PSİKOLOJİYE GİRİŞ DERS ÖZETİ

Posted: Ekim 28, 2012 in Uncategorized

PSİKOLOJİYE GİRİŞ : ÜNİTE 01 –

psikoloji davranışın ve zihinsel süreçlerin bilimsel olarak çalışılmasıdır

İlk psikoloji Laboratuarı : 1879 da Almanya’da Leipzing Üniversitesinde Wilhelm WUNT
psikolojinin tarihi : İlk psikoloji Laboratuarı : 1879 da Almanya’da Leipzing Üniversitesinde Wilhelm WUNT tarafından açılmıştır. bununla psikoloji başlar.daha öncede psikolojik araştırmalar yapılıyordu ama modern anlamda bir labaratuvar açtı wunt. ve psikolojiyi bilimsel bir disiplin olarak tanımladığı o zamana kadarki yapılan araştırmalarıda kapsayan ilk ders kitabı yazdı .

psikolojik yaklaşımlar : yapısalcı yaklaşım-işlevselci yaklaşım-gestaltçı yaklaşım-davranışcı yaklaşım-psikodinamik yaklaşım-bilişsel yaklaşım-insancıl yaklaşım

Psikolojik Yaklaşımlar:
Yapısalcı Yaklaşım: Wunt – içe bakış yöntemi –
insan zihnini en küçük parçaya bölerek onu oluşturan temel elementleri saptama
Psikoloji tarihinde yapısalcılığın asıl temsilcisi Wunt’un öğrencisi: Edward Tichener dır.

İşlevselci Yaklaşım: Amerikalı William James – zihnin ne işe yaradığı

Gestalt Yaklaşım : (bütün-biçim) : Max Wertheimer, Kurt Kofa, Wolfgang Köhler ve Kurt Lewin : Gestalt Psikolojisi : zihnin organize olmuş bir bütün olarak anlaşılması.
Gestalt psikologları en çok ALGI alanında çalışmalar yapmıştır. Algının örgütlenme ilkelerini ortaya koymuşlardır
fi fonemi çalışmaları : iki ışık kaynağının arka arkaya yakılıp söndürülmesi sonucunda , iki ayrı ışık kaynağı değil hareket eden bir ışık algılanması.
Max Wertheimer in hareket algısına ilişkin fi fonomeni çalışmaları vardı. bu algısal süreçlerde bütünselliğin önemini ortaya koymuştur.

Davranışçı Yaklaşım: John B.Watson : odaklanılması gereken gözlemlenebilir eylemlerdir.
Watson’ın davranışcılığına : U-T (Uyarıcı Tepki) psikolojisi de denir.
Diğer davranışçı : B.F.Skinner : edimsel psikoloji yaklaşımını ortaya koymuştur
EDİMSEL PSİKOLOJİ : Skinner ın davranışları uyaran uyarıcılar üzerinde değil, davranışın sonuçları üzerine odaklanan davranışçılık türüdür.

Psikodinamik Yaklaşım : Nöroloji alanında uzman Sigmund Freud : psikanaliz : bilinçdışı süreçler

Bilişsel Yaklaşım : (düşünce-bilgi) : davranışın ardındaki zihinsel süreçlere bakar.
insan zihninin işleyişi bilgisayara benzetilir.
Zihinsel süreçler davranışlardan çıkarsayarak kontrollü laboratuar çalışmalarında sınanır
Kuzey amerika psikolojisinde ortaya çıktı.

İnsancıl Yaklaşım: Carl Rogers ve Abraham Maslow
İnsanlar davranışlarını özgür iradeleri ile gerçekleştirir ve seçimlerinden sorumludur.
*insanlar davranış tarzlarını kendileri seçerler
*insanlar davranışlarının sonuçlarından kendileri sorumludur
*Eğer koşullar sağlanırsa bireyler doğuştan getirdikleri potansiyelleri, yetenekleri ortaya çıkarabilirler
*Diğer insanlar bireyi yıkıcı bir şekilde eleştirirse onun kendini geliştirme eğilimine ket vurabilirler

İnsancıl yaklaşım kişilik ve psikoterapi alanlarında etkili olmuştur.

Psikolojinin Alanları

Gelişim Psikolojisi : döllenmeden ölüme kadar.çocukluk,ergenlik gibi gelişme dönemleri vardır.

Klinik Psikoloji : Ruhsal bozukluklar alanı

Sosyal Psikoloji : Bireylerin sosyal çevrelerini , gruplararası bireyler arası etkileşimi inceler

Endüstri ve Örgüt Psikolojisi : İş hayatındaki bireylerin duygu,düşünce,davranışlarını

Okul ve Eğitim Psikolojisi : Öğrencilerin eğitimsel duygusal sorunları..öğretmenler aileler ile işbirliği

Deneysel Psikoloji : çeşitli güdümsel durumlarda nasıl davrandıklarını deneysel yöntemlerle inceler : öğrenme ,hatırlama,algılama..gibi durumlarda

Psikolojide Araştırma Yöntemleri :

Doğal Gözlem : bir davranışı doğal ortamda gözlemlemek. Gözlemci etkisi sebebi ile ; öznel yorumlar işin içine gireceğinden güvenilirliğini yitirir.

Vaka İncelemesi : bireyin hem şimdiki hemde geçmişteki deneyim,düşünce,duyguları analiz edilir. Öznel yorumlar işin içine gireceğinden güvenilirliğini yitirir.

Survey : Niceliksel veri elde edilir. Fazla sayıda kişiden fazla sayıda yüzeysel bilgi elde edilir.En fazla kullanılan yöntemdir. Anket ve görüşme yapılır. Anket : açık uçlu ve kapalı uçlu sorular vardır.
Görüşmede :
yapılandırılmış görüşme : dorudan önceden belirlenmiştir
Yarı yapılandırılılmış görüşme : ana sorular bellidir ama cevaplara görede soru üretilebilir
Yapılandırılmamış görüşme : konu belli ama soru hazırlanmamıştır.

Kolerasyon : r ile gösterilir. İki yada daha fazla değişken arasındaki ilişkidir.
Olumlu : her iki değişke aynı yöndedir. (okunan kitap sayısı arttıkça bilgi çoğalır)
Olumsuz : her iki değişken zıt yöndedir (eşya fiyatları yükseldikçe satışlar azalır)

Deney : neden sonuç ilişkisi deneyle analiz edilir.
Bağımsız değişken : bir deneyde bağımlı değişken üzerindeki etkisini görebilmek için değişime uğratılan değişken
Bağımlı değişken : bir deneyde bağımsız değişkende yapılan değişmelerin izlendiği değişken
Deney grubu : bağımsız değişkende yapılan değişimlere maruz kalan grup
Kontrol grubu : bağımsız değişkende yapılan değişimin uygulanmadığı grup.
Denek: bir deneyde tepkileri yada cevapları gözlenen yada ölçülen bireylerdir.
• Klasik koşullanmada önce uyaran vardır ve organizma ona tepki gösterir. (U-T)
• Edimsel davranışta önce tepki yapılır sonra tepkinin doğurduğu uyarıcı gelir. (T-U)

PSİKOLOJİYE GİRİŞ : ÜNİTE 02 – ALGI

Algı duyumlarla elde edilen verilerin örgütlenmesi ve anlamlandırılmasıdır.
Duyum : içsel ve dışsal çevredeki bilginin yakalanması ve bu bilginin beyne iletilmesidir.
Duyum : içsel ve dışsal çevredeki bilginin yakalanması ve bu bilginin beyne iletilmesidir.
algının gerçekleşmesi için duyum gereklidir.
yani duyum olmaksızın algıdan bahsedilemez
algı tanımı gereği ; daima duyumsal yaşantılardan gelen hammaddeyi örgütlendirme ve anlamlandırmayı kapsar.
ALgı : duyusal girdileri yorumlama süreci
algı özneldir.
Gestalt psikoloji yapısalcı görüşe tepki olarak çıkmıştır.
dış dünyadaki nesne, olan ve kişilerin algısal temsilini inşa ederken başvurduğumuz ilkeleri Gestalt psikolojisinin yaptıkları çalışmalarla biliyoruz
algıyı bütün olarak ele alır gestaltcılar
bütün onu oluşturan parçaların toplamından fazladır sözü gestalt yaklaşımı çok iyi ifade eder.
gestaltçılar gruplama ilkelerini iddia eder. yani uyarıcılara sinir sistemimizin doğuştan gelen bir eğilimle belirli kurallar yani gruplama ilkeleri doğrultusunda tepki verdiğimizi iddia eder.
Gruplama ilkeleri : Yakınlık, benzerlik, tamamlama, süreklilik ve ortak hareket dir.
ALgıda yukarda öğrendiğimiz gruplama ilkelerinden başka 2.çok önemli bir ilke varki buda : şekil-zemin ilişkisi
biz daima nesneleri bir alan içinde algılarız. bu alanda bi arka fon vardır birde ana şekil..
görsel alanda dikkatimizi çeken kısım : şekil, geri kalan zemin dir.
şekil -zemin kişiye göre değişir. ben şekili zemin olarak algılayabilirim, sen tam tersi algılarsın..

önemli bir nokta: sadece görsel olarak değil işitsel olarakta şekil zemin ilişkisi vardır
örneğin : derste öğretmen bişey anlatırken dışardada top oynayan arkadaşlarınız var.
derse dikkatimizi vermişsek şekil derstir hocanın sesidir, dışardan gelen ses ise zemindir.
dersten sıkılmışsak dışardan gelen ses şekil olur.. hocanın sesi zemin olur

ALGISAL DEĞİŞMEZLİKLER :
nesneyi hep aynı algılarız .
Algısal değişmezlikler vardır : Büyüklük değişmezliği, şekil değişmezliği, renk değişmezliği ve parlaklık değişmezliği

UZAKLIK DERİNLİK VE HAREKET ALGISI
derinlik ve uzaklık algısı nesneleri 3 boyutlu ve değişken uzaklıklarda konumlanmış olarak tanıma yeteneğidir
görsel alanda derinliği tek göze bağlı algılsa ipuçları ve iki göze bağlı algısal ipuçları sayesinde algılarız
TEK GÖZE BAĞLI İPUÇLARI sayesinde iki boyutlu kağıt üzerindeki resimde derinlik ve uzaklığı hissederiz

tek göze bağlı ipuçları : insanların görsel alanda derinliği algılalamarına yardım edecek bilgi parçalarını tek gözün başına sağlamasıdır.

