil edebilir ?

36-Sosyal bilimlerde yorumcu yaklaşımın savunduğu görüş = İnsanın zihinsel olaylarının içinde gerçekleştiği kültür ve değerler sistemini anlamak gerekir

37-Eleştirel yaklaşımı ortaya koyan ifade =Bilim ve teknolojinin ideolojik karakteri ortaya çıkarılarak bireylerin ve grupların ideolojinin gizlediği baskıdan kurtarılmaları gerekir

38-Doğalcı , yorumcu ve eleştirel yaklaşımı belirleyen temel etken =Bu yaklaşımların sosyal dünyada olup biten olaylara ilişkin farklı sorular sormuş olmalarıdır

39-Max Weber’in görüşünü ifade eden =Sosyal bir fenomenin incelenmesinde sosyal bilimsel yasaların değeri bu yasaların yalnızca bir yorumlama aracı olmalarında aranmalıdır

40-Thomas Kuhn’a göre değer yargıları = Bir bilimsel kuramın hem kuruluş ve hem de gerekçelendirme aşamasında rol oynar

41-Quine-Duhem tezinin ortaya çıkardığı bir sonuç =Bilimsel doğrulamalar ve yanlışlamalar bilim insanlarının gerçekleştirdiği eylemlerdir ve bu sebeple doğanın kendisi tarafından gerçekleştirilemezler

42-Termodinamiğin birinci yasası olan “evrendeki toplam enerji miktarı sabit kalır” yasasının yanlışlanması durumu =Popper’a göre dünya bilgimiz açısından önemli bir katkıda bulunacaktır

43-Mantıkçı pozitivizmin savunduğu bir görüş=Deneyimle doğrulanamayan önermeler anlamsız olarak kabul edilmelidir

44-Aristoteles’in dört nedeninden yola çıkılırsa ,bir masanın varlığının etken ve maddi nedenleri =Marangoz-Masa biçimi

45-Mantık =Metafiziğin kısımlarından biri değil

46-Metafiziğin olanaklı olup olmadığını sormak=Metafizik, bilgi sağlar mı ? sorusunu sormak olarak anlaşılmalı

47-Metafiziğin olanaklılığı konusunda Kantçı felsefenin bir iddiası değil =Metafizik ,hiçbir şekilde olanaklı olmaz

48-Kaplamı en büyük olan kavram= Varlık

49-Bir kıyasta “orta terim”=her iki öncülde bulunan terimi ifade eder

AÖF KİTAP ÖZETLERİ ARA SINAV ÜNİTELERİ(KİTAPTAKİ ÖZET KISMIDIR)

ÜNİTE 01
20.yüzyılın başlarına değin insanoğlu, büyük çoğunluğu ile şunlara inanmıştır:
1)Üzerinde ya¬şadığı dünya evrenin merkezindedir (geosantrizm);
2)Kendisi diğer canlılardan ayrıclıklı, seç¬kin ve akıllı, bilinçli bir varlıktır (homosantrizm);
3)Kendi toplumu bütün öteki toplumlardan daha üstün niteliklere sahiptir (etnosantrizm).
Astronomi bilginleri, dünyamızın evreninmerkezin-de bulunmadığını; doğa bilimcileri insanın ayrı yaratıl-madığını, psikologlar da sanıldığı ka¬dar bilinçli bir varlık olmadığını göstermişlerdir. Toplumlar arasında gelişen ulaşım ve iletişim olanakları, tümüyle ortadan kaldırmasa da etnosantrizmi daha esnek hale getirmiştir. Böyle¬ce de, insanbilimi kurulabilmiştir.
Heredot ile başladığı sayılan insanbilimsel yaklaşımın gelişmesinde rol oynayan tüm tarihsel ve düşünsel koşul ve birikimleri özetlemek kolay değildir. Ancak yine de Batı dünyasında Or¬taçağ sonrasındaki tüm ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel dönüşüm ve birikimlerin 19.Yüzyılda bu bilim dalının kuruluşunda rol oynadığı söylenebilir.
Temelini sosyoloji, tarih ve biyoloji bilim dallarının oluşturduğu insanbilimin üç temel dalı: Fiziki insanbilim, etnoloji ve sosyal/kültürel insanbilimdir. Arkeoloji, karşılaştırmalı dilbilim ve ekoloji bu bilim dalına katkıda bulunurlar.
İnsanbilimin konusu insan, toplumlar ve kültürlerdir. Bu geniş çerçeve içinde ilgilendiği sorunlar üç soruda belirlenebilir:
(1) İnsanlar ve toplumlar neden birbirlerine benziyorlar?
(2) İnsanlar ve toplumlar neden birbirlerine benzemiyorlar?
(3) İnsanlar ve toplumlar neden ve nasıl değişiyorlar?
Yukarıda belirtilen bu sorularla ilgili yanıtları geliştirmek için insanbilimcilerin kullandıkları yöntem doğa tarihi yöntemi, başvurdukları teknik etnografyadır. Yöntemi ve geleneği itibariy¬le insanbilim sosyal-beşeri bilimler ailesi içine girmeyen ama onlara benzeyen bir bilim dalıdır.

ÜNİTE02
Irk, belli genetik özelliklerin belli toplum gruplarında yoğunlaşması anlamında bir biyolojik olgu veya gruplaşmadır. Fizik ve genetik ayrılıkların varlığının kabulü ırkçılık değildir. Ancak kültürel farkları ırkla açıklamak ırksal yaklaşım; bir veya birkaç ırkı diğerlerinden üstün saymak ırkçılıktır. Birincisi bilimsel bir yanlıştan, yetersizlikten kaynaklanır; ikincisi, bağnazlıktır.
Irklar aynı türün (insan türünün) alt gruplarıdır. Görünüş bakımından birbirlerinden ne denli farklı olurlarsa olsunlar, genetik bakımdan hepsi türdeştir.
Kültürel farkları ırk farklarıyla açıklamak mümkün değildir; ırk yoğunlaşmaları da yalnızca kültür farklarıyla açıklanamaz. İnsanoğlunun evrim çizgisinde ve tarihinde kültürel etkenlerle doğal etkenlerin karşılıklı etkileşimi ve dinamik dengesi ırksal gruplaşmaları ve bunların benzeşme ve farklılaşma yönünü ve derecesini belirliyor gibi görünmektedir.

ÜNİTE03
Kültür sözcüğü değişik anlamları içeren, tanımlanması zor bir kavramdır. Sosyal/kültürel in-sanbilimin konusu olan “kültür” bilimsel alanda uygarlık karşılığında kullanılır ve böylece de genel veya özel olsun eğitim, güzel sanatlar ve teknoloji gibi ana kültürel değişkenleri içerir.
Kültür’ün temel özelliklerinin bilinmesi, tanımlamadaki zorluk ve yetersizlikleri gidermede yardımcı olur. Bunlara göre kültür öğrenilir, süreklidir, toplumsaldır, idealleştiricidir, doyum sağlayıcıdır, bütünleştiricidir ve değişir.
Kültür kavramının içeriğini oluşturan somut değişkenler ve öğeler piramit ve yumak modelleri yardımıyla incelenebilir. Birincisi insan, toplum, eğitim ve kültürel muhteva (içerik) gibi dört ana değişkenden oluşur. İkincisi ise insanoğlunun temel ve diğer gereksinimlerini karşılama¬ya yönelik ve evrensel nitelikteki kültürel öğe ve kurumları ve bunlar arasında kişilik ve dil aracılığı ile kurulan karşılıklı ilişki ve bağımlılıkları yansıtır.
Kültürel süreçler, kültürün sürekliliği ile değişiminde rol oynayan olay, olgu ve etkinlikleri açık¬lamak için başvurulan kavramsal araçlardır. Kültürel sistem içinde yer alan kurum ve değiş¬kenler arasındaki ilişkilerin türü ve biçimi, her toplumda değişiktir, insanbilimin amacı da bu ilişkileri (yapıları) incelemektir. Kültürel değişme sistem içinde yer alan öğeler ve kurumların tümünde aynı hızda ve yönde gerçekleşmediğinden, sistemde kurumlar ve öğeler düzeyinde çözülme ve bütünleşme eğilimleri görülür.
Her kültürel sistemde bireyler ideal kültür ve gerçek kültür ikilemini yaşarlar. Kültür kavramının sınırları, ulusal siyasi ve coğrafi sınırlarla belirlenmez.

Kültürlerin (toplumların) değişik ölçütlere göre geliştirilmiş sınıflandırmaları vardır.

ÜNİTE04
İnsanoğlu kültürel yaşamının başlangıcından günümüze paleolitik, mezolitik, tarım, endüstri ve endüstri – sonrası kültür evrelerini gerçekleştirmiştir. Tarım Devrimi, Endüstri Devrimi ve Enformatik (Bilgi) Devrimi bu evreleri birbirinden ayırmaktadır. Birkaç odakta gerçekleştirilip Dünyaya yayılan Tarım Devrimi, yüzbinlerce yıllık avcılık ve toplayıcılık teknolojisinin elverişli iklim koşullarıyla bütünleşmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Bitki ve hayvanları evcilleştirerek besin sağlayan neolitik kültürün insanı bu sayede geliştirdiği teknoloji aracılığıyla doğal çev¬resiyle yeni bir ekosistem oluşturmuştur. Bu sistemde enerjinin kaynağı büyük ölçüde bitkiler, hayvanlar ve insanın beden (kas) gücüdür. Tarım devriminde artı ürün ve artı enerji yaratabil¬diği ölçüde nüfus artmış, kentleşme ve devlet biçimi örgütlenmeler gerçekleşmiştir. Endüstri Devrimi enerji sağlamada canlı dönüştürülerin yerini makinaların almasına ve yaşamın tüm alanlarını etkilemesine yol açmıştır. Endüstri Devrimi ile insanoğlu birçok olumlu gelişmelerin yanısıra doğal çevreyi kirleten ve doğal kaynakları hızla tüketen bir ekosistem içinde yaşamaya başlamıştır. Enerji üretimi ve randımanındaki artış dünya nüfus artışının üstünde ol¬makla birlikte, dünyada üretilen toplam enerjinin ülkelere dağılımında önemli eşitsizlikler vardır. Artı enerjinin bilimsel araştırmalar ve modern tıp alanında sağladığı ilerlemeler ölüm oranlarını düşürdüğünden dünya nüfusu hızla artmıştır. Bu genel artışta, öncelikle endüstrileşmiş ülkeler 20. yüzyılda düşük nüfus dengesine ulaştıklarından, gelişmekte olan ülkelerin payı ağır basmaktadır.

ÜNİTE05
Bu ünitede önce grup kavramı üzerinde durulmuş, insanın farklılaştırma ve sınıflandırma eğilimi ile gruplaşma ve gruplandırma arasındaki ilişkilere değinilmiştir. Daha sonra grup türleri sınıflandırması yapılmış ve grup dinamiği açıklanmıştır. Bireylerin içinde bulundukları grupların yapısına göre farklı ilişkiler geliştirdikleri belirtilmiş ve grup ilişkilerinin bireyleri nasıl etkilediği normlar, değerler, tutumlar ve davranışlar açısından irdelenmiştir.
Bir kültür içindeki büyük bir grup türü olarak alt kültürün tanımlanması ve alt kültürlerin değişimi ünitede üzerinde durulan önemli konulardan biridir.
Aile, insanın yaşamı boyunca içinde yer aldığı grupların birincisi ve en temel olanıdır. Çekirdek aile ve geniş aile; anaerkil ve babaerkil aile ayrımları, aile türleri sınıflandırmasında genelde kabul edilenayrımlardır. Ailenin grubunun oluşmasında temel bir rol oynayan evlilik kurumu, asıl olarak doğuma izin verme amacını taşır.
Aile, evlilik ve akrabalık ilişkileri birbirlerini tamamlayan sistemlerdir. Akrabalık sisteminin yapı taşı I- grubudur ve sistem birbirleriyle kan (soy) ya da evlilik yoluyla ilişkili -gruplarından oluşur. Akrabalık ilişkileri, terimleri ve sistemleri kültürden kültüre değiştikleri gibi, aynı kültürde de zaman içinde değişime uğrarlar.
Ensest (I sınıfın içinde) yasağı ve dış (soy dışından) evlilik kuralı birbirleriyle ilişkili iki töredir. Dış evlilik kuralını ensest yasağı ile açıklama yönüde ileri sürülen tezlerin geçersizliğine ya da yetersizliğine karşılık; ensest yasağını dış evlilik kuralı ile açıklamak daha doğru görünmektedir. Dış evlilik kuralı ise, soylararasında gelin güvey değiş-tokuşu yoluyla yakın ilişkiler kurarak geniş bir örgütlenmeyi gerçekleştirmek ve böylece de doğaya ve yaban toplumsal çevreye karşı güçlü olmak gereksiniminden kaynaklanmaktadır.

ÜNİTE 1

http://img218.imageshack.us/img218/930/122011204951.jpg

http://img156.imageshack.us/i/122011205051.jpg/

http://img202.imageshack.us/img202/4894/122011205131.jpg

http://img254.imageshack.us/img254/8979/122011205208.jpg

ÜNİTE 2

http://img262.imageshack.us/img262/4539/122011205314.jpg

http://img403.imageshack.us/i/122011205353.jpg/

http://img33.imageshack.us/img33/478/122011205652.jpg

http://img707.imageshack.us/img707/9288/122011205809.jpg

ÜNİTE 3

 

ARA SINAV ÖNCESİ KISA NOTLAR

- Antropoloji toplumu nasıl inceler : toplumu iktisadi siyasi din, statü sistemleri, dil, fiziksel çevre, biyolojik vb yönleriyle inceler.
- Antropolojide evrensellik : antropoloji insanın evrenselliğini savunur.bütün kültürler insanidir.
- Etnik merkezcilik : kişinin ve toplumun kendi toplumunu ve onun değerlerini merkeze alarak ve yücelterek dünyayı ve başka insan ve toplumları anlamlandırması onlara değer biçmesidir.
- Kültürel görecelik : başkalarının inanç ve davranışlarını onların kendi gelenek ve deneyimleri içinde değerlendirmek ve yorumlamaktır.
- Etnografya : alanda gözleme dayalı olarak bir topluluğun bütün kültürel yönlerinin kaydedilmesidir.
- Primatoloji : insanların en yakın akrabası olan iri maymunların ve diğer primatların toplumsal yaşamını ve biyolojisini inceler.
- Paleoantropoloji : insan atalarının ve ilk insan türlerinin fosil kalıntılarını inceleyerek insan evriminin genel bir manzarasını ortaya koymaya çalışır.
- Biyoarkeoloji : eski insan topluluklarının iskelet kalıntılarına bakarak onların yaşadıkları sağlık sorunları demografik özelliklerini belirlenebildiği ölçüde ölüm nedenlerini büyüme ve gelişme durumlarını geçim etkinliklerine ve yaşam koşullarına bağlı fiziksel değişmelerini ele alır.
- Sosyo kültürel antropoloji : nesilden nesile aktarılan gelenek-görenek ve alışkanlıklarımızı meydana gelen değişimleri bilimsel bir bakış açısıyla ele alıp ainceleyen antropolojinin alt dalıdır.
– Fiziksel antropoloji : yaşayan insan topluluklarının biyolojik çeşitliliğini büyüme ve gelişme sorunlarını inceleyen antropoloji dalıdır.
- Adli antropoloji : cinayete kazaya yada katliama kurban gidenlerin yada doğal felaketler sonucu hayatlarını kaybedenlerin iskelet kalıntıları üzerinden kimliklerin ve ölüm biçimlerinin belirlenmesi elde edilen kanıtların mahkemelerde kullanılmasını sağlayan bir alandır.
- Populasyon genetiği : insan toplulukları arasındaki kalıtımsal ilişkileri fark ve benzerlikleri inceler.
- Prehistorya : yapılan kazılar sonucu yazı öncesi çağlardaki yaşam ve geçim biçimlerini üretim araçlarını .küçük araç gereçlerini inceleyerek zaman içindeki kültürel değişimi anlamaya çalışır..kurama göre evrim geçirmemiş canlı yoktu.
- Etno arkeoloji : eski toplumların yaşam ve geçim biçimlerini anlamak kullandıkları simgelerive aletlerin işlevlerini çözümlemek için yapılan araştırmadır.
- Yüksek kültür : toplumun yöneten eğitimli ve varlıklı katmanlarınca üretilen çoğunlukla sanatsal ve tüketilen değer taşıyan ve bu nedenle popüler olanın karşıtı olarak algılanan genellikle yazılı kültürdür.
- İlk antropologlar : Akdeniz ve Karadeniz dünyasındaki kültürel çeşitliliği tarihinde anlatan
Herodotus antropolojinin babası sayılır bu bakımdan marco polo ve evliyi çelebi de ilk antropologlardan sayılır.
- Oryantalizm : batı gözüyle doğuya bakmaktır.
- Amerikan antropolojisi nasıl gelişti : Fransız boas ın etkisiyle kültür kavramını esas alan bir antropoloji olarak gelişti
- İngiliz antropolojisi nasıl gelişti : radcliffe Brown un etkisiyle her topluluğun karşılıklı etkileşim içinde bulunan farklı toplumsal kurumlardan oluşan bir toplumsal yapıya sahip olduğunu düşünen ve yapısal-işlevselci adı verilen bir çizgide gelişti.
- Avrupada antropoloji nasıl gelişti : etnoloji geleneği ile gelişmiştir..etnoloji geleneği eski toplumların olduğu kadar çağdaş toplumların da gündelik hayatını ve kültürünü karşılaştırmalı olarak incelemeye yönelik kıta avrupası yaklaşımıdır.
- Kültürün özellikleri : kültür hem evrenseldir hem özeldir-kültür kapsayıcıdır-kültür toplumsaldır-kültür bir soyutlamadır-kültür tarihsal ve süreklilik içinde bir olgudur,dinamiktir değişmeye tabidir-kültür öğrenilir-kültür ihtiyaçları giderici ve doyum sağlamaya yönelik bir yapıdır-kültür bir bütündür birleştiricidir-kültür bir simgesel sistemdir-kültürün hem maddi hem de manevi yönü vardır,bu iki yön arasında bir ikililik yoktur-kültür doğal ve toplumsal dünya ile aramızdaki çevirmendir-kültür doğaya el koyar-kültür aynı zamanda bir idealler sistemidir-kültür bir uyarlanma tarzıdır-kültür hem uyarlayıcı hemde uyum bozucudur.
- Vico nun yeni bilim adlı eserinin sosyal bilimler açısından önemi : medeni toplum dünyasının tamamen insan eliyle yaratılmış olduğunu ve insanın kendi yarattığı bu dünyayı bilmek ve tanımak isteyeceğini söyleyerek sosyal bilimler için bir hareket noktası oluşturmuştur.
- Canlıların evrimine ilişkin gözlemlere dayanan ilk bilimsel açıklama Charles Darwin tarafından yapıldı.
- Etnoloji : eski toplumların olduğu kadar çağdaş toplumlarında gündelik hayatını ve kültürünü karşılaştırmalı olarak inceler.kıta avrupasında etnoloji geleneği gelişmiştir
- Yaşlandırma : doğa ve insanlık tarihinde belli bir dönemde yaşamış belli bir nesnenin veya öznenin çeşitli biçimlerde elde edilen kanıtlar veya bulgular üzerinden bugüne göre yaşının tahmin edilmesidir.
- Homosantrizm : insanı bütün canlılar ve cansızlar dünyası içinde merkezi bir değer olarak alan insanın bu varsayılan değeri üzerinden diğer canlı ve cansız dünya üzerindeki tahakkümünü ve denetimini meşrulaştıran görüş ..her şey insan içindir
- Geosantrizm : dünyayı güneş sisteminin ve evrenin merkezi olarak gören bakış açısı
- Canlıların evrimine ilişkin ilk bilimsel çalışma yapan : Charles darwin dir
- Türklerin kökeni adlı eser : Charles darwin e aittir .kurama göre evrim geçirmemiş canlı yoktu
- Yeni bilim adlı eser . İtalyan filozof vico nun eseridir. Medeni toplum dünyasının tamamen insan eliyle yaratılmış olduğunu ve insanın kendi yarattığı bu dünyayı bilmek ve tanımak isteyeceğini söylemiştir.
- Nomotetik yaklaşım : genel bir ilkeye yada yasaya yönelik bilgi üretimi yada verilerin ve bulguların bu amaçla değerlendirildiği yaklaşımdır.
- İdyografik yaklaşım : insani gerçekliğin çeşitli yönlerini her birinin kendi özel tarihsel gelişimi ve konumu açısından değerlendirerek her biri için benzersiz birbirine kıyas edilemeyecek ve ortak bir ilkeye varılamayacak bir bilgi alanı açma yaklaşımıdır.
- Yorumlamacılık : her türden yazılı ve sözlü metnin tarihsel olayların doğadaki süreçlerin ve bütün yaşam deneyimlerinin en iyi nasıl anlaşılabileceğine dair anlamcı girişim olan ve olmuş her şeyin izleyenin gözünden onun yorumuyla görülebilmesini amaçlayan yöntemsel arayıştır
- Emik yaklaşım : topluluğun öznel değerleriyle fiziksel ve toplumsal dünyayı onların doğa üstü ile girdiği ilişkiyi anlama ve anlamlandırma becerisidir.
- Etik yaklaşım : genel antropoloji bilgisinin bize öğrettikleriyle ve farklı deneyimlerin birikimi olan bir genel kültür bilgisiyle bir topluluğun değerlerine ve yasam tarzına eğilme pratiğidir .
- Yeni yada hikayeci etnografya : araştırmacının araştırmaya kendi yorumlarını katmasıdır.
- Kültür tarihi yöntemi : bir topluluğun bugünkü halini alana kadar geçirdiği değişimi ve bu değişimin içsel ve dışsal etkenlerini dikkate alan ve tarihsel derinliği olan yöntemdir.
- Kültür aşırı çalışma : araştırmacının kendi kültürü dışına çıkarak başka kültürleri çalışmasıdır.
- Kültürün kabul görmüş tanımını yapan Amerikalı antropolog : Edward tylor dur.
- Kültür devrimi : bir halkın yaşam tarzını gelenek görenek ve inanç biçimlerini kökten değiştirmeye yönelik siyasal müdahaledir.
İnsanın hayatta kalmak ve türünü devam ettirebilmek için sahip olduğu en önemli yetenek : kültür yaratmadır.
İnsanın çevreye uyarlanmak için kullandığı temel araç : kültür.
- Leslie whitenin kültür tanımı : kültürü maddi öğelerin davranışların düşünce duyguların
- Simgelerden oluşan ve simgelere dayanan bir örgütlenmesi olarak tanımlar .
- Cilifford geetz in kültür tanımı : kültürü örgütlenmiş bir simgesel sistemler toplamı olarak değerlendirir.
- Çokkültürcülük : kültürel çeşitliliğin iyi ve arzu edilir olduğu fikri ve arzu edilir olduğu fikri ve bu çeşitliliğin kültürel ve siyasal temsile yansımasını temsil eder
- Geleneğin icadı kavramı : eric hobsbawm a aittir.
- Homo faber : insanın alet yapma özelliğini ifade eder.
- Kültür olması gerekeni söyler ;ancak her zaman olması gerekeni uygulayamayız ifadesi : ideal kültür gerçek kültür ifadesini destekler.
- Tek hatlı evrim : insanlığın gelişimi ilkelden gelişmişe doğru izlenen tek bir hat üzerine görmek ve açıklamak eğiliminde olan evrimci görüştür.
Tylor a göre uygar olanla vahşi olanı birbirinden ayıran en önemli şey : uygar olanların hurafeleri terk ederek aklı ve onun ürünü olan bilimi benimsemiş olması.
- Özcülük : varlıkların tarihsel değişmesi ve onların mekansal farklılaşmalarını dikkate almadan onların özünü araştırmaya yönelen bakış açısıdır.
- Ekolojik eşik : canlıların yaşadıkları ortam ve onların bu ortama yaptıkları uyarlanmalardır.
- Eski toplum adlı eser : lewis Henry morganın eseridir ..amerikan yerlilerini inceleyerek yazmıştır. Ayrıca insanın kültürel evrimini teknolojiyi esas alan üç ana evreye ayırır bunlar yabanılık barbarlık ve uygarlıktır.
- Difizyonizm nerde gelişmiştir : müzeciliğin geliştiği almanyada gelişmiştir.difizyonizmi kuzey amerikaya taşıyan : Franz boastır.
Tarihsel özgücü yaklaşımı kuran kişi : franz boastır
Franz boas ın ilk alan araştırması :
- İngiliz işlevselciliği : kuramcısı bronislaw malinowski dir .ona göre bütün insanların yeme içme barınma giyinme türün devamını sağlama gibi bazı ortak temel ihtiyaçları vardır.
Yapısalcılık :toplumsal olgu ve ögelerin ancak toplumsal yapı denilen ve sadece bir model kullanılarak erişilebilecek gizli bir boyutun varlığı üzerinden anlaşılabileceğini öne sürer ..bu gizli boyut dilde saklıdır
- Durkheime göre toplumsal yapıyı kuran en önemli unsur : ortak bilinçtir
– Kültür örüntüleri adlı kitap : ruth benedict e aittir.ona göre bireylerin ruhsal yapılarını belirleyen iki tip kültür ayırt etmiştir.birincisi uzlaşmacı psikolojik ve duygusal aşırılıklardan kaçınan apollon tipi kültü..ikincisi coşkulu ve romantik şiddet ve tehlikeye eğilimli dionisyak tip kültürdür.
- Eril merkezcilik : toplumun ve toplumsal zihniyetin örgütlenmesinde erkeği ve onun toplumsal rollerini merkeze alarak davranma ve tutum geliştirme eğilimidir.
Molinowski nin işlevselciliği kültürü nasıl inceler : kültürü insan ihtiyaçları temelinde örgütlenmiş bir bütün olarak görür.
Radcliffe brown un işlevselliği kültürü nasıl inceler : kültür kavramını kullanmayarak ve toplumsal yapı kavramını merkeze alarak yapının sağlıklı işleyişini sağlayan bir işlevsel bütünlükten söz eder.
Levi strauss un yapısalzılığı kültürü nasıl inceler : kültürü zihniyetin dış dünyayı anlamak ve örgütlemek için kurduğu bir yapı olarak ele alır.
Antropolojide psikoloji yönelimli kuram : kültür-kişilik kuramıdır..buna göre insanın temel kişilik yapısı onun içine doğduğu kültürle etkilrşim içinde ortaya çıkar.
l.h morgan kültür tanımında aldığı ölçüt : teknoloji.
Kültürün değişmesinde en önemli etkenin başka kültürlerden gelen kültürel öğeler olduğunu savunan antropoloji kuramı : difizyonizm.
Kültürün temel görevinin insanların ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu savunan antropolog : bronislaw malinowski.
Toplumsal yapının öğelerinin bir düzen ve denge içinde işleyişini ele alan kurumsal yaklaşım :yapısal –işlevselcilik.
Psikolojive antropoloji disiplinlerinin yakın ilişki içinde olduğu antropoloji kuramı : kültür-kişilik
Yeni evrimcilik olarak bilinen atropoloji kuramı kültürel evrimi hangi ölçüte göre açıklar : enerji.
Toplumda ortaya çıkan çatışmaların toplumsal yapının işleyişinde önemli bir unsur olduğunu savunan kuramsal yaklaşım : yeni işlevcilik
Antropolojide biyoloji yönelimli kuram : kültürel ve toplumsal özelliklerin biyolojik gerekler ve mekanizmalar tarafından belirlendiğini öne süren sosyobiyoloji kuramdır.Evrimci yaklaşım ilk önce hangi bilim alanında ortaya çıkmıştır : biyoloji ve arkeoloji.