Göreli Büyüklük-Görsel Alanda Yükseklik-Doğrusal Perspekif, Örtüşme ve Dokum Gradyanı olarak kendi içinde ayrılır. Ressamlarda psikologlar kadar bu yöntemleri iyi bilir ve çalışmalarında kullanır..

göreli büyüklük : küçük nesneler uzakta, büyük nesneler yakında algılarız.
görsel alanda yükseklik : yüksekte olan uzakta algılanır
doğrusal perspektif : paralel çizgilerin birbirine yaklaşması ve en son birleşmesi uzaklık hissi yaratır
örtüşme : bir nesne diğer bir nesnenin bir kısmını kapatırsa arkada kalan nesne uzakta algılanır
Dokum Gradyanı : nesneler silikleşir yada doku o şekilde algılanırsa , ayrıntı artık gözükmez olursa uzakta algılanır

AT , geyik gibi avcı olmayan hayvanlar tek göze bağlı algısal ipuçlarını kullanır

bu hayvanların 2 gözü olmasına rağmen gözleri yanda olduğu için her iki gözün gördüğü görsel alan örtüşmez

İki Göze bağlı ipuçları :
Stereoskopik görmeyi kullanırlar… görsel alanın tamamı daha büyüktür. İki göz birden görür alan büyüktür.

iki göze bağlı ipuçlarından : derinlik ve uzaklık hakkında bize güvenilir bilgiyi veren retinal ayrıklık ve yada bnoküler ( iki göze ilişkin ) ayrıklıktır. iki göz arası 6 cm mesafe var.. her iki göze gelen görüntü aynı değildir fakat iki görüntü birleşir stereoskopik görme olur ve görüntü tek algılanır.

her göz görüntüyü farklı görür ama onlar birleşir ve tek görüntü olarak algılanır en son ve öyle görülür. işte bu stereoskopik görmedir

uzaklık ve derinlik hakkında bilgi veren diğer iki göze bağlı ipucu ise : gözlerin görüş çizgisinin kavuşma derecesidir.

uzaktaki nesnelere bakarken gözler paraleldir. ama yakındaki bir nesneye bakarsan şaşı olur gözler birbirine yaklaşır. şuan burnuna bak mesela

sestede bu şekilde olur.. ses nerden geliyor anlarız duyarız algılarız .. sesin beyne gidiş hızı sesin nerden geldiğini anlamımız sağlar..

HAREKET : fi fenomeni örneğini verebiliriz. tüm ışıklar arka arkaya yanar ama tek bir ışık olarak algılarız

ALGIDA HİPOTEZ TESTİ :
Algının nasıl yorumlanacağına karar verme işlemi hipotez test etme sürecidir.
gerçekliğin ne olduğuna dair her karar verdiğimizde aynı zamanda gerçekliğe ait kurduğumuz hipotezlerden birini doğrulamış oluruz
hipotezi test etme sürecimiz ise analiz- sentez sürecidir
analiz – sentez kuramı diye geçer literatürde

Müller Lyer Yanılsaması : Okların yönünden dolayı iki çizgi uzunluğu eşit olduğu halde, kapalı okun bulunduğu çizgiyi diğer çizgiden daha kısa algılama eğilimidir

DİKKAT : Dikkatimizi yönlendiren uyarana bağlı özellikler, şiddet, büyüklük ,kontrast ve hareket

kişisel faktörlere bağlı dikkat : beklentilerimiz, ilgilerimiz, değerlerimiz, kişiliğimiz, geçmiş deneyimimiz

ALGISAL GELİŞİM VE ÖĞRENMEDE : Algı doğuştanmı gelir yoksa sonradanmı öğrenildiği tartışıldı. Ve bu soruya üç araştırma modeli ile cevap bulunmaya çalışıldı : 1- Sonradan Kazanılan görme 2- Seçici Yetiştirme 3- bebeklerde derinlik algısı

Sonradan kazanılan görmede doğuştan görenlerin düzeyine hiçbirzaman ulaşılamaz

Seçici Yetiştirme : bir hayvan yavrusu seçilir ve o belli bir ortamda yetiştirilir ve o ortamdan farklı bir ortama konulduğundaki algısı test edilir..

Bebeklerde derinlik algısı : bebeklere görsel bir uçurum hazırlanmış. bebekler uçurumun kenarında kalmışlar. ama 6 aydan küçük bebeklere uygulanamadığı için bebeklerde derinlik algının doğuştanmı geldiği anlaşılamamıştır
bebeklerde derinlik algisi : görsel uçurum deneyleri

Gerçek Hareket Algısı : Trene bindiğimizde sabit olan dışarısı değil trendeki kişilerdir.
Görünürde hareket algısı ise : arka manzaranın hızlı geçmesi ama arabanın sabit kalması

ÜNİTE 3 ÖĞRENME
Öğrenme: Deneyimlerin organizmanın davranış ve zihinsel aktivitelerinde görece kalıcı değişiklik yaratmaya yol açan süreçtir. Öğrenme, tüm yaşamı kapsayan bir süreçtir.
– Öğrenme, davranışlarda bir değişikliğin meydana gelmesidir.
– Öğrenme, geçici değil kalıcı bir davranıştır.
– Bir başka nedenlerle (alkol kullanımı ya da uyuşturucu kullanımı) davranışta ya da zihinde geçici bir takım değişiklikler deneyimlenebilir, ancak bu deneyimler maddenin zihindeki ve fiziken etkisi ortadan kalkınca eskiye döner. Bu süreç “öğrenme” olarak adlandırılmaz.
Bağsal Öğrenme: İki olay ya da uyarıcının birbiriyle bağını öğrenmeye dayalı süreçtir.
KLASİK KOŞULLAMA: Herhangi bir otomatik tepkiye yol açmayan nötr bir uyarıcının, otomatik bir tepkiye yol açan başka bir uyarıcı ile ilişkilendirildiği bir öğrenme türüdür. Tarihsel olarak ilk ortaya atılan öğrenme mekanizması Klasik koşullama’dır.
– 1900’lü yılların başında Rus fizyolog İvan PAVLOV tarafından bulunmuştur. (Köpeklerde sindirim sistemi ve salgılama üzerinde çalışırken.)
Klasik Koşullamanın Gerçekleştirilmesi: Klasik koşullamanın nasıl gerçekleştiğini anlayabilmek için öncelikle bu koşullamaya ilişkin bir takım teknik terimleri açıklamaya ihtiyaç vardır. Klasik koşullama öncesi doğal bir uyarıcı-tepki bağına ihtiyacımız vardır.
Koşulsuz uyarıcı: Öncesinde bir öğrenme olmaksızın, doğal ve otomatik olarak belirli bir tepkiyi tetikleyen bir uyarıcıdır.
Koşulsuz Tepki: Koşulsuz uyarıcıya verilen otomatik ve öğrenilmemiş bir tepkidir.
Soğanın göz yaşarmasına yol açması, göze hava üflendiğinde ya da bir nesnenin çok yaklaştırılması durumunda gözün kırpıştırılması, burna biber kaçınca hapşırma, soğukta titreme v.b eylemlerin hepsi uyarıcı-tepki bağlarıdır.
Koşullu uyarıcı: Önceleri otomatik bir tepki uyandırmayan nötr bir uyarıcı iken klasik koşullama sürecinde koşulsuz uyarıcıyla ilişkilendirilen bir uyarıcıdır.
Koşullu tepki: Koşullu bir uyarıcıya verilen tepkidir.
Klasik koşullama esnasında, deneme sayısı kadar denemelerin zaman aralıkları da önemlidir. Eğer denemeler arasında çok kısa ya da çok uzun bir zaman dilimi varsa, klasik koşullamayı gerçekleştirmek için dağa çok uğraş vermek gereklidir. Yani daha fazla sayıda deneme yapmak gerekir; oysa denemeler arasında ne çok uzun zaman ne de çok kısa zaman dilimi olursa daha az sayıda denemeyle öğrenme gerçekleşir.
Klasik Koşullamaya Ait Çeşitli Öğrenme Olguları:
Klasik Koşullamada Sönme ve Kendiliğinden Geri Gelme: Yeteri kadar uzun süre koşullu uyarıcı verilip, koşulsuz uyarıcı verilmezse organizma artık koşullu tepki vermeyi bırakacaktır.
Sönme: Klasik koşullamada koşulsuz uyarıcı ile koşullu uyarıcı arasındaki bağı yok ederek, koşullu uyarıcının koşullu tepkiyi üretmediği süreçtir. Ancak sönme, koşullama yoluyla öğrenilmiş davranışın tamamen ortadan kalkmadığı gösterilmiştir. Kısacası, sönme kavramı, davranışın kesildiğine ama tamamen ortadan kalkmadığına işaret eder.
Kendiliğinden Geri Gelme: Sönen bir davranışın zaman zaman ortaya çıkmasıdır.
Klasik Koşullama Genelleme ve Ayırt etme:
Genelleme: Orijinal koşullu uyarıcıya benzer uyarıcının aynı koşullu tepkiyi ortaya çıkarmasıyla sonuçlanan bir süreçtir.
Örn: Daha önceleri beyaz farelerden korkmayan bir çocuk, daha sonraları fareyle birlikte ani ve şiddetli bir gürültü verilmesi üzerine sadece beyaz fareden değil, beyaz tüylü olan bütün nesnelerden korkmaya başlamıştır. (Genelleme)
Ayırt etme: Genelleştirilmiş bir koşullu uyarıcı ile koşulsuz uyarıcı arasındaki bağın zayıflatılması suretiyle genellemeyi sınırlandıran bir süreçtir.
Yüksek Dereceden Koşullama: Nötr bir uyarıcının, başka bir koşullu uyarıcı ile eşlenerek, koşullu tepkiyi ortaya çıkarma sürecidir.
Örn:
– Pavlov’un deneyinde zil sesine salya salgılama tepkisinin verildiğini, yani klasik koşullamanın gerçekleştiğini farzedelim.
– Bu koşullamada kullanılan zil sesine birinci koşullu uyarıcı diyelim.
– Daha sonra birinci koşullu uyarıcıyla ilişkilendireceğimiz nötr bir uyarıcı seçelim; bu, örneğin bir ışık olabilir.
– Klasik koşullama işleminde önce ışık yakıp arkasından zil sesini sunalım ve bu eşleşmeyi defalarca tekrarlayalım. Gerçekte burada yapılan, birinci koşullu uyarıcı olan zil sesinin “yiyecek geliyor.” anlamını ikinci koşullu uyarıcı olarak ışığa yüklemektir. Yani bu süreçte zil sesi bir koşulsuz uyarıcı görevini görmektedir. Bu süreç sonucunda köpek, sadece ışık yakıldığında salya salgılıyorsa, yüksek dereceden koşullama gerçekleşmiş olur.
EDİMSEL KOŞULLAMA
B.F. Skinner bir etki üretmek için yaşadığımız dünya üzerinde birtakım edimler gerçekleştirdiğimiz bu tür davranışlara edimsel davranış adını vermiştir. Bu tür davranışların öğrenilme mekanizmasını ifade etmek için de edimsel koşullama terimini kullanmıştır.
– Tarihsel olarak, Skinner’in edimsel koşullama olarak adlandırılmasından önce, bu tür öğrenmeyi ilk olarak ortaya çıkaran kişi, Eward Lee Thorndike’dir.
– Pavlov’un Rusya’da klasik koşullama deneylerine başladığı sırada, Thorndike kedilerle yaptığı deneylerde Pavlov’unkinden farklı olan bir öğrenme sürecini anlatan bir yazı yayımlamıştı.
– Thorndike bu deneylerde, öğrenmenin temel mekanizması olarak etki yasasını formüle etmiştir.
– Etki yasasını geliştiren ve daha popüler hale getiren Skinner’dir.
Edimsel Koşullamanın Gerçekleştirilmesi:
Pekiştirme: Bir davranışın tekrar olma olasılığını arttırma işlemidir.
Pekiştireç: Bir davranışın tekrar olma olasılığını arttıran durum ya da nesnedir.
Ceza: Davranışın olumsuz bir sonucudur ve davranışın tekrar olma olasılığını azaltır.
Edimsel Koşullamaya Ait Çeşitli Öğrenme Olguları:
Pekiştirme ve Ceza Türleri:
Olumlu pekiştirme: Davranışı takiben verilen ödüldür ve davranışın tekrar olma olasılığını arttırır.

Olumsuz pekiştirme: Hoşa gitmeyen uyarıcın ortamdan çekilmesiyle, o davranışın (uyarıcıyı ortamdan çeken davranışın) tekrar olma olasılığını arttırma işlemidir.
Edimsel Koşullamada Sönme ve Kendiliğinden Geri Gelme:
Edimsel koşullamada organizmanın edimsel davranışını pekiştirmeyi bırakırsanız davranışı söndürmüş olursunuz. Edimsel koşullamada davranış hemen sönmeyebilir. Tam aksine önce artıp daha sonra sönebilir.
Edimsel koşullamada da klasik koşullamada olduğu gibi sönen davranış bir süre sonra kendiliğinden gelebilir.
Edimsel Koşullamada Genelleme ve Ayırt etme:
Edimsel koşullamada, örneğin bir bebek “anne” sesine benzer bir ses çıkardığı için annesi tarafından kucağa alındı ve sevildiyse sadece annesine değil, başka kadınları da gördüğünde “anne” sesini çıkaracaktır. (Genelleme)
Her kadına pekiştirme almak için kendi annesine “anne” diyen bir çocuk, annesi tarafından kucağa alınırsa, başka kadınlara “anne” deyip kucağa alınmazsa annesini ayırt etmiş olacaktır. (Ayırt etme)
Davranışı Şekillendirme:

Şekillendirme: İstendik davranışa gittikçe yakınlaşan davranışların pekiştirilerek sonunda istendik davranışın üretilmesini sağlayan bir edimsel koşullama prosedürüdür. Şekillendirmede esas olarak yapılan işlem, organizmayı hedef davranışa yönelten her bir davranışı kademeli olarak pekiştirmektir.

Pekiştirme Tarifleri: Bir davranışın ne kadar hızlı öğrenildiğini ve pekiştirilmiş bir davranışın ne kadar sıklıkla ortaya çıkacağını belirleyen ödül zamanlamasıdır.
Sabit zaman aralıklı pekiştirme tarifesinde: Pekiştirmeler önceden belirlenmiş, tahmin edilebilir zaman aralıklarıyla gerçekleştirilir.
Değişken zaman aralıklı pekiştirme tarifesinde: İstendik davranış, her defasında değişen zaman aralıklarıyla pekiştirilir.
Sabit oranlı pekiştirme tarifesinde: Pekiştireç, belli bir davranış sayısından sonra verilir.
Değişken oranlı pekiştirme tarifesinde: Pekiştireç her defasında farklılaşan sayıdaki davranıştan sonra verilebilir.

BİLİŞSEL ÖĞRENME
Bilişsel süreçler algılama – hatırlama ve düşünme gibi süreçlerdir.

Kavrama: Deneme-yanılmaya değil, içgörüye dayanan bir öğrenme türüdür.

Gözlem Yoluyla Deneme: Diğer kişinin davranışlarını gözleyerek ve taklit ederek gerçekleşen öğrenmedir.

CEZA TÜRLERİ

çocuğa itici gelen şey direk ortama verilirse : azarlamak gibi : olumlu ceza olur.
çocuğun sevdiği şeyin mesela çikolatanın yaramazlık yaptığı için elinden alınması : olumsuz ceza olur.
olumlu cezada belirtilen cezanın kendisi değil. yani azarlamak diil aslında. organizmaya itici gelen uyarıcının direk ortama verilmesidir. azar itici ya organizmaya ordan yani..

olumsuzda organizmanın hoşuna gidenin ortamdan çekilmesi…
yaramazlık yapan çocuğun elinden çikolatasını almak gibi..

olumluda veriyorsun
olumsuzda alıyorsun

PEKİŞTİRME
Olumlu Pekiştirme : davranışı takiben verilen ödüldür ve davranışın tekrar olma olasılığını arttırır
Çocuğa çikolata vermek, aferin demek gibi…

Olumsuz pekiştireç : hoşa gitmeyen uyarıcının ortamdan çekilmesinden dolayı olumsuzdur.
Başın ağrıyınca ağrı kesici alırsın. Başının ağrısı geçer.
Hoşa gitmeyen davranış baş ağrısıdır.

Olumlu : ortama olumlu hoşa giden bir şey sokar
Olumsuz : ortamdan hoşa gitmeyen birşeyi çeker

Pekiştirme : her durumda davranışın tekrar olma olasılığını arttırır.
(çocuk yine çikolata ister, baş yine ağrır)

Ceza: bir davranışın tekrar olma olasığılını azaltır yada davranışı tamamen durdurur.
(azar işitmek istemeyiz yada çikolatamız elimizden alınsın istemeyiz)

ÜNİTE 4 BİLİŞ VE ZİHİNSEL YETENEKLER

DÜŞÜNCE VE DİL
Başta düşünce olmak üzere zihne ait olan tüm olgular ve zihinsel işlemlerin hepsi biliş terimiyle ifade edilir.
-kavramlar
-imgeler
-dil

Kavramlar ve İmgeler
kavram: aralarında belirli özellikleri paylaşan nesleri, insanları ve yaşantıları sınıflama kategorisidir. sınıflandırmada, nesneleri tekil değil kategoriler halinde ele alma imkanı buluyoruz.
kavramlar dünyayı basitleştirmekle kalma, yeni yaşantılara anlam kazandırırlar. her yeni yaşantı için yeni bir kavram yaratmayız. tersibe, varolan kavramalrla hareket ederiz.

nesne ya da kişilerle ilgili kavramlarımız olduğu gibi;
-faaliyetler ilgili (bisiklete binme, yürüme)
-soyut durumlarla ilgili (adalet, demokrasi) kavramlarımızda vardır.

olasılık içeren kavramlar: kuş kavramı uçan, yumurtlayan kanatları olan ve cıvıldayan özellikleri taşıyan hayvanları temsil eder. oysa kuş olduğu halde uçamayan ya da ötemeyen örneklerde vardır. insanlarla ilgili olan kavramlar genelliklşe bu türdendir.

klasik kavramlar: ortak özelliklerin hepsini taşıyan

hiyerarşik bağlantılar: örneğin; tavuk kuş kavramının bir üyesidir ve kuş da daha geniş bir olan hayvan kavramının bir unsurudur. hayvanı da daha temel olarak canlılar kavramı içine yerleştirebiliriz.

Kritik özellikler modeli: bir nesne, olay, kişi ya da fikrin kavram tarafından kapsanabilmesi için belirli özelliklere sahip olması gerektiğini ileri sürer.

Prototip model: alternatif bir yaklaşımdır ve kategoriyi iyi temsil eden bir örnektir; yani kategorinin en tipik üyesidir.

Örneğe benzerlik modeli: yeni bir uyarıcıyı bir kavramın çeşitli örnekleriyle karşılaştırabiliriz. eğer yeni uyarıcı, kavramın bir örneği ile yeterince benzerlik gösteriyorsa, o uyarıcıyı o kavram temelinde yorumlayabiliriz.

Düşüncenin diğer önemli yapıtaşı imgelerdir. bir limonu imgesel olarak “tadabiliriz” ya da dalgaların sesini imgesel olarak “işitebiliriz”. sözel olmayan düşünme yolları açık hale gelmiş olmalıdır. en çok araştırma yapılan imgeler “görsel” olanlardır. imge: duyusal bir girdinin zihinsel temsilidir.

DİL

Fonem adı verilen seslerden oluşur.
Fonem: 8 sesli 23 sessiz olmak üzere toplam 31 fonem vardır. Kendi başlarına anlamlı değildirler. Birleşerek morfemleri oluştururlar.
Morfem: en ufak anlamlı birimlerdir. En sık biraraya geliş biçimi; kül, tek, kuş gibi örneklerdir. İkinci en çok kullanılan sistem; et, is, ip…
Chomsky dilin derin ve yüzeysel yapısı olduğunu ifade eder. Derin yapı bireyin ne demek istediğidir. Yüzeysel yapı ise dinleyen kişinin duyduğu sözcüklerdir.
Cümle üretirken dilin düzeyleri; -önce düşünce ya da önerme
-sonra cümlenin sözcüklerine dönüştürülür
-sonra konuşma seslerine dönüştürürüz.
Konuşmayı duyan için bu tam tersidir. Kişi önce sesi duyar, sonra sözcükleri oluşturur son olarak da cümleden anlam çıkarır(önerme).

PROBLEM ÇÖZME

Problemi anlamak, çözüme giden işlemleri saptamak, bu işlemleri gerçekleştirmek, sonuçları kontrol etmek ve hedefe ulaşamamışsak bu zincirde tekrar geri dönmek.
Deneme- yanılma: doğru çözümü bulana dek yanlış seçimleri ele yöntemiyle problem çözme.
Zihinde imgeleme: problemi şekillere gözünde canlandırmak ve problemin özünü yakalamak. Gereksiz ayrıntılarla uğraşmaktan uzaklaştırır.
Algoritma: doğru çözümün bulunmasını kesinleştiren adım adım problem çözme işlemidir.
Kestirmeler: problem Pratik yollarla çözmek. Yani problem çözmeyi kısalaştırmak, kesinleştirmek, kolaylaştırmak.
Anoloji: durum karşılaştırması.

Zekanın Doğası

Snyderman ve rothman zekâyı akıl yürütme, bilme, çevrelerine uyum sağlama gibi özellikler olarak görmektedir. Sıradan insanlar ise pratik problem çözme, sözel yetenek, sosyal yeterliliğin bileşimi olarak görürüler.