- Kültürün değişmesinde en önemli etkenin başka kültürlerden gelen kültürel öğeler olduğunu savunan kuram : difizyonizm dir.
- Tarihsel özgücü yaklaşımın sahibi : Franz boas tır.
- L h Morgan insanın kültürel evrim aşamalarını tanımlarken esas aldığı ölçüt : teknoloji dir ,
- Evrimci yaklaşım hangi bilim alanında ortaya çıkmıştır . biyoloji ve jeoloji
- Psikoloji ve antropoloji disiplinlerinin yakın ilişki içinde olduğu antropoloji kuramı : kültür – kişilik
- Toplıumda ortaya çıkan çatışmaların toplumsal yapının işleyişinde önemli bir unsur olduğunu savunan kuramsal yaklaşım : yeni işlevcilik.
- Yeni evrimcilik kuramı kültürel evrimi hangi ölçüte göre açıklar : enerji yılları arasında baffin adaları eskimoları arasında ilk alan araştırmasını gerçekleştirdi,
- Krizantem ve kılıç adlı eser : ruth benedict in eseridir.
Homolog organ .kökendeş : ortak atadan kalıtılan birden fazla tür tarafından paylaşılan ve yapısal açıdan benzerlik gösteren organlardır.
Analog organ : evrimsel açıdan birbirleriyle ilişkili olmayan ancak benzer işlevleri üstlenen organlardır.
- Prosimiyenler : gözleri kafa tasını-n yan tarafındadır kısa hamilelik ve büyüme dönemine sahiptirler boyları 13 cm den 60 cm ye kadar farklılaşır gece yaşamına uyarlananlarda renkli görüş yoktur bitkisel beslenirler lemur ve lorislerde gözler yüzün önemli bir bölümünü kapsar gözleri hareketsiz olduğundan kafatasları 180 derece dönebilir
- Antropoidler : insansı maymun olarak bilinir genellikle iri boyuta sahiptir görme duyuları gelişmiş koklama duyuları zayıflamıştır renkli ve üç boyutlu görmeye uyarlanmışlardır parazit ayıklama özelliği bulunur
İnsansı maymun olarak bilinen ve parazit ayıklama özelliği bulunan tür : antropoidler.
- Yeni dünya maymunları : 350 gr dan 9 kg a kadar değişen boyutlara sahiptir ağaçlarda yaşar üç boyutlu ve renkli görürler ayırıcı özelikleri geniş ve dışa dönük burun kanatları olmasıdır orta ve güney Amerika ormanlarında yaşar.
Branşiyasyon : eski dünya maymunları ile kuyruksuz büyük maymunların bazılarında gözlenen kollar aracılığıyla ağaç dallarında salınarak uygulanan hareket sistemidir.
- Eski dünya maymunları : çok geniş bir coğrafyada yaşarlar davranışsal ve biçimsel çeşitliliğe sahiptir ağaçta yada yerde yaşarlar dik oturuş pozisyonuna sahiptirler bitkisel böcek kuş yumurtası ile beslenirler .dört elli hareket sisteminden ağaçta salınarak hareket ve daldan dala sıçrayarak hareket biçimlerine sahip olan türleri vardır.
- Populasyon : aynı bölgede yaşayan ve kendi aralarında çiftleşebilen bireylerin oluşturduğu topluluktur
- Monogenizm : renkleri ve görünüşleri nasıl olursa olsun tüm insanların aynı türün üyesi oldukları adem ve Havva dan geldiklerini ancak sonradan farklı çevrelere uyum sağlayacak değişik görünümler kazandıklarını savunan görüştür.
- Poligenizm : insan ırklarının hepsinin adem ve havadan gelmediklerini dolayısıyla ayrı türler olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunan görüştür
- Retzius un ırk sınıflandırması : kafatası endisini ölçüt almıştır uzun orta yuvarlak ve yuvarlak.
- Öjeni : saf ırk oluşturma dır.
- Genotip : bir organizmanın sahip olduğu genetik özelliklerin tümü
- Taksonumi : canlıların benzer özelliklere göre sınıflandırılması sistemi dir.
- Öjeni fikrini ortaya atan .saf ırk ..: francise galsaf dır
- Homolog organ : kökendeş organdır aynı ortak atadan gelir ancak koşullara bağlı olarak evrim sürecinde farklılaşmış organlardır.
- İnsan ile şempanze arasındaki genetik fark : % 1,2 dir.
- İnsanları deri renklerine göre ayıran bilim adamı : j.f.blumenbach.
- Biyolojik uyarlanma : canlıların hayatlarını ve türlerinin devamını sağlamak için yaşadıkları çevreye biyolojik ve davranışsal olarak uyum sağlamaları sürecidir.
- Evrim : bir türün genetik yapısında meydana gelen değişimdir.
- Her şeyin kökenini suya dayandıran düşünür : thalesdir
- İlk canlıların suda meydana geldiğini ,balıkları birçok hayvan türünün kaynağı olarak görüp evrim düşüncesinin temelini atan düşünür : anaximandros dur.
- Canlılar arasındaki savaşımdan bahsederek doğal seçilimin öncülüğünü yapan düşünür : herakleitos dur.
- Değişimi maddenin varoluş biçimi olarak gören ve canlıları ilk kez sınıflandıran düşünür : Aristoteles dir
- Aristoteles transformizm adlı eserinde evrim düşüncesinden nasıl bahsetmiştir : canlıların basitten karmaşığa doğru gelişerek insana ulaştığını söyler canlıların ilkel düzeyde kendiliğinden oluştuğunu ve doğanın gereksinimlerine göre organların oluştuğundan bahsetmiştir.
- Transformizm : canlıların yapılarının sabit değil değişebilir olduğu görüşüdür.
- Cins : benzer uyarlamalara sahip benzer türlerden oluşan taksonomik bir birimdir.
- Tür : doğal koşullar altında çiftleştiklerinde üreme kapasitesine sahip yavrular doğurabilen canlı gurubudur.
- Tufan kuramı : cuvier in kuramıdır bu kuram canlıların tanrı tarafından yenilerinin yaratılarak devam ettiğini savunur.
- Charles lyell jeolojiye katkısı yeryüzü tarihinin çok uzun bir zamana yayıldığını kutsal kitaplarda 4004 kanıtlamasıdır.
- Yapay seçilim : canlıların istenilen özelliklerinin seçilerek üretilmesi böylece arzu edilen niteliklere sahip ürün elde edilmesidir.
- Doğal seçilim : yaşadıkları çevreye en iyi uyarlanan canlıların hayatta kalması uyarlanamayanların ise ölmesi yada elenmesiyle devam eden süreçtir.
- Modern genetiğin temelini hangi düşünürün görüşleri oluşturmuştur : biyolog august weisman .bütün kalıtsal bilginin germ plasma adı verilen üreme hücrelerinde yer aldığını belirleyerek .üreme hücrelerini etkileyebilen çevresel özelliklerin vücut hücrelerini etkilemediğini saptamıştır.
- Rekombinasyon : türü oluşturan populasyonların genetik yapısındaki çeşitliliktir.
- Gen havuzu : bir neslin üyeleri tarafından bir sonraki nesle aktarılabilecek genlerin toplamıdır
- Mutasyon : genetik yapıdaki değişimdir.
- Genetik sürüklenme : genetik yapıdaki bir genin frekansının değişerek bir nesilden diğerine aktarılmasıdır.
- Gen akışı : bir populasyondan diğer populasyona yapılan göçtür.
- Dik yürümenin kökeni :6-7 milyon yıla dayanır.
- Homo babilis : becerikli insan demek.taş aletler yapmışlardır.
- Ateşi bulan tür : homo eractusdur.en eski ateş kalıntısı kenyada bulunmuştur.
- Tek merkezli evrim : genetik araştırmalarla günümüzde yaşayan bütün insanların tekbir kökene sahip olduğunu tanımlayan hipotezdir.
- Primat benzeri memeliler senozoyik çağın hangi evresinde ortaya çıkmıştır : paleoesen dönemde 65 53 milyon yıl önce.
- Mikro evrim : genetik yapıda bir kuşaktan diğerine ortaya çıkan değişimdir.
- İki ayak üzerinde dik yürüyen primatlar hangi isimle anılır . hominid orangutan goril şempanze ve insan grubudur
- 1856 yılında almanyadaki bir vadide bulunan buzul çağı insan türü : homo neandethalensis.
- Carl von linne canlıların sınıflandırılmasında hangi ikili ayırımı getirmiştir : cins-tür.
- Yaradılışcılık : canlıların tanrı tarafından yaratıldığını ve değişmez niteliklere sahip olduklarını savunan görüştür.
- Canlıların değişmez niteliklere sahip oldukları görüşünü zedeleyen ilk kuramı ortaya atan kullanılan organların geliştiğini kullanılmayanların güdükleşip köreldiğini savunan bilim adamı : j.b.lamarck.
- Kültürde ortaya çıkan iki ana alan :toplumsallık-iletişim.
- Biyologlar canlıları hangi özelliklerine göre sınıflandırır : yapı ve kökenlerine göre.
- Primatlarda diğer canlılara göre hangi özelliğinin önemi azalmıştır : koklama.
- Evrim en çok hangi alanlar arasında sert tartışmalara neden olmuştur : bilim din .
- İnsanın doğal haliyle biyolojik bakımdan olgunlaşmamış bir varlık olması : prematüre dir
- İlk insanlar senozoyik çağın hangi evresinde ortaya çıkmıştır . pliyosen .
- İşci çalışan özelliğiyle bilinen insan türü : homo ergaster.
- Modern insanın afrikada evrimleşerek tüm dünyaya yayıldığını savunan düşünür : darwin
Tek merkezli evrim : genetik araştırmalarla günümüzde yaşayan bütün insanların tek bir kökene sahip olduğunu tanımlayan hipotezdir.

ANTROPOLOJİNİN YÜZEYSEL KAPSAMI

Sosyal (toplumsal) Bilim dallarından bir tanesi de antropolojidir. Sosyal bilimlerin en genci olan ve geniş anlamıyla insan bilimi olarak tanımlanan antropoloji portfolio’suz hümanizma’nın en kapsamlı disiplini olarak ortaya çıktı. Bu disiplin kapsam, konu ve yöntemle ilgili savlarını belirlemek için çok uğraş vermek zorunda kaldı. Kendisine bırakılan konuları ele aldı (diğer alanların incelemediği) ve hatta zorunlu olarak daha eski bazı alanlara da girdi. Şimdi onun kapsadığı incelemeler şunlar: prehistorya, folklor, fıziksel antropoloji ve kültürel antropoloji. Bunlar öbür toplumsal ve doğal bilimlerin, psikoloji, tarih, arkeoloji, sosyoloji ve anatominin meşru araştırma alanlarına tehlikeli biçimde yaklaşıyorlar.

Antropoloji en geniş anlamı ile insan bilim demektir. Ancak bu tanım kapsamı son derece geniş olup, insanı konu almış olan diğer disiplinlerle, antropolojinin farkına işaret etmez. Bu nedenle antropologlar kendi disiplinlerini daha kesin çizgilerle sınırlamaya çalışırlar. İlk olarak disiplinin ismini ele alalım: Antropoloji kelime yapısı olarak iki Yunanca kelimenin birleşimidir. İnsan anlamına gelen Anthropos ile düzenli bilgi anlamında olan logos. Böylece kelime anlamı olarak antropoloji, insanla ilgili düzenli bilgi anlamındadır. Antropoloji birey olarak insanla ilgilenmez. İlgisi grup içinde yaşayan insan ve bu insanın yaptıkları ve davranışlarıdır. (Saran, 1993:21) “İnsanlar arasındaki benzerlik ve farklılıkları göz önüne alarak insanları karşılaştırmalı bir görüşle inceler. İnsanoğlunun evrimi, fiziksel ve toplumsal gelişiminin kurallarını ortaya çıkarır. Başka bir deyimle kültür ile ilgilidir. İnsan topluluklarının fizik yapı, kültür ve davranış bakımından farklılıklarını ele alır.” (Tezcan 1996: 1) Konuyu biraz daha açacak olursak antropoloji biz insanları inceler. (Wells 1994: 9) “İnsanoğlu’nun yaşamı ve töreleriyle ilgili hiçbir konu ya da soru antropoloji’nin inceleme alanı dışında değildir. Bu yüzdendir ki, bilimsel disiplinlerin en ilgi çekici en heyecan verici olanı antropolojidir. İlgi alanımız ne olursa olsun hepimiz için özel, ilginç birşeyler vardır antropolojide.” (Wells 1994: 9) “Çeşitli ilimleri düzenli bir biçimde ait oldukları yere koymak isteyenler, sıra antropolojiye gelince bu ilmin yeri hususunda kolayca karar veremezler. Gerçekten antropolojinin bölümlerini meydana getiren fiziki antropoloji, kültürel antropoloji, sosyal antropoloji, arkeoloji, etnoloji, etnografya ve linguistik insanla ilgili tüm çalışmalarla sıkısıkıya ilişkilidir.” (Saran 1971: 9) Antropoloji çeşitli özelliklerinden dolayı bazı bilim adamları tarafından taç bilim olarak kabul edilirken, bazılarınca artık bilim olarak nitelendirilmektedir. Antropoloji incelediği konular ve kendisine özgü olan yöntemleri ile diğer sosyal bilim dalları arasında özel bir yere sahiptir. Antropolojinin tanımlarında bir tanesi de antropologların sahada yaptıklarıdır. Bir antropolog antropoloğun ayakkabıları çamurlu olmalıdır demiştir. Bu bilim dalını diğerlerinden ayıran en önemli özellik saha çalışmalarına (alan araştırması) verdiği önemdir. Antropoloji aradığımız doğru yanıtları bulmamıza yardımcı olacaktır. Tüm bilimsel kuramlar tarihsel süreç boyunca deneme yanılma ve yeniden formülleştirme sonucu ortaya çıkmaktadır. Yeni yeni ortaya çıkan verilerin birikmesi bu süreçte önemli bir yer tutmaktadır. Mekanizmalara –bu durumda, toplum biyolojisi ve evrim mekanizmaları dahil olmak üzere- ilişkin olan düşüncelerdeki değişikliklerde aynı şekilde gündeme gelir. Bu tür değişiklikler eldeki kanıtların yorumlanmasını etkileyebilir. Böylelikle kuramların gelişmesi yeni kanıtlar olmaksızın sürebilir. Antropolojide varolan kuramı belirginleştiren unsur toplumbilimsel bir nitelik taşıması ve biz insanları konu edinen çalışmanın kavranmasıyla ilgilidir. (Lewin 1998:1)

Antropoloji insanı dolayısıyla insan toplumlarını ve kültürü incelemektedir. Fakat antropolojik çalışmalar yapılırken belirli bir çerçeveden bakılmak sureti ile araştırma yönlendirilir. Burada yapılan bir yerde antropolojinin sınırlarını belirlemektir. Antropolojinin üzerinde durduğu ve halen günümüzde geçerliliğini koruyan bazı sorular bulunmaktadır:

1-) İnsanlar ve toplumlar neden birbirlerine benziyor ?

2-) İnsanlar ve toplumlar neden birbirlerine benzemiyor ?

3-) İnsanlar ve toplumlar neden ya da nasıl değişiyor ?

Bu üç soru, antropolojinin bugünde geçerli olan temel sorunlarıdır. Ancak bu sorulara verilecek olan cevaplar günden güne değişmekte ve gelişmektedir. Yaşanan sosyo – kültürel değişme, toplumun kendi iç dinamiğindeki etkileşimlerin bir sonucu olabileceği gibi, dıştan gelen etkilerin bir ürünü, daha doğrusu iç ve dış dinamiğin bir bileşkesi olarak ortaya çıkmaktadır. Doğa nasıl biyolojik evrimin en zengin bilgi arşivini içinde bulunduruyorsa, kültürde sosyal değişmenin en güvenilir belgelerini elinde saklamaktadır. (Güvenç 1994:38) İlkel olsun, gelişmiş olsun hiçbir toplum durgun hareketsiz ve statik olarak nitelendirilemez. Her toplumda sürekli bir dinamizm, bir değişme görülür. İlkel toplumlar bile yavaşta olsa değişmektedir. Çağımız hızlı kültür değişmesi çağı olup, dünya kültürleri sürekli olarak değişmeye uğramaktadır. Fakat bu tür değişmelerin hızı farklı zamanlarda ve farklı yerlerde değişiklik göstermektedir. Antropoloji bu tür kültür değişimelerinin nedenlerini, bağlı olduğu diğer konuları ve sonuçlarını karşılaştırmalı olarak inceleyerek sosyal değişme yasaları ile ilgili sonuçlara ulaşmaya çalışır. (Tezcan 1984:1)

Antropolojiyi genel olarak iki kısma ayırabiliriz : Fiziksel Antropoloji ve Kültürel Antropoloji.

1-) Fiziksel Antropoloji : İnsanoğlunun fiziksel gelişimini, evrimini inceler. Yani, insanın biyolojik gelişmesinin tarihi ile ilgilidir. İnsanın insan olabilmek için geçirdiği aşamaları ele alır. Çeşitli insanların fiziksel özelliklerini inceler. İnsan ırklarını, insanın doğuşundan modern hale gelinceye değin geçirdiği biyo – fizyolojik değişiklik ve aşamaları, ırk karışımlarını ele alır. Irkların karşılaştırılması ve ırk ilişkileri belli başlı konularıdır. İnsanların hayvanlarla farklılıkları, iskelet ve kaslarında karşılaştırılması da diğer konulardır. (Tezcan, 1996:1) Fiziki antropoloji insan biolojisinin araştırılmasıdır fakat sadece bioloji konu edinmez. Atalarımızdan kalan fosilleri, dünyanın başlangıçtaki nüfusu boyunca çeşitli genlerin dağılımını, gen mirasının mekanizmasını, farklı bölgelerdeki insanların şekil ve renk farklılığını ya da insanların ve yakın akrabalarının davranış şekillerini inceler. Fiziki antropologlar tüm bu soruların cevabını ararken, nesnelerin yaşadığı tabii ve sosyal hayatla ilgilerini araştırılar. Yani fiziki antropolojinin gerçek çalışma alanı insanların ve onların yakın akrabalarının tabii ve sosyal durumları ya da tabiatları içerisindeki biolojik gelişimi üzerinedir. (Hunter; Whitten 1987:3)

2-) Kültürel Antropoloji : “Antropolojinin bu kolu, çeşitli alt disiplinlere ayrılmıştır. Bu disiplinler yaklaşık 100 yıllık bir geçmişe sahiptirler.” (Saran, 1993:22) Bu alt disiplinleri şöyle sıralayabiliriz.

Arkeoloji : “Bazılarına göre bu bilim kolu başlı başına, antropolojiden bağımsız bir disiplindir. Ancak, antropoloji alanında özel bir faaliyet kolu olarak düşünülmesi, disiplinin bünyesi bakımından daha uygundur.” (Saran, 1971:10) “İnsanın maddi kültürünü ve bu kültürün yazılı belgelerden önce incelenmesi prehistoryanın ya da prehistorik arkeolojinin konusudur. Bu disiplin, maddi kültürün prehistorik devirlerden bu yana, gelişimini kazılarda elde edilen bulgulara dayanarak inceler.” (Saran, 1993:22) Arkeoloji hem insan bedeninin kalıntılarını, hem de insanın yaptıklarını, ürettiklerini ve kullandıklarını inceler. Arkeologlara antropolojinin tarihçileri denebilir. (Tezcan, 1996:2)

Etnoloji : Yunanca halk anlamına gelen ethnos sözcüğünden türetilen etnoloji özellikle ilkel diye nitelenen halkları ve onların kültürlerini inceler. (Örnek, 1971:80) Etnoloji kültürler arası farklar ve benzerliklerle ilgilenmiş, kültürün tarihsel gelişimini ve çeşitli kültürlerin birbirleriyle ilişkisini konu almıştır. Bir topluma has örf ve adetlerin ya da belirli bir toplumun kültürünün incelenmesi ise etnoğrafyanın konusu olmuştur. (Saran, 1993:22)

Linguistik : “Dillerin yapısal özelliklerini, konuşma biçimlerini inceler. İnsanların düşünce ve görüşlerini belirtmek için kullandıkları çeşitli kalıpları, yani dillerini inceler. Hem dillerin belirli gruplarının tarihini, hem de bugün konuşulan dillerini inceler. Dilin rolü ve kültürün diğer yönleriyle ilişkilerini ele alır. İnsana özgü iletişim ve ifade etme sistemlerinin incelenmesi, linguistiğin temel uğraşı alanıdır.” (Tezcan, 1996:2)

Sosyal Antropoloji : Antropolojinin önemli bir dalı da yirminci yüzyılda gelişen Sosyal Antropoloji’dir. Avrupa’da özellikle İngiltere’de 1908 – 1910 yılları arasında gelişen Sosyal Antropoloji; insan davranışlarının karşılaştırmalı incelenmesi olarak tanımlanabilir. Araştırmalarında toplumsal yapıya ağırlık veren; toplumsal kurumların ve formların sistematik ve karşılaştırmalı araştırmalarını yapan sosyal antropoloji Radcliffe Bronw ve Bronislaw Malinowski tarafından kurulmuş ve geliştirilmiş olup difüzyonizme ve evrimci kurama bir tepki olarak doğmuş; kısmen Durkheim sosyolojisini izlemiş kısmende sosyolojideki yapısal fonsiyonalist görüşün öncüsü olmuştur. (Örnek 1971:212) Bu terim Birleşik Amerika’da bazen etnoloji sözcüğünün yerine kullanılırsa da genellikle insan davranışlarına yaklaşımın bir boyutunu oluşturur. Ayrıca belirli problemlerin kültür, toplum ve kişilikle ilgili yönünü de inceler.(Saran, 1993:22, 23) “Kültür Antropolojisinin toplumsal olguyu inceyen bölümü ise Sosyal Antropoloji olarak adlandırılır. Toplumsal olgu denildiğinde genellikle şunlar kastedilir: Sosyal örgütlenme, evlilik adetleri ve örfleri, adetler ve ahlaksal amaçlar, folklor, inanç sistemi, din, dil ve dille düşüncenin ilişkileri vb.” (Saran, 1996:143) Bu dal önceleri ilkel toplumları ele alırdı. Bugün yaşayan kültürleri de inceler. (Tezcan, 1996:3) Sosyal antropolojinin inceleme sahası sosyal davranışlar ve sosyal gruplarda organizasyon ve kültür üniversalleridir ve sosyal antropoloji kültürün teşekkülüne ve değişimine hakim olan kanunları arayacaktır. (Saran, 1971:16) “Sosyal antropologlar diğer konulardan çok, insan toplumlarının sosyal organizasyonunu tayin eden evlilik ve akrabalık ile ilgilenmişlerdir.” (Kırımlı, 1998:2)

1. Gözlenen olayların sınıflandırılması sonucunda, değişmez, her zaman ve her yerde geçerli neden-sonuç ilişkilerine varılmasına ne ad verilir?
Bilimsel yasa

2. Aşağıdakilerden hangisi sosyolojinin kurucusudur?
Comte

3. Yapısal işlevci akımın bir temsilcisi olan ve “bozuk işlev, açık ve gizli işlev” kavramlarını geliştiren toplumbilimci kimdir?
Metron

4. “İnsan aynı ırmakta iki kez yıkanmaz” sözünün toplum bilimleri açısından anlamı nedir?
İnsan ve toplum öğesi, sürekli değişen bir yapıya sahiptir

5. Durheim, birbirlerini tamamlayacak işlevlere sahip kişiler arasındaki dayanışmaya ne ad verir?
Organik
6. Sosyolojiyi “Toplumsal Statik” ve “Toplumsal Dinamik” olarak ikiye ayıran sosyolog aşağıdakilerden hangisidir?
Comte

7. Türkiye’de boğazların önemi, Avrupa ve Asya kıtaları arasında bir yere sahip olma gibi unsurlar, siyasal davranış etkenlerinden hangisine bir örnektir?
Coğrafi konum ve genişlik

8 Toplumsal-siyasal çevre ile bireyin arasında yaşam boyu süren dolaylı ve doğrudan etkileşim sonucunda, bireyin siyasal sistemle ilgili görüş, davranış, tutum ve değerlerinin gelişmesine ne ad verilir?
Siyasal toplumsallaşma

9. Türk kadını hangi yıl seçme şeçilme hakkını elde etmiştir?
1934
10. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.” ilkesi hangi siyasi düşünceye aittir?
Liberalizm

11. Aşağıdakilerden hangisi Marx’a göre bir üstyapı unsuru değildir?
Üretim ilişkileri

12. Marx’ın kuramına göre aşağıdakilerden hangisi bir üst yapı unsuru değildir?

Ekonomik kurumlar

13. Üç ana toplum tipinin, üç ana kişilik tipini yarattığını savunarak; geleneklere göre, vicdanına göre ve başkalarının kendinden beklentilerine göre hareket eden insan sınıflaması yapan kuramcı kimdir?
David Riesman

14. Belirli bir konudaki kanı ve davranışların kaynağını oluşturan, onlar arasındaki bağlantıyı ve bir anlamda tutarlılığı sağlayan olguya ne ad verilir?
Tutum

15. Bir grubu oluşturan kişiler arasındaki duygusal bağlantıları saptama amacına yönelik olarak Moreno tarafından geliştirilen yöntem aşağıdakilerden hangisidir?
Sosyometri

15. Bir grubu oluşturan bireyler arasındaki duygusal bağlantıları saptama amacına yönelik olan teste ne ad verilir?
Sosyometri testi

16. Ortodoks marksist görüşe göre, gençliğin sınıf çatışmalarındaki temel işlevi nedir?
Emekçi sınıflara bilinç götürmek

17. Resmi grup ya da gönüllü grup olarak da adlandırılan grup türü aşağıdakilerden hangisidir?
İkincil grup

18. “Grup Dinamiği” kavramını ortaya atan ve geliştiren bilim adamı aşağıdakilerden hangisidir?
Lewin

19. Kadroculara göre yirminci yüzyıldaki temel çelişki kimler arasındadır?

Sömüren ülkelerle sömürülen ülkeler arasında

20. Kast sisteminin oluştuğu ülke aşağıdakilerden hangisidir?
Hindistan

21. Aralarında belirli türden, sık ve sürekli ilişkiler bulunan, az sayıda kişiden oluşan belirli bir dayanışma ve doğrudan ilişkilere sahip gruplara ne ad verilir?
Küçük gruplar

22. Marksist düşünceye göre toplumsal sınıfları oluşturan temel öğe aşağıdakilerden hangisidir?
Üretim araçlarının özel mülkiyeti

23. Kast sisteminin temelindeki ayrım nedir?
Dinsel ayrım

24. Marksizm açısından sınıfları yaratan temel etken nedir?
İşbölümü

25. Aşağıdaki ülkelerden hangisi ülke genişliğinin ulusal güce olumlu etkisine bir örnektir?
Rusya

26. Aşağıdakilerden hangisi askeri gücün bağlı olduğu etkenlerden bir değildir?
Psikolojik etkenler

27. İmparatorluk kurma ve sürdürme siyasetinin ideolojisi olarak tanımlanan kavram aşağıdakilerden hangisidir?
Emperyalizm

28. Napolyon’un “Süngülerle her şey yapılabilir, ama üstüne oturulamaz!” sözünü, aşağıdakilerden hangisi en iyi ifade eder?
Ulusal güç, sadece askeri güce dayalı olamaz

29. Üyelerinin niteliğine en çok önem veren parti türü aşağıdakilerden hangisidir?
Totaliter partiler

30. İşçi sınıfının mücadelesi sonucu, oy hakkının yaygınlaştırılmasıyla birlikte ortaya çıkan farklı yapıdaki partilere ne ad verilir?
Kitle partileri

31. Aşağıdakilerden hangisi sınıfsal kökenli bir baskı grubudur?
İşçi sendikaları

32. Komünist partilerin temel örgütlenme birimi aşağıdakilerden hangisidir?
Hücreler

33. TÜSİAD ne tür bir baskı grubudur?
Toplumsal sınıflara dayalı

34. Partinin, “devletin” ya da “kurulu düzenin” bekçisi durumunda olduğu partiler aşağıdakilerden hangisidir?
Faşist partiler

35. Aşağıdakilerden hangisi ulusal gücün maddesel ögelerinden biri değildir?
Ulusal moral

36. Eflatun’un “ya devleti filozofların yönetmesi, ya da devleti yönetenlerin filozoflaşması” gerektiği görüşünün günümüz siyaset anlayışındaki yansıması aşağıdakilerden hangisidir?
Tekno-siyasetçilerin ortaya çıkması

37. Siyasal yaşamda daha büyük öneme sahip baskı grubu aşağıdakilerden hangisidir?
Sınıfsal kökenli baskı grupları

38. Otoriter-totaliter baskı grupları daha çok hangi örgütlerde görülür?
Faşist partilerde

39. Kitle partilerinin örgüt birimi neye dayanır?
Ocak’lara

ÜNİTE 1

http://img593.imageshack.us/img593/4958/122011201758.jpg

http://img52.imageshack.us/img52/8426/122011201907.jpg

http://img406.imageshack.us/img406/7362/122011201946.jpg

http://img151.imageshack.us/img151/3354/122011202026.jpg

http://img829.imageshack.us/img829/588/122011202104.jpg

ÜNİTE 2

http://img137.imageshack.us/img137/5552/122011202946.jpg

http://img210.imageshack.us/img210/5915/122011203102.jpg

http://img718.imageshack.us/img718/1492/122011203250.jpg

http://img148.imageshack.us/img148/1527/122011203332.jpg

http://img262.imageshack.us/img262/9864/122011203407.jpg

http://img80.imageshack.us/img80/4919/122011203450.jpg

http://img411.imageshack.us/img411/9936/122011203532.jpg

http://img545.imageshack.us/img545/3555/122011203618.jpg

http://img137.imageshack.us/img137/9735/122011203721.jpg

ÜNİTE 3 SİYASAL YAŞAM İÇİNDE BİREYİN YERİ

A) BİREY VE SİYASET
Siyasal Tutumların Oluşumu
Kanı: Belirli biranda belirli bir duruma ilişkin düşüncelerdir. Kanılar gözlemlenemez.
Davranış: Kanıdan hareketle eylemde bulunulduğunda ortaya çıkar. Davranışlar gözlemlenebilir.
Tutum: Belli bir konudaki kanı ve davranışların kaynağını oluşturan, onlar arasındaki ilişkiyi ve tutarlılığı sağlayan bir olgudur.
Belirli bir konu hakkındaki kanı ve davranışların toplamıdır.

Bireyin tutumlarını,
:arrow: İçinde yaşadığı çevre
:arrow: Doğuştan sahip olduğu özellikler
:arrow: Sonradan edindiği özellikler belirler.

FREUD’a göre;
İnsanlardaki temel tutumlar çocukluk döneminde kazanılır ve sonraki dönemlerde neredeyse hiç değişikliğe uğramazlar.
Çocuğun ailesiyle yaşadığı ilişkilerin etkisi bir ömür boyu devam eder.

Annesinin koruyucu kanatları altında çocukta önce “zevk ilkesi” egemen olur. Çünkü, yemek, içmek, uyumak, oynamak vb…
hep çocuğun isteğine göre düzenlenmiştir.

Zamanla toplumsal baskı ve yasaklarla karşılaştığında “gerçek ilkesi” belirecektir.

İşte zevk ilkesi ile gerçek ilkesi arasındaki çatışma kimilerinin siyasal çatışmanın temeline oturttuğu “dovumsuzluğa” yol
açar. Zevk ilkesi ile gerçek ilkesi arasındaki çatışmanın sonucunda bir çok olasılık ortaya çıkar. Ya “lipido” olarak adlandırılan “
zevk gereksinmesi ve enerji”, bilinç atına itilir ve rüyaların, nevrozların nedeni olur; ya da yaratıcı güce dönüşür.

“Saldırganlık” doyurulmayan iç güdülerin yol açtığı bir patlamadır.
Yaşamının sonuna doğru Freud’un düşüncesinde “ölüm iç güdüsünün” önemli rol oynamaya başladığı görülür. Şiddet ve
saldırganlığın, libido ile çatışan “ölüm içgüdüsü”nden kaynaklandığını ileri sürer.
Saldırganlık, başkalarını yok etme eğilimidir. Bu eğilimde ise, insanın kendinde görmek istemediği ölümü, başkalarının
üzerine atma isteği yansımaktadır.

Siyasal Tutumların Değişimi
Birey toplumda işgal ettiği yere göre içinde yaşadığı toplumun bir takım düşünce kalıplarını, değer yargılarını ve inançlarını almaktadır. Bunlar bireyin yaşamı boyunca yapacağı seçimlere yön verirler.

Buna göre;
Edinilmiş tutumlar, davranış ve düşüncelerdeki değişimi zorlaştıran en önemli engeldir.
Karşıt siyasal tutumlara sahip bireyler aynı olgu ve olaylara bakarken farklı şeyler görürler.
Çocuk yaşlarda kazanılmış temel tutumların değişmesi oldukça zordur.

Daha sonraki yıllarda kazanılan ve belli olaylara ilişkin tutumlar belli bir süre zarfında yavaş yavaş değişebilir.
Siyasal Tutum Değişikliği
Siyasal tutumların değişebilmesi için gerek koşulların gerekse o koşullara ilişkin bakış açılarının değişmesi gerekir.
Siyasal iktidarın içinde ya da dışında olmak da tutum değişikliğine yol açar. Çoğulcu demokrasilerde koalisyon ortağı partiler
eski katı görüşlerini iktidar olunca sürdüremezler.

Bireyin dışında cereyan eden olaylarla birlikte kendi durumunda da bir değişme olursa siyasal tutum değişikliği mümkün olur.
Ancak tutumla ters düşen deneyiminin çok önemli ve hayati olması gerekir.

Bu noktada MEYNAUD ve LANCELOT’ a göre, hızlı değişim genellikle bireyin soyutlanmasından kaynaklanır. Başka
bir deyişle siyasal ve toplumsal ortamdaki değişiklik, kişisel durumdaki değişmeye eklenmiştir.
Siyasal tutum ve davranışlarla ilgili “dalgalanan oylar” ve “kararsız tutumlar” da önemlidir. Çoğunlukla yüzeysel tutumlarla
ilgisi olduğu düşünülen bu kararsızlık, çelişkili tutumların ard arda etkili olduğunu göstermektedir.
Özellikle bunalım dönemleri ve sonrasında kararsız tutumlar artmakta ve oy dalgalanmalarına rastlanmaktadır. Buna bir örnek
12 Eylül sonrasında oylarda görülen kararsızlıktır.

Siyasal Yasamda Bireyin Yeri
Kişilik: Bireyin biyolojik ve fiziksel özellikleriyle toplumsallaşarak edindiği değerler sistemi ve kişisel deneyimlerinin birleşimidir. Toplum belirli durumlarda nasıl davranması gerektiğini bireylere, toplumsallaşma süreciyle öğretir. Ancak bu değerlendirme toplumdan topluma farklılıklar göstereceği için, her toplumda farklı bir kişilik tipi gelişecektir.

DAVİD RAISMAN
Üç toplum türü ve buna bağlı olarak üç kişilik tipi olduğunu savunmuştur.
:arrow: Toplumsal yapının ağır ağır değiştiği ve geleneklerin hüküm sürdüğü toplumlarda geleneklere göre hareket eden
insan tipi kişiliği geliştiği görülür.

:arrow: 19.yy’m hızla gelişen kapitalist toplumlarında toplumun değer yargılarını ve davranış biçimini öğrenen insanda
vicdanına göre hareket eden insan tipi kişiliği geliştiği görülür. Bu toplum yapısı özerk bir kişiliğin oluşmasına neden olur.

:arrow: Çağdaş batılı toplumlarda başkalarının kendilerinden beklediklerine göre hareket eden insan tipi kişiliği geliştiği
görülür. Kişi burada artık iyiyi ve doğruyu hesaba katmadan başkalarının kendisinden ne beklediklerini kestirerek tutumunu
ona göre ayarlamaktadır.

Konuyu “zihniyet” bakımından ele alanlar ise;
Zihniyet, aynı toplumda yaşayan insanlar arasındaki farklılıkların arkasında yatan ve değişmeyen psikolojik bir öğedir.
Zihniyet, ortak değer yargılarından, kavramlardan ve inançlardan oluşur.
Kişi olay ve olguları belirli bir zihniyetin mercekleriyle değerlendirir görüşündedirler.

GASTON BOUTHOUL
Fiziksel organizma ile zihniyet arasında çok sıkı bir bağ olduğunu ileri dürmüştür.
Örneğin, bir Hıristiyan’ın yediği domuz eti bir Müslüman’ın midesini bulandırabilir, hatta zehirlenme benzeri bir etki bile
yapabilir.

Siyasal çatışmanın en temelde bireysel yetenek farklılıklarından kaynaklandığı iddiasında bulunan görüşlerde vardır. Bu görüşler genellikle DARWİN’den beslenir.

DARVVİN
“Evrim Kuramı”nın babasıdır ve ona göre;
Her canlı hayatını idame ettirebilmek için öteki canlılarla mücadele etmek zorunda kalır. Bu mücadelede “en güçlü olan” hayatta kalır.
“Yaşam İçin Savaşım” ilkesi esastır.
Koşullar değiştikçe bu koşullara uyum sağlayanlarda yaşamlarını devam ettirir.

Liberal ekonominin “Serbest Rekabet İlkesi” de Darvvin’in görüşlerinden beslenmektedir. Buna göre;
Tüketim için bireyler arasında görülen çekişme siyasal çatışmanın da itici gücü olmaktadır.
Devlet karışmamalıdır ki, en akıllı ve yetenekliler kazansın ve ekonomide bu sayede gelişsin. Başka bir deyişle, zayıf olanlar
korunmamalıdır ki, bir çeşit doğal ayıklanma olsun.
Liberalizm kişisel yararı toplumsal yarara bağlar ve siyasal alanda da , en yeteneklilerin kazanmasının, daha etkin ve başarılı
bir yönetimin kurulmasını sağlayacağını savunur.
Ekonomide ve siyasette güçsüzleri koruyucu bir önlem almanın yanlış olduğu ve toplumun genel çıkarlarıyla bağdaşmayacağı
fikri hâkimdir.
“Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” ilkesi bu mantıktan kaynaklanır.

Tutucu kuramlar özellikle idealist- ülkücü tavır takınarak maddeci liberalizmden ayrı bir duruş sergiler. Onlara göre,
“En iyiler” önemlidir.
“En iyiler” kavramı, yetenek, cesaret ve zeka yanında manevi bir değer vargısı da içermektedir.
“En iyiler” seçkinlerdir. Bunlar ekonomik çıkarlarını ikinci plana itebilen özgeci kişilerdir. Doğa onları üstün nitelikte
yaratmıştır.
Seçkinler topluma hizmet bilinci ile bütün toplumun yararına olacak şekilde kutsal görevlerini yerine getirirler.
Liberallere göre yeteneklilerle yeteneksizler, tutuculara göre ise seçkinlerle kitleler arasındaki çekişme esasen bireysel bir
çekişmedir.

B) YAŞ VE SİYASET
Seçim sosyolojisi araştırmaları sivasal davranışlara tesir eden beş ana etken olarak genellikle şunlara işaret ederler:
Yerleşim birimi
Yaşam düzeyi
Eğitim düzeyi
Yaş
Cinsiyet

Kuşaklar Arası Tutum Farklılıkları
Kuşaklar arasında var olan tutum farklılıklarının, siyasal davranışlara da doğal olarak yansıdığını ve özellikle oy verme eğilimlerinde somutlaştığını kanıtlayan çok sayıda araştırma yapılmıştır. Yapılan araştırmalara göre;

Gençler, yaşlılara göre daha çok yenilik ve değişimden yanadır.
Yaşlılar, giderek daha çok tutucu eğilimler sergiler.
Gençlerin, ebeveynlerinden farklı sivasal düşüncelere sahip oldukları görülür.
Gençler ve ebeveynleri arasındaki eğitim düzeyi farkı da farklı sivasal davranış ve düşüncelere vol açmaktadır.
Gençler ve yaşlılar arasındaki siyasal tutum farklılıkları yoksul ailelerde daha da belirginleşmektedir.

Kuşaklar Arası Tutum Farklılıklarının Nedenleri
Gençler ergenlik çağıyla birlikte çoğunlukla baş kaldıran kişilik özellikleri sergiler. Böylece kendini ispatlamaya çalışır ve aile dışı bir tutum izleme yoluna giderler. Buna göre;

Geri kalmış ülke gençlerinin “ulusal değerleri” içsellestirdikleri görülür,
Gelişmiş ülke gençlerinin “bireysel değerleri” özümsedikleri gözlenir.
Gençlik çağından olgunluk çağına doğru yol aldıkça insanlar genellikle daha ılımlı tutum takınmaya başlarlar.
Bernard Shavv’un şu cümlesi çok ünlüdür: “Eğer yirmi yasında iken komünist değilseniz, kalbiniz yok demektir; kırk yasına geldiğinizde hala komünist iseniz, kafanız yok demektir”. VVillv Brandt, kendisinden sosyal demokrat olmasına karşılık oğlunun komünist olduğunu anımsatan bir gazeteciye şöyle demişti: “On sekizinde komünist olmayan, otuz besine geldiğinde ivi bir sosyal demokrat olamaz.”
Kuşaklar arası tutum farklılıklarının ana nedenlerinden birisi de bireysel enerji düzeyidir. Enerji bu bağlamda değişikliklere
uyum yeteneği ve kolaylığı demektir. Yıllar geçtikçe enerjisi azalan kişi, uyum göstermek için yeni çabalar gerektirecek köklü
değişikliklerden korkmaya başlar.

KARL MANNHHEIM gibi bazı sosyologlara göre,
:arrow: Özellikle orta yaşlı kuşakların siyasal tutumlarının anlaşılabilmesi, onların gençlik dönemlerindeki siyasal ortam
ve egemen ideolojik fikirlerinin incelenmesini gerektirir.

Genellikle gençlerin ilerici, yaslıların ve yetişkinlerin tutucu oldukları varsayımının, toplumların evrimlerinin her dönemi için geçerli sayılamayacağını öne süren toplum bilimcilerde vardır. Onlara göre,

:arrow: Bu varsayım toplumların kararsızlık dönemi için geçerlidir.
:arrow: Eğer uzun bir kararsızlık döneminden sonra kararlı bir ortam sağlanırsa, yetişkinlerin bir bölümünün gençlikteki ilerici fikirlerini sürdürmeleri, genç kuşakların ise tutucu bir dünya görüşüne sığınmaları olanaklıdır.

1960’lı yıllardan başlayarak, özellikle 1968’de hemen tüm dünyada izlenen gençlik avaklanmalarıyla birlikte, kuşaklar arası sivasal tutum farklılıklarının giderek önemli sivasal sorunlar yaratabilecek boyutlara varabileceği görülmüştür. Bu önemli gelişmede, demografik, teknolojik ve biyolojik nitelikli 3 etkenin rol oynadığı söylenebilir.

Demografik Etken; Çağdaş toplumları en az 3 kuşağın bir arada yaşadığı bir ortama mahkum etmiştir.

Teknolojik Etken: Teknolojik gelişme nedeniyle, giderek uzayan bir eğitim dönemi ortaya çıkmış ve gençler hemen tüm
ekonomik, toplumsal ve siyasal olanakların, yetki ve sorumlulukların dışında bırakılmışlardır.. Bu uzun eğitim dönemi sonunda
bile, beklentilerine uygun bir toplumsal konuma sahip olamamaları, öğrenci gençlikte bunalımın temel sebeplerinden birini
oluşturmuştur.

Teknolojideki göz kamaştırıcı ilerlemeye bağlı olarak toplumsal koşullarda hızla değişmektedir. Buna bağlı olarak, birbirlerini izleyen kuşakların yetiştiği ortamlar arasındaki ortak noktalar azalmakta ve çatışma giderek artmaktadır.

3) Biyolojik Etken; Gençlerin biyolojik işlevleri hızlı gelişmesine rağmen uzun süren eğitim sürecine bağlı olarak neredeyse
toplumun her alanında yetki sorumlulukların dışında tutulmuştur. Yani gençlerin biyolojik işlevleri ile toplumsal işlevleri ters
yönde gelişmektedir.

Yüksek Öğrenin Gençliği ve Siyaset

Öğrenci hareketlerine bir açıklama sunan görüşler arasında özellikle biyolojik ve psikolojik kökenli açıklamalar önem arz etmektedir. Buna göre;
• Öğrenciler bastırılmış dürtülerini kanalize edecek alanlar bulmakta sıkıntı çekmektedirler. Liseli hatta üniversiteli gencin
ergenlik sonrasında bile çocukça faaliyetleri sürdürmesi beklenmektedir. Bu temeldeki en büyük sıkıntıdır. Çünkü bu yaşam
biçimi, onun ne yetişkinlerin hiyerarşisinde yer almasına izin vermekte, ne de saldırganlık dürtülerini dışa vurmasına olanak
tanımaktadır.

Feud’un da ön gördüğü gibi, bastırılmış biyolojik, fizyolojik ve psikolojik dürtü ve ihtiyaçların, yüceltme, saldırganlık veya nevrozlara yol açacağını göstermiştir. Tüm buniar sahip olunan enerjinin tüketim biçimidir.

Yüceltme, enerjiyi bilim, sanat, spor, kültür vb. alanlara kanalize etmektir.
Saldırganlık, kişinin çevresine karşı saldırgan tavırlar sergiler
Nevroz, kişinin kendisine karşı saldırgan tavırlar sergilemesidir.

Roger MASTERS
Öğrenim süresinin uzamasından kaynaklanan saldırganlık dürtüleri ile baş etmenin yollarını üçe ayırmıştır. Buna göre,
Bireysel Düzeyde: Saldırganlık, psikoz, nevroz veya intiharla kişinin kendisine yönelmesidir. Uyuşturucu kullanımı da normal
ilişkilerden kaçmak içindir.
Üniversite İçinde: Öteki öğrencilerle rekabet, spor etkinlikleri, ideolojik gruplaşmalar, arkadaş çevresi, öğrenci derneklerinde
faaliyet gösterme, okulda yönetime katılma gibi.
Üniversite Dışında; Yetişkinlerle rekabete tutuşma ve siyasal faaliyetler olarak karşımıza çıkar.

Ortodoks ve Marksist Görüş Bu görüşe göre,
:arrow: Öğrenci hareketleri sınıf çatışmasının bir uzantısıdır. Çünkü üniversite öğrencisi çoğunlukla burjuva sınıfından gelmektedir. İşçi veya köylünün üniversiteye gitrne olanağı hemen hemen hiç yoktur.
:arrow: Gençliğin sınıf çatışmalarmdaki asıl misyonu emekçi sınıflara bilinç götürmektir.
:arrow: İşçi sınıfı ancak bu yolla devrimci bir nitelik kazanabilir.

Jean PRONTEAU
• Sayılarının çok hızlı artması nedeniyle öğrencilerin eskisi gibi serbest mesleğe atılma, üretim araçlarının mülkiyetine sahip
olma ya da üst düzeyde onların yönetimine katılma olanaklarının son derece azlığına işaret etmiştir.

• Devlet bürokrasisinin üst düzeyleri için de aynı şey söz konusudur. Öğleyse öğrenciler, Marx’ın proleterya tanımına büyük
çoğunlukları ile uymaktadırlar. Çünkü onlar da, üretim araçlarının mülkiyetinin dışında tutulmuşlardır.

Henri LEFEBRE
• Öğrencilerin de, “entelektüel üretimpazarı’na. Sunabilecekleri sadece çalışma güçleridir. Üstelik öğrenimini
bitirmedikleri için onu da hemen yapamazlar.

Frederic BON
:arrow: Öğrencilerin en büyük baskıya uğrayan toplum kesimi olmadığını; ama bu baskının en saçma ve en haksız olduğu toplumsal
tabaka olduklarını belirtmiştir.

:arrow: Çünkü bilimsel ve teknik değişmeler sonucu, öğreticinin otoritesinin nedeni ortadan kalkmıştır. Şimdi profesör ile öğrenci
arasındaki fark, sadece bilmediklerinin derecesi ile ilgilidir.

Jean Suret- CANALE
:arrow: Ücretliler içinde araştırıcı, mühendis, teknisyen ve eğiticilerin oranının giderek arttığına ve bu tabakaların artık üretici veya
üretim koşullarını yaratıcı bir görev yüklendiklerine işaret ediyor.

:arrow: Öğrenciler de artık geleceğin burjuvaları olmaktan çıkmakta, yaşam koşulları işçi sınıfına daha yakın olan bu ücretli kesim
arasına katılmaya aday olmaktadırlar.

:arrow: Öyleyse öğrencilerin mücadelesi, aslında sınıf çatışmasının bir parçasıdır.

Claud RENARD
:arrow: “Anarşizmin bütün tarihi, belirgin bireyci çizgileri ve umutsuz şiddetiyle, el zanaatlarının 19’uncu yüzyıl sanayi devriminin
ağırlığı altında yok olmasına bağlıdır”.

:arrow: Bu görüşe göre, üniversite gençliğinin şimdiki umutsuz şiddeti de, ikinci sanayi devriminin ağırlığı altında proleterleşmekte
olduklarına bağlamak gerekebilir.

:arrow: Zaten bazı öğrenciler de kendi durumlarının proleter tanımına uyduğunu, 1968 olayları sırasında savunmuşlardır: “Proleter,
yaşantısı üzerinde hiç bir iktidarı olmayan ve bunu bilen kişidir”.

Çağdaş öğrenci hareketlerini açıklamaya çalışan bu görüşlerin önemli eksiklikleri
:arrow: Hemen hepsi, belirli bir gelişme düzeyine ulaşmış bulunan batılı toplumları hareket noktası olarak almışlardır.
:arrow: Biyolojik etkenlere dayalı açıklama ise cinsel özgürlüğün sınırlarının neredeyse kalkmış olduğu ülkelerde bile önemli gençlik
hareketlerine rastlanabildiğin! göz ardı etmektedir.

C) CİNSİYET VE SİYASET Kadın – Erkek Tutum Farkları
Kadınlar siyasal yaşama erkeklere nispeten daha az katılma eğilimi sergilerler.

Kadınların oy verme eğilimi daha çok tutucu partiler yönündedir.

Kadınlar siyasal yaşamda kararsız davranıp tercihlerini sık sık değiştirebilirlerken erkeklerin siyasi tercihleri zor değişmektedir.

Kadınlar parti liderinin kişiliğinden daha çok etkilenmekte, parti programları ve ideolojileri kadınlar için fazla önemli
olmamaktadır.

Bekar ya da dul kadınlarda, erkeklerden farklı siyasal davranışlar daha belirgin hale gelirken, evli kadınların genellikle
kocalarının siyasal tercihlerine uydukları anlaşılıyor.

Kadınlar partilere üye olma konusunda erkeklerden daha az isteklidir. Üye olsalar da partide sorumluluk alma konusunda
isteksizlerdir.

Komünist tek partili sistemlerde kadınların siyasal yaşama daha çok katıldıkları gözlenmiştir. 1974’te Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetler Birliği’nin Uluslar Meclisindeki kadın temsilci oranı % 31, Sovyet Birliği Konseyi’ndeki kadın temsilci oranı ise %40’tı. Kadınların belediye başkanlığı yaptığı kentler arasında Moskova ve Leningrad gibi, Sovyeder Birliği’nin en önde gelen kentleri de vardı.

• Türkiye’de kadınların yasama organına ilk girişleri. 1935 seçimleri ile olmuştur. Ülkeyi yönetenlerden gelen bir
değerlendirme ve istek sonucu, 17 kadının milletvekili olarak siyasal seçkinler arasında katılması sağlanmış, ama tek parti
döneminin koşullan içinde bile, kadınların yasama organındaki oranı % 3-8’i hiçbir zaman geçememiştir. Çok partili bir siyasal
sisteme geçtikten sonra, bu oranın hızla düştüğü dikkati çekiyor.

Kadın – Erkek Tutum Farklılıklarının Nedenleri
Temelde bakıldığında kadın ve erkeklerin toplumdaki konumlan çoğunlukla “eşitsizliğe” dayanmaktadır. Bazı araştırmacılar, kadın erkek eşitsizliğini biyolojik, psikolojik ve ekonomik nedenlerle açıklamaktadır.

Kadın biyolojik yapı itibariyle erkeğe göre daha zayıf olsa da kadınların erkeklere göre daha uzun yaşamaları ve acıya
daha dayanıklı olmaları bu görüşü zayıflatmaktadır.

Biyolojik olarak çocuk doğurma işlevinin kadına ait oluşu, onu ev içi işlere itmiş ve giderek toplumsal konumunun
belirlenmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Duygusal koşullardan çabuk etkilenmeleri, güçlüye sığınarak güvence ve kararlılık aramaları psikolojisi genellikle toplumda
yaşadıkları koşulların bir sonucudur.

Tarihsel koşullar içinde kadının eve kapanması erkeğe evi geçindirme rolünü yüklemiştir. Kadının konumu ev işerlini
yüklenmek ve çocuklara bakmak olmuştur.

Heredot’a göre, Eski Mısır’da kadınlar ekonomik hayatta etkin bir rol oynamışlardır. Bu durum kadının toplumsal
yaşamda da üstün bir konuma gelmesine neden olmuştur.

Sparta’da da kadınlar ve erkekler aynı eğitimi görürler, aynı işi yaparlar ve eşit konumda sayılırlardı.
Göçebe koşulların egemen olduğu eski Türk boylarında da kadın ve erkek eşit konumdaydı ve kadın askerlik ve devlet
işlerinde etkiliydi.

Türklerde ve İslamda Kadın ZİYA GÖKALP
Eski Türklerin hem demokrat hem de feminist olduklarını belirtmiştir.

Bunun ana nedenlerinden birisi, toplumda var olan demokrasidir.

Ayrıca, Türklerin o zamanki dini olan Şamanizm’in kadıdaki “kutsal” güce dayanmasıdır
.
Hukuksal açıdan kadın ve erkek tamamen eşitti.

Erkeğin sadece bir tane karısı olabilirdi.

Kadınlar doğrudan doğruya hükümdar, kale muhafızı, vali, elçi olabilirlerdi.

Ev, karı ve kocanın ikisine aitti.

Çocukların velayeti, baba kadar annede söz sahibiydi.

Eski Türk Toplumlarında.
Devlet başkanlığı, karı-koca “Hatun-Hakan’ın ortak sorumluluğu ile yürütülürdü.

Yasa niteliğindeki “emirname”ler, her ikisince imzalanmadan uygulanamazdı.

Elçi kabulü dahil, bütün önemli törenlerde, Hakan ile Hatun beraber bulunurlardı.

Kadınlar savaşın her aşamasına erkeklerle eşit koşullarda katılırlardı. Hatun ise, bizzat “savaş kurulu” nün üyesiydi.

Tarihte devlet başkanlığı yapmış ilk kadınlar da Türklerdi. Delhi Türk Devletinde Raziye Sultan, Kirman’daki Kutluk Devletinde Ti
Hatun bunun en ünlü örneklerini oluşturuyordu.

İslamiyet’in Benimsenmesinden Sonra Kadının Toplumdaki Yeri İslam Öncesi Arap Toplumunda Kadının Yeri
Kuran’ın “Cahilivve”dönemi olarak adlandırdığı İslam öncesi Arap toplumlarında, kadın Türk toplumlarının tersine, toplumun
en aşağılanan öğesini oluşturuyordu. Bazı hayvanlar, örneğin deve bile, kadından değerli sayılmaktaydı.

Kız çocuklarının ölüme terk edildiği, hatta diri diri gömüldüğü durumlar yaygındı. Kız çocuk doğuran analar
cezalandırılabiliyorlardı.

Kadın mal gibi satılabiliyor, kocanın ölümünden sonra miras olarak devredilebiliyordu.

Erkek istediği kadar kadınla evlenebilir ve kadını dilediği zaman terk edebilirdi.

Kadınlar erkeklerden daha az yemekle yetinmek zorundaydılar.

Arap Toplumuna İslam Dininin Getirdiği Kadının Konumuyla İlgili Kurallar
İslam dininin getirdiği kurallar, öncelikle Arap toplumundaki bozuklukları düzeltmeye yönelikti.

Kızların öldürülmesinin yasaklanması, evlenmenin dört kadınla sınırlandırılması, boşanmanın erkeğin keyfine bağlı sınırsız bir
olanak olmaktan çıkması, hiç kuşkusuz, o koşullar içinde ileri adımlardı.

İlk kez Arap kadını miras hakkını, mal edinme hakkını elde ediyordu.

İslam dini, kadının kocasına itaat etmesini zorunlu kılarken, kocasının da karısına “iyi muamele etmesi” kuralını getiriyordu.

Çocuğun, babasına olduğu gibi, annesine de saygı gösterme yükümlülüğü konuyordu.

Kadının da bir “insan” olduğu, Arap toplumunda, ancak İslam dini sayesinde kabul edilmişti.

İslam dininin Kabulü ve Türk Toplumunda Kadının veri
İslam dinini kabul ettikten sonra, Türk toplumunda kadının konumu ağır ağır değişmeye başladı. Bu konuda, dinin getirdiği
kurallardan çok, Iran ve Arap kültürlerinin olumsuz etkileri görüldü.

Örneğin; İranlılar, eski dinleri Zerdüşt’ün etkisiyle, Şamanizm’in etkisindeki Türklerin tersine, kadını kirliliğin ve kötülüğün simgesi sayıyorlardı.

Eski Türk destanları hep kadını yüceltirken, Türklerin İslam dinini kabulünden sonra, 1070 yılında yazılan Kutadgu-Bilig artık kız çocuğunu değersiz sayıyor, kadınların örtünmemelerini eleştiriyordu.

Ama Türkler Anadolu’da, hatta Osmanlı Devleti’nin kuruluş sıralarında bile, Orta Asya’daki kadın-erkek eşitliğine dayalı geleneklerini büyük ölçüde koruyorlardı. Harem yoktu, kadınların yüzleri açıktı.

Örtünme olayı ancak Fatih döneminden sonra, özellikle Bizans’la ilişki içinde girilmesinin etkisiyle başladı.

Çok kadın ile evlenmek, harem oluşturmak gibi uygulamalar daha çok saray ve saray çevresinde yerleşti.

Evlenmede kızın rızasının alınması giderek kaybolurken, boşanma sadece kocanın bir hakkı gibi görülür oldu.

Tanzimat’tan Sonra Türk Kadınının Toplumsal Yeri
Türk kadınının konumundaki iyileştirmelerin Tanzimat’tan sonra yeniden başladığı görülür.

Kız çocukların ilk ve ortaokullara gitmesine 1858’te izin verildi. Ebe okulu, kız sanat okulu ve kız öğretmen okulu aynı
dönemde açıldı.

İlk kadın yazarlar ve kadınlara yönelik ilk yayın organları ortaya çıktı.

İlk kadın derneği, savaş yaralılarına yardım amacıyla 1867 yılında kuruldu.

İkinci Mesrutivet’in İlanından Sonra Kadınların Toplumdaki Yeri
İlk kız lisesi 1913 yılında İstanbul’da açıldı.

Kadın gazete ve dergilen arttı.

Halide Edip Adıvar Meşrutiyet’in ilanının hemen ardından, Kadın Hakları Savunma Dernegi’ni (Müdafaa-i Hukuku Nisvan)
kurdu.

1914’te bugünkü adıyla, Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu öğretime başladı ve bundan yedi yıl sonra da, ilk olarak
Fen ve Edebiyat Fakültelerinde, kızlar erkek sınıflarına girdiler. Ama bu son gelişme, artık Kemalist atılım döneminin
dolaylı bir ürünüdür.

Cumhuriyetin İlanından Sonra Türk Kadınının Toplumsal Yeri
Atatürk, Türk kadınına çağdaş bir konum kazandırma düşüncesini uygulamaya, düşman ilerleyişi karşısında, hükümet
merkezinin Ankara’dan Kayseri’ye taşınması önerilerinin yapıldığı bir ortamda başladı.

Ankara’da topladığı öğretmenler kurultayında, “kadın ve erkek” Türk insanına verilecek eğitimin ilkelerinin
saptanmasını sağladı.

Türk Kadını 5 Aralık 1934’te seçme ve seçilme hakkına kavuştuğu zaman, demokrasinin beşiği sayılan bazı Batı
ülkelerinin kadınları henüz bu haklara sahip değildiler.

Türk kadınının, Atatürkçü bir devrim anlayışı içinde elde ettiği kazanımlarının önemini iyi değerlendirebilmek için; Iran İslam
Cumhuriyeti’nin 20. yüzyılın sonlarına yaklaşırken, Iran kadınına layık gördüğü konuma kısaca göz atmakta yarar var. İran’da,
“taammüden” işlenen cinayetlerde kadının tanıklığı kabul edilmemektedir. Katilin öldürülebilmesi için ödenmesi gereken
“kan parası”, eğer öldürülen kişi kadın ise, yarıya inmektedir. Koca, karısını “zina” yaparken görüp de öldürürse ceza
almamaktadır.

Okullarda kız ve erkek öğrenciler ayrı kitaplar okumakta, erkek öğretmenler kız öğrencilere ders verememektedir.
Humeyni ve yakınları, İslam’ın “zor” ile bağdaşmayacağını söyleyerek, örtünme konusunda kadınlara baskı yapılmayacağını
vaat ettikleri halde; örtünmeyen kadınlar işten çıkarılmakta ve doğrudan ya da dolaylı baskılarla kadınların örtünmeleri zorunlu
kılınmaktadır.