ZEKA KURAMLARI

Alfred Binet: zekayı yargılama yeteneği olarak görür. problemle yüzleşmek ve doğru çözümü saptamak, çözüm uygulamaya konduğu andan itibaren nasıl yol alındığını takip etmek ve gerektiğinde çzöümü değiştirip geliştirmek.

Charles Spearman: ona göre zeka genel bir yapıdır ve varlığını her alanda ortaya koyduğunu düşünür. Genel zekayı g-faktörü olarak adlandırır. Zekanın genel zekadan kaynaklanarak özel yetenek alanlarına dağıldığını düşünmektedir.

Thurstone: zekayı oluşturan yedi bileşen, yedi alt yetenek belirlemiştir. Bu yeteneklerin birbirinden bağımsız olduğunu ileri sürer. Algısal hızı vasat olan biri, kelime bilgisi açısından çok iyi düzeyde olabilir.

Cattell;
Kristalleşmiş zeka: yeteneklerin deneyim ve eğitimden etkilendiğini belirtir. Sözel ve sayısal beceriler.
Akışkan zeka: deneyim ve eğitimden çok az etkilenen yeteneklerdir. Ezber belleği.

Çoklu zeka kuramı

Gardner’ın bir değil birçok zeka olduğunu ve her birinin göreceli olduğunu ve farklı olduğunu ileri sürer. Çoklu zeka kuramında her zeka türü kendi başına zeka olarak tanımlanır. Gardner yedi farklı zeka ayırt etmiştir; dille ilgili zeka, müzik zekası, mantıksal-matematiksel zeka, uzamsal zeka, kişilerarası zeka, bedeb-kinestetikle ilgili zeka ve içsel zeka.

Üçlü zeka kuramı

Akademik zeka, deneyimsel zeka, pratik ya da sağduyu zeka

Akademik zeka: yeni bilgiyi kazanma nasıl yapılacağını öğrenme yeteneği.
Deneyimsel zeka: yeni işlere uyum sağlama, yeni kavramları kullanma, yaratıcı biçimde kullanma yeteneği.
Pratik ya da sağduyu zeka: insanların gerçek yaşam olaylarıyla başa çıkmada kullandıkları bilişsel süreçler.
Not: akademik zeka büyük ölçüde akıl yürütme ve hızlı düşünmeyi içeren akışkan zekayı gerektirirken, pratik zeka sonradan edinilmiş bilgi ve becerilere dayalı olan kristalleşmiş zekayı gerektirir.

Zekanın belirleyicileri

Zeka katılıma mı yoksa zekaya mı bağlıdır? Genlerimiz zekanın olası sınırlarını belirler, çevre ise zeka potansiyelimizin üst sınırı ne ise oraya ne kadar yaklaştığımızı belirler.

ZİHİNSEL TESTLER

İlk zihinsel test, Binet’in, Theodore Simon ilk birlikte geliştirdiği testtir. Yargı, kavrama ve muhakeme üzerinde odaklanan bu ilk modem zeka testi kolaydan zora doğru sıralanan otuz problemden oluşmaktaydı. Daha sonra iki kez gözden geçirilip değişiklikler yapıldı. Bu testlerle yaptığı ölçümler sonucu her yaş grubundaki ortalama test puanını saptamış ve böylece zeka yaşı kavramını geliştirmiştir.
Binet-Simon zeka ölçeği adını almış ve defalarca revizyona uğramıştır. En çok bilineni; Termanın yaptığı revizyondan sonra standart hale gelen test Stanford-Binet zeka ölçeği adını almıştır.
Stanford-Binet Zeka Ölçeği; hem çocuklara hem de yetişkinlere uygulanabilir. Son yapılan revizyonda sözel ve sayısal testlerin yanısıra soyut görsel yeteneği ve kısa belleğin ölçümünü içeren sorular eklenmiştir.
Wechsler Zeka Ölçeği; hem sözel hem de performans yeteneklerini ölçen, yetişkiler ve çocuklar için hazırlanan özgül formları olan bireysel zeka testidir.

YARATICILIK

Orjinallik, akıcılık ve esneklik. Alternatif ya da alışılmadık kullanımlar. Yaratıcı problem çözme süreci yeni fikir üretme ve üretilen bu fikrin değerini araştırma keşfetmeyi içerir.
Iraksak düşünme; özgünlük, yaratıcılık ve esneklik ölçütlerini karşılayan düşünmedir.
Yakınsak düşünme; bir problem karşısında doğru çözüme yönlendirmedir.

ÜNİTE 5 BELLEK

Belleğin Evleri ve Türleri
Bellek: bireyin bilgisini saklayan, gerektiği durumlarda bilgiyi geri çağıran ve kullanmasını sağlayan zihinsel süreç.
Bilişsel psikologlar, belleğin, birbirleriyle bağlantılı üç süreçle inşa edilir;
Kodlama: bilgiyi beynin işleyebileceği zihinsel temsillere dönüştürmedir.
Saklama: söz konusu kodlanmış bilginin o andaki ve daha sonraki kullanımı için bellekte tutulmasıdır.
Geri getirme: bellekte saklanan bilginin yerini tespit etme ve o bilgiyi kullanmadır.
Dış dünyadan gelen tüm uyarıcılar duyusal kayıtlardan bellek sistemine girer. Üzerinde en fazla araştırma yapılanlar işitsel ve görsel kayıtlardır.

KISA SÜRELİ BELLEK
Sınırlı miktardaki bilgiyi geçici süre saklayan bellek sistemidir. Çeşitli işlerin yapıldığı aktif bir yerdir. Hem duyusal kayıttan gelen yeni bilgi hem de uzun süreli bellekte depolanmış bilgi kısa süreli bellekten akar. Kısa süreli belleği daha ayrıntılı incelemek için, bu sistemin kodlama, saklama, geri getirme aşamalarına yakından bakmak gerekir.

a) Kodlama: bilginin bellek sistemlerinde saklanması, belli formlarda kodlanması sayesinde gerçekleşir. İşitsel-görsel kodlama yapabileceğimiz gibi anlama dayalı olarak da kodlama yapabiliriz. İşitsel kodu daha fazla kullanırız. İşitsel kodlama kadar görsel kodlama da yapılmaktadır.
b) Saklama: kısa süreli bellekte saklama kapasitesi sınırlıdır. Kapasitesini arttırmanın en iyi yolu kümeleme adı verilen işlemdir.
c) Geri getirme (hatırlama): öğrendiğimiz her bilgi 30 saniye sonra unutulacaktır. Tekrar etme stratejisi ile bilgiyi daha uzun süreli hatırlarız.
Kısa süreli bellekten bilginin nasıl kaybedildiğine ya da unutulduğuna dair iki yaklaşım mevcuttur.
Silinme kuramına göre; zaman geçtikçe bilginin gücü azalır ve hatırlaması zorlaşır.
Bozucu etki (yer değiştirme) kuramına göre; kapasite sınırlılığı yüzünden kısa süreli bellekte doldur-boşalt yapılmak zorunda kalınır.

UZUN SÜRELİ BELLEK
Beceriler, sözcükler, deneyimler ve bilginin saklandığı sınırsız bir depo olan bellek sistemidir. Uzun süreli bellek hayatta bildiğimiz her şeyin depolandığı bellektir. Dolayısıyla, kapasitesi sınırsız olan bir bellek sisteminden söz etmekteyiz.

Uyarı: uzun süreli bellek; pasif bir depodur, sınırsız kapasitesi vardır ve bilgiler çok uzun zaman, bir ömür boyu saklanabilmektedir. Kısa süreli bellek; düşüncelerin aktif olarak işlemde olduğu bir sistemdir. Kapasitesi ve süresi sınırlıdır.

UZUN SÜRELİ BELLEK TÜRLERİ
Açık bellek; isteyerek hatırlarız.
a) semantik bellek; bilgileri niyetli olarak isteyerek hatırlarız. bir sözcük ya da ansiklopedi gibi genel olgu ve bilgileri içerir. Kişisel olmayan bellektir.
b) episodik bellek; kendimiz için anlamlı olan, kişisel olaylara ait bellektir.

Otobiyografik bellek; episodik belleğe benzer. Kendimiz hakkındaki kişisel olarak anlamlı olan bilgiyi içerir.

Örtük bellek; bilgi niyetsiz öğrenilir ve hiç istemeksizin hatırlanır.

Prosedürel bellek; sözel olarak betimlemekten çok göstermenin daha kolay olduğu performansa dayalı olan aktivitelerdir. (yıllarca masa tenisi oynamayıp raketi elinize aldığınızda bedeninizin kendi kendine yapılması gereken davranışın hatırlaması)

Amnezi; beyin sarsıntısı ya da psikolojik travmanın neden olduğunu ciddi düzeydeki bellek kaybıdır.

Uzun Süreli Bellekte Kodlama, Saklama ve Geri Getirme
a) Kodlama; duyusal kayıttan geçip kısa süreli belleğe ulaşan bilginin bir kısmı uzun süreli belleğe geçer. Uzun süreli bellekte bilgi olduğu gibi temsil edilmez. Genellikle orijinal bilgiye birtakım eklemeler yapılır. Sözel materyalin anlamını korumaktır amaç.
Ders çalışırken de sözcüklerin dizilimine değil, anlama odaklanırsanız çok daha iyi hatırladığınız göreceksiniz. Materyali uzun süreli belleğimizde daha önce varolan başka bir bilgi ile ilişkilendiririz.

Özümseme; yeni bilgiyi varolan bilgiyle ilişkilendirmek için bilinçli olarak analiz etmelidir.
Kısa süreli bellekte bilgiyi tekrar etme mekanik bir tekrardır ve bilgiyi daha uzun süre tutmak amacıyla yapılır. Amaç kısa süreli bellekteki bilgiyi uzun süreli belleğe kodlamaktır.

Çifte kodlama; Paivio geliştirmiştir. Birbiriyle etkileşen iki ayrı uzun süreli bellek formu mevcuttur. Biri sözel bilgiyi saklamak için özelleşmiş bir dilsel form, diğeri de gördüğümüz nesne ve manzaradaki uzamsal organizasyonu kodlamada özelleşmiş görsel form.

b) Saklama ve Geri Getirme; Bir bilgi bir kez uzun süreli belleğe kodlanınca, ona ihtiyacımız olduğunda kullanımımız için oradadır ya da orada olmayabilir. Bazen çok iyi bildiğimiz bir ismi hatırlayamayabiliriz. Bilgi oradadır ama bir türlü ona ulaşamayız. Psikologlar buna dilimin ucunda olgusu adını verirler.
Zaman içinde unutmaya neden olan nedir? Yani bilginin çıkıp gittiğini, tamamen kaybolduğunu ileri sürüyorlardı. Ama artık böyle bir yaklaşım kabul görmemektedir. Alternatif olarak bozucu etki yaklaşımları ve geri getirme ipuçları yaklaşımları mevcuttur.
Bozucu etki unutmanın ile zaman ile değil diğer öğrenme ya da zihinsel faaliyetlerin bellek üzerindeki bozucu etkisinin daha önemli olduğunu ileri sürmektedirler. İki tür bozucu etkiden söz edilebilir;

İleriye doğru bozucu etki: daha önce öğrenilmiş bilginin yeni olan bilgiyi olumsuz bir biçimde etkilemesidir.
Geriye doğru bozucu etki: yeni öğrenilen bilginin daha önce öğrenilen bilgiyi geri getirmeyi engellemesidir.