“İslam Devrimi’nden sonra, kadın yargıçlar işten atılmışlardır.

SİYASET BİLİMİ 1-8 ÜNİTELER DERS ÖZETİ

UNİTE 1 SİYASET BİLİMİ NEDİR?
1. Gözlem sınıflandırma ve yorum. Gözlemler olayların sınıflandırması sonucunda değişmez her zaman her yerde aynı neden sonuç ilişkisine varılabiliyorsa. Bilimsel yasa demektir. Ama böyle bir sonuç yoksa Kuramdır.
2. Herakletius. Ayı ırmakta iki kez yıkanmaz sözü toplumların sürekli değişim içinde olduğunu söylemektedir.
3. Siyasal düşünce alanında felsefeden bilme doğru geçiş Aristo ile olmuştur.
4. Batılı kaynakların sosyolojinin kurucusu saydığı İbni Haldun. Devlet ve iktidar kavramlarını incelemiştir.
5. Makyavel dinsel ahlak açısından bakmayan var olanı saptamaya çalışmıştır. Prensi bir kaynak olmuştur.
6. Monstesquie yasaların ruhu demiş toplumsal doğal çevre ile hukuk siyaset arasındaki neden sonuç ilişkisini ortaya koymaya çalışmıştır. Toplumsal olayların kendine özgü yasaları vardır demiştir.
7. Sosyolojinin kurucusu Aguste Comte konuları belirterek Toplumsal Statik Toplumsal Dinamik demiştir.
8. Karl max a göre toplumsal bilimlere öznelliğin yerine nesnelliği geçirmiş oldu.
9. Alex Tocovelli Amerikan Demokrasisi yapıtı vardır.
10. Max Weber Karl marxın toplumsal ağırlık yerine burokrasi kelimesini kullandı. Siyasal iktidarın meşruluğunun temellerini açıklanmasında ortaya çıkar. Siyaset kişilerin diğer kişiler karşısında egemenlik kumasıdır. Otorite kavramını incelerken yaptığı otorite ayrımları hala kullanılmaktadır.
11. İşlevci yaklaşım yapan Malinowskidir. Metronun getirdiği bozuk işlev gizli işlev gibi kavramlar. Bozuk işlev hayatı zorlaştıran kavramlar olarak ortaya çıkar. Spencer toplum bir organizma demiştir.
12. David Easton a göre Siyasal sistem Fizik biyolojik toplumsal ve pisikolojik. Her iktidar kararı toplum üstünde bir etki yapar. Girdilerin çıktılara dönüştüğü bir ortamdır. Eksikliği değişmeyi açıklayamamaktadır.

UNİTE 2 SİYASAL YAŞAMIN ETKENLERİ
1. Aristoya göre soğuk ülke insanları cesaretli ama az zeki sicak ülke insanları zeki ama az cesaretli ılıman ülke insanları hem zaki hemde cesaretlidir. Monstequ kuzey güney kölelik ve çekinen insanlar demiştir.
2. Raymond toprak yalnızca siyasal çatışmaların konusu değil savaşlarında zeminidir.
3. Toynbe nin düşüncesinde çoğrafi ortamın yarattığı zorluklar. Meyan okuma gibi zorluklar.
4. Gordon childe fiziksel çevredeki değişikliklere hayvanlar biyolojik evrimde insanlar ise kültürel gelişmeye uyarlar. Gordon Childe Tarihte neler oldu adlı eserinde demiştir. Jean Brunhes Orta asya Türklerini.
5. Göçebe yaşamın toplumsal siyasal evrime etkisi üzerindeki görüşlere İbni Haldun da geniş ölçü rastlayabiliriz.
6. Tonybee Türklere göçebe hayatlar çok şey kazandırmıştır demiştir. Disiplini ordan almıştır.
7. Durkhenim Meknik Dayanışma organik dayanışma birbirine bnzeyenler arası mekanik. Aynı işler arası organik
8. Tonnies topluluğa duygusal samimi ilişkiler mantık çıkar ilişkisi be Biz duygusu ortaya çıkıyor.
9. Robert malthus insanlar açlığa mahkum olacaktır varlıklı insanlar çocuk yapsın fakirler yapmasın demiştir.
10. Karl max a göre toplumsal yapının temelinde üretici güçler bulunmaktadır.
11. Marksist teknolojik değişim ekonomik değişim toplumsal değişim sşyasal değişimdir.
12. Aile din eğitim hukuk siyaset ekonomi toplumsal kurumlardır.
13. Marxın siyasal kurulları ile itici güç yada belirleyici öğe Üretim Teknikleridir.
14. Siyaset biçimi açısında siyasal iktidar. En genel iktidar. En üstün zor kullanan tek siyasal yapıdır.
15. Geleneksel Karizmatik Hukuksal otoritelerdir.
16. Marx üretim biçimidir. Weber düşünce davranış toplumların yapı bütünüdür. Daiel Bell bunun karşısında.

UNİTE 3 SİYASAL YAŞAM İÇİNDE BİREYİM YERİ
1. Tutum kanı ve davranışların bütünüdür. Freud ölüm iç güdüsünün önemli rol oynamaya başlağını görüyoruz.
2. David Reisman Geleneksel haraket Vicdanına göre ve Başkasının ağzına göre hareket edenler demiştir
3. Gaston Boult demiş ya zihniyetiniz evren ile aramıza prizma gibi girer.
4. Liberaller serbes ilkesi yaşam için savaş ve ekonimi kıtlık gibi düşünceler Darvim tarafından destek buldu.
5. Siyasal yaşamın 5 etkeni yerleşme yaşam eğitim yaş cinsiyet.
6. Karl Mannheim tutumların anlaşılması için gençler üzerinde idolojik ve enerji den kaynaklanın biçimdir.
7. Yücelme nevroz saldırganlık bunlar Roger Master e göre bireysel uni içinde uni dışında çözülür demiştir.
8. Ortodox markist öğrenci hareketleri sınıf çatışmasının uzantısıdır. Jean Pronteau öğrenci gençliği salaktır
9. Ortodox markist asıl görevi emekçi sınıflara bilinç götürmektir.
10. Kadınlar siyasal katılmaya az eğilimli, tutucu partileri, Partide kararlık yok, adayın kişiliği,kocasının partisi, güçlü olanı seçme. Erkeklerde tersi. Kadınlar dinci tutucu partiler.
11. Kadınlar ilk kez 1935 yılında girmiştir. 3,8 oranla çoktur Sonra zamanla oran düşmüştür.
12. Matei doğan jacgues norbon kadınların erkeklerin içinde yaşadıkları toplumsal koşullardan bağımsız olarak yalnızca cinsiyete bağlı olarak tutumlar sergilememiştir.
13. Eskiden Türkler hem demokrat hemde feministi isalam dinini kabul ettikten sonra. Kadınlar değişmeye başladı arap ülkelerinin olumsuz etkisiyle ortünme olayı fatih ten sonra bizansın işin içine girmesiyle olmuştur.
14. İlk kız lisesi 1913 yılında istanbulda kurulmuştur.

UNİTE 4 SİYASAL YAŞAM İÇİNDE KÜÇÜK GURUPLARIN YERİ.
1. Birinci guruplar birbirine sıkısıkı bağlı guruplardır. İkinci guruplar daha resmi örnek iş arkadaşlarıdır
2. Birinci guruplar yazılı kurallara bağlı olmayıp ikinci guruplar yazılı kurallar ağır basmaktadır.
3. Morenonun sosyo metri kişiler arası duygusal bağları tespit etmekte kullanılır düşünce önderi
4. Gurup dinamiğini ortaya atan Lewin dinamik bir bütündür gurubun bir bölümdeki hareket hepsini etkiler.
5. Birinci guruplar otoriter. İkinci guruplar demokratik üçüncü gurup bırakınız yapısıncılar.
6. Gurup içi dinamik kurt lewin guruplar arası olan muzaffer şerif.
7. Laswell aratırmalarına göre kişinin sosyalist tutucu anarşist yada terörist olmasında aile önemli rol oynar.
8. Muzaffer şerif özellikle arkadaş gurupları etkin olmaktadır.
9. Ali köy boy tarikat gibi egenmen olmasında otoritedir.
10. Derneklerin sendikaların, koperatiflerin, siyasal partilerin demokratikleşmede etkisi olmuştur.
11. Durkneim küçük duruplar bireyler arasındaki boşluğu doldurarak anomi tehlikesini ortadan kaldırır.
12. Kısaca kurallar konumlar görevler küçük gurupların yapısını oluşturur.
13. Komumistlerde gurup içi kurallar yumuşak hoşgörü artmıştır.

UNİTE 5 SİYASAL YAŞAM İÇİNDE TOPLUMSAL SINIFLAR
1. Tabakalar kast sınıf tabakadır. Toplumdaki en katı katlaşma kastdır. Dokunulmazlar paryalardır
2. Avrupada rastlanan zümre veya düzenler de daha basit toplumsal yapı görüntüsü ile hukuksal eşitsizlik karşıtı.
3. Irkçı kast uygulanmasını sürdüren son ülke günet Afrika ama oda bitti sonraları
4. Toplumsal sınıflandırmada gelir düzeyi yaşam biçimi toplumsal saygınlık derecesidir.
5. Kingsley more Toplum sal eşitsizlik herkezin baş vurduğu kaynaklar arasında yer alır.
6. Markist sınıf anlayışı ne kadar olduğu değil nasıl kazanıldığı önemlidir. Sınıf yaratan iş bölümüdür.
7. Eflatudan beri gelen işbölümü üretim araçları üzerinde üretim araçlarıda toplumsal sınıflarlı yaratıyor.
8. Karl max köleci toplumda efendi köle feodal toplumda derebeyi serf kapitalistlerde sermayeder ve işçi
9. Markimasite göre devlet bu egemen sınıfın elinde basit araçtan başka bir şey değildir.
10. Sınıf çatışması itici güçtür. İşçi sınıfı proteryadır. Sınıf bilicini örgütlenince siyasal güç ortaya çıkar.
11. luxenburb kitle bilici Lenin işçi salaktır bu bilinç ona götürülmelidir. Tekno Eko Toplumsal Siyasal.
12. Duverger sınıf çatışmasında siyasal büyük bir etkendir. Dinsel yada ideolojik rekabet.
13. Geri kalmış ülkelerin temel özelliği orta sınıf zayıflığıdır.
14. Sultan galiev proleter sınıflar yerine proter uluslar düşüncesi ortaya atmıştır.

UNİTE 6 TOPLUMSAL YAŞAM
1. Coğrafi konum ispanya pirenler doğal kaynaklar besin kaynakları. Nufus bunlar ulusal güçtür.
2. Herzkotiviz bir kültür bir halkın yaşam biçimidir. Ali yapısı eğitimle ilgili gelenekler disiplin anlayışıdır
3. Milliyetçilik Yurtseverlik Siyasal milliyetçilik ulusal bağımsızlığı ekonomik milliyetçilik ülkenin yer altı yer üstü kaynaklarına sahip çıkmayı ve toplum olarak ekonomik olanakları artırma Toplumsal milliyetçilik gibi
4. Raymond aronda efendi köle ilişkisi hiçbir zaman sürekli bir kavram olamaz demiştir.
5. Uyuşmazlıkların yolu hukuki yollar hakemlik ve yargı olarak adlandırılır.
6. Kültürel emperyalizim kitle iletişim araçların geliştiği günümüzde. Daha çok önem kazanmıştır.

UNİTE 7 SİYASAL GÜÖ OLARAK PARTİLER
1. Kdro partileri ekonomik açıdan güçlü toplum kesim temsilcileri.
2. İşçi sınıfının mücadelesi sonucu oy hakkının yaygınlaştırılması ile birlikte. Çıkan farklı yapıdaki partilere kitle yığın partileri denmekte. Kadro partilerinin temel taşları komiteler ve ocaklar gelir.
3. Kadro partilerinde ağırlık meclis guruplarıdır. Parti disiplini ve merkez oteritesi zayıfdır. İdeolojiye verilen önem azdır.
4. Kitle partilerinin etkinlikleri ve süreleri daha yaygındır. Birbirlerine bağlı genel meclis ile meclis gurubu arasında geniş denge vardır. Sıkı sıkı bir disiplin vardır. Komunist ve faşist partileri etki altına alırlar.
5. Faşist partiler toplumsal ekonomik bunalım döneminde paniğe kapılan burjuvazi orta sınıf insanlardır.
6. Üyelerin niteliğine önem veren totoliter partilerdir.
7. Komunist partiler eylem ci olmak zorundadır.
8. İlk siyasi partiler 1908 den sonra çıkmıştır 1839 tazminat fermanından yararlanarak ortaya çıkmıştır.
9. 1889 da askeri tıp öğrencileri ittihat terakki partisini kurdurlar. Hücre carbonari ve masondan etkilenirler.
10. Chp kitle partileri gibi ocak kültürüne sahiptir.
11. Komunist partiler mahelle ve işyeri düzeyinde kurulur. Üye olmak için ideolojik benimseme olmalıdır
12. Batıcı İslamcı turan cılar olmaktadır. Ancak iki partili parlementoda olabilir.
13. Tek turlu çogunluk iki büyük partiye şans tanır İki turlu çogunluk blok yapar. Orantilı temsil küçük partileri bitirir.Neuman bireysel temsil demokratik bütünleşme.

UNİTE 8 SİYASAL GÜÇ OLARAK BASKI GURUPLARI.
1. Kitle baskı gurupları gücünü üyelerinin sayısından ve örgütlenme düzeyinden alırlar. Disiplin bürokratik yapı.
2. Kitle baskı gurupları işçi sendikalarıdır.
3. Gücünü üyelerinin çokluğundan değil üye niteliklerinden alan baskı gurupları kadro baskı guruplarıdır.
4. Otoriter totaliter baskı gurubu yapısına faşist örgütler örnekverilebilir. Komunist ve sosyalist partiler.
5. İngiliz işçi partisi olup 1927 yılına kadar parti sendika kooper sosyalist derneklerden ibarettir.
6. Baskı gurupları kendilerine iletilen mesajları siyasal organlara iletir. Jean meynaud şöle ayırır karar organlarıyla tabanda bir karar alıp bunu organlara ileterek uyulmasını istemeleri uzlaşmaya katkıda bulunması.
7. Partilerin belirli bir destek vererek örgütlediği çıkar guruplarıda vardır kolektif rüşvet denir.
8. Kadın ve geçlik kollarının belli bir idolojiye sahip olarak sınıfsal kökenli baskı gurupları vardır.
9. Tic san odaları işveren baskı gurubu. TUSIAD en büyük iş adamlarını toplayarak sermaye baskı gurubu.
10. Kitle baskısı olarak en büyük işçi sendikalarıdır. Grev gibi bir hakkı kötüye kullanırlar.
11. İşçi sendikasının sıksık iktidara gelen sol partilerle işbirliği vardır.
12. Duverger diktatörlük kuramı göre gelişme düzeyi yükseldikçe ülke yönetime el koyması azalır.
13. Siyasal eğilimleri gelişmesi ekonomi büyümesi rejimin sağlamlığı subay kesiminin toplumsal kökeni.
14. Bürokrasi artık teokrasi olarak adlandırılmakta olup alt üst pramit yetkileri vardır.
15. Bürokrasiye max weber çok önem vermiş olup karl max ın sınıf çatışması bunda burokrasidir.Kominumizi proterya diktatörlüğünden çok burokratların diktatörlüğü denilmekteydi.
16. Duverger tekno demokrari demiş sonradan teknorrasi olmuştur.
17. Eflatun tekno siyasetçiler yer alması şeklinde demiştir.

SİYASET BİLİMİ TÜM ÜNİTELER GENEL TEKRAR SORU CEVAP

S.1 Sosyoloji deyimini, felsefe tarihi içinde ilk defa kullanan araştırmacı kimdir?
A. Comte

S.2 “Mukaddime” adlı eser kime aittir?
İbni Haldun

S.3 Birbirine benzeyen kişiler arasındaki dayanışmaya “mekanik dayanışma”denir, diyen ünlü düşünür kimdir?
Durkheim

S.4 İntiharla anomi arasındaki bağlantıyı ortaya koyan “intihar” isimli kitabın yazarı ünlü düşünür kimdir?
E. Durkheim

S.5 Siyasal çatışmanın temelde bireysel yetenek farklarından kaynaklandığını öne sürenler kime dayanır?
Darwin

S.6 Daha önce var olan kişisel yargıları değiştirip yerini alarak belirli bir süreklilik kazanmaya ne ad verilir?
Grup Yargısı

S.7 Toplumdaki katmanlaşmanın en katı şekli nedir?
Kast

S.8 Daha ileri bir düzen için çaba göstermeyi gerektiren milliyetçilik nedir?
Toplumsal Milliyetçilik

S.9 Farklı siyasal eğilimlerin temsilcisi olarak siyasal partiler nerede ortaya çıkmıştır?
Eski Yunan

S.10 Kitle baskı grupları?
Esnaf Örgütleri
İşçi Sendikası
Çiftçi Örgütleri
Gençlik Örgütleri

S.11 Alt yapı ve üst yapıyı organik olarak kaynaştıran öğenin aydınlar olduğunu söyleyen kimdir?
Gramsci

S.12 Pareto’ya göre seçkin olmak için gerekli nitelikler?
Akıllı Olmak
Varlıklı Olmak
Soy ve aile
Yetenekli ve Ahlaklı olmak

S.13 Aydın seçkinlerin kısmen sınıfsız bir tabaka olduğunu söyleyen düşünür kimdir?
Reisman

S.14 Siyasal çatışmada kullanılan araçlar?
Para
Örgüt
Sayı
Kitle iletişim Araçları

S.15 Çağdaş toplumlarda siyasal iktidarlara karşı kullanılan şiddetin başarıya ulaşabilmesi büyük ölçüde neye bağlıdır?
Ordunun durumuna

S.16 Yapısal olmayan bunalımlara en iyi örnek nedir?
Ekonomik Bunalımlar

S.17 İdeolojiler ve dini görüşlerin sınıf çatışmaları sonucu ortaya çıktığını savunan kimdir?
K. Marx

S.18 Siyasal iktidar-dinsel iktidar ayrımını ortaya çıkaran din nedir?
Hristiyanlık

S.19 Bilim ve din arasında bir çelişki olmadığını ve bilimsel buluşların tanrı bilimini güçlendirdiğini iddia eden bilim adamı kimdir?
John Polkinghome

S.20 fransız insan hakları bildirgesinde dokunulmaz ve kutsal kabul edilen hak nedir?
Mülkiyet Hakkı

S.21 AYdınlanma çağı ile ilgili özellikler?
İnsanın aklıyla doğruyu yanlışı ayıracağınının düşünülmesi
Liberal, ideolojinin temellerinin atılması
İnsanın aklıyla en uygun yönetim biçiminin bulunacağının savunulması
Akla, doğaya aykırı önyargıların yıkılması

S.22 Aktif yurttaş-pasif yurttaş formülünü bulup, etkin yurttaş olarak iktidarı soylulara sunan kişi kimdir?
Emanuel Sieyes

S.23 Devrimi bilinçsiz bir ayaklanmadan ayıran ana özellik nedir?
Devrimci bilinç

S.24 Türk Milliyetçiliğinin etkilendiği ülkeler?
Rusya
Balkanlar
Batı Avrupa
Macaristan

S.25 Toplumsal sınıfların sadece, seçkinler arasındaki çatışmanın destek gücünü oluşturduğunu savunan kimdir?
G. Mosca

S.26 Ekonomiye karşı siyasetin önceliğin savunan, siyasetin ekonomiye yön verdiğini öne süren kuramların en önemlisi kime aittir?
R. Aron

S.27 Dar çevrelerde etkili olan bir kamuoyu önderi?
Muhtar
İmam
Öğretmen
Ağa

S.28 Jean Morie Domenach’a göre propagandanın kuralları?
Basitleştirme ve tek düşmankuralı
Tekrar Kuralı
Kabaca, genel ifadelerle anlatma kuralı
Sevileni kullanma kuralı

S.29 Siyasal katılmayı belirleyen etkenler?
Yaş
Cinsiyet
Aile
Gelir Düzeyi

S.30 Ekonomik demokrasinin amacı nedir?
Verimliliği artırmak ve yabancılaşmayı gidermek

S.31 “İnsanların servetleriyle siyasi iktidar arasında ilişki kuran ve servetleriyle egemen sınıf olunan bir yerde hükümet biçim oligarşidir” diyen kimdir?
Aristo

S.32 Tocqueville’nin özgürlüklerin korunabilmesi için önerdiği yollar?
Yerinden yönetim- Kitle örgütleri

S.33 Faşist rejimin ilk ortaya çıktığı ülke nedir?
İtalya

S.34 Faşist rejimlerin özellikleri?
Faşizm savaşçıdır
Tek şef tek örgüt ve tek devlet zihniyetine sahiptir
Karamsardır
Otoriter ve eşitsizlikçidir

S.35 Geri kalmışlığın nedenleri?
Coğrafi nedenler
Demografik Nedenler
Kültürel Etkenler
Emperyalizm

S.36 Emperyalizm 3 aşamadan geçtiğini söyleyen kimdir?
Rudolf Hilferding

S.37 Sistem yaklaşımının siyaset bilimindeki öncülüğünü yapan David Easton’a göre siyasal sistemin üç öğesi nedir?
Siyasal Topluluk
Siyasal Rejim
Siyasal Otorite

S.38 Asya Tipi Üretim Tarzı’nın temelini ne oluşturur?
Coğrafi nedenlerden dolayı toprağın mülkiyeti devlete aitti

S.39 Türkiye’nin diğer geri kalmış ülkelerin çoğundan farklı olarak demokrasiyi yaşatabilmesinin en önemli nedeni nedir?
Yönetici Kadrolara ve devlet yönetme geleneğine sahip olması

S.40 Hızlı toplumsal değişme dönemlerinde siyasal iktidarların etkisinin azalması neyle açıklanabilir?
Otorite boşluğu nedeniyle siyasal istikrarı sağlamak zorlaşır

S.41 Türk toplumlarında kadınların genel olarak geri planda kalmalarında esas etken nedir?
İslamiyetin kuralları kadınları geri plana itmiştir

S.42 Birincil grubun özellikleri?
Grubun üyeleri kolay değişmez
Üyelerin birbirlerini iyi tanırlar
İlişkiler, geniş kapsamlı ve içtenliklidir
Üyelerin bir araya gelme nedenleri belirli bir amacı gerçekleştirmek değildir

S.43 Kastlar ile toplumsal sınıflar arasındaki en önemli ve temel fark nedir?
Toplumsal sınıflar arasında, kastlardan olmayan “dikeyine hareketlilik” denebilecek bir geçiş vardır.

S.44 Yıllardır süren Türk-yunan sürtüşmesinin sıcak çatışmaya döşünmesini engelleyen en önemli unsur nedir?
Her iki ülkenin NATO üyesi olması ve Batı bloku içinde yer almaları

S.45 Hindistan’da ekonomik ve toplumsal koşullar Türkiye’nin gerisinde olduğu halde askeri darbe olmaması nasıl açıklanabilir?
Ulusal bağımsızlık hareketine ve diğer toplumsal adımlara asker değil sivil aydınlar öncülük etmişlerdir.

S.46 ABD’de siyasal parti adayları nasıl saptanmaktadır?
Partili seçmenlerin tercihiyle

S.47 Klasik seçkinci kuramların ortak özellikleri nelerdir?
Klasik seçkinci kuramlar hem tutucudurlar hem de demokrasiye karşı sonuçlara ulaşmışlardır.

S.48 Demokratik rejimlerle-demokratik olmayan sistemlerdeki seçkinler arasında ayırım yapan siyasal bilimci kimdir?
Sartori

S.49 Gramci’ye göre aydınların rolü niçin çok önemlidir?
Alt yapı ile üst yapıyı organik olarak kaynaşmaktadırlar.

S.50 Emekçi ve dar gelirli kitlelerin siyasal yaşamdaki ağırlıklarının artmasında iki önemli aşama nedir?
Sendikalar ve Kitle Partileri

S.51 Tepkisel Şiddet Türleri?
Ödünleyici Şiddet
Öç alıcı şiddet
Korunma amaçlı şiddet
İnancın ve umudun yıkılmasından doğan şiddet

S.52 Sağlam ve istikrarlı bir rejimin en önemli koşulu nedir?
Rejimin değişen toplumsal güç dengesine bağlı olarak siyasal iktidarın el değiştirmesine olanak vermesi

S.53 Dinin toplumdan çok insanın birey olarak bazı ruhsal gereksinmelerini karşıladığı inancında olan düşünür kimdir?
Max Weber

S.54 İslamiyetin müslüman olmayan ülke halkları arasında hızla yayılıp kök salmasında hangi unsur en etkilidir?
Vicdan özgürlüğü halka sevimli görünmüştü

S.55 İngiliz Fizikçi ve din adamı olan John Polkinghomea göre din ve bilim arasında nasıl bir ilişki vardır?
Bilim olayların nasıl meydana geldiğini, din olayların neden meydana geldiğini araştırıyor

S.56 Marksizmden şu veya bu ölçüde etkilenen tek çağdaş sosyalizm akımı olarak nitelendirilen fabiancılık hangi ülkede görülmüştür?
İngiltere
S.57 Friedman’ın temsil ettiği Şikago Okulu temel ekonomik görüş olarak neyi savunuyordu?
Devlet ekonomiden elini tamamen çekmeliydi

S.58 Türk Milliyetçiliğinin gelişmesinde hangi ülkenin dış etkisi fazla olmuştur?
Genç Afrika Ülkeleri

S.59 Mustafa Kemal’in ulusal bağımsızlığı sağlarken dayandığı güçler nelerdir?
Büyük Toprak sahipleri
Asker Bürokratlar
Sivil Bürokratlar
Ulusal kentli ama oldukça zayıf kentsoylu kesim

S.60 Atatürk’çü milliyetçilik anlayışının dışa yönelik hedefi nedir?
Çağdaş uluslar topluluğun eşit haklara sahip bir üyesi olmak

S.61 Geri kalmış ülkelerin yoksul köylüleri arasında devrime yardımcı olabilecek bir başkaldırma eğilimine niçin pek rastlanmaz?
Bu insanların kendi güncel yoksulluklarının dışında daha iyi bir dünya ümidi yoktur

S.62 Crane Brinton, İngiliz Fransız amerikan ve Sovyet devrimlerini karşılaştırmalı olarak inceleğinde hangisi ulaştığı ortak noktalar?
Dört devrimde belirli bir gelişme düzeyine varan toplumlarda ortaya çıktı
Dört devrimde halkın hoşnutsuzluğunu gösteren ilk hareketleri hükümetler güvenlik güçlerini kullanarak bastırmak istemiştir.
Dört devrimde yönetici sınıf gücünü yitirmiştir.
Dört devrimde aydınlar rejim itam anlamıyla terketmişlerdir.

S.63 Kamuoyu oluşumunda kitle iletişim araçlarının rolü ve önemi nedir?
Kitle iletişim araçlarının bir miktar etkisi olsa da yakın çevredeki yüzyüze ilişkiler kamuoyunu oluşturmaktadır.

S.64 Faşist ve komünist rejimlerdeki siyasal katılmanın işlevi nedir?
Halkı belirli yönde harekete geçirmek- Seferber etmek

S.65 siyasal katılmayı belirleyen etmenler?
Meslek
Gelir
Yerleşme Biçimi
Cinsiyet

S.66 Demokrasinin insanın kişiliğini ve yeteneklerini geliştirmeye en elverişli bir rejim olduğu hangi düşünürlerden hangisi tarafından ifade edilmiştir?
Perikles

S.67 İngiliz John Locke göre insanlar eşit ve özgür oldukları toplumsal yaşam için, neyi amaçlayarak geçtiler?
Güvenlikleri sağlamak için

S.68 Liberal demokrasinin oluşumunda Fransız Devrimi, bu konudaki İngiliz ve Amerikan deneyimlerinden çok daha fazla ve evrensel bir etki yapmıştır. Bu durum nasıl açıklanabilir?
İngiliz devrimi zamana yayıldığı için Amerikan devrimi de uzak farklı koşullarda gerçekleştiği için Fransız devrimi kadar etkili olmamıştır.

S.69 Faşist Rejimler hangi tarihte ilk defa ortaya çıkmışlardır?
1922

S.70 Mao”Sosyal emperyalizm” ile neyi kastedmiştir?
Sovyetler Birliğinin halk demokrasilerini ekonomik denetim altına alması

S.71 Devlet ve iktidar kavramlarını bilimsel bir yaklaşımla inceleyen ve bazı batılı kaynaklarca “sosyolojinin kurucusu” sayılan bilim adamı kimdir?
İbni Haldun

S.72 Aristo’nun çağındaki Yunan kent devletlerinin anayasalarını inceleyerek kamuoyunun önemini vurguladığı kitabının adı nedir?
Politika

S.73 Göçebeliği “Kendiliğinden demokrasi” olarak nitelendiren nedenler?
Ben duygusu yerine biz duygusu
Eşitlikçi sefalet koşullarını kabul etmek
Önder seçilmesi
Önderine devamlı görevde olması

S.74 “Asya Üretim Biçimi” kuramı hangi sava dayanır?
İkilimi zamanla kuraklaşan yerlerde yaşayan insanlar yeni yerlere göç etmek zorundadır.