BELLEĞİ GELİŞTİRME
Kodlama, Özümleme ve İmgeleme
Bilgiyi özümleyerek kodlamanın belirgin bir üstünlüğü söz konusudur. Özümleme, bilgiyi olabildiğince genişleterek uzun süreli belleğe yerleştirmeye olanak tanır.
Diğer bir bellek geliştirme yöntemi; görsel imge yaratmaktır.

Lokus yöntemi; birbiriyle ilişkisiz sözcüklerde olduğu gibi, rastgele verilmiş bir materyali bir sıraya, düzene koyarak belleği etkin hale getirebilirsiniz.
Anahtar sözcük yöntemi; yabancı dilde sözcük öğrenilmesine yardımcı olması için geliştirilmiş bir tekniktir.

Bilginin Örgütlenmesi
Uzun süreli bellekte örgütleme ilkesi olarak kategorilere dayanmaktayız, ilk önce geri getirmek istediğimiz bilginin ait olduğu kategoriye ulaşmak ve sonra o bilgiyi geri getirmek çok daha kolaydır.

Bağlamsal bellek
Kütüphanede oturmuş ders çalıştığınız farz edin. Siz bilinçli olarak önünüzdeki materyali öğreniyor olsanız bile, büyük olasılıkla bilinçsiz bir biçimde çevrenizle ilgili rastgele bilgiyi de belleğinize depolamaktasınız. Bunlar dışsal ipuçlarıdır. Daha sonra oraya gittiğiniz de fiziksel çevreye ilişkin rastgele minik ipuçları orada öğrendiğiniz bilgiyi hatırlamanızı kolaylaştıracak. Bağlamsal belleğin çalışma ilkesi bilginin öğrenilmesinde ve geri getirilmesinde aynı mekânsal ipuçlarını kullanmasıdır. Daha önce bulunduğunuz fiziksel ortam önemlidir.

Duygusal ve Biyolojik Durum
Bellek performansını etkileyen içsel ipuçlarıdır. Bu ipuçları bilgiyi uzun süreli bellekten geri getirmede tetikleyici bir işleve sahiptir. Örneğin; bir alkolik sarhoşken içkisini sakladığı yeri ayıkken bulamayabilir. Ama tekrar alkol aldığında içkisinin sakladığı yeri kolaylıkla bulur.

Duygusal bellek performansını en az 4 şekilde etkileyebileceğini belirtmektedir;
1) ister olumlu ister olumsuz olsun belirgin bir duygu durum içinde olmamız duygusal olarak nötr olduğumuz zamanlara göre bilgiyi geri getirmede daha etkilidir. Örneğin; üzülmek, heyecanlanmak, sevinmek vb…
2) olumsuz duygu durumlarının bellekten geri getirmeyi engellediği ifade edilmektedir. Sınav kaygısı. Aşırı kaygı geri getirmemiz gereken bilgi üzerinde bozucu bir etki yapar.
3) duyguların bağlamsal özelliklerinden yararlanma. Yani bir materyali öğrenirken içinde bulunduğumuz aynı duygusal duruma girmeye çalışarak bilgiyi geri getirmeye çalışabiliriz.
4) bastırma kavramı. Çocuklukta yaşanılan travmatik duygular yüzünden, yaşanılan anının bellekten uzaklaştırılması, bilince çıkmasının engellenmesi. Aktif olarak bilgiyi geri çağırmaya yönelik bir direnç mevcuttur.

ÜNİTE 6 YAŞAM BOYU GELİŞİM ÖZET

Yaşam boyu gelişim anlayışı : doğumöncesi döllenme ile başlayan, yaşlılık ve ölüme yaklaşma ile ilgili süreçlerin yaşandığı dönemlerinde içinde yer aldığı anlyıştır.

Yaşamboyu gelişimin ana çalışma konusu : bireylerin doğum öncesi dönemden başlayarak geçirdiği değişimleri betimlemek ve açıklamak, yine bu değişime yönelik benzerlik ve farklılıkları ortaya koymaktır.

Yaşamboyu gelişimi : gelişim psikolojisi inceler

Yaşam boyu gelişimle ilgili en önemli tartışma konusu bireyin gelişiminde kalıtımla gelen özelliklerinmi yoksa çevresel faktörlerinmi etkin olduğudur.

Çevre faktörleri : 1- fiziksel çevre 2 – toplumsal çevre olarak sınıflandırılır.

GELİŞİMDE KRİTİK DÖNEMLER

Gelişim sürecinde kriz dönemleri ve kritik anlar gelişimin seyri açısından etkilidir.

Kriz dönemleri : ülkemizi sarsan marmara depreminin, bu olayı yaşayan bireylerin gelişim sürecinde izler bıraktığını söylemek mümkündür
Kritik anlar : hamilelik döneminde alkol tüketimi bebeğin anne karnındaki gelişim sürecini etkileyebileceğinden ileriye dönük olarak bebekte fiziksel ve bilişsel değişimlere yol açmaktadır.

YAŞAM BOYU GELİŞİMDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ

Gelişim psikolojisinde : doğal gözlem, örnek olay yöntemi, deneysel gözlem ve ilişkisel gözlem olmak üzere 4 farklı araştırma yöntemi kullanılmaktadır.
Doğal gözlem : gelişim sürecini kendi ortamında izlemeye dayalıdır.
Örnek olay yöntemi : tek bir deneğin ayrıntılı olarak incelenmesi.
Deneysel yöntem : gelişim sürecindeki değişim ve süreçleri neden-sonuç ilişkisi içerisinde açıklamaya çalışan yöntem
İlişkisel yöntem : iki farklı değişkenin arasındaki ilişkiyi gösteren yöntem

Bunun yanında yaşam boyu gelişimde gelişim sürecine ilişkin bilgileri elde etmede 3 farklı araştırma deseni kullanılmaktadır. : enlemsel(kesitsel) desen, boylamsal desen ve sırasal desen
Enlemsel desende : aynı anda farklı yaşlardaki bireylerden veriler toplanır ve toplanan veriler kıyaslanarak gelişim süreci hakkında bilgi edinilmeye çalışılır. (2-4-9.. belli yaş gruplarına uygulanır)
Boylamsal desende : aynı bireyden farklı zamanlarda veriler toplanır ve bu verilere bakılarak gelişim takip edilir( 2 yaşında bir bakılır 4 yaşında sonra 6 yaşında tekrar aynı kişiye bakılır)
Sırasal desende : enlemsel ve boylamsal desenin birlikte kullanıldığı desendir.

Enlemsel ve boylamsal desenin kendilerine göre olumlu ve olumsuz yönleri mevcuttur. Enlemsel desen aynı zaman dilimi içinde gerçekleştirildiğinden dolayı para ve zaman açısından daha ekonomiktir.
Boylamsal desende zamanla deneklerin araştırmadan ayrılmaları, başka yerlere taşınmaları gibi sebeplerle deney kaybı fazladır. Zamanla birlikte yeni teknolojik gelişmeler boylamsal desende önce kullanılan yöntemleri geçersiz kılar.
Bireysel olarak yaşa göre farklılıkları ortaya koyması açısından boylamsal desen avantajlıdır.
Enlemsel desende yaş ve doğum yılı farklılıkları birbirine karışmaktadır.

Bu araştırma desenlerinin yanı sıra biyografik ve geriye dönük çalışma larda mevcuttur. : bu tarz çalışmalarda kişilerin kendi bilgilerine dayalı olarak geçmiş yaşamları hakkında bilgi sahibi olup, belli dönemler hakkında o kişilerin kendi ağızlarından bilgi toplamak esastır.

Örneğin : 60 yaşındaki bir yazarın geçmiş yaşantısı, hayatındaki belli dönüm noktaları gelişim esasına dayalı olarak incelenebilir.

Yaşamboyu gelişimde önemli aşamalar : evre dir.
Birbirini takip eden bir aşamada gerekli yeterlilikleri kazanmadan bir diğerinin başlamadığı durumlar evre kavramını açıklamaktadır. : çocukta dil gelişimine bakıldığında önce basit sözcüklerden başlar, sonra kısa cümlecikler sonrada uzun cümlelere ulaşan bir yapıdadır.

Evre kuramlarına göre her bir evrede olması gerekenler :
*yetenek,beceri yada güdülerin biraraya gelerek oluşturduğu tutarlı bir örüntüyü oluşturan yapılar olmaları
*bir önceki evreye göre kazanılan nitelikler arasındaki farkı ortaya koyan niteliksel değişimler
*evredeki belli başlı değişikliklerde ortaya çıkan eşzamanlı değişimi işaret eden ani oluş
*Bütün değişimlerde aynı hızda gelişmeyi sağlayan birliktelik kavramı

Gelişim dönemleri oluşturulup,gelişim dönemlerine ilişkin saptamalar ortaya konulurken en önemli ölçütler:
*Yaş kavramı : özellikle evrelerin oluşturulmasında yaş kavramı önemli bir unsurdur. Dikkat edilmesi gereken nokta, yaşın sadece biyolojik yada kronolojik bir olgu olmadığı aynı zamanda psikolojik ve toplumsal bir gerçeklik olduğudur. 70 yaşında biri kendini çocuk gibi hissederken bir başka 70 yaşındaki kişi kendini çok yorgun hissedebilir. Yaş ve yaşa ilişkin hissedilenler kişiye göre değişir.
*Doğum Yılı: doğum yılı aynı olan ve aynı yıllarda benzer gelişim sürecini yaşayan bireyleri kuşak kavramı altında açıklayabiliriz. Aynı yaşta dahi olsalar farklı kuşaklara ait bireylerin gelişimleride farklı olabilmektedir.
Doğum yılı 1990 olan 20 yaşında bir bireyle doğum yılı 1950 olan 20 yaşındaki bir bireyin 20 yaşa ait gelişim özellikleri farklı olabilmektedir.

KUŞAK : tarihsel açıdan doğum yılları aynı döneme denk gelen insanlar gurubuna denir.

***Yaşam boyu gelişimi incelerken en çok karıştırılan konular : büyüme,gelişim ve olgunlaşma kavramlarıdır.
Büyüme : herhangi bir özellikteki kadameli artış. Daha çok fiziksel artıştır bu. Boy uzaması gibi…
Gelişim: olgunlaşma ve büyüme kavramlarını kapsayacak şekilde açıklamak mümkündür. Gözle görülen fiziksel bir artışın yanında bir şekilde yaş,deneyim ve çevresel etkilerin sistemli etkişelimi sonucu oluşan değişimlerdir.
Gelişimde her bir aşama bir öncekinin üzerine yenilerini ekleyerek organizmayı sistemli bir değişime götürür.
Örneğin : çocuk yürümeden önce emekler,ilk adımını atar,yavaş yavaş tutunarak yürümeye çalışır ve en sonunda destek almadan yürür. Tüm aşamalar aynı sıra şeklinde bir sonraki aşamanın hazırlayıcısıdır.
Olgunlaşma : daha çok doğuştan gelen ve genetik etkilere bağlı olarak ortaya çıkan unsurları ele alır. Doğuştan gelen unsurlar bireyde belli evrelerde belli değişimleri meydana getirmektedir.

DOĞUMÖNCESİ GELİŞİM

Döllenmeyi takip eden 2 haftalık süreçte döllenmeden itibaren bölünerek çoğalan hücreler çeşitli doku ve organları oluşturacak şekilde farklılaşırlar.
İnce uzun yapıdaki bu farklılşamış hücre yapısına EMBRİYO adı verilir.
Embriyo dahada gelişerek 3.ay itibarıyla FETÜS halini alır. İnsan şeklini almaya başlayan bu yapının kolları ve ayakları seçilebilir. Yaklaşık boyu 2,5 cm kadardır. Kalbi atmakta ve hareket etmektedir.
Fetüs anne karnında PLASENTA adı verilen bir organ tarafından beslenir.
Annenn yedikleri içtikleri soludukları hava plasenta dan bebeğe aktarılmaktadır. Bebek için faydalı besinlerin yanında alkol ve kafeinde bu duvarı rahatlıkla geçer bu yüzden erken doğum yada doğum sonrası çocukta gelişebilecek birçok soruna neden olabilmektedir.

YENİ DOĞAN BEBEK

Tüm bebekler arama refleksi, meme refleksi, yutma refleksi, yakalama refleksi,adım atma refleksi gibi doğuştan gelen reflekslere sahiptir.
Arama refleksi : bebeğin yanağına dokunulduğunda o tarafa çevirmesi memeyi bulmak için önemli bir reflesktir.bu arama refleksidir.
Emme refleksi : ağzına aldığı herşeyi emmesidir
Yutma refleksi : ağzındakileri boğulmadan yutması
Yakalama refleksi: avucunun içine yerleştirilen bir nesneye yada parmağa sıkıca sarılması
Adım atma refleksi : bebek koltuk altlarından tutulup ayakları yere konulduğunda yürüyecek şekilde adımlar sıralar. Bu adım atma refleksidir. Fakat 3.aya kadar yok olur.

BEDEN VE HAREKET GELİŞİMİ :

Bebeğin fiziksel gelişimle birlikte hareket gelişimi artar.
Yeni doğan bebekler ilk 4 ayda büyük gelişme gösterirler.bu süre içinde ağırlıkları 2 katına çıkar. Vücutta en önemli değişme beynin hızla gelişmesiyle birlikte başta görülür. 4 aylık bebekler elleri ve parmakları ile çevreyi keşfederken, reflekslerin yerini istemli hareketler almaya başlar. 2 aylık süreçte yavaş yavaş yüzüstü yattığı yerden başını kaldırabilen bebek, 4 aylıkken küçük bir küpü yada oyuncağı kavrayabilir. 5 ay sonunda destek olmadan oturabilen bebek 6 aylıkken artık tutanarak ayağa kalkabilir. 9 aylık dönemde mobilya kenarlarına tutunarak yürümeye başlayabilir. Bazı bebekler bu süreçte emeklerken bazıları ise emeklemeden yaklaşık 12 aylık döenmden sonra yürümeye başlamaktadır.
2 yaşından itibaren çocuğun beyni ağırlık olarak yetişkin bir insan beyninin %75i kadardır.
Çocuğun ilk 2 yıldaki büyümeye oranla fiziksel gelişimi yavaşlar. Çocuk 5 yaşından sonra daha karmaşık hareketleri yapabilecek düzeylere ulaşır. Örneğin bu dönemde çocuk 2 tekerlekli bisiklete binmeyi öğrenir.

BİŞİLSEL GELİŞİM
Bilişsel gelişim aşamasında tüm çocukların ortaya koyduğu belli yaş davranışları bulunmaktadır. Piaget, yaptığı gözlemler sonucu aynı yaş grubunda yer alan çocukların kendilerinden daha büyük yada küçük çocuklara göre farklılaşan zihinsel hatalar yaptığını belirlemiştir. Buradan yola çıkarak çocukların belirli yaş dönemlerinde belirli yapıları kazanmadan belirli sorunları çzömekte başarılı olamayacaklarının altını çizmektedir. Bu alandaki çalışmalarını kendi çocuklarının yeni oyuncakları keşfetmeleri, dünyaya bakış açıları ve basit problemlere yaklaşımlarından yola çıkarak bilişsel geliş kuramını 1-duyusal motor dönem, 2-işlem öncesi dönem, 3-somut işlemler dönemi ve 4-formel işlemler dönemi adını verdiği 4 evre şeklinde oluşturmuştur.

1-Duyusal Motor Dönem : ( 0-2 yaş )
Bebeğin kendini diğer nesnelerden ayırt edemediği dönem. Doğuştan getirdikleri refleksleri problemleri çözme yolunda dış dünyadaki değişimlere uyarlayacak bir yapı için hazırdır. Doğumdan itibaren görme ile ilgili algılaması zayıf olan ve emziren anne ile çocuk arasındaki mesafeye denk gelen yaklaşık 25 cm gibi bir uzaklığı seçebilen bebeğin görme algısıda gelişmeye başlar.

0-2 aylık süreç : dış dünyaya meme emme sürecinde ağzı ile dış dünyadaki nesnelerle ilişki kuran bebek zamanla elleri ve kollarıda işin içine sokar. Yakaladığı nesneleri keşfetmeye çalışan bebek emme ve yakalama reflekslerinin bir araya gelmesiyle çevreyi daha iyi anlar hale gelir.
3-4 aylık dönem : işitmenin gelişmesiyle beraber bebek farklı sesleri üretmeye başlar. Görüş alanındaki nesneleri merak edip onları yakalamaya çalışır. Bu kontada yakaladığı el ve ayak parmaklarını emer fakat bu süreçte çevreyi keşfetme durumu da görüş alanı ile sınırlıdır.
4-8 aylık dönem : bebek hoşuna giden aktiviteleri sürdürmek isteğindedir. Bu dönemde bebek elindeki bir oyuncağı salladığı zaman ses geldiğinde bu durumdan hoşlanır ve aynı hareketi sürekli tekrarlar. Bir şekilde bu davranışla algıladığı çevreyi değiştirmeye çalışır.
8-12 aylık dönem: bebekler çevreyi değiştirme yönünde daha isteklidir. Daha önce sıkarak ses çıkardığı oyuncağa benzer bir oyuncağı sıkmaya çalışması gibi.
12-18 aylık dönem: bebekler daha aktif bir şekilde deneyerek öğrenme yolunda dımlar atarlar.deneme yanılmalarla birçok sorunu çözmeye çalışırlar.dar bir alandan geçirip sığdırmaya çalıştığı oyuncağı sığmayınca farklı denemelerden sonra ters çevirip oyuncağı sokabilmesi gibi.
18-24 aylık dönem : keşfetmeyle beraber yeni durumları zihinsel olarak canlandırma soyut olarak düşünebilme süreci başlar. Bu süreçte çocuk deneme yanılma yapmaya gerek duymadan soyut düşünce gücüyle problemleri çözmeye başlar. Daire şeklinde bir cismi direksiyon olarak kullanması gibi.

Duyusal motor dönemin sonlarına doğru çocuklarda problem çözümüne yönelik sembol kullanımının arttığı gözlemlenir.
Ayrıca bu dönemde ortaya çıkan en önemli özellik nesne devamlılığı(sürekliliği) ile ilgilidir.
Sembolik Kapasite : çocuğun nesneleri ve yaşadıklarını anlatmada simgeleri, kelimeleri veya jestleri kullanma becerisidir.
Nesne Devamlılığı(sürekliliği) : nesnenin görüş ve alanından yada diğer duyuların kapsama alanından çıksa dahi var olmaya devam ettiğine,sürekli olduğuna ilişkin temel inanıştır.
Yeni doğan bebekler topu gördükleri sürece varolduklarına inanırlar ama duyusal motor dönemin sonlarına doğru nesnelerin var olduğu düşüncesi gelişir. Koltuğun arkasına saklanan top aslında ordadır.

2-İŞLEM ÖNCESİ DÖNEM (2-7 yaş):
Duyusal motor döneminin sonunda ortaya çıkan sembolik faaliyetlerle birlikte çocukta dilin geliştiği görülmektedir. Bu dönem iki başlık altında incelenir
A-Kavram öncesi dönem (2-4 yaş arası )
Bu dönemde sembolik faaliyerlere bağlı olarak taklide dayalı ve hayali oyunlar çocuğun ilerde karşılaşabileceği gerçek sorunlara ilişkin sorun çözme becerilerini geliştirmesinde faydalıdır.
Bu dönemde görülen en önemli özellik benmerkezci düşüncedir.
Benmerkezci düşünce : kendi görüşlerinin ve bakış açısının tek bakış açısı olduğunu düşünerek diğerlerinin bakış açılarını fark etme konusunda yetersiz olma durumudur.
Çocuğun kafasını çarptıktan sonra gidip masayı dövmesi,kazayla zarar verdiği ayısının ağlayacağını düşünmesi gibi…

B-Sezgisel dönem (4-7 yaş arası)
Mantıksal düşünmenin gelişmediği bu dönemde olayları sezgisel açıklama durumu ağırlık kazanmaktadır. Bu dönemde göze çarpan özellik : korunum ilkesi ile ilgili olandır.
Korunum ilkesi : nesnenin farklı bir şekle sokulmasının hacminde,miktarında,ağırlığında değişiklik yaratmayacağını kavramaya ilişkin durumdur. Uzun bir bardaktaki su geniş bir bardağa konulduğunda görüntüsü itibarıyla daha azmış gibi görünür çocuğa. Miktarların aynı olduğunu anlayamaz. Bu durum çocuğun geriye dönüşebilirlik kavramını algılayamaması ile ilgili güzel bir örnektir.