S.75 Bir ülkenin zengin doğal kaynaklara sahip olmasının o ülkeye yararları?
Siyasal yaşamdaki çatışmaların yumuşaması
Başta eğitim olmak üzere bazı kurumların gelişme göstermesi
Barışçı eğilimlerin güçlenmesi
Ülkenin ihracat gelirlerin yükselmesi

S.76 Topluluk ve toplum arasındaki ayrımı, “mekanik dayanışma” ve “organik dayanışma” ile açıklayan bilim adamı kimdir?
Durkheim

S.77 Kırsal kesimlerde seçmen kitlesi üzerinde etkisi olduğu kabul edilen yaşlıları ve din adamlarını içeren kesime ne ad verilir?
Kanaat Önderleri

S.78 Sanayi toplumu olan batılı ülkelerde SSCB arasındaki benzerliklerin arttığını savunan kuram nedir?
Birleşme Kuralı

S.79 Tek parti, tek şef ve otoriter yönetim özellikleri hangi ülke tipine uyar?
Geri Kalmış Ülke

S.80 Yüzyüze ilişkilerin egemen olduğu topluluklarda toplumsal denetimi ve uyumu sağlamak yolları?
Övgü
Yergi
Ayıplama
Kınama

S.81 Önderin olağanüstü gibi görünen niteliklerinden doğan otorite türü nedir?
Karizmatik Otorite

S.82 Bireyi ön plana çıkaran devletin olabildiğince az şeye karışmasından ve doğal dengeleri bozmasından yana olan, ideoloji nedir?
Liberalizm

S.83 Sisayal inanç, değer ve davranışların birey tarafından benimsenmesine ya da toplum tarafından bireye öğretilmesine ne ad verilir?
Sİyasal Toplumsallaşma

S.84 Toplumsallaşma sürecindeki “birinci gruplar” arasında yer alanlara örnek?
Aile

S.85 Irkların kültürü değil, kültürün ırkı etkilediğini savunan siyaset bilimci kimdir?
Levi-Strauss

S.86 Ana kültürün temel değerlerini reddetme ve o değerlerin yerine başkalarını koyma eğiliminde olan karşı kültüre örnek?
Hippiler

S.87 Belirli bir anda belirli bir soruna ilişkin olarak sahip olunan düşüncelere ne ad verilir?
Kanı

S.88 Koşulların hızla değiştiği bir çağdaş kişisel uyumsuzlukların ortaya çıkmasının temel nedeni nedir?
Değişen koşullara değişmeyen tepkiler verilmesi

S.89 Freud’a göre şiddet ve saldırganlık hangi çalışmanın ürünüdür?
Zevk ilkesi- gerçeklik ilkesi çatışmasının

S.90 Yaş ve Siyasal tutumların değişimi ile ilgili olarak doğru ifadeler?
Gençler daha çok değişme ve yenilik yanlısıdır
Genlerin var olan koşullarla bağlantıları çok güçlü değildir
Yaşlılar tutumlarını değişmemesi için direnç gösterirler
Gelişmiş ülke gençleri ile geri kalmış ülke gençlerinin tutum değişiminde farklı değerler rol oynar

S.91 Siyasal içerikli kamuoyu yoklamalarında genellikle “Bilmiyorum” yanıtını veren grup nedir?
Kadınlar

S.92 Grup üyelerini bir arada tutan ve birbirine benzemeye zorlayan, grubun çözülmesine yönelik güçlere direnen süreçlerin grup birliğini oluşturduğunu ileri süren ve küçük gruplarla ilgili araştırmalar yapan siyaset bilimci kimdir?
Childe

S.93 Birincil grupların temel özelliği?
Üyeler arasındaki ilişkinin duygusal nitelikte olması
Üyelerinin sürekli olarak değişmesi
Üyelerinin birbirlerininin özel yaşamlarını bilmemeleri
İlişkilerin resmi ve sınırlı olması

S.94 Toplumsal sınıfların oluşmasının kökeninde biyolojik farklılıkların yattığını savunan görüş, hangi noktadan hareket etmektedir?
Irkçılıktan

S.95 Geri kalmış ülkelerin özellikleri?
İkili bir sınıfsal piramitin var olması
Okur yazar olanların azınlıkta olması
Ulusal ordu ve sivil bürokrasinin gelişmesi olması
Sanayi işçilerinin sayıca az ve ayrıcalıklı olması

S.96 Kemalist devrim ideolojisi oluşturmak amacıyla 1932-1934 yılları arasında yayınlanan dergi nedir?
Kadro

S.97 Siyasal iktidarı doğrudan ele geçirme amacı taşımayan kendi çıkar ya da görüşleri doğrultusunda kararlar alınmasını ve uygulamalar yapılmasını sağlayan çıkar gruplarına ne ad verilir?
Baskı Grupları

S.98 “Kadro partileri” hangi kesimin temsilcisidir?
Ekonomik bakımdan güçlü olması

S.99 Kitle partilerinin en küçük yerleşim birimlerine kadar yayılan temel örgüt birimlerine ne ad verilir?
Ocak

S.100 Otoriter yapılı partilerin ortaya çıkmasına neden olan faktörler?
Aydınlanmış küçük azınlık
Toplumsal adaletsizliğin yarattığı uçurumlar
Demokratik kurum ve geleneklerin varlığı
Büyük çoğunluğun yoksulluğu

S.101 Siyasal partilerin işlevleri?
Çıkar gruplarını belirli seçenekler etrafında buluşturmak
Önemli çıkar ve görüşleri temsil etmek
Bir yandan siyasal çatışmayı yürütürken öbür yandan siyasal ve toplumsal bütünleşmeye katkıda bulunmak
Yönetenlere yönetilenler arasındaki boşluğu doldurmak

S.102 Baskı gruplarının kullandığı doğal olmayan yöntelere örnek?
Yolları keserek ulaşıma engel olmak

S.103 Kitle baskı gruplarına örnek?
İşçi sendikaları

S.104 Kemalist tek partinin özellikleri?
“Ocak” örgütlenmesine dayalı olması
Diğer tek partilerde düşünülmeyecek ölçüde yaygın bir parti içi demokrasinin varlığı
Partinin kapısının herkese açık olması
Toplumu demokrasiye hazırlama görevini üstlenmesi

S.105 Siyaset Biliminin konusu nedir?
Siyasal Otorite ile ilgili Kurumlar

S.106 İlk bilimsel nitelikli siyaset kitaplarından olan günümüzde de önemini koruyan “Amerika’da Demokrasi” adlı eser kime aittir?
Tocqueville

S.107 Arnold J. Toynbee’ye ait olan düşünce nedir?
Kolaylık uygularlıklar için yıkıcıdır, Uygarlığı iten güç, ortamın düşmanlığı ile orantılı olarak artar

S.108 Her toplumun kendini çevreleyen doğal koşullara göre teknoloji geliştirdiği ve bu durumun da sonraki evrimi etkilediğini savunan bilim adamı kimdir?
Childe

S.109 Nüfusun geometrik besin maddelerinin ise aritmetik dizi ile arttığını öne süren iktisatçı kimdir?
Malthus

S.110 Duverger’in diktatörlük kuramına üretim düzeyi ile siyasal sistem arasında kurulan bağlantı nedir?
Üretim düzeyi yükseldikçe diktatörlük olasılığı azalır

S.111 Toplumsal üst yapıyı oluşturan unsurlar?
Hukuksal Kurumlar
Siyasal İdeolojiler
Dinsel İnançlar
Siyasal Kurumlar

S.112 “Bölüntülü Toplumsallaşma” ne demektir?
Okul ve ailenin ters yönde etki yaptığı toplumsallaşma

S.113 Freud’a ait düşünceler?
Çocuğun ana ve babası ile ilişkilerinin izleri yaşam boyu silinmez
Saldırganlık, doyuralamayan içgüdülerin yarattığı bir olgudur
Zevk ilkesi ile gerçek ilkesi arasındaki çatışma doyumsuzluk yaratır
İnsanlardaki temel tutumlar çocukluk yıllarında oluşur ve sonraki yıllarda çok az değişir

S.114 Kadının siyasal yaşamdaki yerine ilişkin doğru ifadeler?
Türkiye’de Kemalist tek parti yönetimi sırasında kadın milletvekili oranı en yüksek düzeye erişmiştir
Batılı ülkelerde kadınlar yasa organlarında küçük bir oranda temsil edilirler
Orta ve sağ partidekig kadın üye oranı, sol partilere göre daha azdır
Kadın milletvekili oranı, solcu partilerde artarken sağcı partilerde azalır

S.115 Grup dinamik bir bütündür. Grubun herhangi bir bölümündeki değişiklik diğerlerini de etkiler” sözü hangi bilim adamına aittir?
Lewin

S.116 Grubun özelliklerine ilişkin ifadeler?
Üyeler etkinlik ve saygınlıklarına göre sıralanır
Zamanla her küçük grupta, davranış düşünce duygu ve anlatım benzerliği oluşur
Grup birliğini oluşturan etkenlerin en önemlisi ortak bir amacın varlığıdır
Her grupta çoğunluğa uyma, sapmalara direnç ve dışa karşı bir saldırganlık potansiyeli vardır

S.117 Toplumsal sınıfları, insanların para cüzdanlarının şişkinliğinin değil o paranın kazanılma biçiminin belirlediğini ileri süren bilim adamı kimdir?
Marx

S.118 Toplumsal sınıfları o toplumda var olan saygınlık derecelerine göre tanımlar?
Amerikalı Sosyologlar

S.119 Kadro partilerinin özellikleri?
Etkinliklerinin ,genellikle seçimlerle sınırlı olması
Üye sayısının değil, üyelerin niteliğinin önem taşıması
Genellikle ekonomik bakımdan güçlü toplum kesiminin temsilcisi olması
Güçlü bir genel merkez otoritesinin bulunması

S.120 Kemalist tek partinin özellikleri?
Geçiş dönemi partisi olması
Çoğulcu bir yapıya sahip bulunması
Temel örgüt biriminin ocaklar olması
Halkı daha demokratik bir aşamaya hazırlama işlevini üstlenmiş olması

S.121 Baskı gruplarının yöntemlerine ilişkin ifadeler?
Kendi üyelerinden bazılarının parlamentoya seçilmesine yardımcı olabilirler
Kendileriyle ilgili olumsuz kararların uygulanmaması için çaba gösterirler
Kendileriyle ilgili önemli kararlar öncesinde milletvekillerine, bakanlara, parti yöneticilerine heyetler yollarlar
Kendi davalarını destekleyeceğini peşinen vadeden aday ya da adayların seçimine yardımcı olabilirler

S.122 Kadro Baskı gruplarının özelliklei?
Grubun gücünü, örgütlenme düzeyinin belirlememesi
Üyelerini toplumsal etkileri yüksek kişiler olması
Üye sayısının az olması
Üyelerinin ekonomik bakımdan güçlü kişiler olması

S.123 “Siyasal sisteme ve o sistemin değerlerine kurumsal olarak karşı çıkan baskı grupları bir yandan sistem için tahammül edilebilir bir sıkıntı oluştururken, aynı zamanda sözkonusu sistemin bazı öğelerinin korunmasına da dolaylı olarak katkıda bulunabilirler” sözü kime aittir?
Lavau

S.124 Seçkinler Dolaşımı kavramının anlamı nedir?
Alt tabakanın başarılarının üst tabakaya geçmesi

S.125 Seçkinlerin kaçınılmaz olarak tüm toplumlarda varolduğunu söyleyen klasik kuramcı kimdir?
Mechels

S.126 Şiddete dayalı olmayan siyasal çatışma araları?
Para
Sayı
Örgüt
Kitle itelişim Araçları

S.127 Duverger’e göre çoğulcu rejimlerde kitle iletişim araçları ne karşısında özgür değildir?
Para

S.128 Toplum ve devlet yaşantısına akla ve bilime dayatılmasına ne denir?
Laiklik

S.129 Dinlerin sınıf çatışmasının bir ürünü olduğunu söyleyen kimdir?
Marx

S.130 Avrupa’daki burjuvazi ile aristokrasi çatışmasından çıkan rejim nedir?
Liberalizm

S.131 J. Locke göre insanların devrim hakkı ne zaman doğar?
Yöneticiler doğal hakları çiğnerse

S.132 Komünüst yöneticiler?
Stalin
Lenin
Trocki
Kastro

S.133 Türk milliyetçiliğinin gelişmesinde dış ülkelerin etkisi vardır. En fazla etkili olan ülke nedir?
Rusya

S.134 Devrim ve karşı devrim hangi yönden birbirine benzer?
Eylem

S.135 Dar bir bölgede kamuoyu önderi?
İmam
Öğretmen
Ağa
Muhtar

S.136 Oy vermede çıkar dışında belli etkenler vardır.
Güvenlik isteği
Siyasal inançlar
Duygusal bağlılık
Saygınlık isteği

S.137 Demokrasinin insan kişiliği ile yeteneklerine uygun olduğunu belirten düşünür kimdir?
Perikles

S.138 Mao” Sosyal Emperyalizm”le neyi anlatmak ister?
Sovyetlerin halk demokrasisini ekonomik olarak denetlemesi

S.139 Sistem yaklaşımının siyaset bilimindeki öncülüğünü yapan David Easton’a göre siyasal sistemin üç öğesi nedir?
Siyasal Topluluk-Siyasal Rejim- Siyasal Otorite

S.140 Asya Tipi Üretim Tarzı’nın temelini ne oluşturur?
Coğrafi nedenlerden dolayı toprağın mülkiyeti devleti aitti

S.141 Türkiye’nin diğer geri kalmış ülkelerin çoğundan farklı olarak demokrasiyi yaşatabilmesinin en önemli nedeni nedir?
Yönetici kadrolara ve devlet yönetme geleneğine sahip olması

S.142 Hızlı toplumsal değişme dönemlerinde siyasal iktidarların etkisinin azalması neyle açıklanabilir?
Otorite boşluğu nedeniyle siyasal iktidarı sağlamak zorlaşır

S.143 Türk toplumlarında kadınların genel olarak geri planda kalmalarında esas etken nedir?
İran ve Arap kültürlerinin olumsuz etkileri kadınları geri plana itmiştir

S.144 Birincil grupların özellikleri?
Grupların üyeleri kolay değişmez
Üyeler birbirlerini iyi tanırlar
İlişkiler geniş kapsamlı ve içtenliklidir
Üyelerin bir araya gelme nedenleri belirli bir amacı gerçekleştirmek değildir

S.145 Kastlar ile toplumsal sınıflar arasındaki en önemli ve temel fark nedir?
Toplumsal sınıflar arasında, kastlardan olmayan “dikeyine hareketlilik” denebilecek bir geçiş vardır

S.146 Hindistan’da ekonomik ve toplumsal koşullar Türkiye’nin gerisinde olduğu halde askeri darbe olmaması nasıl açıklanabilir?
Ulusal bağımsızlık hareketine ve diğer toplumsal adımlarla asker sivil aydınlar öncülük etmişlerdir

S.147 ABD’de siyasal parti adayları nasıl saptanmaktadır?
Partili seçmenlerin tercihiyle

S.148 Klasik seçkinci kuramların ortak özellikleri?
Klasik seçkinci kuramlar hem tutucudurlar hem de demokrasiye karşı sonuçlara ulaşmışlardır

S.149 Demokratik rejimlerle-demokratik olmayan sistemlerdeki seçkinler arasında ayrım yapan siyasal bilimci nedir?
Sartori

S.150 Gramsci’ye göre aydınların rolü niçin çok önemlidir?
Alt yapı ile üst yapıyı organik olarak kaynaşmaktadırlar

S.151 Emekçi ve dar gelirli kitlelerin siyasal yaşamdaki ağırlıklarının artmasında hangi iki önemli aşamayı oluşturmaktadır?
Sendikalar ve Kitle Partileri

S.152 Tepkisel şiddet türleri?
Öç alıcı şiddet
Korunma amaçlı şiddet
İnancın ve umudun yıkılmasından doğan şiddet
Engellemeden kaynaklanan şiddet

S.153 Sağlam ve istikrarlı bir rejimin en önemli koşulu nedir?
Rejimin değişen toplumsal güç dengesine bağlı olarak siyasal iktidarın el değiştirmesine olanak vermesi

S.154 Dinin toplumdan çok insanın birey olarak bazı ruhsal gereksinmelerini karşıladığı inancında olan düşünür kimdir?
Max Weber

S.155 İslamiyetin müslüman olmayan ülke halkları arasında hızla yayılıp kök salmasında hangi unsur etkilidir?
Vicdan özgürlüğü halka sevimli görünmüştü.

S.156 Marksizmden şu veya bu ölçüde etkilenen tek çağdaş sosyalizm akımı olarak nitelendirilen fabiancılık aşağıdaki ülkelerden hangisinde görülmüştür?
İngiltere

S.157 Friedman’ın temsil ettiği Şikago Okulu temel ekonomik görüş olarak neyi savunuyordu?
Devlet ekonomiden elini tamamen çekmeliydi

S.158 Atatürkçü milliyetçilik anlayışının dışa yönelik hedefi nedir?
Çağdaş uluslar topluluğun eşit haklara sahip bir üyesi olmak

S.159 Geri kalmış ülkelerin yoksul köylüleri arasında devrime yardımcı olabilecek bir başkaldırma eğilimine niçin pek rastlanmaz?
Bu insanların kendi güncel yoksulluklarının dışında daha iyi bir dünya ümidi yoktur

S.160 Kamuoyu oluşumunda kitle iletişim araçlarının rolü ve önemi nedir?
Kitle iletişim araçlarının bir miktar etkisi olsada yakın çevredeki yüzyüze ilişkiler kamuoyunu oluşturmaktadır.

S.161 Faşist ve Komünüst rejimlerde ki siyasal katılamının işlevi nedir?
Halkı belirli yönde harekete geçirmek-seferber etmek

S.162 Seçme eşitliğini bozan hukuksal engeller?
Egemen güçlerin isteği doğrultusunda oy kullanmak zorunda kalmak
Tek turlu çoğunluk sistemi uygulanması
Seçim bölgelerinin sınırlarının keyfi olarak çizilmesi veya eşit olmayan bölgelere eşit sayıda temsilci seçtirilmesi
Bazı kişilere veya toplum kesimlerine birden fazla oy hakkı tanımak

S.163 Siyasal katılmayı belirleyen etmenler?
Meslek
Gelir
Yerleşme biçimi
Cinsiyet

S.164 İngiliz John Locke göre insanlar eşit ve özgür oldukları toplumsal yaşam için, neyi amaçlayarak geçtiler?
Milliyetçilik akımları nedeniyle

S.165 Liberal demokrasinin oluşumunda fransız Devrimi, bu konudaki İngiliz ve Amerikan deneyimlerinden çok daha fazla ve evrensel bir etki yapmıştır. Bu durum nasıl açıklanabilir?
İngiliz devrimi zamana yayıldığı için Amerikan devrimi de uzak farklı koşullarda gerçekleştiği için Fransız devrimi kadar etkili olmamıştır.

S.166 Faşist Rejimler hangi tarihte ilk defa ortaya çıkmıştır?
1922

S.167 Faşist Rejimler aşağıdaki ülkelerde ortaya çıkmıştır?
Almanya
İspanya
Portekiz
Japonya

S.168 Faşizmin egemen olmasını kolaylaştıran kültürel özellikler?
Şiddetten hoşlanma
Hoşgörüsüzlük
Batıl inançları kabullenme
Otoriteye boyun eğme

S.169 Tönnies’e göre topluma egemen olan duygu nedir?
Ben duygusu

S.170 siyasal çatışmayı bireysel yetenek farklılıklarına bağlayan düşünür kimdir?
Darwin

S.171 Toplumdaki tüm yapı ve kurumların belli bir gereksinmeye yanıt vermek amacıyla doğduklarını iddia eden yaklaşım nedir?
Yapısalcı-İşleci Yaklaşım

S.172 Özgürlük ve soğuk iklim arasında bir bağlantı bulunduğunu söyleyerek sıcak iklimin insanlarda boyun eğme eğilimini geliştirdiğini ilk kez öne süren düşünür kimdir?
Aristo

S.173 Asya Tipi üretim biçiminin özellikleri?
Coğrafi nedenlerden dolayı toprak mülkiyetinin devlete ait olması
Bireyin topluluktan bağımsız olmaması
Sistemin ancak dışarıdan, batı kapitalizminin zorlamasıyla yıkılabilmesi
Tarım ile zanaatkarlığın bütünleşmiş olması

S.174 Siyasal çatışmanın seçkinler ve aciz kitleler arasında olduğunu öne süren ideoloji nedir?
Tutucu İdeoloji

S.175 Toplumdaki katmanlaşmanın en katı biçimi nedir?
Kast

S.176 Alt yapı ile üstyapıyı organik olarak kaynaştıran öğenin aydınlar olduğunu iddia eden düşünür kimdir?
Gramsci

S.177 Markiszme göre sınıfları yaratan temel etken nedir?
Sınıf çatışması

S.178 Freud’a göre insanları yönlendiren temel dürtüler?
Açlık

S.179 Genellikle eğitim ve gelir düzeyleri daha yüksek, bireyci eğilimleri daha gelişmiş siyaset adamlarına sahip olan ve güçlü parti disiplininden hoşlanmayan partiler hangisidir?
otoriter partiler

S.180 Güçsüzlüğü gizlemeye ya da telafi etmeye dönük şiddet türü nedir?
Ödünleyici Şiddet

S.181 Demokrasilerde yetenekli azınlıkların ülkeyi yönetmesinin demokrasinin kusuru değil, güvencesi olduğunu ileri süren düşünür kimdir?
Sartori

S.182 Çağdaş anlamda siyasi partiler ilk kez nerede doğmuştur?
Batı Avrupada

S.183 Toplumsal-ekonomik yapıdaki gelişmelere siyasal kurumların ayak uyduramadıkları durumlarda oluşan bunalım nedir?
YApısal Bunalım

S.184 Kitle baskı grupları?
İşçi Sendikaları
Esnaf örgütleri
Çiftçi örgütleri
Gençlik Örgütleri

S.185 Liberalizmin kentsoyluların sorunlarına çözüm getirmek üzere hangi iki ilkeye dayalı olarak doğmuştur?
Eşitlik ve Özgürlük

S.186 Bilim ve din arasında herhangi bir çelişki olmadığını ve bilimsel buluşların tanrıbilimini güçlendirdiğini iddia eden bilim adamı kimdir?
John Polkinghome

S.187 Çağdaş toplumlarda siyasal iktidarlara karşı kullanılan şiddetin başarıya ulaşabilmesi büyük ölçüde neye bağladır?
Ordunun durumuna

S.188 Liberalizmin tarihsel evrim içinde doğuşu neyin sonucunda olmuştur?
Aristokrasi ile burjuvazi arasındaki çatışma

S.189 Kapitalist düzen içinde yapılan reformların sosyalizm için önem taşıdığına inanan düşünür kimdir?
James Webb

S.190 Toplumsal değişmeyi çatışan gruplar arasındaki güç dengesine bağlı olarak açıklayan düşünür kimdir?
Dahrendorf

S.191 İnsan aklının gücünü yadsıyan ve dış dünyanın, özellikle de insan tarihinin anlaşılmaz olduğunu savunan ideoloji hangisidir?
Faşizm

S.192 Tutucu ideolojinin Avrupa’da etkisinin sürmesinde rol oynayan en büyük destek nedir?
Asker Bürokratlar

S.193 Mustafa Kemal’in ulusal bağımsızlığı sağlarken dayandığı güçler?
Asker bürokratlar
Sivil Bürokratlar
Büyük toprak sahipleri
Ulusal nitelikli küçük tüccarlar

S.194 Toplumun soylular tarafından değil, bilgili ve erdemli kişilirce yönetilmesi gerektiğini savunarak, demokratik düşüncenin evrimine katkıda bulunan düşünür kimdir?
Sokrates

S.195 Siyasal katılmayı belirleyen etkenler?
YAş
Aile
Eğitim
Meslek

S.196 Çoğulcu bir sistemde radyo ve televizyon kadar yaygın ve etkili iletişim araçlarını da devlet tekelinde bulundurmanın nedeni nedir?
Radyo ve Televizyonun herhangi bir toplum kesiminci tek yanlı kullanımının önlenmek istenmesi

S.197 Benito Mussolini’nin Faşizm dayandırdığı kavram nedir?
İnançlar

S.198 “otoriter kişilik ve Faşizm” adlı yapıtında faşizmi yalnızca ekonomik nedenlerle değil otoriteye boyun eğme, hoşgörüsüzlük, ırkçılık gibi nedenlerle açıklayan düşünür kimdir?
Adorno

S.199 İngiliz Sosyal demokrasisinin temel hedefi nedir?
Şans eşitliği sağlamak

S.200 Rudolf Hilderfing’e göre emperyalizmin geçirdiği aşamaların sayısı kaçtır?
3

S.201 Şilide General Pinochet’nin askeri diktatörlüğü oldukça uzun bir süre sürdürebilmesinin temel nedeni nedir?
Elde ettiği ekonomik başarılar

S.202 Kadro baskı gruplarına örnek?
Sosyalist Kültür Derneği

S.203 Bouthoul’a göre insanların toplu olarak saldırganlaşmasında rol oynayan en önemli dengesizlik nedir?
Demografik Dengesizlikler

S.204 Otoriter bir tutuma sahip olan kişinin kanı ve davranışları?
İnsanların eşit yaratılmadıklarına inanması
Disiplinli bir rejim istemesi
Irkların eşit olmadığına inanması
Demokratik uygulamalardan hoşlanmaması

S.205 Türkiye’de ilk kurulan siyasal partiler içindeki eğilimlerin biri nedir?
Turancılık

S.206 Geniş topraklara sahip olan Osmanlı İmparatorluğunun uzun ömürlü oluşunda etkili olan nedir?
Yerinden yönetim uygulaması

S.207 Siyasal çatışmanın temelde bireysel yetenek farklılıklarından kaynaklandığını ileri süren görüşler hangi bilim adamına aittir?
Charles Darwin

S.208 Geri kalmış ülkelerde tek partili sistemleri ya da çok partili gibi görünse bile, tek partili gibi işleyen sistemleri yaratan nedenlere örnek?
Ulusal bütünleşmeyi kolaylaştırması

S.209 Tüm bilimsel çalışmalarda bulunan aşamalar nedir?
Gözlem-Sınıflandırma-Yorum

S.210 Orta Çağ Avrupasında rastlanan zümre veya düzenlerdeki yapı neyin üzerine kurulmuştur?
Hukuksal eşitsizlikler

S.211 Devleti mutlaka yıkılması gereken bir kurum olarak gören?
Anarşistler

S.212 Grup birliğinin dışa yansımasındaki tutumlara örnek?
Sapmalara direnç gösterilmesi

S.213 1971 yılında yapılan bir araştırmaya göre Türk Ordusundaki subayların toplumsal kökenlerinde ağır basan nedir?
orta ve alt gelirli aileler

S.214 Avrupada ulusal devletler ne zaman ortaya çıkmıştır?
Feodal yapının yıkılmasından sonra

S.215 Marx’ın son çözümlemede karar kıldığı sınıflar nedir?
Varlıklı-Yoksul

S.216 18.yy iktidarın kaynağını ulusa kaydırarak, kentsoyluların iktidarıyla meşruluk kazandıran ideoloji nedir?
Milliyetçilik

S.217 Ulusal gücün alt yapısal unsurları?
Toplumun ekonomik olanaklari

S.218 Pareto’ya göre seçkinlerin egemenliğinin nedeni nedir?
Doğal ve psikolojik üstünlükleri

S.219 Ulusal bağımsızlığı gerektiren milliyetçilik nedir?
Siyasal Milliyetçilik

S.220 Siyasal iktidar-dinsel iktidar ayrımını ortaya çıkaran din nedir?
Hristiyanlık

S.221 Siyasal katılmayla ilgili doğru ifade?
En etkin katılım serbest meslek gruplarında görülmektedir

S.222 Üyelerinin niteliğine en fazla önem veren parti?
Totoliter Partiler

S.223 Siyasal mücadelede sayı ve örgüt neyin gücünü oluşturur?
İşçi ve geniş halk kitlelerinin

S.224 Bir toplum içinde siyasal sürece hiçbir şekilde katılmayanların oranının büyük olmasının nedenleri?
Ekonomik-toplumsal ciddi sorunları bulunmayan orta sınıfın varlığı
Umutsuzluk
Siyasal bilgisizlik
Eğitimsizlik

S.225 Faşizmle ilgili doğru ifadeler?
Birey amaç değil araçtır
Büyüğe ve şefe boyun eğme esastır
Tartışmaya ve demokrasiye yer yoktur
Sınıflar arasındaki çelişkilerin ortadan kaldırılması gerekir

S.226 Kışkırtıcı propagandanın görevi nedir?
Tek bir düşünceyi ya da küçük bir düşünce grubunu büyük bir kitleye götürmek

S.227 Duverger’e göre bir ülke için demokrasinin araç olmaktan çıkıp amaç olabilmesi neye bağlıdır?
Belirli bir yaşam ve eğitim düzeyinin sağlanmış olmasına

S.228 Devrimci düşüncenin savunduğu görüşler?
Toplumun mutluluğu
İnsanların eşitliği
Hakça bir düzen
İnsanın özgürlüğü

S.229 Geri kalmış ülke rejimlerinin özellikleri nedir?
Tek parti- Kişilik- İktidar- Baskı

S.230 Demokrasinin temel nitelikleri?
Kitle örgütlerinin olması
İletişim araçlarının özgür olması
Siyasal iktidarın özgür genel seçimlerle oluşması
Yargının bağımsız olması

S.231 Sosyal demokrasinin oluşumunda iki önemli model olan İskandinav v e İngiliz modelinin çıkış noktasındaki benzerlik nedir?
Güçlü bir kominüst hareketin rekabetinden uzak ve işçi sendikalarının desteği ile gelişme gösterilmiş olması

S.232 Glasnost’un özellikleri?
Düşünce ve eleştiri özgürlüğünü getirmesi
Mektup ve yazılı başvuruların en geç bir ay içinde yanıtlanması kuralını getirmesi
Önemli kararların alınmasında açıklık istenmesi
Üst yönetimle halk arasına kopan bağların yeniden kurulmasının sağlanması