3- SOMUT İŞLEMLER DÖNEMİ (7-11 yaş)
Bu dönemde çocuk nesnelerin değişmezliği konumunu kavrama,toplama, çıkarma gibi matematik işlemleri yapabilme,gerçek ve hayal dünyasını ayırabilme ve başkalarının açısını görebilme gibi özellikler kazanır.
Masalların artık gerçek olmadığına ilişkin bilişsel yapıyı güçlendirmeye başlar.

4- FORMEL İŞLEMLER DÖNEMİ (11-15 yaş)
Çocuk bu dönemde semboller aşamasından geçip, düşünce düzeyine gelmiştir. Daha küçük yaştayken kullanılan tümevarım yöntemi yerini tümdengelim e bırakmıştır. Öncesi dönemde annem ve babam denize girmeyi seviyorsa bende sevmeliyim gibi genellemeler yaparken bu dönemde olayları yorumlayabilir.
Çocukta yetişkin düzeyine yakın akıl ve mantık yürütme, soyut kavramları kullanabilme becerilerinin gelişmesi gibi durumlar gözlenir.

Bazı araştırmacılar Piaget in kuramina ilişkin eleştiriler getirmiştir. Bilişsel gelişim aniden beliren bir durum değildir. Her bir dönem mutlak bir şekilde diğerini takip etmemektedir.
Anneleri için doğumgünü hediyesi seçmeleri için yönlendirilen çocuklarla ilgili araştırmada çocukların yaş dönemi gereği benmerkezli düşünerek kendi bakış açılarına göre hediye seçmeleri beklenebilir. Ama farklı bir araştırma sonucunda çocukların anneleri için uygun hediyeler seçtikleri görülmüştür.

BEBEKLİKTE BİREYSEL FARKLILIKLAR

Sağlıklı bebeklerin tümü benzer gelişim özellikleri gösterselerde birbirlerinden farklıdırlar. Bebekleri birbirinden farklı kılan davranış özelliklerine MİZAÇ denir.
Bazı bebekler çok hareketli,bazıları sürekli ağlar, bazıları sessizdir…

BEBEKLERDE ALGISAL DEĞİŞİM

6-12 ay arasında bebeklerde derinlik algısı oluşmaktadır. Derinlik algısı ; bebeklerin dünyayı 3 boyutlu ve nesneleri uzaklık yakınlık durumuna göre görmelerini sağlayan algıdır
Araştırmacılar laboratuar ortamında oluşturdukları yapay uçurumla çocuklarda derinlik algısını araştırmışlardır. Bu araştırmada kalın bir cam yüzey altında kareli kumaşla kaplı zemin üzerinde hem sığ hem uçurum içeren yapay bir ortam oluşturulmuştur. Cam yüzeyin üzerine bırakılan 6-14 ay arası bebekler, anneleri tarafından çağrılsalar dahi yapay uçurumu algılayarak üzerinden geçmeyi reddetmiştir.

AHLAK GELİŞİMİ

Kohlberg in ortaya koyduğu ahlak kuramında aklak gelişimi geleneksel öncesi ahlak düzeyi, geleneksel ahlak düzeyi ve geleneksel ötesi ahlak düzeyi olmak üzere 3 aşamada incelenmektedir.

Gelenek öncesi ahlak düzeyinde : çocuklar davranışları ceza ve ödül gibi somut sonuçları doğrultusunda değerlendirmektedirler

Geleneksel ahlak düzeyinde : bazı ahlaki değerleri içselleştirilir ve diğerlerinin koyduğu kurallara uymaya çalışılır

Geleneksel ötesi ahlak düzeyinde : neyin doğru neyin yanlış olduğu adaletin kuralları çerçevesinde değerlendirilmeye balar.

DİL GELİŞİMİ

Bebeler 2 aydan itibaren agulama sesleri çıkarırlar. 4-6 aylık bebekler ses vurgularını anlar ve kullanmaya başlarlar. 6.aydan sonra sesleri tekrar ederek 12 ay civarı ilk kelimeleri söylerler. 12-18 aylık dönemde ise iki kelimelik cümleler oluştururlar. 12-24 ay arasında artık kelime dağarcığı genişler ve kelimeleri ekleriyle ve fiil zamanlarına göre söylerler.

DUYGUSAL VE SOSYAL GELİŞİM

Doğada birçok yenidoğan hayvan annesi izlenir. Özellikle Kaz ve ördek gibi hayvanların yumurtadan çıkar çıkmaz gördükleri ilk hareketli nesneye karşı bağ oluşturup onu taklit etmeleri durumuna BASIMLAMA adı verilir. bu davranış sadece bu türe özgüdür. Yapılan araştırmalar Bu hayvanların oyuncaklara ve insanlara dahi basimlama geliştirdiklerini göstermiştir.
İnsanlarda basımlamaya benzer bir davranış şekli görülmemektedir. İnsanda BAĞLANMA olarak gerçekleşen süreç yavaş yavaş gelişir.
Bebek 7.aydan itibaren yoğunlaşan bağlanma davranışı ile kucağa alınmayı ister ve korktuğunda acı hissettiğinde yabancılarla karşılaştığında bakıcısına daha çok sarılır.
Anneden yada bakan kişiden ayrılma çocukta kaygı durumu yaratır. Nesne devamlılığı gibi KİŞİ DEVAMLILIĞI kavramı bebekte gelişmeye başlar. 5 aylık bebek için anne odayı terk ettiğinde sorun olmaz ama 9 aylık bebek annesi odayı terk edince annenin odanın dışında var olduğunu kavrar ve onu geri çağırmak için ağlar.

ANNE –BABA VE ÇOCUK İLİŞKİLERİ

Sanayileşme sürecinde anne baba ile çocuk ilişkileri önem taşımaktadır.
Ailenin çocuk yetiştirmede otoriteyi kullanma biçimine göre 3 tarz yetiştirme biçimi mevcuttur.
1. bilinçli otoriteye dayalı yetiştirme
2. baskıcı otoriteye dayalı yetiştirme
3. sınırsız hoşgörüye dayalı yetiştirme

1. bilinçli otoriteye dayalı yetiştirme : çocuğa aile içinde önem verilir. Çocuğun ihtiyaçları titizlikle karşılanır. Çocuğun neleri yapıp neleri yapamayacağı aile içinde belirlenmiştir. Çocuk bir konuda fikrini rahatlıkla belirtir ve çocuğun sorularına sabırla cevap verilir fakat belirli ilkelerden taviz verilmez. Örneğin : çocuk yatmadan dişlerini fırçalamak zorunda ise mutlaka fırçalar.
2. baskıcı otoriyete dayalı yetiştirme : çocuk mutlaka otoriteye uymak zorundadır. Çocuk görüş bildiremez, kendini ifade etmeözgürlüğü yoktur. Anne baba tarafından kurallar sert bir şekilde gösterilir.
3. sınırsız hoşgörüye dayalı yetiştirme : çocuğun hiçbir sınırı yoktur. İstediği her davranışı gerçekleştirebilir. Hiçbir yanlış davranışı cezalandırılmaz.

Gelişim psikologları açısından en uygun tarz: bilinçli otorite yaklaşımıdır. Bu tarz yaklaşım çocuğun sosyalleşmesi, bilişsel ve duygusal yönden gelişebilmesi içinde uygun ortamı sağlamaktadır.

ÇOCUKLARDA OYUN DAVRANIŞI VE ARKADAŞLARLA İLİŞKİLER

Çocukların oyunlarda ortaya koydukları davranışlar gelişim süresince farklılaşır.
Tek başına yalnız oyun oynayan çocuklar, daha sonraları birbirlerinin oyununa karışmadan oynadıkları PARALEL OYUN türünü geliştirirler. (her birinin aynı zamanda kendi başlarına farklı oyuncaklarla oynamaları )
Bu aşamadan sonra çocuklar paralel oyunu bırakarak İŞBİRLİĞİNE DAYALI OYUN sürecini geliştirirler. (herkesin bir rolü vardır. Kimi anne,kimi doktor olarak oyun oynamaya başlarlar)
7 yaş öncesinde sadece oyun oynayıp oyuncakların paylaşıldığı bir arkadaşlık kavramı oluşurken 9 yaşla beraber arkadaşlıkta karşılıklı iki yönlülüğün önemli olduğu ortaya çıkmaya başlar. Çocuk sadece arkadaşlarının onun için değil, kendisininde arkadaşları için bir şeyler yapmasının gereğinin farkına varır.

CİNSİYET VE ROL GELİŞİMİ
Çocuklarda cinsiyet rol gelişimi farklı aşamalarda gerçekleşir.
3 yaş civarındaki çocuklar kız yada erkek olduklarının farkındadırlar. TOPLUMSAL CİNSİYET KİMLİKLERİ konusunda bilgi sahibidirler. Ama kız yada erkek olmanın ne demek olduğu konusunda tam bir fikir sahibi değildirler.
Bu dönemde bi kız çocuğu kravat taktığı zaman erkek olabileceğini düşünebilmektedir. 4-5 yaş arası çocukta cinsiyetin değişmeyeceğine ilişkin bilinç gelişmiş TOPLUMSAL CİNSİYET DEĞİŞMELİĞİ kazanılmıştır. Günümüzde televizyon ve diğer görsel kitl iletişim araçları aracılığıyla bu bilinç daha erken yaşlarda kazanılır duruma gelmiştir. Bu farkındalıkla beraber çocuk toplum için kendicinsiyetine uygun görülen davranışları ortaya koymaya başlar. CİNSİYET ROLÜ FARKINDALIĞI olarak adlandırılan bu durum çerçevesinde çocuk kendisinden cinsiyeti gereği hangi davranışların beklendiğini bilir.
Çocukların giydikleri kıyafetten oyuncak seçimine dek uanan süreç bu çerçevede şekillenir.

ERGENLİK
Ergenlik : fiziksel gelişmeler ve bunlara bağlı olarak hızlı değişimlerin yaşandığı ve bu süreçte geri dönüşü olmayan bazı kararların alındığı bir dönemdir.
Kızlarda : 10-11 yaş aralığında,
Erkeklerde : 12-13 yaş aralığında
Başlayan bu süreçte boy ve ağırlıkta ciddi artışlar görülür.
Uzayan kol ve bacaklara hakim olamama bu dönem çocuklar sakar olarak nitelendirilir.
Ciltte yağ bezlerinin artmasıyla sivilceler çıkması, kemik ve kas yapısındaki gelişmeler,erkelerde kas yapısının gelişmesi,ses tonunda kalınlaşma,tüylenme.. bu döneme ait gelişim özellikleridir.
Yaşadıkları değişimler sebebi ile ergenleri sürekli ayna karşısında görmek mümkündür.
Ergenin bu süreçte kendisi ve vücudu ile barışık olması ilerili yıllara uzanan şekilde kişilik gelişimi açısından da önemlidir.
Ergenlerde soyut düşünce kavramı gelişir. Dünya orunlarına ilişkin birçok konuda aralarında tartışabilir ve bu konularla ilgili fikir yürütebilir. Bazı ergenler herkesin farklı görüşlerde olabileceği konusundaki bilişsel yapıyı tam gerçekleştirememiş olabilir. Bazı konularda bilişsel gelişimde yaş olarak ileri seviyede olsalarda, olayları benmerkezli görme eğiliminde olabilirler.
Kendilerini sahnede gibi görürler.
Kendilerine bir şey olmayacağını sanıp risk alabilirler.
Anne baba kuralları ile savaşmaya başlar

YETİŞKİNLİK

Yetişkinliğin ilk yılları insanların kendi yaşamları ile ilgili birçok kararı aldığı dönemdir. Bu dönemde bireyler kalıcı iş bulmak için sık iş değiştirme, evlenme, çocuk sahibi olma gibi kararları alabilir.
Anne baba olmanın getirdiği sorumluluklar,kariyer yapma gibi durumlar ve mesleki yaşantının birbirleriyle çatışması sonucu aile içerisinde sıkıntılar yaşanabilir.
Evlilik doyumu ile ilgili yapılan araştırmalar çocuk sahibi olduktan sonra evlilik doyumunda düşüş olduğunu göstermektedir. Buna karşılık daha ileriki yaşlarda çocuklar evlenip evden ayrıldıklarında doyumun göreceli olarak arttığı görülmektedir.
Orta yaş grubu insanlarda taptıkları işten yaşamlarından eskisi kadar zevk alamama ile beraber ORTA YAŞ KRİZİ gelişebilir. Bu süreçte birey kendini kararlı bir değişime hazırlar. Aynı şekilde boşanma yada bir ilişkiyi sonlandırmada yetişkinin psikolojik yapısı üzerinde etkilidir.
Yetişkinlikle beraber insan vücudunda fiziksel değişimler başlar.
25-30 yaşları arası en verimli dönem sonlanmış, artık 30 yaşından itibaren eskisine oranla dinç yapı yavaşlamaya başlamıştır. Yedek hücre sayıları hızla düşerken harcanan hücrelerin yerine yenisi konmaz. Bu durum kalp veciğer performansında düşmeye neden olur. Bedensel ve zihinsel olarak faal olan durumda olan bireylerde yaşlanma etkileri daha az görülmektedir.
Kadınlarda 40-50li yaşlarda menopoz döneminde bedendeki değişikliğin yanında psikolojik değişikliklerde olabilmektedir.
İleriki yetişkinlik döneminde bireyler fiziksel rahatsızlıklarda artık daha hassastır. Uyuma zorlukları,deride büzüşme,kemik zayıflığı,akciğerlerde daha az oksijen tutulması,saç tellerinin incelmesi,beyazlaşması,duyularda hassaslaşma…( Yaşlılıkta bilişsel aktivitelerin sürdürülmesi önemlidir : satranç oynamak gibi…)
Araştırmalara göre ileriki yetişkinlikte yaşamın kontrolünün kendisinde olduğuna inanan bireylerin fiziksel rahatsızlıklara dayanıklılığı daha fazladır. Yaşlılık döneminde artık çevre ile etkileşim azalabilmekte ve alınan toplumsal roller azalmaktadır. Azalan rollerle birlikte artık çevresindekilerin kendisine ihtiyacı olmadığına dair inanış gelişmeye başlar. İlerleyen yaşla beraber, emeklilik sonrası boşluk hissi ve kendi yaşıtlarının ölümü gibi fktörler yaşamı gözden geçirme davranışını başlatan durumlara örnektir. Bunun yanı sıra kültürel farklılıklar, bireylerin ekonomik durumları bu döneme bakışıda farklılaştırmaktadır.

ÜNİTE 7
Güdüler ve duygular

güdü:organizmayı etkileyerek bir amaç için harekete geçmeye sevk eden,istekleri,arzuları,ihtiyaçları,dürtüleri ve ilgileri kapsayan genel bir kavramdır.

dürtü:Açlık,susuzluk,cinsellik gibi fizyolojik kökenli güdülere dürtü adı verilir.

gereksinim(ihtiyaç):Vücut süreçlerini denge durumuna getirmek için çeşitli kaynakların kullanıldığu organizmanın fizyolojik ihtiyaçları ya da davranışı yüksek seviyede yönlendiren başarma,toplumsal onay,statüye ilişkin duyulan istek gibi dürtülerdir.

GÜDÜLENME KURAMLARI

1)Dürtü kuramı:Açlık,susuzluk,cinsellik

2)Özendirici uyarıcı kuramı:Örneğin;yeni cep telefonu olan biri gözüne cazip gelen yeni bir cep telefonunu da alabilir.örneğin;yemekten sonra tok olsak dahi güzel kokan bir keki yeme ihtiyacı hissedebiliriz.tanım:biyolojik olmayan,birey gereksinim duymasada bireye cazip gelen ve onu davranışa iten unsurlar özendirici uyarıcıdır.

3)En uygun düzeyde uyarılma kuramı:Bireylerin yüksek sesle müzik dinlemek için discoya gitmesi,paraşütle atlaması bu kurama örnektir.hayatın sıkıcı olduğunu düşünen bireyler böyle yaparak en uygun seviyeye gelmek isterler.

4)İçgüdü kuramı:örneğin;leyleklerin göç etmesi,örümceğin ağ örmesi,(merak,aşk,nefret)bunlarda insanlara ait içgüdülerdir.

5)Bilinçdışı güdüler:Bireyler hatırlamak istemedikleri şeyleri bilinçdışına iterler.Ama bu hatırlamak istemedikleri şeyler yok olmaz.

6)Biyolojik denge (homeostasis) kuramı:Organizmanın yaşamını sağlıklı şekilde sürdürmesine bağlıdır.

homeostasis:organizmanın bünyesine katılan maddelerin ne şekilde alınacağına ve nasıl denge kurulacağına ilişkin sabit içsel durumu işaret eden biyolojik denge kuramıdır.örneğin;Fastfood biyolojik dengenin bozulmasına yol açar.

GÜDÜLERİN SINIFLANDIRILMASI

1)Birincil güdüler:

a)açlık-susuzluk:organizma da açlık ile ilgili tepkileri yönlendiren merkez hipotalamustur.yeme-doyma durumunu kontrol eder.kana doğrudan verilen insülin kandaki şeker miktarını düşürerek açlık hissine yol açar.Aynı şekilde kana verilen glikoz da açlık hissini ortadan kaldırır.Kanser ya da ülser gibi hastalıklar sebebiyle mideleri alınan kişilerde açlık duyma hissi devam edecektir.Vücuttaki su ve tuz dengesinin bozulması susuzlukla ilgili gereksinimin belirmesine neden olur.Yaz aylarında buz gibi bir içecek görüntüsü kişideki susuzluk gereksinimini arttıracaktır.

b)cinsellik:biyolojik ve çevresel unsurlar tarafından uyarılarak ortaya çıkar.Cinsel davranışın ortaya çıkmasında merkezi sinir sistemi tarafından kontrol edilen hormonlar,parfüm kokusu,cinsel içerikli bir reklam,erotik içerikli hayaller gibi çevresel unsurlar etkili olabilmektedir.Kadın ve erkekte cinsel davranışın altında yatan en önemli biyolojik unsur testosteron hormonudur.hayvanlarda feromon adı verilen maddeler gibi koltuk altı ve cinsel organların bulunduğu bölgede benzer kimyasallar salgılarlar.

2)Uyarıcı kaynaklı güdüler(öğrenilmemiş güdü):

a)araştırma ve merak:bireyler merak ile birlikte yeni durumları keşfedebilir ve keşfettiğinden sıkılan birey kendini daha ileri uğraşlara yönlendirir.İlerleme ve gelişmenin temeli bu şekilde merak ve araştırmadan geçer.

b)kurcalama:birey bilmediği yeni bir cihazı kurcalayarak ne olduğunu anlama yönünde kendisini tatmin edebilir.Öte yandan tespih çekmek,sınıfta derste kalem çevirmek,yüzüğüyle oynamak gibi durumlardada birey kurcaladığı maddelerle kendisini sakinleştirir.

3)Sosyal güdüler(öğrenilmiş güdü):bir arada bulunma,güç,başarı

a)Başarı gereksinimi:

b)ilişki kurma ve bağlanma gereksinimi

c)kontrol altında tutma gereksinimi

ÖDÜLÜN KAYNAĞINA GÖRE GÜDÜLENME

1)İçsel kaynaklı ödül:işin ödül niteliğini taşıması birey için zevk ve tamin sağlıyorsa buna içsel kaynaklı ödül denir.örneğin;gelişme arzusu,araba kullanmak,yüksek yerden suya atlamak,bulmaca çözmek.

2)Dışşal kaynaklı ödül:dışarıdan ödül sunuluyorsa ve davranış oluşuyorsa buna dışsal kaynaklı ödül denir.örneğin;bir işçi mesaiye sadece prim olduğu için kalıyorsa bu dışsal kaynaklı ödüle örnektir.

GEREKSİNİMLER(İHTİYAÇLAR)HİYERARŞİSİ:Abraham Maslow

DUYGULAR

1)korku 2)neşe 3)kızgınlık 4)hüzün 5)nefret 6)umut 7)yakınlık 8)hayret

DUYGU KURAMLARI

1)James-Lange kuramı: William james-Carl Lange

Gözlerin büyümesi,tüylerin diken diken olması.örneğin;birinin köpek görünce korkması ve böylece titremesi veya ağlaması.

2)Cannon Bard kuramı:hipotalamus devreye girer.

3)Bilişsel kuram: Stanley Schachter. örneğin;alkol alan biri alkol etkisiyle değişiklik gösterecektir.kişi eğlenceli bir ortamdaysa sevinçli,kasvetli bir ortamdaysa sıkıntı hissedebilir.fizyolojik değişiklerin şekillenmesinde bireyin algı ve anlayışı etkilidir.

4)Sosyobiyolojik kuram:örneğin;çevreye uyum sürecinde kızgınlık duygusu aslında diğer insanların saldırganlıklarına karşı insanları korurken,neşe ve mutluluk gibi duygular insanların yakınlaşmasını sağlamaktadır.bu kuram duyguların fizyolojik temellerini açıklama konusunda sınırlılıklar içermektedir.

Duyguların ifade edilmesi

jest ve mimikler:duygu ve düşünceleri destekleyerek gözle görülür somut hale gelmelerine katkıda bulunan hareketlerdir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s