S.233 Milliyetçilik akımının Polonya, Yunan ve Çekler için anlamı nedir?
Ayrılma Hareketi

S.234 Bölgesel Savaşlar?
Kore SAvaşı
Vietnam Savaşı
Irak-İran Savaşı
Azeri-Ermeni SAvaşı

S.235 Özel mülkiyetin yasal olduğu din nedir?
İslamiyet

S.236 Demokratik toplumlarda, siyasi iktidarın seçimle gelen siyasetçilerden çok bürokrasiye ait olduğunu söyleyen kimdir?
M. Weber

S.237 Toplumsal sınıflar arası çatışmanın toplumsal ve siyasal değişmenin itici gücü olduğunu öne süren kuram nedir?
Marksist Kuram

S.238 Leninst Rus Devriminde yaşanan süreç nedir?
Siyasal kuramlardan işe başlayarak alt yapıdaki değişimlerin gerçekleştirilmesi

S.239 Faşizmde en önemli öğe nedir?
Devlet

S.240 Türkiye’de ilk kurulan siyasi partilerin eğilimlerinden biri nedir?
Turancılar

S.241 Yineleyici aydınlar hangi ülkede bulunur?
İsveç

S.242 “Ulusal Kilise” kavramını getirerek Hristiyanlıkta değişime yol açan mezhep nedir?
Protestan

S.243 Gelir düzeyi, yaşam biçimi, toplumsal salgınlık derecesi neyin tanımlanmasında kullanılır?
Toplumsal sınıfların

S.244 Toplumun üst yapısını oluşturan unsurlar?
Dinsel inançlar
Siyasal ideolojiler
Siyasal, toplumsal hukuksal kurumlar
Çeşitli değer yargıları

S.245 Coğrafi nedenlerden dolayı Toprak mülkiyetin devlete ait olması, neyin temelidir?
Asya Tipi Üretim Tarzı

S.246 İbni Haldun’un siyaset bilimine yaptığı katkı nedir?
DEvlet ve iktidar kavramlarını bilimsel bir yaklaşımla incelemesi

S.247 Ulusal gücün üst yapısal unsurlarına örnek?
Milliyetçilik

S.248 1929 Ekonomik bunalımın atlatılmasının çözümünü gösteren liberal düşünür kimdir?
Keynes

S.249 Örgütlenme biçimi ocak olan nedir?
Kitle Partisi

S.250 İşçi sendikaları hangi baskı grubuna örnektir?
Kitle baskı grubu

S.251 Komünist partilerin yasal olduğu ülkelerde var olan grup içi ilişkiy ikim tanımlar?
Kurallar katı ve hoşgörü azdır

S.252 Üst yapıyı alt yapıya uydurmak için yapılan devrimdir?
Fransız

S.253 Güdümlü bir kamuoyu yaratmada hangi önder başarılı olmuştur?
Lenin

S.254 Sosyalizmde işçi sınıfından işçi sınıfından çok aydınlara öncelik veren ve Marksizmden etkilenmemiş çağdaş sosyalist akım nedir?
Fabiancılık

S.255 Oy verirken seçmeni çıkarı dışında etkileyen etken nedir?
Duygusal bağlılık

S.256 Evrensel etki yapmış devrimdir?
Fransız

S.257 Faşizmin özellikleri?
Barışçı, değil şiddet ve sertlik yanlısı olması
Eşitsizlikçi, ırkçı olması
Karamsar bir ideoloji olması
Manevi değerleri önemsemesi

S.258 Child’e göre, toplumların evriminde insanların fiziksel çevrede meydana gelen değişikliklere uyum göstermesinin yolu nedir?
Kültürel Gelişme

S.259 UNESCO’nun yaptığı sınıflandırmaya göre Siyaset Biliminin bölümleri?
Siyaset Kuramı
Siyasay Kurumlar
Uluslararası İlişkiler
Siyasal partiler ve kamuoyu

S.260 Amerikan sosyolojisinde varolan yaygın eğilime göre toplumsal sınıflar neye göre belirlenir?
Toplumsal saygınlık derecesine göre

S.261 Birleşmiş Milletler Anlaşmasının Saldırgan tarafa karşı öngördüğü mekanizmanın işlediği savaş nedir?
Kore Savaşı

S.262 Ulusal gücün alt yapısal öğelerine örnek?
Toplumun demografik olanakları

S.263 Küçük grupların fonksiyonları?
Bir gruba ait olma
birey toplum arasında boşluğu doldurma
Birey toplum arasında iletişimi sağlama
Hazır davranış kalıpları sunma

S.264 Kuşaklar arası tutum farklılıklarının temel nedeni nedir?
Bireysel enerji düzeyi

S.265 Faşist partilerin, orta sınıfların ve büyük sermaye çevrelerinin gereksinmelerine olarak doğmasına neden olan olay nedir?
1929 Dünya Ekonomik Bunalımı

S.266 Protestanlık mezhebinin Hristiyan anlayışına getirdiği yenilikler?
İncil’in ulusal dillere çevrilmesi
Ulusal kilise kavramını getirmesi
Başarı ve çalışmanın ibadet olduğu inancını yayması
İsraf ve Lüksün kötü olduğunu savunması

SİYASET BİLİMİ GENEL TEKRAR

Soru 1. Tüm bilimsel çalışmalarda bulunan aşamalar aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?
Gözlem-sınıflandırma-yorum

Soru 2. Aşağıdakilerden hangisi Maw Weber’in siyaset bilimine yaptığı katkılardan biri değildir?
Bürokrasinin çağdaş siyasal rejimler içindeki ağırlığını vurgulaması
Düşüncelerle çıkarlar ve içsel durumlarla dışsal sistemler arasındaki bağlantıların önemine dikkat çekmesi
Sınıf ve statü arasında kesin bir ayırım yapması
Geleneksel otorite, bürokratik otorite ve karizmatik otorite ayrımını yapması

Soru 3. “Açlık yıllarında ölenleri açlık öldürmez, onları alışmış oldukları tokluk öldürür” görüşü aşağıdakilerden hangisine aittir?
İbni Haldun

Soru 4. Asabiyetin sonucu ve amacı aşağıdakilerden hangisidir?
Devlet kurmak

Soru 5. Aşağıdakilerden hangisi Marx’a göre üst yapı unsurlarından biridir?
Siyasal ideolojiler

Soru 6. Aşağıdakilerden hangisi geri kalmış ülkelerin özelliklerinden biridir?
Kitle iletişim araçlarından yararlanma düzeyinin düşük olması

Soru 7. Ana kültürün temel değerlerini reddetme ve o değerlerin yerine başkalarını koyma isteğinin söz konusu olduğu kültür aşağıdakilerden hangisidir?
Karşı kültür

Soru 8. Avrupa’da ulusal devletler ne zaman ortaya çıkmıştır?
Feodal yapının yıkılmasından sonra

Soru 9. Riesman’a göre, çağdaş Batı toplumların ortaya çıkardığı kişilik türü aşağıdakilerden hangisidir?
Başkalarının kendinden beklediklerine göre hareket eden insan

Soru 10. Gelişmiş ülke gençlerinin kişiliklerinde ağır basan değer aşağıdakilerden hangisidir?
Bireysel değerler

Soru 11. Birincil grupların toplumsal yaşama egemen oldukları durumlarda toplumsal yapı nasıl bir şekil alır?
Otoriter

Soru 12. Aşağıdakilerden hangisi grup birliğinin dışa yansımasındaki tutumlardan biridir?
Sapmalara direnç gösterilmesi

Soru 13. Marksizm’de tarihin itici gücü aşağıdakilerden hangisidir?
Sınıf çatışmaları

Soru 14. Proleter sınıflar yerine proleter uluslar düşüncesini ortaya atan kimdir?
Sultan Galiev

Soru 15. Çete savaşları ne zaman ve neyin etkisiyle gelişmiştir?
19.yy’da milliyetçilik akımlarıyla

Soru 16. Toplumdaki temel kişilik türünün oluşumunda rol oynayan faktör aşağıdakilerden hangisidir?
Kültürel etkenler

Soru 17. Aşağıdakilerden hangisi Türkiye’de ilk kurulan siyasal partiler içindeki eğilimlerden biridir?
Turancılık

Soru 18. Aristokrasi ve burjuvazinin oluşturduğu toplumsal tabanlar ile tutucu ve liberal ideolojilerin yarattığı partiler aşağıdakilerden hangisidir?
Kadro partileri

Soru 19. Jean Meynaud’a göre baskı gruplarının temel işlevlerinden biri aşağıdakilerden hangisidir?
Karar organlarına sorunlarıyla ilgili ayrıntılı bilgiler vermek

Soru 20. Aşağıdakilerden hangisi, işveren ve büyük toprak sahiplerinin oluşturdukları baskı gruplarıdır?
Kadro baskı grupları

Soru 21. Bouthoul’a göre insanların toplu olarak saldırganlaşmasında rol oynayan en önemli dengesizlik aşağıdakilerden hangisidir?
Demografik dengesizlikler

Soru 22. Aşağıdakilerden hangisi küçük grupların birey için sağladığı işlevler?
Birey ile aile arasındaki boşluğu doldurması
Çağdaş toplumda anomi tehlikesinin yaygınlaşmasını önlemesi
Bireye ciddiyet duygusu vermesi
Bireye hazır davranış kalıplarını sunması

Soru 23. Marx’ın son çözümlemede karar kıldığı sınıflar aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?
Varlıklı-Yoksul

Soru 24. Ulusal bağımsızlığı gerektiren milliyetçilik aşağıdakilerden hangisidir?
Siyasal milliyetçilik

Soru 25. Aristokrasi ve burjuvazinin oluşturduğu toplumsal tabanlar ile tutucu ve liberal ideolojilerin yarattığı partiler aşağıdakilerden hangisidir?
Kadro partileri

Soru 26. Aşağıdakilerden hangisi kadro baskı gruplarından biridir?
Sosyalist Kültür Derneği

Soru 27. Geri kalmış ülkelerde seçkinlerin işlevleri ile ilgili ifadeler?
Geri kalmış ülkelerdeki bürokrat seçkinlerin yeni bir düzen kurma ve çağdaş bir kültürü kitlelere benimsetme işlemleri bulunmaktadır.
Geri kalmış ülkelerdeki iktidar mücadelesi genellikle bürokrat seçkinler içinde çeşitli gruplar arasındaki mücadeleyi yansıtmaktadır.
Geri kalmış ülkelerde bürokrat seçkinler gelişmiş ülkelerdekinden farklı yapı ve doğrultudadırlar.
Aydın seçkinler sınıfsız bir tabaka oluşturmak için çaba harcarlar.

Soru 28. Siyasal kurumların toplumsal-ekonomik yapıdaki gelişmelere ayak uyduramadıkları zaman
ortaya çıkan durum aşağıdakilerden hangisidir?
Yapısal durum

Soru 29. Aşağıdakilerden hangisi Türkiye’de yalnızca dine dayanarak siyasal iktidar olunamayacağını ortaya koyan nedenler?
Yarım yüzyılı aşan bir laikleşme döneminin etkisi
Dine saygılı olan büyük çoğunluğun din temeline dayalı bir devleti artık düşünmemelileri
Cumhuriyetle birlikte yaygınlaşan milliyetçilik akımıyla ulusal değerlerin yerine dinsel değerlerin ve ulusun yerini ümmetin almasının zorlaşması
Demokratik hak ve özgürlükleri kullanma alışkanlıklarının artması

Soru 30. Aşağıdakilerden hangisi Aydınlanma Çağı ile ilgili özellikler?
İnsanın aklıyla en uygun yönetim biçimini bulabileceğinin savunulması
Liberal ideolojinin temellerinin bu dönemde atılması
İnsanın aklıyla doğruyu yanlışı ayırdedebileceğinin düşünülmesi
Akla, doğaya ve insan mutluluğuna aykırı önyargıların yıkılmaya başlaması

Soru 31. Faşizm ve Tutucu ideolojinin ortak özellikleri?
Maddeci değil ülkücü olmaları
Seçkinci olmaları
Özgürlük karşıtı olmaları
Eşitsizlikçi olmaları

Soru 32. Çağdaş toplumlarda siyasal iktidarın belirlenmesinde önem taşıyan öğeler aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?
Ekonomik iktidar-toplumsal iktidar

Soru 33. Kitle iletişim araçlarının yaymak istediği düşünce ve bilgileri alıp yorumlayan ve başkalarına aktaran kişilere ne ad verilir?
Kamuoyu önderleri

Soru 34. Aşağıdakilerden hangisi R.A. Dahl’a göre siyasal katılmanın boyutları?
Eylem
İlgi
Bilgi
Önemseme

Soru 35. Sosyal demokrasinin oluşumunda iki önemli model olan İskandinav ve İngiliz modelinin çıkış noktasındaki benzerlik aşağıdakilerden hangisidir?
Güçlü bir komünist hareketin rekabetinden uzak ve işçi sendikalarının desteği ile gelişme gösterilmiş olması

Soru 36. Aşağıdakilerden hangisi Glasnost’un özellikleri?
Mektup ve yazılı başvuruların en geç bir ay içinde yanıtlanması kuralının getirilmesi
Düşünce ve eleştiri özgürlüğünü getirmesi
Önemli kararların alınmasında açıklık istenmesi
Üst yönetimle halk arasında kopan bağların yeniden kurulmasının sağlanması

Soru 37. Duvarger’e göre, bir ülke için demokrasinin araç olmaktan çıkıp amaç olabilmesi aşağıdakilerden hangisine bağlıdır?
Belirli bir yaşam ve eğitim düzeyinin sağlanmış olmasına

Soru 38. Siyaset bilminin kapsamı içinde yer alan siyasal kurumlar?
Anayasa
Devlet organları
Kamu yönetimi
Karşılaştırmalı siyasal kurumlar
Soru 39. Doğu Despotizminde siyasal iktidarın temel işlevleri aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?
Vergi almak-savaş yapmak-su dağıtımını düzenlemek

Soru 40. Aşağıdakilerden hangisi, Seymour Martin Lipset’in demokrasinin oluşumuna ve yaşamasına katkıda bulunan koşulları araştırırken öncelik verdiği konular?
Sanayileşme
Kentleşme
Zenginlik
Eğitim düzeyi

Soru 41. Aşağıdakilerden hangisi temel tutumların üzerine eklenen yeni tutumların oluşumundaki toplumsal etkenlerden biri değildir?
Gelir düzeyi
İş ve arkadaş çevreleri
Toplumsal sınıf
Meslek

Soru 42. Proleter sınıflar yerine proleter uluslar düşüncesini ortaya atan kimdir?
Sultan Galiev

Soru 43. Siyasal mücadelede sayı ve örgüt aşağıdakilerden hangisinin gücünü oluşturur?
İşçi ve geniş halk kitlelerinin

Soru 44. Siyasal iktidar-dinsel iktidar ayrımını ortaya çıkaran din aşağıdakilerden hangisidir?
Hıristiyanlık

Soru 45. 18.yüzyılda iktidarın kaynağını ulusa kaydırarak, kent soylularının iktidarına meşruluk kazandıran ideoloji aşağıdakilerden hangisidir?
Milliyetçilik

Soru 46. Aşağıdakilerden hangisi devrimci düşüncenin savunduğu görüşlerden biri değildir?
İnsanın egemenliği

Soru 47. Çağdaş siyasal propaganda tekniklerinin gelişmesine en büyük katkıyı aşağıdakilerden hangileri yapmıştır?
Hitler-Göbbels

Soru 48. Siyasal katılmayla iligili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
En etkin katılım serbest meslek gruplarında görülmektedir.

Soru 49. Aşağıdakilerden hangisi demokrasinin varolabilmesi için gerekli toplumsal koşulları?
Ulusal bütünlüğün sağlanmış olması
Toplumsal sınıflar arasında geçiş alışkanlığının yüksek olması
Ulusal kültürde, hoşgörü ve uzlaşmaya dayalı bir değerler sisteminin egemen olması
Hiçbir toplumsal sınıfın diğerleri üzerinde kesin bir üstünlüğünün bulunmaması

Soru 50. Aşağıdakilerden hangisi Glasnost’un özellikleri?
Mektup ve yazılı başvuruların en geç bir ay içinde yanıtlanması kuralının getirilmesi
Düşünce ve eleştiri özgürlüğünü getirmesi
Önemli kararların alınmasında açıklık istenmesi
Üst yönetimle halk arasında kopan bağların yeniden kurulmasının sağlanması

Soru 51. Duvarger’e göre, bir ülke için demokrasinin araç olmaktan çıkıp amaç olabilmesi aşağıdakilerden hangisine bağlıdır?
Belirli bir yaşam ve eğitim düzeyinin sağlanmış olmasına

SİYASET BİLİMİ -FİNAL- KODLAMA YOLUYLA EZBER

1-Demokrasinin , insanın kişiliğini ve yeteneklerini geliştirmeye en elverişli rejim olduğunu ifade eden düşünür=Perikles
2- John Locke’a göre insanların , eşit ve özgür oldukları “doğa durumu”ndan toplumsal yaşama geçmelerinin amacı = Güvenliklerini sağlamak
3-Alexis de Tocqueville’ye göre ABD’de demokrasinin gelişmesini kolaylaştıran en önemli öge= ABD’de tarihten gelen ayrıcalıklı bir aristokrat sınıfının olmaması
4- Siyasal demokrasiyi ortaya çıkaran toplumsal sınıf çatışmalarında kendi çıkarlarına ters davranan toplumsal sınıf = İşçiler
5-Doğrudan demokrasinin savunucusu olan düşünür =Jean Jack Rousseau
6- Derebeylik rejiminin yıkılışı =Siyasal demokrasinin oluşumunun hızlanması
7-Püritenliğin özelliklerinden biri değil =Eşitliğe karşıdırlar
8-Ekonomik demokrasinin amacı = Verimliliği artırmak , yabancılaşmayı gidermek
9-Faşist ve komünist rejimlerde siyasal katılmanın işlevi =Halkın zamanla siyasete karşı duyarsız ve ilgisiz hale gelmesi
10-Oy verirken seçmeni çıkarları dışında etkileyen etmen değil= Ekonomik güç
11-Seçme eşitliğini bozan hukuksal engellerden biri değil =Egemen güçlerin isteği doğrultusunda oy kullanmak zorunda kalmak
12-Toplumda koşulları çıkarları ve görüşleri birbirinden farklı kesimlerin varlığını kabul eden sistemler = Çoğulcu sistemler
13-İktidarın farklı ellerde toplanması = Tekilci sistemlerin özelliklerinden biri değil
14-İş bölümünün azalması = Ülkenin gelişiminin sonuçlarında biri değil
15-Marksistlerini kapitalizme özgü saydıkları birçok niteliğin ,aslında sanayi toplumlarının ortak özelliği olduğunu belirten düşünür=Rostow
16-İşçi sınıfı = Sanayileşmenin ileri bir düzeye vardığı ülkelerde ,toplumsal iktidar içinde sürekli olarak etkisini koruyan güç
17-Düzendeki parçasal köklü değişimler =Reform
18-Marx’a göre devrim yapmada yardım etmesi gereken güç =Sosyalistler
19-Poulantzas’a göre kendisine yardımcı olan toplum kesimleriyle birlikte bir iktidar bloğu oluşturan sınıf = Egemen Sınıf
20-Aron = Kapitalizm ile sosyalizm arasındaki asıl farkın büyüme modellerinden kaynaklandığını ileri süren düşünür
21-Marx’a göre toplumsal evrimde itici güç yada belirleyici öge = Üretim teknikleri
22-Devrim ve karşı devrimin birbirlerine çok yaklaştıkları açı = Eylem
23-Owen= Faşist rejimlerin yöneticilerinden biri değil
24-Feodalitenin güçlenmesi = Ulus ve ulusal devletin oluşmasında etkisi yok
25-Türk milliyetçiliğinin gelişmesinde dış etkisi az olan ülkeler =Batı Avrupa ülkeleri
26-Atatürkçü milliyetçilik anlayışının dışa yönelik hedefi= Çağdaş uluslar topluluğunun eşit haklara sahip bir üyesi olmak
27-Gelişmekte olan bir işçi sınıfı = Mustafa Kemal’in ulusal bağımsızlığı sağlarken dayandığı güçler arasında yer almaz
28-Güçler ayrılığı kuramı ile siyasi liberalizme katkıda bulunan düşünür=Montesqieu
29-Sosyalist düşüncenin ortaya çıkış zamanı = Kapitalizmin doğuşundan çok daha önce , insanlar arasındaki eşitsizliğin nedenlerine eğilinmesi ile
30-Çağdaş sosyalist düşünceyi başlatan düşünür = Rousseau
31-Fourier’in toplumu oluşturanlar arasında tam bir eşitlik kurulmasına karşı çıkmasının nedeni=Toplumsal uyumun birazda farklılıklara bağlı olduğunu düşünüyor olması
32-Komünizm özel mülkiyetin sonlandırılması olarak tanımlanırsa , ilk gerçek komünist devrimci olarak gösterilecek kişi = Babeuf
33-Dinin , toplumdan çok insanın birey olarak bazı ruhsal gereksinimlerini karşıladığı inancında olan düşünür=Weber
34-İslamiyette mal ve para sahibi olmak = Amaç değil , toplumun huzurunu sağlamak için bir araç olarak değerlendirilmiş
35-İslamiyetin müslüman olmayan ülke halkları arasında hızla yayılıp kök salmasında en etkili unsur = “Vicdan özgürlüğünün” halka sevimli görünmesi
36-İngiliz Fizikçi ve Din adamı John Polkinghorne ‘a göre din ve bilim arasındaki ilişki = Bilimin olayların nasıl meydana geldiğini , dinin ise neden meydana geldiğini araştırması
37-Devletin var oluşunu ve toplumların evrimini , toplumsal ve ekonomik nedenlere dayandırarak açıklayan ve bu nedenlede bir anlamda laik düşüncenin öncüsü olan bilim adamı =İbni Haldun
38-“Sezar’a ait olanı Sezar’a , Tanrı’ya ait olanı tanrıya verin “diyerek siyasal iktidar-dinsel iktidar ayrımı oluşturan din kurucusu = Hz. İsa
39-Cumhuriyetle birlikte yaygınlaşan “Milliyetçilik akımı “=Ulusal değerlerin yerine dinsel değerlerin benimsenmesini ve ulusun yerini”ümmet”in almasını zorlaştırmaktadır.
40-Devlet= Güç kullanma tekeline sahip
41-Ölümseverlik’in yaygınlaşması =bir toplumda hoşgörülü ve barışçı bir ortam yaratmayı zorlaştırır.
42-Radyo ve TV kuruluşlarının tümüyle özel kuruluşların elinde olduğu ülke= ABD
43-Para gücünün siyasal çatışmada belirleyici olduğu durum= Geniş halk kitlelerinin yeterince örgütlü olmadıkları durumlar
44-Ticaret ve sanayinin ekonomiye egemen olmasıyla = Servete açıktan verilen önemin artmaya başlaması
45-Ödünleyici şiddet = Tepkisel bir şiddet türü değil
46-İnsanların doğuştan kötü olduklarını ileri süren düşüncelere karşı”insanların doğuştan iyi oldukları ancak içinde yaşadıkları toplumların onları bozduğu” düşüncesi = Marx’a ait
47- Sağlam ve istikrarlı bir rejimin en önemli koşulu = Rejimin , değişen toplumsal güç dengesine bağlı olarak siyasal iktidarın el değiştirmesine olanak vermesi
48-Maurice Duverger’e göre çoğulcu bir rejimde kitle iletişim araçları :”Para “ karşısında özgür değil.
49-Sayıca çoğalma ve örgütlenme = emekçi ve dar gelirli kitlelerin siyasal yaşamdaki ağırlıklarının artmasındaki iki önemli aşama
50- Klasik seçkinci kuramdan en fazla yararlanan ideoloji = Faşizm
51-Pareto’nun seçkinlerin dolaşımı kuramını oluştururken açık biçimde etkilendiği kişi= Mimar Sinan
52-Doğru ifade = Seçkinler bir baskı grubu oluştururlar
53-Klasik seçkinci kuramların ortak özelliği= Hem tutuculardır hemde demokrasiye karşı sonuçlara ulaşmışlardır.
54-Demokratik rejimlerle demokratik olmayan sistemlerdeki seçkinler arasında ayrım yapan siyasal bilimci = Sartori
55-Gramsci’ye göre aydınların rolünün önemi = Alt yapı ile Üst yapıyı organik olarak karşılaştırmaları
56-Poulantzas =Burjuvazinin diğer sınıflardan sağladığı bazı desteklerle bir “iktidar bloğu” oluşturduğunu söyleyen Marksist düşünür.

 

Tohomas hobbes= insan insanın kurdudur
john jacke= en temel hak mülkiyet hakkıdr birey doğanın ürünüdür
j. j. rausse= birey doğanın değil toplumun üründr bunun için davranışlar toplumsal kökenlidir
david hume = insan eylemlerini toplumsallik olarak açıklar
montesquie= iklim coğrafya koşulları ve nüfus
adam ferguson= sanayi ile gelen gelişim olduğunu ve bunun “yabancılaşma”ya yok açtığını düşünür
BILIMSEL DEVRIM=Newtonun yerçekimi yasası ile ortaya çıkmıştır
MODARNITE=Nesnel birbilim evrensel bir ahlak ve yasa şeklinde biçimlenmiştir
Hegel=doğruluk felsefesinin eleştirisine giriş. kutsal aile
paul sweezy= tüccarlar
maurice dobb=feodal toplumun çözümlenmesi için sınıf mülkiyet çatışmasıyla açıklar
robert bren ner=özgür iş gücü
rudef hilferding=finans kapital
luxemburgar=doğal ekonomi, kapitalizm öncesi üretim biçimleri *lenin=sanayi sermayesi,tekelci firmalar kâr oranını artırır
bukhorin=üretim örgütlerini gerçekleştirme
BAĞİMLİLİK OKULU=Gelişme yazaninda azgelişmişlik perspektifinden bakarak analiz yapmaya çalışan ilk yaklaşım
frank= metropol uydu kavramları, bağımlılık zinciri, süreklilik
emmanuelle =ekonomik artık
raul prebish=hammadde ve yarı mamül
ECLA =1648de kuruludu.ithalata dayalı sanayileşme modeli
paul baron=büyümenin ekonomi politigi
celso furtado=temel güç kaynakları teknoloji, finansal kaynaklar piyasa ve ucuz emek kaynaklarıdr
dos sontos =merkez ve çevre, mekansal yapı
samir amin=merkez sistemler ve çevre sistem
hettne=bakma tekeli sunma tekeli, akdemik emperyalizm
giddens antony=modarniteyi 4e böler kapitalizm, endüstrilesme,askeri güç, gözetim
MODERNIZİM=19yy.sonlarında sanatsal ve kültürel alandaki değişim
MODERNLEŞME= 17yy. başlangıctr.geleneksel toplumların modern toplumlara dönüşmesi
MODERN KURUCULAR= Saint simon,A. comte, G. simmel
saint simon=sanayi devleti
comte=pozitivizm yerine fora bilimlerini kullanır bilim egemendr
KLASIK TOPLUMCULAR =Karl marx, weber, durkeim
karl marx=modern dünyıyı biçimlendiren temel dönüştürücü güç kapitalizmdr.
weber =bürokratik rasyonelliğin yok açtığı ‘demir kafes’ tanımını ileri sürer
durkeim=kapitalizm ile değil iş bölümü ile modern dünya kurulur
POSTMODERNIZM=Herşeyi red eder hetorojenligi ve farklılığı esas alır aydınlanmaya tepki olarak çıkmıştır
jürgen hobermas=moderniteyi tamamlanmamış proje olarak tanımlar
wo od=modernitenin yıkılması aydınlanma ile değil kapitalizmle olur
KAPITALIST TOPLUM ÖZELLIKLERI= Rekabete dayalı piyasa.özel mülkiyetin merkezi rolü. girişimciliğin genişlemesi doğası.

TOPLUMSAL DEĞİŞME KURAMLARI -FİNAL- KODLAMA YOLUYLA EZBER

1-Parlamenter Popülizm = Türkiye’de burjuva demokrasisine karşı uygulanan rejim

2-Batı Avrupa sanayileşmesi ile karşılaştırıldığında Türkiye’ye özgü belirgin farklardan biri=Tarımda küçük mülkiyet-küçük işletme biçimlerinin yaygın ve kalıcı hale gelmesi

3-Dış bağımlılık özellikleri = Türkiye ekonomisinin klasik kapitalizmin gelişmesinden farklı olarak 1946 yılından itibaren giderek artan özelliklerinden biri

4-Azgelişmiş = Türkiye’de ekonomik gelişme sürecinin erken aşamalarından başlayarak üretken olmayan “hizmetler”sektörünün aşırı gelişmesi ve şişkinleşmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik yapı

5-Türkiye’de burjuva devriminin başlangıç yılı =1908

6-Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş sürecindeki Osmanlı toplum yapısının karşılığı =Yarı-sömürgeleşmiş toplum yapısı

7-İttihatçılar ve Kemalistler = Türkiye’de 1919-1922 yılları arasındaki döneme burjuva-devrimci karakterini kazandıranlar

8-Kadro Hareketi= Latin Amerika Bağımlılık Okulu tarafından savunulan tezi ,1930’lu yıllarda Türkiye İçin öne sürmüştür

9-Milli İktisat =Modernleşmenin ve kalkınmanın en önemli mekanizması olarak devlet desteğiyle bir yerli ve milli burjuvazi yetiştirilmesini savunan görüş

10-Kalkınmada kadın = Liberal feminist yaklaşımı temsil eder

11-Kadın ve Kalkınma = Marksist feminist yaklaşımı temsil eder

12-Mülkiyet hakkında eşitlik = Kadınların stratejik toplumsal cinsiyet ihtiyaçları arasında yer alır

13-Ev İşleri,çocuk bakımı gibi işlerde eşitlik = Kadınların pratik toplumsal cinsiyet ihtiyaçları arasında yer alır

14-Refah = 1970 öncesi kadınlara ve toplumun kırılgan gruplarına yardımı hedefler

15-Eşitlik = gelişmekte olan ülkelerde kadınların konumlarının iyileştirmesine yönelik Batılı feministlerin talepleri etrafında şekillenen yaklaşım

16-Yoksullukla mücadele =1970’li yıllardan sonra , gelir getirici projelerle kadınların gelir kazanmasını amaçlayan yaklaşım

17-Etkililik yaklaşımı =Kadınların üretim , yeniden üretim ve topluluk işlerinde kullandıkları emeklerin esnekliğinden yararlanır

18-Güçlendirme yaklaşımı = Kapasitelerini artırarak kadınların kendilerine olan güvenlerini kazanmasını , maddi ve manevi olmayan kaynaklar üzerinde kontrol sahibi olmasını hedefleyen yaklaşım

19-Kyoto Protokolü = Küresel Isınma ve iklim değişikliği ile ilgili uluslararası uygulamaları ve normları belirleyen anlaşma/protokol

20-L. Sklair = Küreselleşme olgusunu Uluslar üstü kapitalist sınıf kavramıyla açıklayan düşünür

21-M. Castells =Ağ toplumu kavramı

22-Risk toplumu kavramı =U. Beck

23-Küreselleşme kavramı =R. Robertson

24-Oluşum = 1400-1750 yılları arasında Avrupa’da bireyciliğin ve humanizmin önem kazandığı ve ulusalcılığın ortaçağ toplum anlayışına karşıt olarak ortaya çıkmış olduğu aşama

25-Küreselleşme kavramını zaman ve mekan bağlamında ele alan düşünür =A. Giddens

26-Küreselleşmeyi tarihsel aşamalara bağlı olarak açıklayan düşünür =R. Robertson

27-Yaygın birikim rejiminin görüldüğü dönem = 19. Yüzyılın ortalarından Birinci Dünya Savaşı’na kadar süren dönem

28-Yoğun birikim rejiminin görüldüğü dönem =İkinci Dünya savaşı sonrası dönem

29-İlk birikim dönemi = 19. Yüzyılın ortasına kadar süren dönem

30-Yaygın birikim rejiminin özelliklerinden = Devletin ekonomideki rolünün asgari düzeyde ve sınırlı olması

31-Yoğun birikim rejiminin özelliklerinden =Kitlesel tüketimin yaygın olması

32-Yalın birikim rejiminin özelliklerinden = Emeğin merkez , çevre ve yarı çevre olarak üç gruba ayrılması

33-Adem-i Merkeziyetçi örgütlenmenin görüldüğü dönem =Yalın(esnek) birikim rejiminde

34-Yoğun birikim rejimi dönemi = Emek;güvenceli , sosyal haklara sahip , sendikalı ve örgütlü bir güce dönüştüğü dönem

35-“Toplam kalite kontrol “ ve “Kalite Kontrol Çemberi“ sisteminin geliştirildiği dönem

36-Taylorizmin özelliklerinden değil =İşçilerin bilgi ve becerilerini üretim sürecinde kullanabilmesi

 

Toplumsal Değişme Kuramları Ünite 1

MODERNİTE VE KAPİTALİZM TOPLUMSAL DEĞİŞME
Değişme belirli bir dönem içinde, toplumsal ve doğal yaşam ile insan tutum ve davranışlarında gerçekleşen farklılaşmayı ifade eden kavrama değişme denir. Toplumsal değişme ise sosyolojik açıdan, toplumun yapısını oluşturan toplumsal ilişkiler ağının ve bunları belirleyen kurumların, tarihsel süreç içinde değişmesini kapsamaktadır. Bu anlamda toplumsal değişme toplumlararası ilişki ve etkileşimlerin niteliğini ve içeriğini belirlemektedir. Toplumsal değişme kavramı genellikle ilerleme, kalkınma ve gelişme kavramları ile ilişkili şekilde kullanılmasına rağmen anlam açısından farklılıklar vardır. Toplumsal değişme herhangi bir değer yargısı içermemektedir. Dolayısıyla; toplumun yapısını oluşturan, toplumsal ilişkiler ağının, toplumsal kurumların birev ve grup davranışlarının, birey ve grup davranışlarının, toplumsal norm ve değerlerin tarihsel olarak geçirdiği farklılaşma ve dönüşüm sürecidir.
Ayrıca evrim, başkalaşma, devrim gibi kavramlar toplumsal, siyasal ve kültürel anlamda ele alındığında değişmenin özel biçimleri olarak ele alınabilir.
Toplumsal değişmeyi etkileyen unsurlar
Fiziksel çevre: coğrafi yapıda görülen toprağın verimliliği, doğal felaketler, iklim değişikliği gibi
Kültürel faktörler: Coğrafi keşifler, yayılma gibi
Teknolojik faktörler: Pusulanın, matbaanın, buharlı
makinelerin icadı, elektrik, telefon, bilgisayar kullanımı gibi
Demografik faktörler: Hızlı nüfus artışı, göç gibi Bu faktörler ve aralarındaki ilişkiler itibariyle toplum durağan değil tarihsel süreç içinde değişken bir özelliktedir. Dolayısıyla toplumsal değişme, toplumların farklı bölgelerinde, farklı toplumsal unsurlar üzerinde farklı hız ve zamanda gerçekleşmektedir. Toplumsal kurum ya da unsurların bazıları değişmeden diğerlerine göre daha az etkilenirken bazıları ise çabuk ve köklü biçimde etkilenmekte ve aynı zamanda ilişkide bulunduğu diğer kurum ve unsurları da değişime sürüklemektedir.

AYDINLANMA
Aydınlanma, doğa ve toplum hakkında bir düşünce biçimi sağlayan, birbirleriyle ilişkili değerler ve düşüncelerden oluşmaktadır. Aydınlanma, 17. Ve 18 yy.’larda ortaya çıkan Fransa’da başlayan ve Batı Avrupa’ya sıçrayan, toplumsal düşünce tarihinde önemli bir dönüm noktasını ifade eden ve kökleri önceki yy’larda oluşan Rönesans ve reformasyona dayanan bir düşünce hareketidir. Aydınlanma, Hıristiyanlığın hakimiyetindeki geleneksel dünya görüşü temelinde kökleşmiş olan anlayışa karşı gelişen bir harekettir. Batıl inanç ve doğaüstü inancını reddeden aydınlanma düşüncesi insan, toplum ve doğa hakkında yeni bir düşünce çerçevesinin yaratılmasını ifade etmektedir. Aydınlanma, cehalet ve batıl inancın insanlığın bütün sefaletinin kaynağı olduğunu ifade etmiş bu durumun ancak bilgi, akıl ve bilim ile ortadan kaldırılabileceğini ileri sürmüştür. Cehaletin yerine bilimsel bilginin, sınırsız insani ilerlemenin önünü açacağını savunmuştur. Dolayısıyla rasyonel düşünce, egemen geleneğin ve dinsel sistemlerin otoritesini sorgulamış bu otoritenin geliştirdiği kurumlara karşı yeni bir düşünce biçimini ileri sürmüştür. Toplumsal düzen fikrinin, metafizik sisteme göre değil akla ve gözlem yolu ile üretilen verilere dayanan bir süreç içinde açıklanmasını savunmuştur.
Aydınlanma düşüncesi, “insanları zincirlerinden kurtarmak amacıyla bilginin ve toplumsal örgütlenmenin mistik ve kutsal kabuğunu kırmayı” amaçlayan laik harekettir. Aydınlanmanın temel ilkeleri:
• Epistemolojik birliğin sağlanması:
• Evrensel akıl ve moral ilkeleri
• Sadece bilim ve evrensel değerlere dayanan toplum
• Bilginin önemi (mutsuzluğun ve ahlaksızlığın nedeni bilgisizliktir. Gerçek bilgi insanı özgür kılacaktır.)

Aydınlanma Düşünürleri
Aydınlanmanın temeli, dünyanın eğer doğru bir biçimde resmedilir ve temsil edilebilirse kontrol altına alınabileceği ve akılcı bir biçimde düzenlenebileceği varsayımına dayanmaktadır. Aydınlanma bu doğru tarzı keşfederse hedeflerine ulaşmış olacaktır. Voltaire, D’Alembert, Hume, Saınt Sımon, Augusto Comte aydınlanma düşünürlerindendir.

Thomas Hobbes; insan doğası ile ilgilenmiş ve insanların birlikte yaşama eğilimlerinin olmadığını “insan insanın kurdudur’ sözleri ile belirtmiştir. Zenginlik, saygınlık ve iktidar için sürekli bir rekabet içinde bulunan insanlar bu mücadele sürecini kendi yaşam ve çıkarları ile aynı yönde oluşmadığını kavramış, karşılıklı görev ve sorumluluğa dayanan toplumsal bir sözleşmenin gerekliliğini belirtmişlerdir. Bu sözleşme ihtiyacı onları devlet düzeyinde örgütlemiştir.
John Locke; ona göre bireyler doğal hakları olan eşitlik, özgürlük içerisinde ve barış ortamında yaşamaktadırlar. En temel doğal hak ise mülkiyet hakkıdır. Jean Jacgues Rousseau; Hobbes’un ifade ettiği sözleşmenin farklı oluştuğunu söylemiştir. Ona göre, bireyin doğanın değil toplumun bir ürünü olması nedeniyle davranışlarının toplumsal kökenli olduğunu ileri sürmüştür. Bir toplulukta insanın kendi çıkarlarından önce ortak bir çıkar aracılığı ile bir arada bulunduğunu, toplumun sözleşmenin bir ürünü olduğunu söylemiştir. Birey ve toplum arasındaki bu eylem toplumsal sözleşme adını alır.
Davıd Hume: aydınlanma düşüncesi ile yeniden tanımlanan insan doğasının kuramını oluşturan düşünürdür. İnsan doğasının insanın içinde şekillenen toplumsallık biçimlerini incelemiş ve insanın eylemini sürekli başkalarının eylemine yönelik olması sebebiyle toplumsal özellikli olarak tanımlamıştır. Baron De Montesaue: toplum yapısı ve yönetim biçimleri ile ilgilenmiştir. Toplum yapısal bir bütündür. Yönetim biçimlerini ise ideal tipler olarak ele almıştır. Toplumu, temel unsurları iklim ve coğrafya olarak görmüş bu unsurların toplumsal yapıya katkılarını çözümlemeye çalışmıştır.
Voltaire: bilim, düşünce özgürlüğü ve adalet konusunda yazmıştır. Akıl ve bilim konusunda toplumsal ilerlemeler üzerinde çalışmıştır.
Adam Ferguson: emeğin yabancılaşması kavramını ilk kez kullanmıştır. Sanayiye dayalı gelişimin olduğunu ileri sürerek bu gelişmenin yabancılaşmaya neden olduğunu ifade etmiştir.

DİKKAT: Aydınlanma düşünürleri düşüncelerini Ansiklopedi adlı çalışmalarda 18. yy.’da yayınlamaya başlamıştır.

DEVRİMLER

Bilimsel Devrim:
Fizik alanında evreni düzenleyen yasaların değiştiğine ilişkin bilinçlenmeye dayalıdır. İsaac Newton, evrensel yerçekimi yasasının keşfedilmesi ile başlamıştır. Tanrı tarafından yönetilen bir doğadan, kendini düzenleyen bir doğa anlayışına geçilmiştir. Bilimsel devrim ile insanın ve onun dünyasının olgusal ve yetkin bilgisine ancak bilimin yanılmaz ilerleyişi ile ulaşılacağı kabul edilmiştir.

Endüstri Devrimi:
18 yy’ın sonlarında İngiltere’de ortaya çıkmıştır. Endüstri devrimi genelde teknik yenilikler dizisi olarak sunulmaktadır. Bu süreç sonunda üretimde yaygınlaşan makineleşme nedeniyle işgücünün büyük bir kısmı tarımdan sanayiye kaymıştır. Bu süreç kentlerin genişlemesine yol açmıştır. En temel özelliği, emeğin soyutlanması olarak tanımlanabilir. Emeğin soyutlanması insan ile doğa arasında aracı konumda bulunan teknik yapının gittikçe daha büyük bir özerklik kazanmasını ifade etmektedir. Emek süreci makineye bağlı hale gelmiştir. Ağır çalışma koşullarında gösterilen yoğun çabalar işçilerin yabancılaşmasına neden olmuştur.

Fransız Devrimi:
Kendinden önceki ve sonraki devrimler içinde kitlesel nitelikte tek toplumsal devrim olarak görülmektedir. Dünyayı kapsayan tek devrim olarak kabul edilir. 1789 Fransız Devrimini hazırlayan unsurlar; eşitlik, özgürlük, güçlerin ayrılığı, hoşgörü gibi aydınlanmanın ilkeleri olmuştur. Fransız Devrimi, geleneksel toplum düzenini yıkarak yeni bir toplum düzeni kurmayı hedeflemiştir. Tarihte ilk defa evrensel özgürlük, eşitlik gibi dünyevi ideallerin öncülüğünde gerçekleşen bir hareket tarafından toplumsal düzen kaldırılmıştır. Otorite radikal biçiminde değişmiş ve iktidar halkın onayı ile meşrutiyet kazanabilmiştir. Demokratik rasyonalite içinde kurulması ve uygulanması gerekmektedir. En önemli yenilik demokrasinin sadece bir yönetim biçimi olması değil, devletin tek rasyonel biçimi haline gelmesidir. Modern devletin kaçınılmaz olarak demokrat olması gerekmektedir.

MODERNİTE
Aydınlanma düşünürlerinin nesnel bir bilim, evrensel bir ahlak ve yasa geliştirme amacı taşıyan çalışmalarıyla biçimlenmiştir. Modernite, aydınlanma düşüncesi ve devrimlerle Avrupa’da başlayan toplumsal, politik ve ekonomik değişimi ifade etmektedir. Bu anlamda temeli, geleneksel dünya görüşünden kopuşla tanımlanan bilim, ilerleme, nesnellik ve evrensellik unsurlarını içeren modern düşünceye dayanır. Modernite genel olarak, endüstrinin, kentlerin, Pazar kapitalizminin, burjuva ailesinin doğuşunun, sekülerleşmenin, demokratikleşmenin ve toplumsal yasa koyuculuğunun güç kazanmasıdır.

Modernitenin Kurumsal Boyutları
Anthony Giddens tarafından modernite dört temel kurum aracılığı ile tanımlanmaktadır: Kapitalizm; meta üretimi, mülksüz emek ve özel mülkiyete dayalı üretim biçimi, endüstrileşme; malların üretimi için makineleri ve cansız güç kaynaklarının kullanımını içermektedir. Gözetim; gözetime konu olan toplulukların siyasal alandaki^fl ^ faaliyetlerinin denetimini ifade etmektedir. Askeri güç ya da şiddet araçlarının kontrolü; savaşın endüstrileşmesini ifade etmektedir. Modernite öncesi uygarlıkların her zaman merkezi özelliğini oluşturmuştur. Ayrıca Giddens, modernite çözümlemesinde ulus devlet üzerinde odaklanmaktadır ve ulus devleti, modern öncesi toplumların özelliklerinden farklı görmektedir.

MODERNİZM
Modernizm, 19. yy’ın sonlarında ortaya çıkan bir harekettir. Modern düşüncenin edebiyat, şiir, müzik, resim ve mimari gibi özellikle sanatsal ve kültürel alanlardaki etkileri sonucunda meydana gelen değişimi ifade eder. Modernizm, sadece sanatla ilgili değildir. Dönemin teknolojik, politik ve ideolojik değişimleriyle bu alanlardaki gelişmeleri etkileyen ve onlar tarafından etkilenen, geniş kapsamlı entelektüel bir harekettir.
Modernizm, sanatsal ve kültürel anlamda ortaya çıkmışken modernite, bu değişim sürecine ait felsefi, politik ve toplumsal düşünce sistemidir. 1848 yılından sonra modernizm, büyük ölçüde kentsel bir olgu haline gelmiştir. Hızlı bir kentsel büyüme, kırdan kente göç, sanayileşme ve makineleşmeyle birlikte mimari çevrede çok büyük bir değişimle ve kentsel politik hareketlerle karmaşık bir ilişki içinde varlığını sürdürmüştür.

MODERNLEŞME
Bir taraftan yaşamın devam eden pratiklerini örgütleyen gizemli, tanrısal düzenler, derebeylik hakları, dinden doğan haklara ve bunların yarattığı eşitsizlik ve zenginliğe karşı bir tavrı ifade etmektedir. Modernleşme, bireyi, bireyin kurtuluşunu ve özgürlüğünü, onun akılcılığına bağlamaktadır.
Modernleşme bu bağlamda düşünüldüğünde ilerleme ve genişleme olarak tanımlanmıştır. Modernleşme kavramı ağırlıklı olarak gelişim aşamaları olarak kullanılmaktadır. Kapitalist ekonomik sistemin getirdiği bir aşama olarak atfedilebilir. Pazarın büyümesi ile gelişen sosyo-ekonomik ilerlemeler teknolojik keşifler anlaşılmaktadır.

Geleneksel ve Modern Toplumlar
Rönesans ve reformasyon hareketleri, Fransız Devrimi, Endüstri Devrimi ve kitle toplumlarının yükselişi modernleşmenin alt yapısıdır. 19. yy’da modern toplumlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Modernite kavramı, Batı Avrupa’da Aydınlanma düşüncesinin akla ve bilimsel bilgiye dayalı olarak geliştirdiği seküler fikirlerin etkisiyle ortaya çıkmıştır. Modern kavramı niteliksel olarak modernleşmeyi takip eden toplumlar ı ifade ederken, geleneksel ya da modern öncesi, modernleşme öncesi toplumları ifade eder.
Geleneksel toplumlar: kırda yaşar, tarımsal üretim yapar, otoriter ve dini toplumlar olarak tanımlanabilir. Fazla nüfusu olmayan, homojen yapıda ve kapitalizm öncesi dönemde görülen toplumlardır. Modern Toplumlar: kentsel alanlarda görülen artış ya da gelişme, kapitalizmin çeşitli biçimleri, demokrasi, bilim ve teknoloji, nüfus artışı ve yoğunlaşması, heterojen bir kültürel, politik ve dini yapı özelliklerini taşımaktadırlar.

Modernleşme, geleneksel toplumların modern toplumlara dönüşme sürecinde, toplumsal politik ve ekonomik aşamaları ifade etmektedir.
Modern toplumları geleneksel toplumlardan ayıran özellikler politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel süreçler arasındaki etkileşim sonucunda meydana gelmiştir.

FARKLIKLIK VE ÖZELLİKLER:
Modern toplumlarda
1. Metaların piyasalar için geniş ölçekli üretim ve tüketimine yaygın özel mülkiyet sahipliği ve sermaye birikimi,
2. Ücretli emeğin kullanımına dayalı parasal değişim ekonomisi,
3. Endüstrileşme süreci ve kentleşme ile işbölümü, uzmanlaşma ve standartlaşma artmıştır,
4. Toplumsal ve cinsiyete dayalı işbölümü, yeni sınıfların oluşumu, kadın ve erkek arasında ataerkil ilişkiler, modern kapitalist toplumlar
‘ nitelenmektedir, s. Ulaşım ve iletişim teknolojileri hızlı gelişmektedir.
6. Dinsel kurumlar ve öğretiler etkisini yitirmiştir.
7. Sekülerleşme ve rasyonelleşme modern toplumların göstergeleri olmuştur.
odern toplumlara gecis sürecinin toplumsal değişmenin
temel ölçütü ve hatta içeriği olarak değerlendirilmesinin temeli:
Batı ülkelerinin geleneksel toplumlarının bulunduğu birçok bölgede sömürgeler oluşturmasıdır.
15 ve 16 yy’larda büyük coğrafi keşifler sonucunda ulaşılan toplumların, doğal zenginliklerin ve değerli maden kaynaklarının ele geçirilmesine dayanmaktadır. 18. yy’ın sonlarından itibaren sömürgecilik anlayışı fabrika sisteminde üretilen ürünler için bir taraftan hammadde sağlarken diğer taraftan pazar halindedir. Sömürgeleştirme süreci bugünkü dünya haritasının toplumsal olarak şekillendirilmesinde merkezi rol
oynamaktadır.
■ Birinci Dünva üfkeleh kendi sömürgelerini oluşturmuş Batı ( Avrupa ülkeleri, ABD, Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda ^İkinci Dünva Ülkeleri SSCB ülkeleri, Polonya, Doğu Almanya, Çekoslovakya, Macaristan (sosyalist devletler) Üçüncü dünya ülkeleri Hindistan, Afrika ülkelerinin çoğu, Güney Amerika ülkeleri
İkinci dünya ülkeleri özel mülkiyete dayalı sermaye ve rekabetçi bir piyasa sistemine dayalı sisteme kaymıştır. Batı toplumlarını izleyerek demokratik politik kurumları oluşturmaya çalışmaktadır.
Üçüncü dünya kavramı ile de azgelişmiş toplumlar ifade edilmektedir.

ENDÜSTRİLEŞME VE KAPİTALİZM
Endüstrileşme, kapitalizmin bir alt biçimi olarak görülebilir.
Kapîtalizm; merkezinde özel mülkiyete dayalı sermaye ve ücretli emek arasındaki ilişkinin yer aldığı bir meta üretim sistemidir. Kapitalist girişim ve buna bağlı olarak parasal ilişkilerle Pazar ağları, modern toplumlarda büyük ölçüde egemenlik kurmuştur.

Endüstrileşme; modern toplumlarda muazzam derecede büyük bir servet yaratma kapasitesi sağlamış üretim yöntemleridir. Endüstrileşme insan faaliyetini, makineleri, lammadde ve ürünleri birlikte ele alan üretimin, belirli kurallara göre toplumsal olarak örgütlenmesini gerektirmektedir.

Kapitalist toplumların sahip oldukları özellikler:
1. Kapitalist girişimciliğinin katı rekabetçi doğası, teknolojik yenilenmenin sürekliliğini ve aynı zamanda yaygınlaşma eğilimi,
2. Ekonomik alan, diğer alanlardan özellikle politik alandan uzak tutulmaktadır. Ekonomik ilişkiler diğer kurumlar üzerinde önemli ölçüde egemenlik kurmuştur.
3. Özel mülkiyet sahipliği üretim araçları üzerinde baskın konumdadır. Sermaye=özel mülkiyet Emek=mülksüzlük. İşgücü (emek) metalaştırılmıştır.
4. Devletin özerkliği.

SOSYOLOJİ VE MODERNİTE İLİŞKİSİ
Modernleşme, toplumsal, politik, ekonomik alanda büyük dönüşümleri içerdiğinden dolayı sosyal bilimler ortaya çıkmıştır. Eski düzenin yok olarak yerine yeni ve modern bir dünyanın kuruluyor olması bu değişimleri anlama gereksinimini ortaya çıkarmıştır.
G. Simmel: Modernite olarak adlandırılan durumun temel özelliği olarak sürekli değişmek akış ve havatın sonsuz kaygısı üzerindeki vurgusundan ötürü modernitenin ilk sosyologu olarak görülmektedir. Simmel hakkında detaylı bilgi için Sosyoloji Sözlüğü. Gordon Marshall. Bilim ve sanat yayınları svf. 658-660)

Simmel, Metropol ve Zihinsel Yaşam adlı çalışmasında modernist düşünce ve pratik arasındaki ilişkiyi ele almıştır.

Marks: Kapitalist modernleşmenin en erken ve en bütünsel açıklamalarından birini sunmuştur. Kapitalist gelişmenin sınıflara bağlı ve çelişkili mantığını vurgulayarak bu durumun nasıl insanlığın evrensel kurtuluşu olabileceğini göstermiş ve ütopik düşünceyi materyalist bir bilime dönüştürmeyi başarmıştır.
Özgürleşmenin öznesi ve insanlığın kurtuluşu işçi sınıfının elindedir.

VVeber: Vveber’e göre anahtar kavram teknoloji ve insan eylemlerinin bürokratik biçimde örgütlenmesini ifade eden rasyonalizmdir. Rasyonelliğin ilerlemesinin evrensel özgürlüğün somut olarak gerçekleşmesini sağlamanın aksine içinden kaçılması imkânsız bürokratik rasyonelliğin bir demir kafesinin yaratılmasına yol açtığını söylemiştir.

Durkheim: Saint Simon geleneği doğrultusunda modern kurumların doğasını endüstrileşmenin etkisi temelinde incelemiştir. Ona göre, endüstriyel merkez kapitalizm değildir. Kapitalist bir düzende değil “Endüstriyel bir düzende yaşadığımızı ifade etmiştir.

ÜNİTE 2

Genç Yaklaşım Dershanesi notları.

KARL MARX
Kapitalist üretim biçiminin sosyologu ve ekonomisti olan Marx, Hegel’i eleştirmesine rağmen Hegelci felsefeden etkilenir. Hegel ve Marx praksisin teoriyi yarattığı noktasından harekete geçerler. Onlara göre kategoriler, “insan bilincinde milyonlarca kez gerçekleşen yinelemeler yoluyla aksiyom karakterini kazanan eylemlerdir.”

Praxis, insan etkinliği demektir. Manc’a göre praxsis ” insanın tarihin diyalektik ilerleyişinde kendisineyer açmak adına kendi dünyasını yarattığı ya da gerektiğinde değiştirdiği özgür, yaratıcı” etkinliktir.

Hegel teorinin praksis karşısındaki üstünlüğünü son çözümlemede koşullu olarak tanırken, Marx’in sistematiği içerisinde öznenin içinde bulunduğu edim teorinin önüne geçer.
Marx sermayeyi değerlendirirken soyut ve basit bir kategori olan me-tadan daha somut olan sermaye, emek gücü artı-değer gibi kategorilere ulaşır. Tüm bunlar metanın kullanım değeri ile değişim değeri arasındaki çelişkili ilişkinin zaman içerisinde aldığı değişik biçimlerdir. Bunlarda daha genel kategorilere dayandırılarak zorunlu bir biçimde onlardan çıkarsanırlar.

Hegel ve Mardin ortak ve farklı noktalarının ortaya çıktığı başka bir alan ise Marx’in toplumsal değişme anlayışı konusunda önemli olan yabancılaşma konusudur, iktisadi kategorilerin ve toplumsal ilişkilerin aktörlerinin aslında bağımsız gibi görünen fakat kendileri tarafından üretilmiş şeylerin yabancı ve nesnel bir biçimde yeniden kurulmasıdır. Örneğin makineyi de üretenin işçinin kendisi olmasına rağmen işçi söz konusu makineyi kullanarak üretim yap­tığında makineye yabancılaşır. Bu anlamda yabancılaşma kavramı Marx’ta toplumsal değişmenin temellerinden birisini oluşturur. Zira bireyin kendi ürettiği şeye yabancılaşması kendi emeğine yabancılaşmasını getirir. Bu yabancılaşma sınıfsal bir çelişkinin sonucudur ve toplumsal dönüşümün temellerini atar.

Tarihsel Materyalizm
I. Hegel diyalektik süreci “aynı zamanda tinin kendini, kendisinin ötekisi olarak gördüğü Doğa’da kaybettiği; öznenin ve nesnenin, benin ve ötekinin asıl kimliğini ancak daha sonra yeniden keşfedeceği bir yabancılaşma süreci olarak görür” Diyalektik materyalizmin özelliklerine baktığımızda tarihsel materyalizmin dönüştürücü gücünü anlayabiliriz. Diyalektik materyalizmin dört temel özelliği var­dır:

1-Öncelikle toplum bir yapı ve sistem olarak ele alınır. Bu bütüncül bir bakış açısını ifade eder.

2-İnsanlar ihtiyaçlarını karşılamak için çalıştıkları sırada tarihi yaparlar ve onun bir parçası haline gelirler. Dolayısıyla toplumsal değişme tüm toplumların ayrılmaz parçasıdır. Bu aynı zamanda iç-dinamikleri olan bir toplumsal değişmedir. Zira toplumsal değişmenin temel kaynağı toplumların kendi iç dinamikleridir.

3-Toplumsal değişmenin öngörülebilir olmasıdır.Örneğin kapitalizmin tarihsel gelişimi ondan daha az karmaşık bir yapı olan feodalizmin
doğasında içkin olarak vardır.

4-Özgürce davranan insanlar tarihin yönünü, toplum içindeki çelişkilerden kaynaklanan öngörülebilir karşıtlık ve sınıf tartışmaları temelinde değiştirir ve biçimlendirirler.

II. Materyalist düşüncede insan bilinci maddesel dünyadaki gerçek deneyimden oluşur. Diyalektik materyalizmde ise belirlenimci bir kavramsallaştırma vardır. Tarihin bilinçli özneler tarafından yapılacağı düşüncesi buna örnektir, insanlar kendi yaşamlarının yönünü ve özelliklerini
kontrol edebilirler. Tarih insan eylemi tarafından dönüştürülür. Marx’a göre toplumsal ilişkilerin en önemli özelliği üretici güçler ve kaynaklar üzerindeki toplumsal
kontroldür. Zira doğanın kendisi de bir üretim aracıdır. Tarihteki bir diğer dönüştürücü dönem üretim araçlarının emek gücüde dâhil olmak üzere yönetici bir azınlık
tarafından kontrol altına alınmasıdır.

III. Üretim araçlarına sahip olan azınlık sınıfı vardır. Bu azınlığın karşısında olan ve üretim araçlarına sahip olmayan diğer kitleler sömürülür ve yabancılaşırlar. Bu sınıflar arasındaki sınıf çatışması devrimci bir değişmeyle sonuçlanır ve yeni bir sınıfsal yapı ortaya çıkar. Azınlık denetimi ile sınıf çatışması arasındaki bağlantı sömürü tarafından sağlanır. Sömürü bir grubun, üretici güçler üzerinde denetim kurarak doğrudan üreticileri çalışmaya zorlaması ile ortaya çıkar. Böylece hem kendilerinin ihtiyaçlarını karşılarlar hem de egemen grubu desteklerler. Sömürü, artı emeğe üretici güçleri denetleyen azınlık tarafından el konulmasıdır. Bunun sonucunda toplum kaçınılmaz olarak sömürülenler ve sömürenler olarak ikiye ayrılır ve sınıfsal ayrımın temeli oluşur.

IV. Marx’a göre bir üretim biçimi ya da toplumun ekonomik temeli üretici güçlerden ve toplumsal üretim ilişkilerinden oluşur. Üretim güçleri özneye eylemde bu­lunması ve maddesel dünyayı dönüştürmesi için izin verir. Üretim güçlerini oluşturan öğeler ‘emek gücü’, ‘üretim araçları’ ve hammaddelerden oluşur.

V. Toplumsal üretim ilişkileri bireyler arasındaki üretim güçlerinin sahipliğine dayanan ilişkilerdir. Dahası üretim ilişkileri mülkiyet ilişkileridir. Ekonomik yapı kendini üretim ilişkileri olarak ortaya koyarken, toplumun üstyapısı insanların ekonomik hayata katılmak için dahil olduğu toplumsal ilişkilerdir. Üretim ilişkilerinin tamamı toplumun ekonomik yapısını oluşturur. Bu yapının üzerine yasal ve siyasal üstyapı yükselir ve bunlara da toplumsal bilincin belirli biçimleri karşılık gelir.

Üretim Tarzı ve Toplumsal Değişme
“insanların içerisinde üretimde bulundukları toplumsal ilişkiler, toplumsal üretim ilişkileri, maddi üretim araçlarındaki, üretici güclerindeki değişme ve gelişme ile biriikte dönüşerek değişir. Üretim ilişkileri, bir bütün halinde toplumsal ilişkiler denen şevi, toplumu ve özellikle, belirli bir tarihsel gelişme aşamasındaki bir toplumu, özgün, ayırt edici nitelikte bir toplumu oluşturur. Antik toplum, feodal toplum, burjuva toplum, her biri, aynı zamanda, insanlık tarihinde özel bir gelişme aşamasını belirten, bu türden üretim ilişkileri bütününü oluştururlar” (Marx, 1987, s. 41).

Marx’in tarih kuramının temel kavramı üretim tarzıdır. Üretim tarzı kavramı doğanın dönüşümü için üretim güçlerini örgütleyen toplumsal ilişkiler sistemidir.

1-ilkel Komünal Toplum: Bu toplumda doğa komünal olarak sahiplenilir.

2-Antik Toplum: Roma ve Atina gibi büyük şehirlerin etrafında oluşur. Toprak özel mülkiyet
haline dönüşür ve köleler belirli bir azınlık için çalışır servet yaratırlar. Ortak topraklar devlet ve özel mülkiyet arasında bölünür. Marx’a göre bu toplumlar nüfus artışı sonucu yönetici sınıfa yeterli toprak bulma yetenekleri kalmadığı için yıkılırlar.

3-Feodal üretim biçimi: Roma împaratorluğu’nun yıkılması. Germanik ve Antik toplumların birleşimiyle birlikte Avrupa’da gelişir. Serf sınıfı küçük bir azınlıktan oluşan aristokrasinin topraklarında çalışır ve artı-değer üretir. Marx’a göre 13. Yüzyılda Genova ve Venedik gibi
bağımsız şehirlerin kırdan artık elde etmeye başlaması, alışverişte ve ticarette yükselmesi ve sınıf ve eşitsiz değişim ilişkileri feodal düzenin sonunu getirir.

Paul Sweezv’e (1976) göre feodalizm geleneğin içerisine gömülmüş bilindik ihtiyaçların (kullanım değeri) üretildiği bir sistemidir. Dolayısıyla dönüşümsel değişim için dışsal bir kaynağa ihtiyaç vardır. Sweezy’e göre feodal toplumdan kapitalist topluma değişimi sağlayan tüccarlarıdır. Feodal üretim biçiminin değişmeye karşı dirençli olduğunu bu yüzden değişimin feodalizmin kendi içinden değil dışarıdan gelen öğelerin etkisi ile olabileceğini iddia eder.

Maurice Dobb, üretim biçimi analizi yaparken üretim alanına, sınıf ve mülkiyet ilişkilerine odaklanır. Bir üretim biçimi olan feodalizmde doğrudan üreticiler lorda karşı olan görevlerini yapmaya zorlanırlar. Kapitalizmin temel öğelerinden birisi olan burjuvazi sınıfı zengin tüccarlardan değil, kendi içinde örgütlenen zanaatkarlar yani küçük üre­ticiler oluşmuştur. Sweezy’nin tersine Dobb feodal üretim biçiminin çözülüşünü sistemin kendi içindeki mülkiyet ve sınıf çatışmasına bağlayarak açıklar.

Robert Brenuer’e göre ise feodalizmin sınırlı gelişme potansiyelinin nedeni toprak ve emek kaynaklarının hareketten yoksun olmasıdır. Toprağın sahibi olan Lord sermaye yatırımı yapmak ve toprağı işlemek için yeni teknikler satın almak yerine köylüyü gelirini arttırmak için daha çok çalışmaya zorlar. Kapitalist üretim biçiminin ilk ortaya çıktığı ingiltere’de köylüler kendi geleneksel topraklan üzerinde mülkiyeti kontrol etmek için çabalamışlardır.

4. Kapitalizm ise üretici mülkiyetin özel sahipliği koşullarında ücretli emeği istihdam eder. Doğa dahi kâr etmek için kullanışlı nesnelere
dönüştürülür. Üretimin toplumsal güçleri tahmin edilemeyecek boyutta gelişir ve bilim dinle yer değiştirir. Devlet ve hukuk mülkiyet haklarının koruyucusu olur. Kapitalizmin çerisinde ki doğal ve toplumsal ilişkilerdeki çelişkiler daha gelişmiş ama üretim güçlerinin ortak sahiplenildiği sosyalizme yol açar.

Marx’a göre kapitalizm iki eğilimin sonucu olarak ortaya çıkar:

:arrow: Feodal toplumdaki içsel toplumsal çözülme,
:arrow: Dışsal yağma ve alışveriştir.

Üretim tarzları tartışmasında komünal toplumdan kapitalizme kadar değişim sürecinde sınıf mücadelesinin rolü kaçınılmazdır.

ATÜT
Marx’in özellikle Doğu toplumlarını anlamak için geliştirdiği Asya Tipi Üretim Tarztnda, toprağın komünal sahipliği hiyerarşik olarak en üstte olan yöneticinin hakkıdır. Doğrudan üreticiler mülksüzdür. Artığın bir bölümü yönetici tarafından haraç olarak alınır. Marx burada Çin örneğini verir. Çin’de merkezi bir sulama sistemine olan ihtiyaç ‘doğu despotizmini’ ortaya çıkarır. Yerel halk daha çok ekonomik olarak kendine yeterlidir. Sınıflı toplumun ilk örneği sayılabilir.

Sınıf Mücadelesi ve Toplumsal Değişme
Louis Bonaparte’in 18 Brumairdi, adlı çalışmasında Fransız Devrimi’nin genel bir çizelgesini çıkarır. Bu çalışma tarihsel materyalist bir bakış açısıyla güncel olayların çözümlemesi ve toplumsal değişme ve dönüşüm içerisinde sınıf mücadelesinin öneminin kavranması açısından önemlidir. Marxist sınıf çözümlemesi basitçe burjuva ve proletarya arasındaki ikilik olduğuna dayanmaz, bütün partilerin sentezini içerir:

1-Sınıflar arası çatışma farklı ekonomik çıkarlar için mücadele eden grupların sorunudur. Ekonomik çıkarların yanı sıra farkındalık ve
siyasal etkileri de önemlidir.

2-Tarihin sonunda proletarya, kapitalistler ve burjuva arasında bir ilişki olacaktır. Kapitalizme ise emek sermaye arasındaki çelişki ve burjuva
ile proleterya arasındaki sınıf savaşımı egemen olacaktır.

3-Kapitalizmin Marxist çözümlemesinde ki mekanizma ise artık-değere dayanan sermaye birikimidir. Artı-değer, emeğin ya da değerin sömürülmesi ile biriktirilebilir. Emeğin sömürülmesi ise sermaye yatırımına bağlıdır. Kapitalist ya da sermaye sahibi ücretleri olabildiğince düşük tutarak çıkarlarını korur.
Uzun vadede insanlar kendi ürettikleri ürünü alacak paraya sahip olamazlar.

Marx kapitalizme genelleştirilmiş mal üretimi sistemi adını verir. Bu sistem içerisinde emeğin ürünleri pazarda alınıp satılan meta biçimini alırlar. Piyasa fiyatları ise değerlerine göre değişir. Değer ise onları üretmek için toplumsal acıdan gerekli emek zamanıdır. Kapitalist üretim ilişkileri doğrudan üreticilerin üretim araçlarından ayrılmasını önkoşul olarak kabul eder.

4. Sermaye az sayıda insanın elinde yoğunlaşır ve kapitalizmin bu içsel çelişkisi sistemi krize sürükler, bu da sosyalizme ya da komünizme yol açar.

Emek-Değer-Kâr
Emeğin toplumsal değişime yol açacak dönüştürücü bir gücü vardır. Değer, ‘kullanım değeri ve ‘değişim değeri olmak üzere ikiye ayrılır.
a. ‘Değişim değeri, herhangi bir metanın ya da malın pazardaki para değeri karşılığıdır. Bir metanın değişim değerinin olabilmesi için toplumun ihtiyaçlarını karşılaması gerekir.

b. Yine bir metanın ‘kullanım değeri olmalıdır. Zira ücret, fiyatı belirler. Herhangi bir metanın değeri, emek gücünün değeriyle ve o metanın üretilmesi için harcanan emek zamanın değeri ile ilişkilidir. Marx’a göre işçi emek gücünü satar. Sermaye sahibi ise işçide olmayan üretim araçlarını kontrol eder.

Piyasa alışverişleri eşit olmayan koşullarda yapılan bir pazarlıktır ve bunun sonucunda da işçi sömürülür. Marx emek ve emek gücü arasında ayrım yapar. Emek gücüde bir metadır, işçinin yaşamını sürdürebilmesi için almak zorunda olduğu mal ve hizmetlerin değerini içerir ve bu değerde ona verilen ücretle ölçülür. Toplumsal emek sürecinde emeğin işbölümü ortaya çıkar. Emeğin kullanım değeri sosyal emektir.

Kullanım değerini açıklamak için özel mülkiyete başvururuz. Burada metanın fiyatı önemlidir. Örneğin, sermaye sahibi 6 saatlik çalışma için işçiye 3 lira öder. Oysa işçi bu 6 saatlik çalışma sürecinde 5 liralık mal üretir. Bu 5 liranın 3 lirası işçiye 5 lirası kapitaliste gider. Peki, kapitalist sermayesini ve kârını nasıl arttırır?Kârın kaynağı emeğe dayanmaktadır. Zira emek pazarda alınıp satılabilen bir metadır. Sermaye sahibi emeği belli bir zaman süreci için satın alır, örneğin, isçi dört saat çalışarak hem kendisi hem de sermaye sahibi için değer üretir. Kârın kaynadı bu dört saatlik çalışmadır.Emeğinin fiyatı pazarda belirlenir. Bir fabrikada dört saat çalışmak kendi ihtiyaçlarını karşılaması için yeterlidir. Oysa sermaye sahibinin kârı için fazladan bir dört saat daha çalışır.
Fazla ürün işbölümü ve sanayileşme sonucu ortaya çıkar. Zira üretimin yapıldığı makineyi de yine işçinin kendisi yapar ve makine emeğin maddeleşmiş biçimi olarak ortaya çıkar. Bu Marx’a göre yabancılaşmadır, insanın kendisi tarafından yaratılmış yapılara ve ürünlere tabi olması yabancılaşmayı arttırır. Bu da Marx’in kapitalizm çözümlemesinde sömürü ile biriikte yabancılaşmanın toplumsal dönüşüme yol açtığı tartışmasını getirir.

Yabancılaşma ve Toplumsal Değişme
Marx’a göre yabancılaşma emek gücündedir. Zira teknolojik gelişmeler insanlığın doğayı kontrol etmelerini sağlasa da bu süreç aynı zamanda yabancılaşmayı da arttırır. Bu da Mandst kuramın bir paradoksudur. Yabancılaşma özel mülkiyeti ve devleti ortaya çıkarır. Zira özel mülkiyet işbö­lümünün ve toplumun yabancılaşmasının bir sonucu olarak ortaya çıkar. Marx’a göre yabancılaşmış olan insan ya da düşünce değil, toplumsal emektir. Dolayısıyla yabancılaşmanın en üst noktası modern burjuva toplumudur. Modern burjuva toplumundaki özel mülkiyet yabancılaşan emeğin ürünü ve zorunlu bir sonucudur. Marx’a göre emeğin yabancılaşması ancak toplumsal bir devrim ile son bulabilir. Bu nedenle yabancılaşan emeğin bir sonucu olan özel mülkiyetin ortadan kalkması ise işçilerin kurtuluşu ile mümkün olabilir. Mülksüz bir sınıf olan proletaryanın rolü burada oldukça önemlidir. Sonuç olarak kapitalizm toplumsal değişmelerle, gelişmelerle ve en nihayetinde devrimle yıkılabilir.

Değişim mekanizması iki türlüdür:
:arrow: Üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasındaki yapısal çelişkiler gelişir.

:arrow: Toplum sömürenler ve sömürülenler olmak üzere iki bölüme ayrılır ve sınıf mücadelesi ortaya çıkar. Sınıf mücadelesi sınıflı toplumların özelliğidir ve sistematik bir krizin gelişme anında toplumsal bir devrime dönüşür.

Marx’in kapitalizmin çöküşüne yönelik düşüncesinde işçi sınıfı toplumun kontrolünü alabilecek öz bilince sahip olur ve politik bir özneye dönüşür. Sonuç olarak işçi sınıfının kurtuluşu yine işçi sınıfının kendisi tarafından başarılmalıdır. Marx’a göre bir sınıf ancak kendi çıkarlarının bilincinde oldu­ğu ve kendi kurumlan aracılığı ile bu çıkarlarının peşine düştüğü zaman bir sınıf olur. Dolayısıyla işçi sınıfı ancak sınıfsal eylem adına örgütlendiği zaman bir sınıftır. Burjuvazi ile proletarya arasındaki basit sınıf çatışması modeli kaçınılmaz olarak sınıf bilincinin yükselmesine ve devrimci dönüşüm olasılığına yol açan bir içsel çıkar çalışmasıdır.

Marx’a göre ezilen bir sınıfın özgürleşebilmesi için varolan üretim güçlerinin, varolan toplumsal ilişkilerle bir arada olmaması gerekir. Buna göre toplumsal bir değişimin olabilmesi için yeniliğin temeli olan üretim güçlerinin daha önceki toplumsal yapı içerisinde varolması gereklidir. Yani yeni üretim ilişkilerinin ortaya çıkabilmesi için maddesel koşulların eski toplumsal yapı içerisinde oluşmuş olması gerekir, feodalizmden kapitalizme geçiş sürecinde sanayi kapitalizminin feodal toplumun yapısı içerisinde aşama aşama geliştiği görülmüştür. Sertler kapitalist çiftlikler üzerinde kendi emeklerini satan işçilere dönüştüklerinde kapitalizmin üretici güçleri feodal sistemin yıkılması için gerekli gücü bulabilmiştir. Bu çerçevede yükselen sınıf olan burjuvazi “kendi için sınıf olmuş ve burjuvazi sınıfını oluşturanlar feodal üretim ilişkilerini yıkmak için birleş­mişlerdir.

. Yine kapitalist toplum yapısının çelişkilerinin de pro­letaryayı “kendi için sınıfa” dönüştürme kapasitesi vardır. Emek-sermaye arasındaki çelişki, burjuva sınıfı-proletarya arasındaki sınıf çelişkisinin gelişmesini ortaya koyar.

http://img715.imageshack.us/img715/3543/1202011151600.jpg

http://img440.imageshack.us/img440/503/1202011151642.jpg

http://img524.imageshack.us/img524/4290/1202011151735.jpg

http://img84.imageshack.us/img84/6753/1202011151842.jpg

ÜNİTE 3

Erken dönem işlevselcilerin temel varsayımları: Erken dönem işlevselciler Comte, Durkheim ve Spencerdir. Bu üç işlevselci sosyoloğun düşünceleri genel olarak;

bütünlük
evrensellik
gizil güç
gerekircilik
toplumsal değişikliklerin dereceli oluşu
yönleme
indirgeme ilkelerine dayanır.

Comte’un toplumsal değişme düşüncesi :

1. Teolojik aşama : fetişist-çok tanrıcı, tek tanrı inancı aşamalarından oluşur
2. metafizik aşama : ne olduğu bilinmeyen ruh kavramı
3. Pozitif aşama : bilimsel düşünceler.

Durkheim’ın toplumsal değişme düşüncesi:

Gelişmiş toplumun kökeni: ilkellerden evrilir
Toplumsal gelişmenin aşamaları : a) mekanik dayanışma b) organik dayanışma. (işbölümü sonucu
Toplumsal değişmenin nedeni : Nüfusun artması
Toplumsal Değişmenin Yönü: Mekanik dayanışmadan organik dayanışmaya.

Spencer’in Toplumsal değişme düşüncesi: Evrimci, Darwin doğal seleksiyon

İnsan toplumlarında evrensel evrim yasaları geçerlidir. Toplumsal organizma basit ve farklılaşmamış askeri yapılardan sanayi toplumuna evrilir.

YAPISAL İŞLEVSELCİLİK

Talcott Parsons ve Neil Smelser.

PARSONS’a göre Toplumsal değişme

Dört çeşit toplumsal süeç vardır.

Denge durumu:
Inertia ilkesi: karşıt güçler karışmadığı sürece değişimin hızı ve yönü aynı kalır
Eylem Karşı eylem ilkesi : sürecin yönündeki değişim başka değişimle dengelenir
Çaba ilkesi : değişim motivasyonu ne kadar hızlıysa değişim hızı da o denli hızlı olur
Sistem bütünleşme ilkesi : kalıp öğelerin kaderini atfedilen değerler belirler
Yapısal değişim : sistemin kendisinin değişimini ifade eder
Yapısal farklılaşma: sistemin kendisinin değil de alt sistemlerdeki değişimi ifade eder
Evrim : toplumun uyum kapasitesinin artmasıdır

Not: Toplum zaten zamanla zaten bir değişim içindedir. İnertia ilkesi de bunu açıklıyor. Dışarıdan bir müdahale olmazsa hızı ve yönü sabit kalır (şahin)

Parsons’a göre toplumların evriminde 3 aşama vardır:

1. İlkel

Yazılı dil ilkel seviyeden orta seviyeye geçerkenki en önemli gelişme

2. Orta seviye

3. Modern

Sistem inertia durumunda olduğu varsayıldığına göre değişim nasıl olacaktır:

kurumsallaşmış yapısal kalıpların üstesinden gelecek mekanizmaların olması gerekir.
gerginliğe gösterilecek karşı eylemin yeterli yapıcı olasılıklarının bulunması
kurumsallaştırılacak bir kalıpğ yargı modelinin olması
modelle uyumlu davranışları ödüllendirecek yaptırımların kullanılması ve bunun için kişisel çıkarların değerlerle uyumunun sürekli olması.

Değişime yol açan ögeler ise

Dış Ögeler: sistemler arası çatışmalar savaş ve savaş tehtidi
İç Ögeler: alt sistemlerdeki dengesizlik sonucu oluşan gerginlikler.

Neil SMELSER’a göre toplumsal değişme:

Smelser değişme kuramını sanayi devrimini açıklamak için kullanır. Toplumsal değişmenin belirleyicisi olarak 4 temel öge ortaya koyar:

Yapısal ortam : eğer yapıda bir memnuniyetsizlik varsa reform olasılığı artar
Güçlü değişme dürtüsü: değişim için bir dürtü gerekir. İç ya da dış etkenlerden olabilir
Değişim için harekete geçmek : değişimin yönü ile ilgilidir. Yön de değişimin liderliğine bağlıdır.
Toplumsal kontrol: toplum değişime daima direnç gösterir. Toplumsal kontrolü elinde bulunduran değişimi bastırabilir veya yönünü değiştirebilir.

Değişim zamansal olarak :

Kısa süreli uyum (yapısal farklılaşma
Uzun süreli yapısal değişim olarak iki evrede izlenebilir.

Smelser kısa süreli uyuma göre değişim teorisini açıklar. Buna göre 4 çeşit işlevsel zorunluluk bulunur

1. Uyum
2. Hedefe ulaşma
3. Bütünleşme
4. Gizil kalıp koruma

Smelser’a göre toplumsal değişmenin birbirini takip eden 7 aşaması vardır. (burayı anlamam çok zor oldu. Bahsedilen hedefler sanayi devrimindeki hedefler. Smelser sanayi devrimini açıklamak için kullandığı için böyle yazmış. O halde bu aşamalar sanayi devrimi sonrası bir değişimin aşamalarından söz ediyor. Yani sanayi devriminin Avrupa toplumunda yer edinmesi süreci. Böyle okuyunca daha anlamlı geldi. Ancak her kuramda olduğu gibi bu da genellenebilir. Sadece değişimden sonraki aşamalar diye algıladım. (Şahin))

1. Hedeflere tatmin edici biçimde ulaşamamanın yarattığı başarısızlık ve memnuniyetsizlik
2. Duygusal tepkiler
3. bu duygusal tepkilerle oluşan duygusal enerjinin mevcut değerler sistemini anlamak için daha akılcı kullanımı
4. beyin fırtınası
5. Uygulanacak belirli fikirlerin kurumsal kalıplarının belirlenmesi (beyin fırtınası sonucu seçilen sanırım –şahin)
6. birey-grupların değişimi uygulaması ve çabaların mevcut değerlerce uygun yaptırımlarının değerlendirilmesi ödüllendirme vs.
7. kabul edilebilir değişimlerin rutinleştirilmesi.

İŞLEVSELCİ KURAMA GENEL ELEŞTİRİLER

İşlevselciler toplumsal sistem parçalarının bütüne yararlı olduğu için var olduğunu savunur oysa ki bu yararlılık bir etkidir. Onlar zaten vardır.
İşlevselciler toplumsal yapıyı bir organizmaya benzetirler. Organizmada her organ bir işleve sahiptir işlevi görmeyen organ ölür. Oysa toplumda organizmalar işlevini yitirse dahi toplum varolmaya devam eder. Ölmez. İşlev kaybolursa toplum değişir.
Toplumsal fikir birliği diye bir şey yoktur.
İşlevselcilere göre insan davranışını sistemin kendisi belirler. Oysa ki insanlar sistemin davranışını etkileri değiştirir.
işlevselciler yapının dengede olduğunu savunur ve denge durumunu önemserler. Gerginlikleri ve çatışmaları göz ardı ederler. Oysa ki çatışma sistemin merkezinde olan en önemli unsurlardan biridir.

İŞLEVSELCİLİK VE MODERNLEŞME

Parsons’un yapısal işlevselci toplum çözümlemesi 40-50’lerin Amerikan toplumunun sistematik açıklamasıdır. 2. dünya savaşını takip eden soğuk savaş yıllarında geliştirilen modernleşme kuramlarının temel amacı; ekonomik ve kültürel değişmelerin karşılıklı ilişkisine odaklanarak sanayileşmemiş toplumlarda batı teknolojisinin yarattığı değişiklikleri incelemektir. Ekonomik alandaki değişimler, toplumsal kültürel ve bireysel anlamda da değişime neden olur.

Parsons’a göre modernleşme:

Parsons, sanayileşmemiş toplumdan sanayileşmiş topluma geçerken, bu geçişte belirleyici olacak eylem kalıplarını geliştirmiştir. Bu eylem kalıpları rol oryantasyonundaki temel dikotomilerdir(ikilik). Herhangi bir durumun belirleyici bir anlam kazanması için 5 dikotomik seçenek belirlemelidir. Bu 5 seçenek bir sistem oluşturur ve daha gelişmiş bir değer sisteminin alışıldık, zorunlu ve içselleştirilmiş yönleridir.

Bu dikotomiler:

1. Etkinlik-Edilgenlik
2. Bireycilik-kollektivizm
3. Evrenselcilik-partikülarizm
4. atfetme-başarı
işlevsel özselcilik-işlevsel yayılmacılık.

Parsons bu kalıpların gruplanışına göre 4 farklı toplum yapısı öngörür:

1. Evrensel başarı odaklı
2. Evrensel atfetme odaklı
3. Partikülaristik (yerel) başarı odaklı
4. Partikularistik atfetme odaklı

Bu tanımlar Bert HOSELİTZ tarafından da geleneksel-modern toplumları açıklamak için kullanılır. Hoselitz’e göre ekonomik değişme sadece ekonomşk faktörlerle açıklanmaz. Ekonomik, toplumsal, kültürel faktörler birbiriyle ilişkilidir.

Marion LEVY:

Levy, batı teknolojisi, sanayileşmemiş toplumlarda görülürse ne olur? Sorusuna yanıt aramıştır. III. Dünya ülkelerindeki insanların rol oryantasyonları batılı ülkelerdeki insanlarınkine yaklaştıkça ülkelerinde ekonomik gelişme olur.

Daniel LENNER:

III. dünya ülkelerinin modernleşmesi ile ilgili çalışmalar yapmıştır. Lenner Ortadoğu ülkelerindeki modernleşmeyi inceler. 50-54 yılları arasında Ankara Balgat semtindeki değişimi incelediği çalışması ünlüdür

David McClelland

Modernleşmede kültürel değerlerin öneminin yanı sıra bireysel değerlerin de önemini vurgulamıştır. Bir şeyi daha iyi, daha hızlı, daha etkin, daha az çaba sarfederek gerçekleştirme isteği: başarı ihtiyacı duyan bireylerin farklı kültürlerde ekonomik gelişme için bireysel düzeyde ihtiyaç duyulan insan tipini anlatır.

SMELSER ve MODERNLEŞME

Sistemin bütünleştirici mekanizmalarına rağmen toplumsal değişme için toplumsal iteleyiciler kaçınılmazdır. Bunlar aynı zamanda geleneksel toplumdan modern topluma geçiş ani yapısal değişimler ve hızlı sanayileşme için de gereklidir. Toplumsal iteleyicilerin en güçlüleri yeni ve güçlü siyasi kurumlar ve bunlara bağlı liderlik anlayışıdır. Söz konusu iteleyicilerin varlığı durumunda Batı’nın gelişim yolu bölgesel farklılıklar gösterse bile III. Dünya ülkelerinde gösterebilir.

Walt W. ROSTOW ve Modernleşme:

Rostow yalnızca ekonomik faktörleri değil. Toplumsal kararlar ve hükümet politikalarını da içeren bir modernleşme kuramı oluşturur. Rostow’a göre geleneksellikten modernleşmeye 5 aşamada geçilir:

Geleneksel Toplumlar : İlkel teknoloji, hiyerarşik yapısı toprak sahiplerinin elindeki siyasi güç. Uzun vadeli kadercilik
Ekonomik gelişmenin ön şartı: 17. yüzyıl sonu 18. yüzyılın başı İngiltere’de gözlenen bilimin tarım ve sanayide kullanılması. İlerleme düşüncesi yaygın. Eğitim genellenmiş. Bankalar ve yatırımlar artmış ticaretin sınırları genişlemiş. Ancak toplum hala geleneksel değerlere sahip
Ekonomik kalkış aşaması: modern toplumun yatağını oluşturur. Bu aşamada yatırımların önündeki engeller kalkmış toplumsal ekonomik ve siyasi yapı da büyümeyi destekleyecek şekilde dönüşmüştür.
Olgunluk dönemi : bu aşama modern teknolojinin ekonomik aktivitenin tamamen içine girmesidir.
Üst seviyedeki kitle tüketimi : reel gelir insanların ihtiyaçlarının çok ötesindeki tüketimi karşılar.

YAPISAL İŞLEVSELCİ MODERNLEŞME KURAMININ ELEŞTİRİSİ

Giddens: organizma benzetmesi temelinde ele alınan toplumsal yapıda sistemin ihtiyaçlarının merkeze yerleştirildiğini amacına yönelik insan eylemlerinin yeterince açıklanmadığını savunur. Ayrıca yapısal kavramı ile işlevselciliğin yanlış bir biçimde birlikte kullanıldığını savunur. Oysa toplumsal sistemlerde sistemin değil toplumsal aktörlerin istekleri vardır.

Andre G. Frank: Frank’a göre Rostow’un modernleşme kuramı gelişmenin ülkelerin tarihsel gelişimlerini göz ardı eden ekonomik ve kültürel değişimleri gelişmiş ülkelerin tarihi ile eşitleyen yaklaşımdır. Ona göre üst seviyede kitle tüketimi kuzey Amerika toplumunun bir özelliğidir

Genel olarak değerlendirildiğinde ise, yapısal işlevselci modernleşme kuramlarına getirilen eleştiriler, öncelikle toplumsal sistemin işleyişini açıklaması bağlamındadır. Sistem anlayışı bağlamında yaratılan geleneksel ve modern toplum ideal tipleri modern toplumların bakış açısından diğer toplumları değerlendirilmesi, III. Dünya ülkelerinin gelişmemişliğinde modern toplumların rollerini ve bu ülkelerin özgün tarihsel gelişimlerini göz ardı etmesi yapısal işlevselci modernleşme kuramlarına getirilen en önemli eleştirilerdir.